Misafir olmak, dost olmak dururken
Şart-mıydı ellerinde silah olması?
Bizde de vardı iki el, iki ayak, iki göz
Bizim de yüreğimiz vardı, sevmesini bilirdik
Suç muydu derilerimizin siyah olması?
Afrika'nın tam ortasında yer alan Kongo Havzası'nın merkezinde bulunan bu ülke dünyanın en değerli maden yataklarından birkaçına sahiptir. Köle ticareti sırasında Portekizlilerin Kongo Nehri üzerinde taşımacılık faaliyetleri yürütmesiyle bu coğrafya dış dünyaya açılmıştır. Daha sonra dünyaca ünlü kâşifler Henry Morton Stanley ve David Livingstone'un ilgisini çeken Kongo Havzası, 1885 Berlin Konferansı'nda, resmi olarak Belçika Kralı II. Leopold'ün şahsi mülkü haline gelmiştir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası güç kaybeden sömürgeciler- den biri olan Belçika'da Kongo için "bağımsızlık" sözcüğü parlamentoda ilk kez 1954'te liberal-sosyalist hükümet döne- minde dile getirildi. Belçika'nın bağımsızlıktan bahsetmesinin ardından Kongo'da siyasal yaşam hareketlendi. Uluslararası baskı altında olan Belçika hükümeti 1958 yılında siyasi partilerin yasallaşmasının önünü açtı ve neredeyse bir gecede yüzden fazla etnik temelli parti ortaya çıktı. Bu partilerin büyük çoğunluğunun yerel, kabilesel veya bölgesel karakterde olması kurulacak olan yeni ülkenin bütünlüğü açısından tehlikeliydi. Belçika, böylesi bir parti yapılanması aracılığıyla Kongoluların ulusal bir kimlik kazanmasını engelledi. Etnik temellerin üzerine kurulan partilerin Batı Avrupa'nın üçte ikisi büyüklükte olan bir ülkede ulusal çapta siyaset yapmaları olası değildi ve bu durum sayesinde Brüksel Kongo siyasetine rahatlıkla müdahale etme imkânı bulacaktı.
Afrika tarihinin en kanlı savaşları 1996-2003 yılları arasında Demokratik Kongo Cumhuriyeti toprakları üzerinde gerçekleşti. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından en çok kişinin yaşamını yitirdiği savaşlar, yedi yıl süren bu savaşlar oldu. Kongo Savaşlarında çok sayıda insan doğrudan çatışmaların yanı sıra salgın hastalıklar, göç, susuzluk ve açlık gibi savaşın dolaylı etkileri sonucunda hayatını kaybetti. Uluslararası Kurtarma Komitesi verilerine göre, şiddetli çatışmaların yaşandığı 1998- 2004 yılları arasında 3.800.000 insan savaş nedeniyle hayatını kaybetti.
Kongo halkına kapitalizm ve iyilikseverlik aracılığıyla toplumsal ilerleme ve medeniyet getirdiği iddiasında olan Belçika, Kongo'yu devlet, şirketler ve kilise eliyle "sömürge üçlemesi" adı verilen sistemle yönetiyordu. Belçika Kongosu'nda uygarlık, Hıristiyanlık ve ticaret üçgeninin yerleştirilmesi temel amaçtı. Büyük şirketler sektörlere göre (altın, elmas, bakır, palm yağı vs.) sınıflandırılmıştı ve sadece ekonomik anlamda değil eğitim, sağlık, ulaşım konularında da Belçika sömürge yönetiminin Kongo üzerinde kültürel ve toplumsal hegemonyasını sağlaması için destek oluyorlardı. Kongo'daki misyonerlerin varlığı sayesinde sömürge yönetimi dini hassasiyetler aracılığıyla Kongo halkını kolayca kontrol altında tutuyordu. Kongoluların "Hıristiyanlaştırılması ve uygarlaştırılması" amacıyla Katolik Kilisesi sömürge yönetimine eğitim yoluyla yardımcı oldu. Ancak, verilen bu eğitim bilinçli olarak sınırlı tutuldu. Çünkü yüksek eğitim alan Kongoluların sömürge yönetimine karşı örgütlenmeyi sağlayıp bağımsızlığı talep etmelerinden korkuluyordu. Bu durumun en çarpıcı sonucu Belçikalılar Kongo'yu terk ederken, Kongo'daki Afrikalı üniversite mezunlarının sayısının yirminin altında olmasıdır.