Nesneler insan sıcaklığına gereksinir; tıpkı çiçek açmak için insanın insana gereksindiği gibi. Bir lamba, kişinin içsel aydınlanmasına bağlı olarak cılız ya da gümrah bir ışık saçar. Toz zerrecikleri yüzeylere, ev sahibinin meşrebine göre konarlar. Tozun
bile ışıldadığı bazı odalar vardır. Umursamazlığın bile canlı,
kıpır kıpır olduğu odalar vardır; tıpkı daha önemli bir şeylere koşturan birinin arkada bıraktığı dağınıklık gibi.
"Belli bir zarafeti olan ayakları severim," dedi. "Bazen,
günlerce hep çirkin ayaklar görüyorum. Sonra, birden, bir
çift çok güzel ayak. Bu da beni mutlu ediyor."
Hayalperestin dünyasına yalnızlık egemendir: bütün coşkular, sevinçler yaşama hazırlık sürecinde tadılır. Bunlar, bir tek yalnızken çıkagelir. Ama eylem başlayınca endişeler, korkular da başlar... Hayale uymak, uydurmak için harcanan çabanın ayrılmaz bir parçası olan o abeslik, başa çıkılamazlık duygusu, bunun getirdiği bitkinlik, yılgınlık; sonra yeniden yalnızlığa kaçış. Ve yalnızlıkta, anımsamanın, yad etmenin o afyonlu odacığında, yeniden beliren zevk olasılığı.
Kadınların gizemi neydi? Kendini gizlemek, bir gizem pusu yaratmaktaki inatçılıkları - sanki düşüncelerini, duygularını açıkça sergilemeyi sadece aşk ve mahremiyet anlarına saklıyorlardı... Bir tek aşka, mahremiyete sunulacak bir armağanmış gibi.
Jay bir gün, dürüst bir kadının çıkıp sisi dağıtacağına, yolu açacağına inanıyordu. Bu gizemin aslında kadınların benliğinin bir parçası, kendilerinin de bilmediği, göremediği bir yöresi olduğundan hiç kuşkusu yoktu.