"Belli bir zarafeti olan ayakları severim," dedi. "Bazen,
günlerce hep çirkin ayaklar görüyorum. Sonra, birden, bir
çift çok güzel ayak. Bu da beni mutlu ediyor."
Hayalperestin dünyasına yalnızlık egemendir: bütün coşkular, sevinçler yaşama hazırlık sürecinde tadılır. Bunlar, bir tek yalnızken çıkagelir. Ama eylem başlayınca endişeler, korkular da başlar... Hayale uymak, uydurmak için harcanan çabanın ayrılmaz bir parçası olan o abeslik, başa çıkılamazlık duygusu, bunun getirdiği bitkinlik, yılgınlık; sonra yeniden yalnızlığa kaçış. Ve yalnızlıkta, anımsamanın, yad etmenin o afyonlu odacığında, yeniden beliren zevk olasılığı.
Kadınların gizemi neydi? Kendini gizlemek, bir gizem pusu yaratmaktaki inatçılıkları - sanki düşüncelerini, duygularını açıkça sergilemeyi sadece aşk ve mahremiyet anlarına saklıyorlardı... Bir tek aşka, mahremiyete sunulacak bir armağanmış gibi.
Jay bir gün, dürüst bir kadının çıkıp sisi dağıtacağına, yolu açacağına inanıyordu. Bu gizemin aslında kadınların benliğinin bir parçası, kendilerinin de bilmediği, göremediği bir yöresi olduğundan hiç kuşkusu yoktu.
Tutku doruk noktasına, cinnet haline, gerçekte asla sahip olunamayacak şeyi ele geçirmek için harcanan çabada ulaşıyor; çünkü tutku bir yanılsamadan kaynaklanır, çünkü onun asıl itici gücü, asla gerçekleştirilemeyeceğine, doyurulamayacağına ilişkin o gizli bilgidir, çünkü tutku, romantik organizmalara saldırır, duyguların doğal birleşmesinin önünü kesip
tam o noktada bir yangın başlatır. İki kişi arasındaki ihtirasın kökeni, birbiriyle kaynaşamayacak, eriyemeyecek unsurları kaynaştırma arzusu, o yakıcı özlemdir. İnsanoğlu bu deneyim sırasında, kendi kendini aşırı bir ısıya maruz bırakır; sanki örtüşemeyen, ergiyemeyen unsurları ancak bu yolla, bu aşırı ısıyla eritebilecekmiş gibi - suyla ateş, ateşle toprak, kayayla su. Yenilmeye mahkum bir girişim; boş bir çaba.
Zaman acıya kenetlendiği, onunla aynı hücreyi mesken tuttuğunda (komşular ve ikizler), zaman ve acı az ya da çok mahrem bir ilişki kurmuş olur.
Geride kalansa, soğuğa da sıcağa da bağışık, büyük bir kaybın hareketsizliğe ve zamansızlığa taşıdığı, uyuşturduğu bir kadının dış kabuğuydu.