Adı:
Kazaklar
Baskı tarihi:
Aralık 2016
Sayfa sayısı:
283
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750517877
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Казаки
Çeviri:
Leyla Soykut
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Tolstoy’un yarı otobiyografik kitaplarından biri olan Kazaklar, bir aşk hikâyesi olduğu kadar, yazarın hayatı boyunca medeniyetle yaşayacağı gelgitli ilişkinin de öyküsü.

Tolstoy’un 1852’de başladığı ama on yıl boyunca tamamlanamayan Kazaklar, genç ve zengin Olenin’in Moskova hayatından bıkarak Rus ordusuna yazılması ve Kafkaslar’da ücra bir köye gönderilmesiyle başlar. Burada Kazakların ve Çeçenlerin kaba kuvvetine hayran kalır, bir Kazakla sözlü olan Maryana adında bir kadına âşık olur. Tolstoy’un Kafkaslar’da yirmi bir yaşında genç bir asker olarak deneyimlerini hikâyeleştirdiği, Puşkin ve Rousseau gibi ustalarına bir selam niteliğinde olan bu roman, büyüleyici doğa tasvirlerini yazarın sade ama ihtişamlı diliyle birleştiriyor.
216 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Kurgu ve muhteşem betimlemeleriyle dünya edebiyatının önde gelen isimlerinden olan Tolstoy, bu eseriyle de farklı Coğrafyaların, insanları ve Kültürleri hakkındaki tasvirleriyle bizleri aydınlatmaya çalışmıştır.
Yaşadığı donem hakkında yapmış olduğu değerlendirmeleri, Rus ve diğer ulusların karakterleriyle ilgili analizleri toplumların aynası olduğu gibi, biz okurlar içinde bir tarihi arşiv niteliğindedir.
Şehir hayatinin tüm nimetlerinden yararlanmasına rağmen huzur bulamayan zengin aile çocuğu Olenin’in ana karakter olduğu romanda, Terek nehrinin kenarındaki ayni adi taşıyan bir köyde genç subay’in, ask’i ve huzuru bulma çabaları anlatılmaktadır. Doğal bir yasam ve sade insanların içerisinde kendine bir hayat kurmayı hayal eden Olenin, hayallerinin gerçekleşeceğinden umutlu olmasa da, insanin kendi mutluluğunun, başka insanları mutlu ederek gerçekleşeceğini keşfetmiş ve buna gore kendisine bir yol haritası çizmiştir.
Sosyoloji ve insan psikolojisi hakkında önemli dersler veren bu eseri okumanızı tavsiye ederim…
224 syf.
·12 günde·7/10 puan
Eskiden insanların tv gibi net gibi iletişim araçları olmadığı gibi kolay kolay seyehat imkanları da yoktu. Hal böyleyken dönemin insanı için dünya henüz keşfedilmemiş Amerika gibidir.

Muhtemelen zengin amcamız Tolstoy işte bundan mütevellit, gezip gördüğü yerleri dönemin fakirleri için bol bol betimlemiştir diyebiliriz. Klasiklerin çoğunun önemli bir alanını bu sebeple betimlemeler kaplar.

Daha yakın zamanlara gelindiğinde Kafka olsun Hesse olsun hatta bunlara Musil de eklenebilir daha çok karakterlerin düşünce dünyalarını betimlemeyi tercih etmişlerdir.

Nereye varıyoruz esasen yazarı, okurun nitelikleri gibi ihtiyaçları da yönlendirebiliyor sonucuna.

Kazaklar da nitekim Tolstoy için betimleme nedir nasıl yapılır dersi niteliğindedir. Oleninin, ormana ava gidişi bile sırf betimleme yapma amaçlı olabilir.

Okunur mu okunur.

Not: Tuğba Bora arkadaşımın Kazakların incelemesi altına yorum yazma amaçlı başlayıp sonradan inceleme olarak evrilmiş bir yazımdır.

Detaylı ve sosyal yönden ele alınmış olan Kübra'nın zengin incelemesini öneririm; #27960883
  • Delikanlı
    7.9/10 (412 Oy)451 beğeni1.800 okunma6,8bin alıntı23,9bin gösterim
  • Çocukluk
    7.8/10 (773 Oy)706 beğeni3.093 okunma4.208 alıntı24,1bin gösterim
  • Efendi ile Uşağı
    7.8/10 (892 Oy)694 beğeni2.931 okunma1.794 alıntı15,5bin gösterim
  • Başkasının Karısı
    6.8/10 (536 Oy)362 beğeni2.127 okunma1.532 alıntı24,4bin gösterim
  • Hacı Murat
    7.6/10 (1.682 Oy)1.379 beğeni6,4bin okunma2.287 alıntı33,8bin gösterim
  • Meyhane
    8.2/10 (546 Oy)489 beğeni2.185 okunma1.236 alıntı15,3bin gösterim
  • Ecinniler
    8.8/10 (753 Oy)847 beğeni2.382 okunma14,4bin alıntı42,5bin gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (3.559 Oy)3.507 beğeni13,9bin okunma16,2bin alıntı100,8bin gösterim
  • Nana
    7.3/10 (526 Oy)473 beğeni2.421 okunma1.329 alıntı25,5bin gösterim
  • Ev Sahibesi
    7.2/10 (1.181 Oy)875 beğeni4.269 okunma6,9bin alıntı23,6bin gösterim
275 syf.
·3 günde·8/10 puan
Tolstoy'un annesi (Mariya), akıllı, oturup kalkmasını bilen, çirkince bir kadınmış. Olgunluk yaşlarına kadar evlenememiş, fakat her zaman evlenmeyi istemiş. Bir adam bulup evlendikten sonra, adam vefat etmiş. Sonra, Lev'in annesi, tam evlilikten ve erkeklerden vazgeçecekken genç bir adam bulmuş ve onunla evlenmiş. Genç adam bu nispeten yaşlı kadınla aşktan değil, iflasın eşiğinde olması dolayısıyla evlenmiş:

Aslında Kont Nikolay İlyiç Tolstoy, dış görünümü iç karartıcı
olan ve üstelik kendisinden beş yaş büyük biriyle bu birleşmeyi
aşkla tasarlamıyordu. İflasın eşiğindeydi ve yalnızca zengin bir evlilik onu sıkıntıdan kurtarabilirdi. Taşıdığı büyük isim, Rusya'daki herhangi bir mirasçı kadına tavsiye edilebilirdi.
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 17)

Adam, kadınla gayet güzel bir ilişki kurmuş, evlilikleri boyunca da birbirlerine hiçbir sıkıntı çıkarmamışlar. Ünlü yazar Lev Tolstoy'dan önce de kardeşleri doğmuş ve 28 Ağustos 1828'de, Yasnaya Polyana köyünde, Kont Nikolay İlyiç Tolstoy'un evinde bir oğlan çocuk, Lev dünyaya gelmiş:

Küçük Nikolay henüz üç yaşına gelmişti ki Mariya'nın ikinci
bir oğlu oldu: Sergey (17 Şubat 1826). Ertesi yıl yeni bir doğum: Dmitri (23 Nisan 1827). Yine bir yıl sonra, Tolstoyların büyük adının dördüncü mirasçısı da bölge kilisesi kayıtlarına geçti: "28 Ağustos 1828'de, Yasnaya Polyana köyünde, Kont Nikolay İlyiç Tolstoy'un evinde bir oğlan çocuk, Lev dünyaya geldi.''
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 23)

Küçük Lev henüz birkaç yaşındaymış ki, annesi ölmüş. Annesinin yatakta ''ölü gibi'' yatması ve ona doyamaması, onu çok etkilemiş, hayatı boyunca unutamamış. Zaten dikkat ederseniz de, ''Çocukluk'' adlı ilk eserinde, ''kurgu anne''sini betimlerken kendi annesini değil, tamamen hayal ettiği anneyi betimliyor; çünkü annesinin yüzünü ve onun nasıl biri olduğunu hatırlamıyor:

Küçük Lev Tolstoy annesini hatırlamaya çalıştıkça anıları
uzaklaşıyordu. Annesinin hatırasını, onu tanıyanlar aracılığıyla
yakalayabilmek için boş yere sorular soruyordu onlara. Annesinin iyi kalpli, yumuşak huylu, dürüst, gururlu, zeki biri olduğunu, güzel hikayeler anlattığını söylüyorlardı, ama bu meziyetler toplamının üzerine bir yüz konduramıyordu. Sanki esrarı artırmak ister gibi, evin içinde ona ait tek bir portre bile yoktu. Yalnızca siyah kağıttan kesilmiş bir siluette annesi on, on iki yaşlarında, çıkık alınlı, yuvarlak çeneli, saçları ensesine perde gibi inen biriydi. Lev Tolstoy tüm yaşamı boyunca bu düş kırıcı profili kafasında canlandırmaya çalışmıştı. Kendi yaşlanıyordu ama annesi daima küçük bir kız olarak kalmıştı. (...) Ölümünden birkaç yıl önce şu notu düşecektir: "Bahçede geziniyor ve annemi düşünüyorum; kesinlikle hatırlamadığım ve benim için bir ermişlik ideali olarak kalan annemi. Ona dair kırıcı, sevimsiz hiçbir şey işitmedim.''
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 27)

Ayrıca Tolstoy Çocukluk, Çocukluk, Gençlik adlı yarı-otobiyografik üçlemesinde küçükken öğrencisi olduğu Fedor lvanoviç Roessel'i ''Karl İvanoviç'', ondan sonraki öğretmeni Prosper de Saint-Thomas'ı da St. Jéromê yapar. Büyükannesi zaten kendi büyükannesidir. Hatta gerçek hayatta büyükannesi vefat edince (Kitaptaki St. Jéromê gibi) aynı bu tepkiyi verir:

Prosper de Saint-Thomas, beti benzi atmış, alt çenesi titreyerek ortaya çıktı. "Büyükanneniz öldü," dedi kuru bir ses tonuyla. Çocuklar, yıldırım çarpmış gibi sustu. Lev inanılmaz bir korku hissetti. Sevdiği biri daha on ay zarfında yaşamından yok oluyordu. Kuşkusuz ki büyükannesinin hasta olduğunu haftalardır biliyordu; onu, yatağına uzanmışken görmeye gittiğinde, yüzünün solukluğunu, ödem sonucu şişmiş ellerini fark ediyordu; ama bu şekilde daha yüz yıl yaşar gibi geliyordu ona.
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 54)

Gerçekten de, bazen yaşlılar insana hiç ölmeyecekmiş gibi gelir:

''Sevdiğimiz bazı ihtiyarlar bize
Hiç ölmeyecekmiş gibi gelir bazen.
Sanki onlar Venüs gibi, Altın Apollon gibi, Zeus gibi
Tanrı ya da tanrıçalarmış gibi gelir.''

Ayrıca Tolsoy'un yarı-otobiyografik üçlemesinde olan, kitaptaki karakterin çok sevdiği ''Serjoya'', Tolstoy'un abisi ''Sergey''dir:

Kardeşlerinden ise hayran olduğu Sergey'di, iki yaş büyüğü, yakışıklı Sergey, mesafeli, tuhaf, gün boyu şarkı söyleyen, renkli boya kalemleriyle olağanüstü horozlar çizen ve gizliden gizliye civciv yetiştiren Sergey. ''Onu taklit ediyor, seviyordum, o olmak istiyordum,'' diye yazacaktır Lev Tolstoy.
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 30)

Tolstoy'un kalın kaşlarından, çirkinliğinden, bazı kötü alışkanlıklarından ve annesinin ve babaannesinin erken ölümünden dolayı içine kapanması, onda üst düzey bir ''sevgi açlığı'' doğuruyor ve bu sevgi açlığı, ne kadar doyurulursa doyurulsun, bitmiyor. Tolstoy da, kendisinin bahsettiği gibi, ''sevgiyi seven'' bir insan. Var olma amacı sevgi ve gerçek mutluluğu sevgide arıyor. Bunu romanlarında da, öykülerinde de sıklıkla vurguluyor:

Üç tür sevgi vardır: 1. Güzel sevgisi; 2. Özverili sevgi; 3. Gayretkeş sevgi. (...) Güzel sevgisi, duygunun kendisindeki ve dile getirilmesindeki güzelliğe duyulan sevgidir. Böyle sevenler için sevdikleri insan, ancak bilinmesinden ve ifade edilmesinden haz duydukları hoş bir duygu uyandırabildikleri ölçüde sevgiye değerdir. Güzel sevgisiyle seven insanlar, duygunun güzelliği ve tatlılığı üzerinde hiçbir etkisi olmayan bir durum olarak gördükleri için, sevginin karşılıklı olmasına özen göstermezler. Asıl amaçları hoş sevgi duygusunun sürekli uyarıcı bir duygu olmasıdır, bu yüzden de sevdikleri kişiyi sık sık değiştirirler.
-Lev Tolstoy, Gençlik (s. 109-110)

Hayatta değişmeyen tek mutluluğun sevmek olduğunu bugüne kadar anlayamamıştım.
-Lev Tolstoy, Aile Mutluluğu (s. 76)

Mutlu olmak için gereken şey sevmek: Özveri dolu bir sevgiyle sevmek, herkesi, her şeyi sevmek, dört yanına sevgi ağları örmek, bu ağlara takılan herkesi içeri almak!
-Lev Tolstoy, Kazaklar (s. 179)

Tolstoy, kendi kurtuluşunu yazarlıkta bulup ilk romanlarını yazdıktan sonra, Çocukluk adlı romanını Çağdaş dergisine gönderiyor, Çağdaş dergisinin yöneticisi ve ünlü şair, Nekrasov, beğeniyor ve yayınlıyor. Bundan sonra da Tolstoy, dergi yazarlarıyla (Özellikle Nekrasov ve Turgenyev'le) arkadaş oluyor. Turgenyev ile arkadaşlığı acı-tatlı olsa da, Nekrasov ile ilişkisi nispeten daha iyi. Tolstoy'un yazarlığı hakkında dönemin ünlü yazarlarının düşünceleri şöyle (Sırasıyla Dostoyevski'nin ve Turgenyev'in):

Bununla birlikte, yakın bir zamanda, Sibirya'nın içlerinde bir başka genç yazar, Fedor Mihailoviç Dostoyevski (Lev Tolstoy'dan yedi yaş büyük), zindandan kurtulmuş ve sıradan bir asker olarak bir savunma hattı alayına alınmış, Çocukluğum'u okuyacak ve dostu Maykov'a şunu itiraf edecekti: "Lev Tolstoy son derece hoşuma gidiyor, ama, bana kalırsa, başka önemli bir şey pek yazmayacak (yanılabilirim elbette!)''
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 140)
(Dostoyevski bayağı yanılmış!)

Nekrasov yanılmamıştı. 21 Ekim 1852'de İvan Turgenyev'e hayranlığını belirtmek için yazdı (Tolstoy'un ''Çocukluk''una karşı hayranlığını belirtmek için): Turgenyev de, Çocukluğum'u Çağdaş'ta okumuş olduğundan 28 Ekim'de ona cevap verdi: "Haklısın. Çok yetenekli olduğu kesin. Onu yazmaya teşvik etmek için yaz ona. Onu ilgilendirir mi bilmiyorum ama ona söyle, onu kabul ettiğimi, selamladığımı ve alkışladığımı söyle."
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 140)

Tolstoy ile Turgenyev arasındaki ilişkiyi bir alıntıyla pekiştireyim ve sonra diğer başlığa geçeyim:

"Turgenyev ile akşam yemeği yedim... Kasıntılı ve çapsız biri." (17 Şubat-1 Mart). "Turgenyev'de çok harika üç saat geçirdim." (20 Şubat-4 Mart). ''Turgenyev'de, ateşin başında bir şişe şarap içerek yine hoşça geçirilmiş bir akşam." (21 Şubat-5 Mart). "Turgenyev hiçbir şeye inanmıyor, işte onun felaketi bu. Sevmiyor, sevmeyi seviyor." (25 Şubat-9 Mart). "Akşam yemeğinde, ona hiç düşünmemiş olduğu şeyi söyledim: onu kendimden üstün gördüğümü." (26 Şubat-10 Mart). "Turgenyev can sıkıcı! Yazık! Hiçbir zaman kimseyi sevmedi." (1 Mart-13 Mart). "Turgenyev'deydim. Soğuk ve gereksiz bir adam ama sanatta zeki ve zararsız." (4-16 Mart). "Turgenyev'deydim. Hayır, onunla karşılaşmak istemiyorum. Yeteneklerinin hakkını yeterince verdim, şu veya bu yönden ona yaklaşmayı yeterince denedim: bu imkansız!" (5-17 Mart). "Saat beşe doğru Turgenyev beni görmeye geldi. Suçlu gibi bir havası vardı. Ne yapmalı? Ona saygı duyuyorum, onu önemsiyorum hatta onu sevdiğimi söyleyebilirim ama ona karşı hiçbir sempati duymuyorum ve bu karşılıklı." (7-19 Mart). "Turgenyev yaşlı." (9-21 Mart). ''Turgenyev'deydim; artık bir şeyden bahsetmiyor, gevezelik ediyor. Ne zekaya ne insanlara inanıyor - hiçbir şeye inanmıyor." (25 Mart-6 Nisan).
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 233)

Tolstoy, içine kapanık ve çok da sosyal olmadığı için, ister istemez kötü alışkanlıkları oluyor (Ki bu da çok normal):

Bir ay boyunca, bir gün bile geçirmeden, sayfa sayfa, kendine
karşı en şiddetli suçlamalarda bulundu: "kendini beğenmişlik", "palavracılık", "kibir", " tembellik", "uyuşukluk'', "gösteriş'', "yalan'', "istikrarsızlık", "kararsızlık , "meçhul bir şeyi beklemek", "taklitçilik'', "ödleklik", "tezatlık ruhu", "kendine aşırı güven", "şehvet eğilimi", "kumar tutkusu"... Kendini eleştirmekten nasıl bir hoşnutluk duymakta!
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 99)

''Kumar tutkusu'' ve ''şehvet eğilimi" gibi bazı problemleri olduğu için perhiz yapıyor, bazen başarılı oluyor, bazen de başarısız. Ama Tolstoy'un büyük bir insan olmasının nedenlerinden biri de bu: Kötü alışkanlıklarını ve sorunlarını çözmeye, çalışıyor. Onlar üzerine düşünüyor ve gerçekten ''kafa yoruyor''; bazı sorunlarını çözmede başarısız olsa bile, ya da kötü alışkanlıklarının içinde birikmesine izin verse bile yılmıyor... İşte Tolstoy'un özelliği bu. Kendisi bir çözün yolu düşünüyor (çözüm yolu yazarlık oluyor ama o böyle düşünüyor): ''Kötü alışkanlıklarını yenmek için tek çare: Kafkasya!''

İlk dönem eserlerinden ben en çok Kazaklar ve Sivastopol'ü beğendim. Kazaklar'dan birazdan bahsedeceğim, Sivastopol'ü ise sonradan derinlemesine incelemeyi düşünüyorum. Kazaklar'da Tolstoy, gerçekten de Kazak ve Kazaklarla birlikte yaşayan insanların portresini çok güzel çizmiş. Turgenyev'in de dediği gibi, Kazaklar'da tek sıkıntı, baş karakter Olenin'in kişiliğinin çok cılız olması, onun dışında her şey gayet güzel. Maryana (Gerçekte Tolstoy'un çok beğendiği ''Marenka'') ile Olenin'in arasındaki ilişkiyi, Yeroşka Amca'yı (Özellikle bu karakteri çok beğendim), oranın iklimini, kadınlarını ve erkeklerini çok güzel yansıtmış bize. Tolstoy, Tatyana Hala'sına şöyle bir mektup yazmış:

''Hiç yerinde duramayan bir karınca yuvası gibi. Kadınların çoğu güzel ve sağlam yapılı. Doğu kadınlarının giysisi, yoksulluklarına rağmen, nefis. Çevrenin vahşi güzelliğiyle birleşen kadınların oluşturduğu rengarenk gruplar, gerçekten hayranlık verici bir göz ziyafeti sunuyor. Genellikle saatlerce bu manzarayı seyrederek duruyorum.''
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 111)

Tıpkı kitapta Olenin'in manzarayı ve Maryana'yı izlemesi gibi, değil mi? Tolstoy bu kitabında kendi içini, Çocukluk, Çocukluk, Gençlik'e göre, çok daha iyi yansıtmış. Hatta kitapta bir bölümde Maryana hakkında ''Onu doğayı sevdiğim gibi seviyorum,'' der. Gerçekte de ''Marenka''yı, Kazak kızını, ''doğayı sevdiği gibi'' seviyordur. Ayrıca Yeroşka Amca'yı yaratırken de Kafkasya'da kaldığı evin sahibinden esinlenmiştir:

Lev Tolstoy Epişka adlı (Epifan Sekin) yaşlı bir Kazak'ın evinde oturuyordu. Epişka onu baştan itibaren dostça kabul etmişti. Doksan yaşındaki Epişka iri yan, babayiğit bir adamdı. Çıkık göğüslü, atletik omuzlu, bir kuğunun tüyleri gibi beyaz geniş sakallı biriydi. Onun kişiliğinden etkilenen Lev Tolstoy onu ''Kazaklar'' romanının Yeroşka Amca'sı yapacaktır.
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 119)

Yeroşka Amca gibi hayatın acı tarafını hisseden, içi (kısmen) yanan fakat başkalarına bunu hissettirmeyip, hep şen olan insanları severim. Her ne kadar Yeroşka Amca akıllı olmasa ve bazen rahatsız edici olsa da, onun gibi akıllı fakat acısını dışa vurmayan insanlar var. Bu kadar kısa ömrü olan insanlara, evrenin yaşına kıyasla, kısacık ömürlerini bir somurtuşla rahatsız etmek niye? Karamsar olsak bile bunu yüzümüzle değil, sözlerimizle belli etmeliyiz bence.

Ayrıca, dikkat ettiyseniz, Kazaklar romanında kadınlar daha büyük rol oynuyor, çünkü Kazak toplumunda kadınların otoritesi oldukça fazla:

Evde kadınların otoritesi çok fazlaydı. Doğuda herkes kadınlara köle muamelesi yaparken Kazaklar onlara saygı gösteriyor ve onlardan çekiniyordu.
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 118)

Tolstoy, Kafkasya'dan ayrıldıktan sonra Sivastopol'de savaşa gidiyor, savaştaki izlenimleri ile ''Sivastopol Öyküleri''ni oluşturuyor. Oradaki izlenimi, gelecekte yazacağı ''Savaş ve Barış'' romanına da büyük katkı sağlayacaktır.

Tolsoy Rusya'da hatırı sayılır yeri gezdikten sonra, 2 kez yurtdışı seferine çıkıyor. Buralarda tarih hakkında bilgiler de ediniyor. Rusya'ya döndükten sonra evlenmenin vakti geldiğini düşünüp, yüksek sosyeteden 18 yaşındaki ''Sonya'' ile evleniyor.

Sonya'nın çok genç olması Lev Tolstoy'u büyülüyordu. "Büyük kadını" oynamasını izliyor ve her an onu odalarına götürüp, öpücüklere boğmak istiyordu. "Otuz dört yıl boyunca bu kadar sevilebileceğini ve mutlu olunabileceğini bilmeden yaşadım," yazıyordu 28 Eylül 1862'de sevgili Aleksandra Tolstoy'una. "Sürekli layık olmadığım, gayrimeşru ve hak etmediğim bir mutluluğu çalmış olduğum hissi içindeyim."
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 353)

Bana sorarsanız, Tolstoy'un hiç evlenmemesi lazımdı. Çünkü Tolstoy ''sevgiyi seven'' bir insandı ve hep sevdiği insanları değiştirmesi lazımdı (Bazen isteyerek, bazen de ister istemez). Bir önceki pasajda gördüğünüz gibi, Tolstoy'u sadece Sonya'nın küçüklüğü ve saflığı büyülüyor. Ama karısının ne kadar kıskanç ve huysuz bir insan olduğunu fark edince, ister istemez soğuyor:

Kıskançlığını körüklemek için etten kemikten bir rakibe ihtiyacı yoktu. Kimi betimlemelerdeki şehvetle, eşlik gururunun kırıldığını hissetmesi için Lev Tolstoy'un kitaplarını okuması yetiyordu. Roman kişilerinin birbirine söylediği aşk sözcükleri, öpüşmeler, sanki Liovoçka kalabalığın karşısında ayıp bir teşhirde bulunmuşçasına onu utandırıyordu.
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 362)
(Liovoçka, ''Lev''in daha samimi hâli.)

Fakat her ne olursa olsun, Tolstoy karısını sevmek ve ona gerçekten ''kendini vermek'' istiyor. Ona, o küçük ve saf insana, sahip olmak ona büyük bir yük oluyor ve bu yük bazen ona haz verirken, bazen de rahatsızlık veriyor:

"Onu daha fazla seviyorum. Bugün, yedinci ayımızda, onun karşısında, uzun zamandır artık hissetmediğim bir zayıflık hissediyorum. O, benim nazarımda, anlatılamayacak derecede temiz, iyi ve lekesiz. O anlarda, kendini tümüyle bana bırakmasına rağmen, ona sahip olmadığımı hissediyorum. Ona sahip değilim çünkü cüret edemiyorum, çünkü layık olmadığımı düşünüyorum. Sinirliyim; bu nedenle de mutluluğum tam değil. Bir şey içimi kemiriyor: onu tümüyle hak edebilecek adamı kıskanıyorum. Ben onu hak etmiyorum." (24 Mart 1863). Sonya'nın gençliği, iyiliği onu ürkekleştiriyordu. Nasıl ki Sonya onun aşırı bir fiziki aşk isteğiyle kendisinden vazgeçeceğinden endişe ediyorsa, Lev Tolstoy da Sonya'nın aşırı bir beğenilme isteğiyle kendisinden vazgeçeceğinden endişe ediyordu.
-Henri Troyat, Lev Tolstoy (s. 363)

Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar.
246 syf.
·39 günde·Beğendi·8/10 puan
Tolstoy’un ilk kitabı olmasından dolayı okumaya karar vermiştim. Olay yoğunluğunun az olduğu, uzun betimlemelerle kır yaşamının güzel bir şekilde işlendiği ve baş karakter Olenin etrafında psikolojik iç tahlillerin de yer aldığı bir kitap. Yaşar Kemal’in İnce Memed’ine çok benzettim kitabı. O tatlı dilin güzelliği ikisinde de var. Bir de iki kitapta işlenen kültürlerin benzerliği var. (Bkz: Kazaklar, Türkler)

Sonuçta Tolstoy okumaya karar veren bir okur için, dilinin ve konusunun yormaması da hesaba katılacaksa, iyi bir başlangıç kitabı olacaktır.
275 syf.
·4 günde·Puan vermedi
1863 yılında yayımlanan ve Tolstoy'un kendi deneyimlerinden, gözlemlerinden iz taşıyan bir kitap Kazaklar.
.
Genç bir Rus aristokratının bir Kazak köyüne yerleşmesi, şehir hayatından sonra köy hayatına alışmaya çalışması ve iç sorgulamaları çok çarpıcı bir şekilde aktarılıyor.
.
Kazak insanlarının gelenek, görenek ve yaşayışları , Tolstoy'un betimlemeleri ile bir dönemin anlaşılması açısından harika bir okuma sağlıyor.
.
Bir öncesinde Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban isimli romanını okumuştum. Orada da genç bir askerin Anadolu köyüne yerleşmesi ve gözlemleri çok etkilemişti. Yine Tolstoy'un Kazaklar romanında benzer olaylar , benzer sorgulamalar, yabancılık, bir yerde yabancı olma durumunu okuyunca ister istemez derin bir sorgulamaya girdim kendi içimde. Hangi ülkede hangi zamanda olursa olsun insan kendine yabancıysa gittiği her yerde de yabancı oluyor diye düşündüm. Bir yere ait olamama, bir yere ait hissedememe durumları arka arkaya okuduğum iki romanda da çok güzel verilmişti.
Sonsuz sevgiler.
235 syf.
Olay yoğunluğundan çok betimleme ağırlıklı bir Tolstoy eseri. Tolstoy bu eserinde Rus edebiyatının farklı bir bölümüne ışık tutmuştur. Psikolojik betimlemeler çoğunlukta. Ve son olarak betimlemeler gayet güzel olmuş. Tolstoyun ilk eseri ayrıca...
283 syf.
·4 günde·Beğendi
Olyenin Rusya’nın üst tabakasından zengin ve bilgili bir gençtir. Hikaye ; gencin çevresine yabancılaşıp askere yazılması ve Moskova’dan Kafkaslara gitmesiyle başlar. Rütbeli askerler köydeki evlere yerleştirilir ve Olyenin de köyün en güzel kızıyla tanışmış olur bu vesileyle. Kız nişanlıdır. Bir yandan Olyenin’in aşkını okurken; bir yandan Kazakların yaşayışına, gelenek göreneklerine,Rus üst tabakası ve Kazaklar arasındaki farklı yaşam şekline tanık oluyoruz. Tabiki de Tolstoy’un muhteşem kalemi ve tasvirleriyle. Neden Dünya Klasiği okumalıyızı bir kez daha hatırlatan bir eser oldu.
320 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Harika bir roman Tolstoy yine kalemini konuşturmuş üstelik yazdığı ilk eser olmasına rağmen, herşeye sahip ama yinede mutluluğu huzuru yakalayaman Rus gençi Olenin'ın ve Kazak halkının içinde huzuru mutluluğu arayış hikayesi, aşka, hayata, sevgiye bakış açısını değiştiren insan topluluğu ama ayit olmadığı bir yerde bunları bulsan bile bazen gitmek gerekir. Harika bir roman kesinlikle tavsiye ediyorum keyifli okumalar kitapla kalın.. :)
Hiçbir şey sonuna kadar gitmiyor: Hep bir yarımlık, tamamlanmamışlık duygusu... Diyecek söz yok!
Lev Tolstoy
Sayfa 2 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kadınlar çoğu kez erkeklerden daha güçlü, daha akıllı, daha gelişmiş, daha güzel olurlar.
Lev Tolstoy
Sayfa 23 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kazaklar
Baskı tarihi:
Aralık 2016
Sayfa sayısı:
283
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750517877
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Казаки
Çeviri:
Leyla Soykut
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Tolstoy’un yarı otobiyografik kitaplarından biri olan Kazaklar, bir aşk hikâyesi olduğu kadar, yazarın hayatı boyunca medeniyetle yaşayacağı gelgitli ilişkinin de öyküsü.

Tolstoy’un 1852’de başladığı ama on yıl boyunca tamamlanamayan Kazaklar, genç ve zengin Olenin’in Moskova hayatından bıkarak Rus ordusuna yazılması ve Kafkaslar’da ücra bir köye gönderilmesiyle başlar. Burada Kazakların ve Çeçenlerin kaba kuvvetine hayran kalır, bir Kazakla sözlü olan Maryana adında bir kadına âşık olur. Tolstoy’un Kafkaslar’da yirmi bir yaşında genç bir asker olarak deneyimlerini hikâyeleştirdiği, Puşkin ve Rousseau gibi ustalarına bir selam niteliğinde olan bu roman, büyüleyici doğa tasvirlerini yazarın sade ama ihtişamlı diliyle birleştiriyor.

Kitabı okuyanlar 2.198 okur

  • Habib Tabak
  • Tolstoy
  • K000
  • zeynovka
  • YOK
  • Enes
  • Ender Büyükbay
  • Ayhan kaya
  • psk.okuyor
  • Rozaa bora

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%1.9
13-17 Yaş
%3.8
18-24 Yaş
%15.8
25-34 Yaş
%32.1
35-44 Yaş
%29.2
45-54 Yaş
%12
55-64 Yaş
%4.3
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%43.4
Erkek
%56.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%6.9 (42)
9
%8.2 (50)
8
%14 (85)
7
%6.6 (40)
6
%3.3 (20)
5
%1.6 (10)
4
%0.2 (1)
3
%0.2 (1)
2
%0.5 (3)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları