Waris Dirie, Somali'de başlayan hayatına Amerika'da devam ederken düzenli hayattın da en çok istediği şey annesini tekrar görmektir. Çölde göçebe bir ailede dünyaya gelen, beş yaşında kadın sünnetine maruz kalan, on iki yaşında evlendirilmek istenince evden kaçan Waris, Londra'da temizlik yaparken Terence Donovan tarafından keşfedilir ve dünyaca ünlü bir top model olur.
Ülkesini terk etmesine rağmen onu hayatta tutan şey, kültürüne ve ailesine tekrar dönebilmektir. Benim Ülkem'de Waris'in çıktığı bu yolculuğu okuyoruz. Okuması biraz yavaş bir kitap olsa da, insanların tüm o yokluk içinde birbirlerine tutunmaları çok güzeldi. Ancak kültürel tabular, değişmeyen zihniyetler biraz sinirlerinizi bozabilir.
Okuduğum bu kitap; Somali'deki küçük Waris ve ailesinin yaşam mücadelesini anlatıyor. Yaşam zorluklarını ,geleneklerini ,farklı düşündeki kadınlar üzerindeki inanış, toplumdaki kız çocuklarının yaşama zorluklarını ,o ülkede toplumdaki kadın algısını ve Waris'in ülkesinden başka yerdeki zorlu mücadelesini, ilk kez kadın sünneti dile getirmesi ile insanlarda bilinç uyandırmasını ve ülkesine katkısını okudum. Sıkılmadan okuduğum bu yaşam hikayesi bakış açısı ile bana geri döndüğünü düşünüyorum. Uyarıcı etkisi olan "KHAT "adındaki çiğnenen yiyecek ülkede yaygın olmasına şaşırmadım değil. Hayırlı okumalar diliyorum ..
Benim ÜlkemWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 2023318 okunma
OKUDUM – BİTTİ!
Kitap Adı: BENİM ÜLKEM
Yazar Adı: WARİS DİRİE
Sayfa Sayısı: 176
Kitap Puanım: 10 / 10
Kitap İncelemem:
10/10
Bazı kitaplar vardır; son sayfasını kapattığınızda hikâye biter. Bazıları ise tam tersine, asıl o zaman başlar...
Waris Dirie'nin Benim Ülkem kitabını bitirdiğimde hissettiğim şey tam olarak buydu.
Bu kitap sadece bir ülkeye dönüş hikâyesi değil. Bu kitap; köklerine, geçmişine, çocukluğuna, acılarına ve kimliğine dönüşün hikâyesi...
Waris Dirie'nin dünyaca ses getiren yaşam öyküsünü bilenler için bu eser adeta bir iç hesaplaşma niteliğinde. Somali'den ayrıldıktan sonra yıllar sonra yeniden ülkesine bakarken yaşadığı duygular, aidiyet kavramını sorgulatan satırlara dönüşüyor. Bir insan doğduğu topraklardan fiziksel olarak uzaklaşabilir ama ruhunun bir parçasını orada bırakıyorsa gerçekten ayrılmış sayılır mı?
Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey; anlatılan olayların büyüklüğünden çok anlatımdaki samimiyet oldu. Waris Dirie kendisini kahramanlaştırmıyor, mağdurlaştırmıyor ya da okuyucunun duygularını yönlendirmeye çalışmıyor. Yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor ve gerisini okuyucuya bırakıyor.
Sayfalar ilerledikçe sadece Somali'nin çöllerini değil, insan ruhunun en derin çelişkilerini de görüyorsunuz.
Bir yanda başarı...
Bir yanda özlem...
Bir yanda dünya tarafından tanınmak...
Kitabın adı:Benim Ülkem
Yazarın adı:Waris Dirie
Sayfa sayısı:176
Çöl çiçeği üflemesinin 2. kitabı bu kitapta varis ülkesinden kaçtıktan sonra neler yaptığını aradan uzun yıllar geçtikten sonra ülkesini ailesini ziyarete gittiğini ve bazı şeylerin hiç değişmediğini bundan büyük üzüntü duyduğunu yazıyor.
Ve bir karar alıyor ülkesindeki kadınların kızların her türlü eğitimi alabilmesi için Çöl Çiçeği Vakfı'nı kuruyor.
Bir kadın kendini baştan yaratıyor ve yaşadığı zorlukları dünyaya haykırıyor alkışlıyorum seni Waris Dirie...
Benim ÜlkemWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 2023318 okunma
Warisin geçmişine dönme hikayesiydi kitap . Özlediği topraklara tekrar döndü waris çöl çiçeğinin devamı hissi vermiş. Kitap bitene kadar bekledim ekstra birsey olur diye amaaaaa :)) yine de sevdimm .
Benim ÜlkemWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 2023318 okunma
Waris Dirie'nin Benim Ülkem yalnızca bir kaçışın değil, bir geri dönüşün de hikâyesi. Bu kitabı okurken şunu fark ettim: Anlatılan şey sadece geçmişten kurtulma çabası değil, geçmişle yüzleşme cesareti. Dirie, bu kez kaçmak için değil, annesini bulmak, köklerine dokunmak ve yarım kalmış bir bağın izini sürmek için Somali'ye, çölün kalbine geri döner. Bu dönüş, kitapta güçlü bir kırılma noktası oluşturur. Çocukluğunun geçtiği coğrafyaya adım atarken, okur olarak ben de onunla birlikte zamanın geriye doğru aktığını hissettim. Çöl artık sadece acının mekânı değildir. Hafızanın, annenin ve suskun sevginin de taşıyıcısıdır. Waris Dirie'nin annesini arayışı, fiziksel bir yolculuktan çok daha fazlasıdır. Bu arayış, parçalanmış bir kimliği tamamlama çabasıdır.
Kitapta anne figürü sessiz ama derin bir merkezde durur. Waris Dirie, annesini anlatırken ne yüceltir ne de yargılar. Onu, imkânsızlıklar içinde sıkışmış, gelenekle merhamet arasında kalmış bir kadın olarak resmeder. Bu da metni daha dürüst ve daha sarsıcı kılar. Annesini bulmak için çıktığı yol, aslında çocukluğuna, bedenine ve kendisiyle kurduğu kırık ilişkiye doğru yapılan bir yürüyüştür.
Benim Ülkem'de beni en çok etkileyen şeylerden biri de, bu dönüşün cesareti oldu. İnsan çoğu zaman acının yaşandığı yere geri dönmek istemez. Çünkü orası hâlâ kanayan bir hafızadır. Dirie ise tam tersini yapar: Kapanmayan yaranın üzerine gider. Annesini bulma isteği, bir affediş arayışı değildir yalnızca. Aynı zamanda "neden" sorusunu sorma hakkını geri alma çabasıdır.
Dil yine yalın ama ağırdır. Özellikle Somali'ye dönüş sahnelerinde, çöl betimlemeleri neredeyse bir iç monoloğa dönüşür. Okur olarak ben, bu satırlarda bir kadının yalnızca annesini değil, kendisinin kayıp parçalarını aradığını hissettim. Geçmişe bakmak, burada bir
Gerçek bir hayat hikayesi.
Kitap kapağında gördüğünüz kadın Waris Dirie, kadın sünneti ile Birleşmiş Milletler özel elçisi olarak mücadele eden hem model hem yazar hem oyuncu bir insan hakları aktivisti. Aynı zamanda bir anne ve bir vakfın kurucusu.
Somali'de yaşanan zulmü kendi ağzından anlatırken "Daha kötüsü ne olabilir ki?" diye sorgularken daha beterini okuyorsunuz.
Hala devam eden mide bulandırıcı gelenekler, "Bu bizim adetimiz." adı altında yapılanlar, kadının yeri ve görevleri...Waris bu kurbanlardan sadece biri.
Okurken onu hep desteklesem de bazı hareketlerine gıcık olmuştum açıkçası fakat bunlar tamamen farklı kültürlerde yetiştirilmemiz sebebindendi bu yüzden saygı duyuyorum.
Duygusal biri olmasanız da gözlerinizi doldurtacak veya benim gibi ağlatacak yaşanmışlıklar mevcut.
Anlamadığım tek nokta (ve rahatsız olduğum) Waris'in ara ara üç harflileri gördüğüydü. Belki ben yanlış anlamışımdır ama "Şu an burada dolaşıyorlar. Sağımızdan, solumuzdan." gibi cümleler vardı.
İlgisi olana tavsiye edeceğim bir kitap.
Teşekkürler.
Çöl Çiçeği kitabının devamı niteliğinde. Yer yer yaşadığımız rahat hayatlardan utandıran, 'ya ne yaşamlar varmış' dedirten türden. Bazı yerlerinde yokluğu, o zorlu yaşamı iliklerime kadar hissettim. Güzel bir okuyuştu.
Waris Dirie Somali'li bir manken.Benim Ülkem adlı bu kitapta ve Çöl Çiçeği adlı diğer kitabında küçükken başından geçen kadın sünneti olayını ve bu yüzden yaşadığı fiziksel ve psikolojik rahatsızlık üzerinde durarak,bunun hayatına etkisinden bahsediyor.Ayrıca yaşadığı toplumun baskısından kaçıp kurtularak atıldığı yeni hayatta karşılaştıklarını ve edindiği mesleği anlatıyor.İki kitabı da keyifle okudum ancak birinde yaşadığı toplumun geri kafalılığı yüzünden inançları suçlarken diğer kitapta inançlara karşı daha saygılı bir tutum içerisinde.Öyle bir tezatlık var yani.Onun dışında akıcı ve ilginç kitaplardı.
Benim ÜlkemWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 2023318 okunma
Waris Dirie'nin Benim Ülkem yalnızca bir kaçışın değil, bir geri dönüşün de hikâyesi. Bu kitabı okurken şunu fark ettim: Anlatılan şey sadece geçmişten kurtulma çabası değil, geçmişle yüzleşme cesareti. Dirie, bu kez kaçmak için değil, annesini bulmak, köklerine dokunmak ve yarım kalmış bir bağın izini sürmek için Somali'ye, çölün kalbine geri döner. Bu dönüş, kitapta güçlü bir kırılma noktası oluşturur. Çocukluğunun geçtiği coğrafyaya adım atarken, okur olarak ben de onunla birlikte zamanın geriye doğru aktığını hissettim. Çöl artık sadece acının mekânı değildir. Hafızanın, annenin ve suskun sevginin de taşıyıcısıdır. Waris Dirie'nin annesini arayışı, fiziksel bir yolculuktan çok daha fazlasıdır. Bu arayış, parçalanmış bir kimliği tamamlama çabasıdır.
Kitapta anne figürü sessiz ama derin bir merkezde durur. Waris Dirie, annesini anlatırken ne yüceltir ne de yargılar. Onu, imkânsızlıklar içinde sıkışmış, gelenekle merhamet arasında kalmış bir kadın olarak resmeder. Bu da metni daha dürüst ve daha sarsıcı kılar. Annesini bulmak için çıktığı yol, aslında çocukluğuna, bedenine ve kendisiyle kurduğu kırık ilişkiye doğru yapılan bir yürüyüştür.
Benim Ülkem'de beni en çok etkileyen şeylerden biri de, bu dönüşün cesareti oldu. İnsan çoğu zaman acının yaşandığı yere geri dönmek istemez. Çünkü orası hâlâ kanayan bir hafızadır. Dirie ise tam tersini yapar: Kapanmayan yaranın üzerine gider. Annesini bulma isteği, bir affediş arayışı değildir yalnızca. Aynı zamanda "neden" sorusunu sorma hakkını geri alma çabasıdır.
Dil yine yalın ama ağırdır. Özellikle Somali'ye dönüş sahnelerinde, çöl betimlemeleri neredeyse bir iç monoloğa dönüşür. Okur olarak ben, bu satırlarda bir kadının yalnızca annesini değil, kendisinin kayıp parçalarını aradığını hissettim. Geçmişe bakmak, burada bir
Kadın Sünneti ile mücadele eden Somalili model, yazar, oyuncu ve insan hakları aktivisti. 1997-2003 yılları arasında kadın sünnetine karşı BM özel elçisi olarak görev yaptı. 2002 yılında Viyana'da Çöl Çiçekleri Vakfı'nı kurdu.
Waris Dirie 1965 yılında Somali'nin Galkayo bölgesinde göçebe bir ailenin on iki çocuğundan biri olarak doğdu. İlk adı Waris, çöl çiçeği anlamına gelir. Beş yaşındayken infibulation denilen bir sünnete maruz kaldı. On üç yaşındayken 60 yaşındaki bir erkekle görücü usulü evlendirilmek istenince çölü aşarak Mogadişu'ya kaçtı. İlk önce akrabalarının yanında kalıyordu, fakat daha sonra evden kaçmasına hoşgörü ile bakılmadığı için daha fazla kalamayacağı söylendi.
O zamanlar Somali'nin Birleşik Krallık büyükelçisi olan akrabalarından biri hizmetçi arıyordu. Böylece Londra'ya getirilip Somali büyükelçiliğinde ücretsiz çalışmaya başladı. Somali'de iç savaş başlayınca akrabasının Londra'dan ayrılmak zorunda kalması üzerine Waris Dirie büyükelçilikten kaçarak önce Londra sokaklarında, sonra YMCA yurdunda yaşadı. McDonald's'ta temizlikçi olarak geçimini sağladı. Ayrıca İngilizce öğrenmek için akşam kurslarına başladı.
18 yaşında Waris Dirie'nin hayatı birden değişti. Şans eseri 1987'de fotoğrafçı Terence Donovan tarafından keşfedilerek henüz model olarak tanınmayan Naomi Campbell ile birlikte Pirelli Takvimi için fotoğrafı çekildi. Bu şekilde Waris Dirie'nin model kariyeri başlayıp bir gecede dünyaca ünlü, önde gelen bir model oldu; Chanel, Levi's, L'Oréal ve Revlon gibi önde gelen markaların reklamlarında yer aldı.
1987'de Waris Dirie James Bond filmi Yaşayan Gün Işıkları'nda küçük bir rol oynadı. Ayrıca Londra, Milano, Paris ve New York podyumlarının yanı sıra Elle, Glamour ve Vogue gibi moda dergilerinde yer aldı. Bunu 1995 yılında kendisinin modellik kariyeri hakkındaki New York'ta Bir Göçebe (A Nomad in New York) adlı BBC belgeseli izledi.
2006'da Brüksel'deki tüm AB Üye Devletlerinin bakanlarına hitap etti. Avrupa Birliği daha sonra kadın sünneti ile mücadeleyi gündemine almış, ardından birçok Avrupa ülkesinde yasalar sıkılaştırılarak önleyici tedbirler alınmıştır.
2010 yılında Dirie, Afrika Birliği tarafından Afrika'da Barış ve Güvenlik Büyükelçisi olarak atandı.