Adı:
Kıyamete Bir Milyar Yıl
Baskı tarihi:
Kasım 2015
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053754855
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Za Milliard Let Do Kontsa Sveta
Çeviri:
Hazal Yalın
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
"Strugatski Kardeşler'den biri Gogol'ün diğeri ise Çehov'un soyundan geliyor ama hiç kimse hangisinin hangisi olduğundan emin değil. Bu kitap kesinlikle harika."
-Ursula K. Le Guin-

"Türü bilimkurgu olsun ya da olmasın, bu kitap okuduğum en iyi, en etkileyici kitaplardan biri."
-Theodore Sturgeon-

"Fantastik olayları fantastik olmayan varsayımlarla nasıl açıklarsın?"

Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla "Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları" sıfatını hak eden yegâne ikili. Henüz taslak halindeyken sansürün hışmına uğrayan Kıyamete Bir Milyar Yıl ise yazarların en sıradışı ve aykırı romanlarından biri.

Bir astrofizikçi olan Dimitri Malyanov, kendisine Nobel Ödülü'nü kazandıracağına inandığı projesi üzerine yoğunlaşmak için ailesini Odesa'ya, eşinin annesinin evine gönderir.

Ancak bir sorun vardır; yalnız kalmasına rağmen sürekli rahatsız edilir. Önce içi votka ve havyar dolu bir kutu, ardından da mini etekli güzel bir kadın kapısında beliriverir. Bu ziyaretler, bilim insanı olan arkadaşlarının da geçerken uğramasıyla sonu gelmez bir hal alır. Hepsi de çok büyük bir keşfin eşiğinde olduklarını ama aniden dikkatlerinin dağıldığını iddia etmektedir.

Acaba karanlık bir güç, bilimsel gelişmeleri engellemek mi istemektedir? Yoksa tüm bunların daha doğal bir açıklaması mı vardır? Kıyamete Bir Milyar Yıl, edebiyatın "Sorun sende değil, kâinatta!" deme biçimi.
(Tanıtım Bülteninden)
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 11. kitaptı. Aynı zamanda Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerden okuduğum ilk kitap oldu. Yaptığım araştırma neticesinde Kıyamete Bir Milyar Yıl isimli bu kitabın henüz taslak halinde iken birçok ülkede sansüre uğramış olduğunu öğrendim ve hemen ilgimi çekti. Genelde bu tür sansüre uğrayan kitaplar çok değerli kitaplar oluyor.

Bilimkurgu roman olarak nitelendirilen bu kitapta, bilim insanlarının buluşlarının önüne kimlerin, hangi güçlerin geçebileceği ve tehdit oluşturacağı sorusuna cevap aranıyor. Ancak bu yönüyle bilimkurgu kitap olma özelliğini haiz olmadığını düşünüyorum. Çünkü romanın içerisinde bir kurgu bulunmasına rağmen bilimsel bir veri veya fikir yer almıyor. Bu haliyle de bilimkurgu roman demek yerine kurgu roman demeyi tercih ediyorum.

Kitabın ana karakteri, Dimitri Malyanov. Malyanov, astrofizikçidir ve yıldızlar arası maddeyle ilgili bir çalışma yapmaktadır. Çalışmasına daha iyi odaklanabilmek için karısı ve çocuğunu tatile gönderir. Fakat bu esnada etrafında anlam veremediği ve çalışmalarını yapmasını engelleyen bir takım tuhaf olaylar dönmeye başlar. Zira evde yalnız olmasına rağmen sürekli telefonları çalmaya başlar ve kapısının çalınmasıyla rahatsız edilir. Bir türlü çalışmasına odaklanamaz ve bir süre sonra aynı sıkıntının yalnızca kendi başına gelmediğini, bir takım bilim adamı arkadaşlarının da çalışmalarını engelleyen tuhaf olaylarla karşı karşıya olduğunu anlar. Kendisi gibi birer bilim adamı olan arkadaşlarıyla bir araya gelip bu sorunu tartışırlar. Karanlık bir gücün mü bilimsel gelişmeleri engellemek istediği yoksa tüm bunların daha doğal bir açıklaması olup olmadığı sorusu bütün kitap boyunca okuyucunun kafasını kurcalar.

Hızlı okunan ve keyifli saatler geçirmenizi sağlayan bir roman. Benim için öyle oldu açıkçası. Fakat sona erdiğinde, aslında yeteri kadar tatmin olmadığımı düşündüm. Bu yönüyle ve kafamda soru işaretleri bırakarak bitmesiyle diğer okuduğum bilimkurgu kitaplarının bir tık gerisinde kaldı.
İthaki Yayınları bilimkurgu klasiklerinin ikinci kitabı Kıyamete Bir Milyar Yıl. Arkadi ve Boris kardeşlerden okuduğum ilk kitap ayrıca. Klasikler kapsamında 3 kitap daha yayınlanmış Boris ve Arkadi kardeşlerden. Sırayla her birini okuyacağım, beni başka diyarlara götürüyor bu seri çünkü :)

Şimdiye kadar okuduğum üç bilimkurgu romanından da farklı geldi bana bu eser. Alıştığım bir tarz oluştu ve bunun dışına çıkmıştı yazarlar. Dolayısıyla bilimkurgu diye adlandırmak ne kadar doğru bu eseri, bilemiyorum. (Puanımın nedenlerinden biri budur.) Bir uzaylı ve uzay temasına rastlamıyoruz eserde ancak konu olarak gayet özgün ve dikkat çekici olduğunu söylemem gerek.

Konudan kısaca bahsedeyim; bir astrofizikçi olan Dimitri Malyanov en önemli projesi üstünde çalışmaktadır. Bu nedenle de ailesini uzaklara gönderip kendisi evde yalnız kalır. Ancak hiçbir şey umduğu gibi gitmez. Birbirinden tuhaf olaylar yaşamaya başlar Malyanov. Kendisi gibi bilim insanı olan arkadaşlarının da başına benzer şeyler gelir. Ve hepsi biraraya gelerek konu üstünde konuşmaya, beyin fırtınası yapmaya başlarlar. Bu olanların nedenini anlamak için uzun süren konuşmalar yaparlar.

Kitap baştan sona endişe, korku, şüphe ve tesadüflerden oluşmakta. Ben okurken bir an zaman kavramımı kaybettim :D Polisiye bir tarafı da bulunan eserde, okuduğum kitaplardaki karakterlerle ilgili cümlelere de rastladım. Sürükleyici, kolayca okunan ancak okunduğu kadar kolay hazmedilemeyen bir kitap Kıyamete Bir Milyar Yıl. Okura sorduğu soruların bir kısmının cevabını yine okura bırakmış yazarlarımız. Yani bir beyin fırtınası da okuyucuyu bekliyor.

Kapak tasarımı yine çok iyiydi, bilimkurgu klasiklerinin kendine özgü bir tarzının olması hoşuma gidiyor. Kitapların yanındaki ayraçlara da bayılıyorum. (Koleksiyonuma yeni ayraçlar eklemiş oluyorum bu sayede) Ama yine kelime hataları vardı, konu İthaki olunca artık buna alıştım demeliyim. (Puanımı etkileyen diğer neden ise kelime hataları.) Bunun dışında anlatımı yer yer heyecanlı ve merak uyandırıcı eseri beğeneceğini düşünüyorum okuyacakların. Serinin diğer kitapları ile devam :)
  • Satranç
    8.7/10 (9.748 Oy)9.711 beğeni27.259 okunma2.007 alıntı126.243 gösterim
  • Cesur Yeni Dünya
    8.5/10 (1.989 Oy)1.719 beğeni4.588 okunma1.084 alıntı33.145 gösterim
  • Fahrenheit 451
    8.3/10 (2.371 Oy)2.057 beğeni5.543 okunma2.561 alıntı48.225 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.790 Oy)8.402 beğeni24.027 okunma957 alıntı95.921 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.297 Oy)6.655 beğeni17.682 okunma2.987 alıntı90.456 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.943 Oy)9.215 beğeni30.246 okunma926 alıntı146.742 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.997 Oy)19.930 beğeni45.627 okunma3.583 alıntı192.956 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.138 Oy)13.970 beğeni36.183 okunma3.794 alıntı153.855 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.257 Oy)9.254 beğeni27.609 okunma2.934 alıntı121.781 gösterim
  • Otomatik Portakal
    8.1/10 (3.004 Oy)2.536 beğeni8.116 okunma796 alıntı55.187 gösterim
Kıyamete Bir Milyar Yıl klasik bir bilim kurgu kitabı değil. Daha çok felsefi bir roman. Klasik bilim kurgu kitaplarında yer alan uzaylılar bu kitapta görünmüyorlar. Hatta var olup olmadıkları da kitabın tartışma konusu. Kitapta 1970'li yıllarda Leningrad'da 5 bilim adamının başından geçen karmaşık ve gerilim dolu bir hikaye konu ediliyor ve bu 5 bilim adamı felsefi sohbetler yaparak bu olayı çözmeye çalışıyorlar. Kitapta tartışılan pek çok soru var ancak bunların cevabı verilmemiş. Bu nedenle kitabı özümsemek bir hayli zorlaşıyor. Yine de edebi açıdan çok güçlü ve okurken keyifli saatler geçirmenizi sağlayan bir eser.
Bana kalırsa, Arkadi ve Boris Strugatski kardeşler sadece Rus bilimkurgusunun değil Rus felsefesinin de önemli yazarlarından. "Pazartesi Cumartesiden Başlar"dan sonra keyifle okuduğum ikinci kitaplarıydı bu ve şunu söyleyebilirim ki, gerçekten değişik bir tarza sahipler. Önemli bir buluşun eşiğinde olan birkaç bilim insanı, çalışmaları esnasında değişik uyarıcılar tarafından dikkatlerinin dağıtıldığından yakınır. Bu durum basit bir tesadüften fazlası, hatta uzaylıların işi olabilir mi? Bakın, sizin de ilginizi çekti. Tavsiyemdir. =)
Kıyamete Bir Milyar Yıl, yer yer karmaşık anlatımı ve çoğu okuruna yetersiz gelen sonu nedeniyle kimilerine göre yetersiz bir roman. Ben, yetersiz yerine daha iyisi olabilirdi diyorum. Rus edebiyatının göze çarpan teknik özellikleri ile süslenmiş eser tempoyu yüksek tutarken bir yandan da gizemi dozunda veriyor.

Kitabın sonu üzerine bu kadar düşünülmesini yersiz bulacak değilim. Sonuçta bir eser girişiyle sonuyla bir bütün. Sonu bana yetersiz gelmedi, eser halihazırda vurgulamak istediği noktayı bana aşılamıştı. Kopukluklar ve bunların yanı sıra ilerleyen yoğun anlatım sonucu belli yerlerde dikkat dağınıklığı çektiğim oldu. Fakat kitaptan ne kadar kaynaklanıyorsa bir o kadar da benden kaynaklanıyor bu durum. Bu yüzden eksik bir nokta hissetmedim. Kitabın püf noktası şu ki; bilimkurgu üstü kapalı bir şekilde elinize geliyor ve ona dikkat etmek sizlere düşüyor. Belirtildiği gibi kitap, fantastik olayları fantastik olmayan varsayımlarla nasıl açıklayacağı üzerine bir yol izliyor. Bu sebeple etkileyici anlatımı sayesinde okurken bir yandan sorduğu soruları biz okurlara sorgulatıyor. Kitabın bilim insanları çevresinde geçmesi de sorduğu soruların kapsama alanlarını ve niteliklerini artıran bir unsur. İşte bu şekilde yalnızca okumuyor, bir yandan da sorguluyorsunuz.

Strugatski kardeşlerden okuduğum ilk eser oldu Kıyamete Bir Milyar Yıl. Kendileri hakkında yaptığım araştırmaya göre eserlerinde sürpriz son tercih etmediklerini gördüm. Kıyamete Bir Milyar Yıl'da da bu durum geçerli. Daha önce de belirttiğim gibi, vurgu noktasına çok önceden ulaşan ve bu nokta üzerindeki merakı akıcı cümlelerle canlı tutan eserin sürpriz bir sona ihtiyacı zaten yoktu. Yapabileceğim öneri, bilimkurgu konusunda fikir sahibi olmadan, belli klasikleri okumadan direkt olarak bu eserden başlamamak gerektiği yönünde.
Bilim kurgu kitaplarının vazgeçilmezi olan uzay ve teknoloji unsurları bu kitapta yok. Her şey bir varsayımdan ibaret. Bu açıdan farklı (felsefik) bir bilim kurgu okuma deneyimi ile karşı karşıya kalmak güzeldi.

Kitap, astrofizikçi olan Malyanov'un üzerinde çalıştığı ve Nobel ödülü almayı planladığı bir projenin bitime doğru gelişen tuhaf olayları konu alıyor. Malyanov çalışmasına odaklandığı anda çalan kapısı yüzünden tüm dikkatini kaybediyor. Davetsiz misafirleri ile baş etmeye çalışırken; kendisi gibi bilimle uğraşan arkadaşlarından da aynı şikayetleri duymaya başlıyor. Kitabı okurken neler yaşandığını sorgulayan bilim adamlarının varsayımlarına, kaygılarına, korkularına ve meraklarına ortak oluyorsunuz. Kitabın en ilginç yanı ise tartışılan birçok konuya açıklık getirilmemesi. Kitap için kesin bir son ile biliyor demek yanlış olur. Aslında kitabın arka kapak yazısında yer alan “ sorun sende değil, kâinatta” sözü kitabın bitiş cümlesi olmaya çok uygun.

Kitabın henüz taslak halindeyken sansürlenmesi de ilginç bir detay. Boris Strugatski kitabın sansürlenme sebeplerini sonsöz olarak okuyucularıyla paylaşmış; “ başarıyla atlattığımız tatsız bir durumu hatırlamaktan daha keyifli bir şey yoktur.“ sözleri ile kitabı noktalamış. Sansürün ortadan kalması ve kitabın bize kadar ulaşması; bilim kurgunun felsefik olarak satırlara yansıtılması da göz önüne alınırsa, biz okuyucular için büyük bir kazanç olmuş.

Bu kitabı kısaca yorumlacak olsaydım; 152 sayfa ile tadı damakta kalan, Rus yazarların o güzel anlatımı ile okuma keyfini üst seviyelere taşıyan bir bilim kurgu kitabıydı şeklinde tanımlamak yerinde olurdu.

Eğer bilim kurgu okumayı seviyorsanız, Kıyamete Bir Milyar Yıl’ı okuma listenize eklemenizi tavsiye ederim.
İnceleme blogumdan alıntıdır. https://goo.gl/GfPnZ6
Okurken sizi çokça düşünmeye sevk eden bir kitap Kıyamete Bir Milyar Yıl. Ve kitap kalın olmamasına rağmen hemen okunup bitirilecek bir kitap değil, üzerinde fazlaca irdelememiz gereken noktalar var.
Kitabın içerisinde geçen diyaloglara baktığımız zaman içinde bulunduğumuz yüzyılla bir çok yönden karşılaştırıyoruz; bilim, teknoloji, insan karakterleri ve bilim insanları ile tanrı inancı...
Konusuna gelirsek; yirminci yüzyılda yaşayan bilim insanlarının yapacakları büyük keşiflerin eşiğindeyken başlarına gelen garip olaylar sonucu aldıkları tutumları ve bu tutumları almadan önce yaptıkları tartışmayı konu alıyor.
Başlarına gelen bu gariplikleri neye dayandıracaklar? Bir çözüm üretebilecekler mi? Bilim insanları hangi yolu seçecekler? Yaptıkları bu seçimle nasıl bir yola girecekler?
Bu soruların cevabını merak edenler ve dünyaya bilim insanları gözünden bakmak isteyenler mutlaka bu kitabı okumalı ve üzerine bolca düşünmeli.
Arkadi ve Boris Strugatski yine harika bir iş çıkarmışlar.
Kıyamete Bir Milyar Yıl, edebiyatın "Sorun sende değil, kâinatta!" deme biçimi.
Strugatski kardeşlerden okuduğum ilk kitaptı ve anlatım tarzlarını çok beğendim. Karakterlerin yaşadığı duygu durumunu çok güzel betimlemişler. Kitabın başlangıcındaki dil özellikle çok hoşuma gitti. Dizilerde filmlerde gördüğümüz çatlak bilim insanları vardır ya. Çok hızlı konuşurlar, daldan dala atlarlar ve hiç kimse aslında onların ne dediğini takip edemez. Hah işte bu seyirde başlayan bir anlatımı var.

---Buradan sonrası azıcık spoiler içerebilir, bilginize.

Kitapta teknolojik ve bilimsel buluşlar ortaya koymanın eşiğinde olan birkaç bilim insanının, bir şekilde durdurulmaya çalışılması ele alınıyor. Çünkü bu buluşların insanlığa ve/veya evrene büyük zarar vereceği düşünülüyor. Bu bilim insanlarının durdurulmasıyla da evrenin dengesinin korunması sağlanılıyor. Kitap üzerinde en çok düşünmemi sağlayan kısım da bu olmuştu benim için. Keşke öyle bir güç ya da evrenin kendisi olsa da insanların yine insanlara ve tüm dünyaya zarar vermek için olan tüm girişimleri bir şekilde engellense diye düşünmedim değil tabi. Belki de evren gizli saklı yapıyordur zaten, kim bilir?

Şimdi kitapta hayran kaldığım karakter Veçerovski'den bahsetmek istiyorum biraz. İnsanoğlunun karşılaştığı sorunları hep yüce bir güce atfetmesi, aslında doğanın insanın önüne getirdiği bir takım gariplikleri ve ilginçleri zor yoldan açıklamaya çalışmasına anlam veremeyen karakterde Veçerovski. Ona göre doğada gerçekleşen olayların sonucunda kabullenmek yerine bir düşman arıyor insan, suçlayacak birilerini ya da bir şeyleri arıyor. Veçerovski ve Malyanov arasında geçen yüksek bir uygarlığın olup olmadığına ilişkin konuşmalar düşündürücü yönüyle oldukça zengindi. Veçerovski'nin keskin ve sert diliyle anlatmaya çalıştıkları, Malyanov'un zihnini zorlarken okuyucunun da zihnini zorluyor.

---Alttaki paragraf kitabın gizemini açığa çıkaran türden. Yine spoiler içeriyor ancak herkesin okumasını ve fikir sahibi olmasını istediğim bir konuyu da içeriyor.

***Kitabın bilim kısmını oluşturan, evrenin yapısıyla alakalı etkileyici bir hipotez bulunuyor. Şimdi karakterlerden birisi evrenin kendi yapısını koruduğu görüşüne sahip. Şöyle açıklayayım:
Elimizde üç adet yasa var; azalmayan entropi yasası, aklın sürekli yeniden üretimi yasası ve ikisi arasındaki homeostatik degeyi sağlayan yapının korunumu yasası. Denge sağlanamaz da entropi yasası baskın gelirse evrendeki düzensizlik ve rastgelelik artacak ve bir kaos ortamı oluşacak. Ya da aklın çok gelişmesi nedeniyle entropi yasası bastırılacak ve homeostatik denge yine sağlanamayacak. İşte insanlıktan daha üstün uygarlıkların olmayışına dair olan görüş bu noktada devreye giriyor. Eğer ki bizden daha üstün olan varlıklar olsaydı aklın yeniden üretimi baskın çıkardı, bu "doğanın doğasını değiştirme"ye neden olurdu ve denge bozulurdu. Bu nedenle de insanlığı yükseltecek teknolojik gelişmeler, araştırmalar ya da bilimsel çalışmalar meydana gelmeye çalıştığında evren kendini savunmak, yapısını korumak için bu gelişmelere bir şekilde engel oluyor. ***

---

Ayrıca kitapta geçen bir görünmez adam tabiri var. H. G. Wells'in kitabı olan Görünmez Adam olduğunu düşünmüştüm başlarda. Zaten daha sonraları yine kitapta H.G. Wells'e deniliyor. Belli ki bu kardeşler ondan etkilenmiş ancak daha önce hiç H.G. Wells okumadığım için aradaki bağlantıyı da kuramadım ama olsundu, ona da sıra gelecek.

Bazı kısımlarında bilimsel terminolojinin biraz fazla olması nedeniyle sindirilerek okunması gereken bir kitap. Hepinize keyifli okumalar :)
Kitap hakkında yeterince inceleme yazılmış, benim ekleyebileceğim fazla bir şey yok. Ama bana hatırlattığı bir kaç film var. Biri ismini hatırlayamadığım (sanırım Dünyalı gibi bir şeydi.) Bir grup entellektüel bir dağ evinde insanlık tarihini ve önemli olayları tartışıyorlardı. Bu kitap da böyle bir anlatıma sahip. Olayları kendi aralarında konuşuyor karakterler. Bir diğer film ise 80lerde çekilmiş bir Sovyet filmi olan Garaj. Aynı şekilde yirmi kişi son garajı kimin alacağını belirlemek için bir mekanda toplanıyorlar ve olaylar gelişiyor. Nedense bu kitabı okurken hep böyle bir ortam ve oyuncuları canlandırdım zihnimde. Hafif çakırkeyif, yaşı geçkince, endişeli, biraz sakar ve ürkek bir grup adamın zaman zaman komik durumlarla olayları anlatması hazır bir film senaryosu gibiydi.
İthaki Bilimkurgu Serisini okudukça serinin diğer kitaplarını da bir an önce okumak istiyor insan..
Her kitap insanı farklı olaylara , varsayımlara, beyin fırtınası yaptırmaya yönlendiriyor.

Bu kitap da tam bir bilimkurgu olmamakla birlikte, bilimkurgu özelliğini alt vurgularla veriyor. Ve bu vurgular bir varsayım üzerinde gelişiyor. Bu da tam anlamıyla insanı farklı şekilde düşünmeye yönlendiriyor.

Bilimsel gelişmeler üzerinden çalışan Dimitri Malyanov ve arkadaşları , kaynağı belli olmayan bazı güçler tarafından engellenmektedir. Bu engellemeler dünya dışı varlıklardan mı kaynaklanıyor yoksa onların bu çalışmalarını çekemeyen kişiler tarafından mı ? Tamamen bu varsayımlar üzerine gelişen olaylar...

Bilimkurgu klasikleri okumaya devam ...
İlk olgu: Çalışmalarımız birilerinin hoşuna gitmedi.

Soru: Kimin?

Gözlem: bir uzaylı beni ziyarete geldi.

Kıyamette Bir Milyar Yıl İthaki Yayınlarının Bilimkurgu Klasikleri serisinin 2. kitabı AN ve BN kardeşlerin 1977 yayımlanan romanıdır. Eser yazarların sonsözünde de belirtikleri üzere romanın alt metninin kendisini kontrolsüzce gösterip durması nedeniyle dönemin üst otoriteleri tarafından rahatsız edici bulunmuş, eser yazarlar tarafından görece küçük değişiklikler yapılarak 1977 yılında sansürlenmiş şekliyle yayımlanmıştır. İthaki Yayınlarının yayımladığı, Hazal Yalın’ın çevirisini yaptığı bu kitap Türkiye’de Rusçadan Türkçe ‘ye eksiksiz olarak çevrilip, yayımlanan ilk kitaptır.

Başta bir polisiye roman gibi başlar; ana karakterimiz astrofizikçi Dimitri Malyanov sıcak bir temmuz gününde evinde araştırması üzerinde çalışmaktadır. Eşini ve oğlunu evde çalışabilmek için eşinin annesinin yanına tatile göndermiştir. Ancak çalışması arka araya gelen yanlış telefon aramalarla bölünür. Sipariş etmediği halde içerisinde yiyecek ve içki bulunan teslimat alır. En ilginç olanı da elinde eşi tarafından yazılmış bir notla gelen ve eşinin ilkokulda yakın arkadaşı olduğunu söyleyen seksi bir kadının geceyi onun evinde geçireceğini söylemesidir. Bir yandan bu olaylar gerçekleşirken bir yandan da arkadaşları üzerinde çalıştığı araştırması hakkında sorular sormaya başlarlar. Bu onun için şaşırtıcıdır çünkü daha önce yaptığı işler üzerinde hiç ilgilenmeyen arkadaşları ısrarla ne üzerinde çalıştığını merak etmektedir. Ertesi gün kapısı bir kriminal dedektif tarafından çalınır. Dedektif, arkadaşı ve karşı komşusu olan Snegovoy’un dairesinde ölü bulduğunu, bu cinayete intihar süsü verildiğini ve kendisinin cinayet şüphelisi olduğunu söyler. Olanlar karşısında oldukça şaşkına dönen ana karakterimiz Malyanov ve arkadaşlarının hikayesi bu noktadan sonra başlar.

Astrofizikçi Malyanov yakın arkadaşı biyolog Vayngarten vasıtası ile mühendis Zahar Gubar ve oryantalist Glukhov ile tanışır. Malyanov’un diğer bir komşusu matematikçi Veçerovski’ye giderek olayları tekrardan değerlendirirler. Bu isimler kendi alanlarında oldukça başarılı isimlerdir ve araştırmaları dünyayı değiştirecek niteliktedir. Ancak hepsinin ortak sorunu çalışmaya başladıkları an beklenmeyen olaylarla çalışmalarının bölünmesidir. Sanki bir güç tarafından çalışmalarına izin verilmemektedir. Karakterler kendi hikayelerini sırasıyla anlattıklarında gerçeğin farkına varırlar.

Uzun zamandır dünya dışı bir uygarlık dünyada yapılan bilimsel çalışmaları takip etmektedir. Karakterlerimizin yaptıkları çalışmalar onlar için endişe verici bir noktaya geldiğinde, tesadüfi olaylarla bu araştırmaları durdurmaya çalışırlar. Ancak Vayngarten’ın hikayesinde olduğu gibi bu tesadüfi olaylar karakterlerimizi durdurmaya yetmediğinde, yaptıkları çalışmalarından vazgeçmeleri ve bu çalışmalarla ilgili bütün malzemeleri yok etmelerini önermeye ziyarete gelirler. Bunu neden veya niçin istediklerini açıklamazlar ancak her şeyin doğal süreçte ilerlemesi için gerekli tedbirleri aldıklarını söylerler. Eğer karakterlerimiz onların taleplerini yerine getirse insani doğalarından kaynaklanan anlaşılır arzularını tatmin etmek için ellerinden geleni yapacaklarını eğer taleplerini reddelerse de daha sert tedbirler alacaklarını söylerler.

“Fantastik olayları fantastik olmayan varsayımlarla nasıl açıklarsın?”

Entelijansiyan karakterlerimiz her ne kadar kendi hikayelerine inanmak isteseler de başlarına gelen fantastik olayları fantastik şekilde ifade etmenin -bilim insanı olarak- hayat görüşlerine ters düştüğünün farkındadırlar. Yaşanan bu olayları kendi çevrelerinde veya medyada dile getirmenin kendilerine büyük zararları olacağının; saygınlıklarını yitireceklerinin, bilim insanı olmaktan çıkacaklarının, artık ciddiye alınmayacaklarının bilirler. Bu anlamda yardım isteyecekleri, akıl danışabilecekleri kimseleri yoktur. Yazarların da belirtiği gibi karakterlerimiz artık “YALNIZDIR”. Başlarına ne geldiğinden daha önemlisi bundan sonra nasıl davranacaklarıdır. Bir seçim yapmaları gereklidir.

“Eviniz yandığında ya da fırtınada yıkıldığında ya da sel alıp gittiğinde eve ne olduğunu değil, şimdi nerede yaşayacağımızı, nasıl yaşayacağımızı ve ondan sonra ne yapacağımızı düşünmelisiniz…”

Görülenin aksine Kıyamette Bir Milyar Yıl romanı bilimkurgu öğelerinin hiçbirine yer vermeyen bir bilimkurgu klasiğidir. Uzaylılar tarafından organize edildiği düşünülen, birbirinin peşi arkası gelişen, gerçek üstü olayları gayet bilimsel çerçevede açıklama çabası peşinde olan karakterlerin hikayesi, kendilerini sorguladıkları gibi alttan alta dönemi ve insan psikolojisinin eleştirisini de ortaya koyar. Uzaylıların ne oldukları, nerden geldikleri, neler yaptıkları, uzaylıların tasvirleri verilmez. Vayngarten kendisini uzaylıların ziyaret etiğini söylemektedir ancak gelen kişi kızıl saçlı diye tarif ettiği bir insandır. Kitapta size birtakım olaylar anlatılarak görmenizin istendiği verilmiştir. Bunların doğruluğu da sorgulanmaz dikkat çekilen nokta bundan sonra karakterlerimizin ne yapacağı sonra ne olacağıdır. Polisiye hikâye olarak başlayan kitabımızın ilerleyen bölümlerinde bilimkurgu mu acabaları ile karakterlerimizin üzerinde baskı yaratılmıştır.

Malyanov başına gelen ve onda baskı yaratan bu olaylara ısrarla yüksek bir uygarlığın neden olmuş olacağına inanmak isterken, Veçerovski ise baskı yaratanın ne olduğunu tanımlamanın önemli olmadığını baskı altına nasıl davranılacağının önemli olduğunu söyler. Veçerovski’ye göre Malyanov’un bu yönelimi tamamen insani bir bilinçtir; bilinçaltında insan kendi rahatsızlıklarını aşmaktan çok, bunlara neden olanı bulmamaktan rahatsızlık duyar. Malyanov’un durumunda “kendi rahatsızlığı, düşmanını bulamamaktan duyduğu rahatsızlıktan daha azdır.” Oysa ortada artık ne dost ne de düşman vardır. Olan olması gerektiği için olmuştur. Hepsi doğal bir örüntüdür.

Strugatski kardeşler bu doğal örüntüyü “Homeostatik Kâinat” anlayışı ile açıklarlar. Homeostetik Kâinat anlayışında “yapının korunumu esastır”. Evrende madde ve enerjinin korunumu yasaları söz konusudur. Evrende bulunan enerji ne yok edilebilir ne de yoktan var edilebilir. Aynı şekilde maddeye uygulanan işlemler ne olursa olsun sistemde var olan madde miktarı hep aynı olacaktır. Bu Homeostatik Kâinat anlayışının birer parçasıdır. Ancak entropi yasasına göre de evren sürekli bir düzensizliğe yönelme peşindedir. Bu durum Homeostatik Kâinat anlayışı ile çelişiyor gibi gözükse de akılın aralıksız yeniden üretimi yasası ile dengelenmektedir. Yani evren her an kendini kaosa sürüklerse de sürekli üreten insan akılı bu kaosa karşı tedbirler bulabilmektedir.

Eğer sadece entropi yasası mevcut olsaydı kâinatın yapısı bozulur sürekli bir kaos ortamı söz konusu olurdu, sadece aklın sürekli yeniden üretimi yasası mevcut olsaydı da doğanın doğasını değiştirmeye yönelen baskın bir akıl olurdu. Sürekli oyunun kurallarının değiştiği bir oyun içerisinde yaşamak gibi olurdur. İşte Homeostatik Kâinatın özü de “entropi ile aklın gelişimi arasındaki bu dengeyi sürekli kılmaktır. Bu nedenle yüksek bir uygarlık mevcut değildir. Yaşanılan olaylarda homeostatik kâinatın insanlığın yüksek bir uygarlığa evirilmesi tehdide karşı gösterdiği tepkiden başka bir şey değildir. Kâinatın kendini savunmasıdır.” Yani bütün bu yaşananlar karakterimizin araştırmaları bir milyar yıl sonra kıyamette neden olmasın diye yaşanmaktadır.

Tam burada karakterlerimizin bu yapacakları seçime gelirsek bu seçim; kitabın sonunda öğrendiğimiz gibi kâinatın savunması ile savaşarak ölmek yahut vazgeçmektir. Çünkü kâinat savunmasında oldukça sağlam kozlara sahiptir. İnsanı, insandan daha iyi tanımaktadır. Onu arzuları ile tatmin edemeyeceğini anladığı anda sevdiklerini elinden alma imkanına sahip olduğunu bize açıkça göstermektedir.

Arzularımızın karşı konulamaz şekilde tatmin edilmesi söz konusu olduğunda ya da toplum tarafından sapkınlıklarımızla yargılanacağımızı anladığımız zaman ya da sadece korkuyorsak ya da belki en anlaşılır olanı sevdiklerimizin hayatı söz konusu olduğunda hangi seçim en anlaşılır olanıdır? Yok canım olur mu öyle şey tabii ki “Kâinatla” kanımızın son damlasına kadar savaşacağız!

Kâinat söz konusu olduğunda nasıl savaşabilirsin ki? Strugatski kardeşlerin de dediği gibi karakterlerimiz uydurma olmayan içimizden insanlardır. Onlara hangi yılda hangi şartlarda olursak olalım rastlayabiliriz. Belki onlardan biri olabiliriz. Veçerovski’nin de dediği gibi üzerimizde hissettiğimiz sanki sadece bizim başımıza geliyormuş gibi hissettiğimiz baskılar aslında bize özgü değildir. Başımıza gelen felaketler de sadece bize özgü değildir. Belki de zamanla bu baskı ile yaşamayı öğrenecek hatta onu bize zarar vermeyecek şekilde yönlendirebileceğiz. Eğer teslim olmaz ve anlar, anlar ve teslim olmazsak bir milyar yılda çok hem de çok şeyler olur.

“Ayaklarının üzerinde ölmek, diz çökerek yaşamaktan daha iyidir."
Arkadi ve Boris kardeşler'e ait okuduğum ilk kitap. Sürükleyici ve ilginçti. Arkadi ve Boris kardeşler'i biraz daha okumalıyım diye düşünüyorum.
Dairesinde yalnız başına oturuyordu, bütün ışıklarını yakmıştı, ama ne işe yarardı ki bu? Bu karanlığı lambalarla aydınlatamazsın.
Tanrı’yı reddettik, ama destek olmadan, mitlerden bir koltuk değneği olmadan kendi ayaklarımız üzerinde duramıyoruz hala. Ama durmalıyız! Bunu öğrenmeliyiz!
Geçtiğimiz yüzyılda insanların teslim olmaktansa kendilerini vurduklarını söylerler. İşkenceden ya da toplama kamplarından korktukları için değil, sadece utandıkları için.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kıyamete Bir Milyar Yıl
Baskı tarihi:
Kasım 2015
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053754855
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Za Milliard Let Do Kontsa Sveta
Çeviri:
Hazal Yalın
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
"Strugatski Kardeşler'den biri Gogol'ün diğeri ise Çehov'un soyundan geliyor ama hiç kimse hangisinin hangisi olduğundan emin değil. Bu kitap kesinlikle harika."
-Ursula K. Le Guin-

"Türü bilimkurgu olsun ya da olmasın, bu kitap okuduğum en iyi, en etkileyici kitaplardan biri."
-Theodore Sturgeon-

"Fantastik olayları fantastik olmayan varsayımlarla nasıl açıklarsın?"

Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla "Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları" sıfatını hak eden yegâne ikili. Henüz taslak halindeyken sansürün hışmına uğrayan Kıyamete Bir Milyar Yıl ise yazarların en sıradışı ve aykırı romanlarından biri.

Bir astrofizikçi olan Dimitri Malyanov, kendisine Nobel Ödülü'nü kazandıracağına inandığı projesi üzerine yoğunlaşmak için ailesini Odesa'ya, eşinin annesinin evine gönderir.

Ancak bir sorun vardır; yalnız kalmasına rağmen sürekli rahatsız edilir. Önce içi votka ve havyar dolu bir kutu, ardından da mini etekli güzel bir kadın kapısında beliriverir. Bu ziyaretler, bilim insanı olan arkadaşlarının da geçerken uğramasıyla sonu gelmez bir hal alır. Hepsi de çok büyük bir keşfin eşiğinde olduklarını ama aniden dikkatlerinin dağıldığını iddia etmektedir.

Acaba karanlık bir güç, bilimsel gelişmeleri engellemek mi istemektedir? Yoksa tüm bunların daha doğal bir açıklaması mı vardır? Kıyamete Bir Milyar Yıl, edebiyatın "Sorun sende değil, kâinatta!" deme biçimi.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 160 okur

  • Ceren Aktürk
  • Nurhan Bıdıkoğlu
  • emre saydam
  • Karaninna
  • Seda
  • Güneş Mart
  • Neslihan Özsu
  • ÖMER ŞEFKATLİOĞLU
  • Muhammed Emin Boydak
  • Erkan Kaya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.2
14-17 Yaş
%6.1
18-24 Yaş
%26.5
25-34 Yaş
%36.7
35-44 Yaş
%18.4
45-54 Yaş
%2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%34.7
Erkek
%65.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.3 (1)
9
%14.1 (11)
8
%35.9 (28)
7
%26.9 (21)
6
%15.4 (12)
5
%6.4 (5)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları