Merce Rodoreda

Merce Rodoreda

Yazar
7.5/10
20 Kişi
·
38
Okunma
·
2
Beğeni
·
390
Gösterim
Adı:
Merce Rodoreda
Unvan:
Yazar
Doğum:
Barselona, Katalonya, 10 Ekim 1908
Ölüm:
Girona, Katalonya, 13 Nisan 1983
Mercè Rodoreda i Gurguí ( d. 10 Ekim 1908 Barselona, Katalonya - ö. 13 Nisan 1983 Girona, Katalonya ) İspanya'nın özerk bölgesi olan, Katalonya'da Katalanca savaş sonrası yoğunluk konularında romanları ile lirizme önemli eserler katan, Katalan romancı.

1962 yılında yayımlanan La plaça del diamant (Time of the Doves) isimli romanı yaklaşık 20 dile çevrilmiş ve 1982 yılında aynı isimle sinemaya aktarılarak filmi yapılmıştır.
..küçüklüğümden beri işittiğim, insanı parçaladıklarıydı. Ve ben parçalanmış olarak ölmekten hep çok korkmuştum. Kadınlar, derlerdi, parçalanarak ölür. Bu iş evlendiklerinde hemen başlar.
İçine denizin bütün iniltilerini sığdırmış olan o denizkabuğu benim için bir insandan daha fazla bir şeydi. Hiçbir insan içindeki o dalgaların gelgitleriyle asla yaşayamazdı.
Bir kedinin yaşadığı gibi yaşıyordum: Bir aşağı bir yukarı, kâh kuyruk aşağıda kâh kuyruk dimdik, şimdi yemek vakti, şimdi uyku vakti; tek farkla, kedilerin yaşamak için çalışması gerekmez.
Belki de yürüdüğüm yollarda hâlâ bir su birikintisine rastlayacaktım...ve her birikintide ne kadar küçük olursa olsun gökyüzü olacaktı.
224 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Savaşın, yoksulluğun, çaresizliğin işlendiği romanın çok samimi bir anlatımı var. Bilinç akışı tekniği ile yazıldığı için zaman zaman kopukluklar ve çevirideki ufak tefek hatalar okuma ve anlama zorluğu yaşatıyor.
Hikayeyi bize, dünyayı çocuk gözleriyle sürekli hayret ederek izleyen Natalia anlatıyor. Bu arada her bir eşyanın bolca tasviri var. :)

~ devamı spoiler içerebilir~

.
.


Natalia çok genç yaşta Quimet ile evlenir. Kocası ona Colometa (güvercin) adını takar. Böylece güvercin olur Natalia. Olayların akışı içinde güvercinler hayatını kabusa çevirir. Evini ve hayatını kaplayan güvercinlere karşı bir mücadeleye girişir. Hiçbir şeye karşı çıkmayan, başkaldırmayan Natalia için bu bir devrim niteliğindedir.
Savaş çıkar ve güvercinler gider sonunda. Bununla beraber her şey gider. Tutunacak hiçbir dalı kalmaz Natalia’nın. Yaşamın kıyısından bir başkası döndürür onu.

Romanın sonunda ise Natalia, geçmişine dair sembolik bir devrim daha yapar. Hüzünlü güzel bir aşk hikayesiydi severek okudum.

Merce Rodoreda kitabın sonunda, romanın yazılış öyküsünden söz ediyor. İyi edebiyat eserlerinin nasıl birbirini beslediğini anlatırken, Dante, Lawrence,  Voltaire, James Joyce, Tolstoy, Balzac, Proust, Bernat Metge gibi ünlü yazarlarının isimlerini ekliyor.
224 syf.
·5 günde·Beğendi
Kitap hakkında birkaç kelam etmeden önce, kitabın çıktığı muazzam yayınevinden biraz bahsetmek istiyorum. ALEF Yayınevi... Son birkaç yıldır keşfettiğim, bu sene ise yüklü miktarda kitaplarını edindiğim bu yayınevi gerçekten, piyasaya nam salmış olan onlarca yayınevini alt edecek düzeyde başarılı. Bir kere, her önlerine gelen kitabın basımını asla yapmıyorlar, ince eleyip sık dokuyarak, altyapısı, içerikleri ve tekniklerine göre tasnifleyerek, nadide eserleri bizlerle buluşturuyorlar. Mesela bu elimdeki kitabın ana dili Katalanca, yoğun olarak İspanya'nın Barcelona kentinde ve civarında konuşulan lakin İspanyolcadan tamamen farklı bir dil. Yazarımızın ve eserdeki kahramanımızın Katalan olması sebebiyle, Katalanca'nın yerel ağızlarını kullanması ve çevirmenimiz Suna Kılıç'ın da bunu layığıyla yapması, gerçekten alkışı hakedecek düzeyde iyiydi.

Yazarımıza gelecek olursak: Merce Rodoreda... İspanya' da doğmuş, büyümüş, yaşamış ve yine aynı topraklarda vefat etmiş bir isim. Hayatı oldukça dramatik ve "yazsam roman olur" cinsinden. İspanya İç Savaşına tanıklık etmiş, Nazi dönemi esnasında sürgünlere yollanmış ve en nihayetinde öz dayısı ile evlenmeye mecbur bırakılmış Rodoreda. Kaleminden çıkan başka kitap var mı bilmiyorum ama Türkçeye çevrilmiş bundan başka kitabı yok yazarın, o nedenle okumanızı ısrarla öneriyorum.

Hikayemiz ise 1930 lı yılların Barcelonasından kesitler sunuyor bize. Ana karakterimiz olan kırılgan, nazik, içine kapanık ve yoksul Natalia'nın kendinden emin ve olgun bir kadına dönüşme süreci aktarılmış bizlere. Tabi arka planda iç savaş, zulüm ve yoksulluk hat safhada. Natalia nın bu sancılı süreçte evlatları için verdiği mücadele, zengin evlerinde yaptığı hizmetçilik, dört duvar arasında kendilerinin yaşamına ortak olan yüzlerce güvercin, ateşli bir devrimci olan eşinin savaşa gitmesi gibi konular inanılmaz duygulu ve başarılı verilmiş. Kitap 40 yıldır Katalonya'da liselerde ders kitabı olarak okutulmakta. Ayrıca Barcelona nın Diamant Meydanı'nda Natalia'nın "Colometa" adında bir heykeli var zira bu isim, kocası Quimet'in Natalia' ya taktığı ve gerçek adını bile unutturmasın sağlayan "güvercinim" anlamına gelmekteydi.

"Güvercinler Gittiğinde" son derece duygusal bir üsluba sahip, bilinç akışı tekniğinin ustaca kullanıldığı, tek bir satırında bile okuru boğmayan müthiş bir kadın, eş ve anne hikayesi.. Zaten ne demiş Gabriel Garcia Marquez:
"İç Savaştan bugüne İspanya'daki yayımlanan en güzel roman bu"

"Natalia bu canlı, dokunaklı anlatımıyla Madam Bovary ve Anna Karenina'dan sonra dünya edebiyatına kazandırılmış en büyük kadın karakterlerden birisi olmuştur"

Eee benden anlatması, sizden okuması....
224 syf.
·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
Mercè Rodoreda Katalan edebiyatının önemli temsilcilerinden biri.Güvercinler Gittiğinde ise Gabriel García Marquez'e göre "İç savaştan bugüne İspanya'da yayımlanan en güzel roman" (El País, 1983)
Ben edebiyatın bir tür el alma olduğunu düşünürüm.Mercè Rodoreda da kitabın sonunda Güvercinler Gittiğinde'nin yazım süreci üzerine bir açıklama yapıp, Voltaire'den James Joyce'a, Bernat Metge'den Dante'ye ve Kutsal Kitap'a kadar beslendiği kaynakları açıklamış.
Son iki aydır çok güzel kitaplarla karşılaşıyorum, yaptığım okumalarda.Bende iz bırakan Animal Triste ve Güvercinler Gittiğinde kitaplarının her ikisi de Alef Yayınları tarafından yayımlanmış.Alef Yayınları'na dikkatinizi çekerim.️
Güvercinler Gitiğinde " ...bir gıdım duygusallık içermese de her şeyden çok bir aşk romanıdır." demiş Mercè Rodoreda

İç savaşın sürdüğü 1930'lu yılların Barcelona'sında geçen kitapta, kocasının taktığı isimle Colometa ( Güvercin) asıl ismiyle Natalia'nın öyküsünü anlatıyor Mercè Rodoreda.Natalia hayatın verdikleriyle yetinen bulunduğu şartlar altında yaşamayı her koşulda beceren güçlü bir kadın aslında.Yaşadığı hayatı tamamen kabul etmiş istekleri olmayan bir kadın kesinlikle değil.
"Quimet hayatımı yardım ederek geçirmek yerine bir parça yardıma ihtiyacım olduğunu görmüyordu ve kimse beni anlamıyordu ve herkes sanki ben bir insan değilmişim gibi daha fazlasını istiyordu benden, Quimet’se ancak, güvercinleri alıp hediye etmeye bakıyordu." syf 110
Bulunduğu durumdan rahatsızdır ona daha fazla yük getiren güvercinlerin gitmesini sağlamak belki de kendisi için aldığı en önemli karardır.
Aşkın ne olduğunu bilir.İster de...Ama onun bu tür lüksü yoktur.

"Onun öylesine âşık bir halde geçirdiği o gece gibi bir gece geçirmeyi çok isterdim dedim ama benim çalışma odalarını temizleme, toz alma ve çocuklara bakma işim vardı ve dünyanın bütün o güzel şeyleri, rüzgâr, canlı sarmaşıklar, havayı delen serviler, bir bahçenin bir yandan öbür yana giden yaprakları benim için yaratılmamışlardı. Benim için her şey bitmişti, tek beklentim üzüntü ve dertti.” syf 136

Natalia öyle bir noktaya gelir ki savaş ortamında ve sonrasında çocuklarının ve kendisinin ölümünün kurtuluş olduğunu düşünür.Bir anda değişir yaşamı, aslında bu yaşamak için sunulan bir seçeneğin yine kabul edilişidir.
Kitabın sonundaki "...ve başım öyle sırtına dayalı, ölmesini istemediğimi düşündüm… öyle uyuduk, uyumadan önce, elimi karnının üzerinden geçirirken, göbek deliğine rastladım ve kapatmak için parmağımı içine soktum… Hiçbir kötü cadı onu göbeğinden emmesin ve beni Antonisiz bırakmasın diye…”( syf 223) ifadesi gördüğüm en büyüleyici sevgi ifadesi.
Güvercinler Gittiğinde çok severek okuduğum bir kitap oldu.Natalie ise beynime kazınmış en önemli roman karakterlerinden biri olacak sanırım.G
224 syf.
·Beğendi·8/10
İspanya iç savaşı sırasında, 1930’ların Barselona’sında Diamant Meydan'ında başlayan roman yine aynı yerde bir iç hesaplaşmasıyla sona erer. Bu aynı zamanda Natalia’nın Colometa’ya vedası ve derin bir aşkı gerçekten fark ettiği andır.Çocuk gözleriyle izleyen; sorgusuz sualsiz kabullenen ve bir güvercin tedirginliğiyle yaşayan fakat çoğunlukla kendini dünyanın ortasında kaybolmuş hisseden Natalia’nın naif öyküsü...
224 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Roman 1930'ların Barcelona'sında iç savaşın yaşandığı zamanlarda geçiyor. Anlatıcı rolünde ise romanın ana karakteri Natalia olunca bir kadının gözünden hayatın zorlukları, varolma çabası insanın icine daha bir işliyor. Çok genç yaşta Quimet ile evlenen Natalia hiçbir konuda görüş bildiremeyen herkese boyun eğen bir karakterdir.Kocasının güvercin merakı sebebiyle evlerinin terasında onlarca çift güvercin beslemeye başlarlar. Natalia (Colometa)gönlü razı olmasa da 2 küçük çocuğunu eve kapatıp çalışmaya başlar , çünkü iç savaşın başlaması ve kocasının da milislere katılmasıyla zor günler geçiriyorlardır.Artık guvercinlere de bakamaz oldukları için guvercinler bir bir gidiyorlardı.Natalia bir gün kocasının iç savaşta öldüğü haberini alır. Işsiz ve kimsesizdir. Herşey daha da kötüye gider. Artık satacak bir şey kalmadiginda kendini ve çocuklarının hayatına son vererek bu dünyadan sessizce yok olup gitmek için planlar yaptığı sırada hayatı farklı bir yöne gidecektir. O artik Colometa değil Senyora Natalia 'dir. Ama aklı hep güvercinlerin olduğu zamanlarda olacaktır...
224 syf.
·2 günde·9/10
Rodoreda kitabını sonsözünde bir aşk kitabı olarak tanıtsa da, Güvercinler Gittiğinde okuyucunun İber yarımadasının en karanlık yıllarını sıradan bir kadının gözleriyle görmesini sağlıyor. Kitap cumhuriyete geçişin heyecanını, 1936'da savaşın beraberinde getirdiği vahşet ve hüznün izlerini taşıyor. Başını biraz sıkıcı bulmuş olsam da, okudukça kitabın ana karakteri Natàlia ile daha iyi empati kurmaya başladım ve kitabı iki günde bitirdim. Kesinlikle okunması gerekn bir kitap!
224 syf.
·3 günde
Yazarının 'Şiddetle iddia ediyorum, Güvercinler Gittiğinde bir gıdım duygusallık içermese de her şeyden çok bir aşk romanıdır.' sözleriyle tanımladığı eserinin kadın karakteri Natàlia, Anna Karenina ve Madam Bovary'nin ardından dünya edebiyatına kazandırılmış en büyük kadın karakterlerinden biri olduğu ileri sürülüyor.

Kitabı okuduğum süre içerisinde bu karakterin peşine düşüp onun farkını fark etme hissine kapıldım.

Evet, düşününce bir aşk romanı bu kitap. Bir meydanın ortasında başlayan tanışma hikayesi, ardından evlilik... Ve evlilik süreci içerisinde Natàlia'nın tüm tahlil, tasvirleri dikkate değerdi benim gözümde.

Onun bir başınalığı, hayatı anlamlandırma çabası, güvercinlerle olan ilişikliği... Tüm psikolojisi dinamik bir yapıdan biraz uzak, hafif hareketli ilerliyor. Kimi noktalarda ruhunu tanımlayamadığım anlar olsa da onun içindeki mücadeleye hayran kaldım diyebilirim. Bazı durumlar adına riskleri göze almayı seven biri.

Madam Bovary ve Anna Karenina karakterleriyle kıyaslayacak olursam onların yaşam biçimi, psikolojileri ve sonlarından farklı bir özgünlüğü var Natàlia'nın hayatının.

Natàlia'nın yanı sıra ilk eşi Quimet'in de farklı kişilik özelliklerinin yanı sıra ilginç, bir o kadar da iğrenç huylarının da olması Natàlia'nın hayatının tepetaklak olmasında ilk etken olduğu için bu aşamada yazarının feminist kalemi baskınlaşıyor ve kadın karakteri üstün konuma çıkarıyor. İlginç ki yazar, kitabının sonlarına doğru erkeği mükemmelleştirerek hayatı yaşanılır kılıyor.

Kitabın bir yönü de daima sevdiğim özellik olan varoluş sancılarının sıkıntısı. Bunu da elbette ki yazar yansıtabilmiş. Natàlia'nın içindeki sızılar, gücü, fedakarlığı, ne istediğini bilmesi... Kesinlikle edebiyata kazandırılmış güçlü kadın karakterlerden biri.

Kimi zaman okurken sıkıldığımı, anlatım bozukluklarının verdiği rahatsızlığı gözardı ederek kitabı beğendim. Kütüphaneden alırken biraz tereddütlüydüm, ya arka kapağındaki izlenimi vermezse diye. Okuduktan sonra tereddümün yersiz olduğunu fark ettim.

Güvercin kokusu bir süre boyunca zihnimden çıkmayacakmış gibi.
224 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Yazarın dili çok akıcıydı. Hissettirmeden sayfalar nasıl gitti anlamadım. Ana karakteri duygusal çöküşleri beni hüzünlendirdi. Az biraz da güvercinlerin kokusu sanki burnuma geldi psikolojik mi bilmiyorum. Tavsiye ederim.
224 syf.
·Beğendi·7/10
Başlarda zaman , mekan olgularında karışıklık yaşadım.Ama okudukça bir kadının yaşamında nasıl zorluklar yaşayacağı,ailesi,ekonomik zorluklar içinde bir yandan birlikte yaşadığı ve kocasının hobisi olan güvercinler ile ilgilenmek zorunda.Şartların onu nasıl zorlayacağını ve hayatının hiç beklemediği anda nasıl değişeceğini merakla okuyorsunuz.
224 syf.
·7/10
Canım, bütün bunlar hayat işte.


Kütüphane görevlisinin tavsiyesi üzerine okumuştum zaman zaman yazarın tarzından anlama güçlüğü yaşasam da sevdim. Okumaya değer, tavsiye ederim.

İyi okumalar

Yazarın biyografisi

Adı:
Merce Rodoreda
Unvan:
Yazar
Doğum:
Barselona, Katalonya, 10 Ekim 1908
Ölüm:
Girona, Katalonya, 13 Nisan 1983
Mercè Rodoreda i Gurguí ( d. 10 Ekim 1908 Barselona, Katalonya - ö. 13 Nisan 1983 Girona, Katalonya ) İspanya'nın özerk bölgesi olan, Katalonya'da Katalanca savaş sonrası yoğunluk konularında romanları ile lirizme önemli eserler katan, Katalan romancı.

1962 yılında yayımlanan La plaça del diamant (Time of the Doves) isimli romanı yaklaşık 20 dile çevrilmiş ve 1982 yılında aynı isimle sinemaya aktarılarak filmi yapılmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 38 okur okudu.
  • 49 okur okuyacak.