Lev Tolstoy

Lev Tolstoy

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.4
74,9bin Kişi
okuyor-dolu
300bin
Okunma
v3_begen_dolu
16,7bin
Beğeni
goz
240bin
Gösterim
Tam adı
Lev Nikolayevich Tolstoy
Unvan
Rus, Yazar, Pasifist, Eğitim Reformcusu
Doğum
Yasnaya-Polyana, Rusya İmparatorluğu, 9 Eylül 1828
Ölüm
Astapovo, Rusya İmparatorluğu, 20 Kasım 1910
Yaşamı
Lev Tolstoy 28 Ağustos 1828 tarihinde Moskova'da doğdu. Babası Kont Nikolay İlyiç Tolstoy, 1812 Napolyon Savaşlarına katılmış emekli bir yarbaydı. Tolstoy romanlarında, insanoğlunun ne kadar değişik karakterli olduğunu vurgular. ''Savaş ve Barış'', ''Anna Karanina'' insan tahlileri ve canlı tasvirler bakımından birer baş eserdir. Lev Tolstoy'un kendini arayış serüveni ölünceye kadar sürdü. Karısı bile onu anlamadı. Tolstoy, bir çocuk gibi hayata küstü ve kaçtı. Seksen iki yaşındaki karanlık ve yağışlı bir Ekim gecesinde köyünden ayrıldı. Yolda hastalandı 7 Kasım 1910'da küçük bir tren istasyonunda hayata veda etti. Lev Tolstoy zengin bir ailenin çocuğu olarak Rusya'nın Tula şehrindeki Yasnaya Polyana adlı konakta doğdu. Çok küçük yaşlarında önce annesini, sonra babasını kaybetti, yakınlarının elinde büyüdü. Çocukluğundan beri gerçekleri incelemeye karşı büyük bir ilgisi vardı. Öğrenimini tamamlamak için Moskova'ya gitti. Çalışkan zeki bir öğrenci olarak başarı ve sevgi kazandı. Fransızcasını ilerletmiş, Voltaire'i ve J. J. Rousseau'yu okumuş, bu iki yazarın kuvvetli etkisinde kalmıştı. Yasnaya-Polyana'ya döndü, yoksul köylüler arasına katıldı. İlk eseri olan "Çocukluk"u bu sıralarda yazdı. Lev Tolstoy Bir süre sonra orduya girdi; Kafkasya'ya gitti. Kafkas halkının yoksulluk dolu yaşayışlarını ele aldığı izlenimlerle ilk gerçekçi hikâyelerini yazdı. 1854'te Kırım savaşı'na subay olarak katıldı. Sonra askerlikten ayrılıp Petersburg'a gitti. Bir kısım eserlerini oldukça sakin geçirdiği o yıllarda yazdı. Gene de içinde, aradığını bulamayan bir ruh çalkalanıyordu. Batı Avrupa ülkelerinde uzun bir gezintiye çıktı. Almanya, Fransa, İsviçre'de dolaştı. Yurduna dönüşünde gene Yasnaya-Polyana'ya yerleşti. Asalet ünvanlarından, lüksten sıkılıyordu. Köyünde bir okul kurdu. Bu okul, öğrenim, eğitim bakımından yepyeni bir kurumdu. Huzura kavuştuğuna kanaat getirdikten sonra, 1862'de evlendi. Lev Tolstoy evlendiğinde karısı Sophie Behrs kendisinden 16 yaş küçük olup henüz 18 yaşındaydı. Bu evlilik onun düzenli bir hayat özlemini giderecekti. Bu evlilikten 13 çocukları oldu; bu çocukların 3'ü bebek iken, biri 5 diğeri de henüz 7 yaşında iken öldü. Eserlerinden en kuvvetli olan iki romanı "Savaş ve Barış" ile "Anna Karenina'yı" bu dönemde yazdı. Karısı, eserlerini yazmasında en büyük yardımcısıydı. Hatta "Savaş ve Barış"ın düzeltmelerini 12 kez yapıp yazmıştır. Aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı. Geniş halk yığınlarının, özelikle Rus köylüsünün yoksul, perişan durumu onu çok üzüyordu. Bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. Kaba saba giyiniyor, giydiği her elbiseyi kendisi dikiyordu. Değişmeyen tek tarafı bıkıp usanmadan yazmasıydı. "Kroyçer Sonat", "Efendi ile Uşak", "Karanlıkların Gücü", "İman nedir", "İnciler", "Kilise ve Devlet", "İtiraflarım" hep bu yılların ürünleridir. Lev Tolstoy Eserlerinde insanlığın çeşitli meselelerine değinen Tolstoy'un dünya ölçüsünde bir sanat ve fikir değeri vardır. Kendi ülkesinin toplumsal siyasal çalkantılarını, halkının yaradılışını, yaşayışını büyük bir ustalıkla yansıtmıştır. Gerçekçi edebiyatın en büyük temsilcilerinden olduğu kadar, bir filozof ve bir eğitimci olarak da ün kazanmıştı. Yukarıda sayılanların dışında "Diriliş", "Gençliğim", "Çocukluk", "Hacı Murat", "Ayaklanış", "Sergi Baba", "Tanrı Bizim İçimizdedir", "Kazaklar", "Tesadüf", "İki Süvari" gibi eserleri vardır. Lev Tolstoy 82 yaşındayken, 1910 yılında öldü. Kış ortasında evini terk ettiğinde hasta düştükten sonra, Astapovo'da tren istasyonunda zatürre'den öldü. Polis, cenazesine katılmak isteyenlere ulaşımı sınırlandırmak için çalıştı, ama binlerce köylü cenazesinde sokakları doldurdular. 82 yaşında vefat eden Lev Tolstoy birçok kez büyük sıkıntılar yaşamıştır. Marksizm'den etkilenerek oluşturduğu mülkiyet konusundaki radikal fikirleri nedeniyle bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. Bu sebeple ailesiyle arası açıldı. Hıristiyan anarşizmini geliştirmeye çalıştığı kitabı "tanrının egemenliği içimizdedir" kitabıyla yeni bir hristiyanlık akımı tanımlaması, Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edilmesine sebep oldu. Tolstoy, ömrünün son yıllarını büsbütün derbeder bir şekilde geçirdikten sonra, bir küskünlük sonucunda, evini bırakıp yollara düştü. Astapovo tren istasyonunda ölü olarak bulundu. Ölümüne zatürrenin sebep olduğu bilinmektedir. Hayatı boyunca yaşamın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalıştı. Eserlerinde bunu eksiksiz olarak yansıtmayı hedef edinmiş en büyük Rus yazarlarından birisi olarak edebiyat ve dünya tarihindeki yerini aldı.
kamera
İnsan Neyle Yaşar?
kamera
Lev Tolstoy
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
İvan İlyiç'in Ölümü
kamera
Lev Tolstoy
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Anna Karenina
kamera
Lev Tolstoy
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Savaş ve Barış (2 Cilt Ta...
kamera
Lev Tolstoy
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
İtiraflarım
kamera
Lev Tolstoy
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Diriliş
kamera
Lev Tolstoy
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Daha Fazla
140 syf.
·
1 günde
·
3/10 puan
Nedir Bu Kadınların Erkeklerden Çektiği?!
YouTube kitap kanalımdaki videodan Tolstoy'un hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/bsTzvrg-Pi4 Tolstoy'un bir başka gereksiz abartılan kitabından hepinize merhabalar... Tolstoy için çok yakın bir zamanda okuma rehberi hazırlamış olacağım ama ondan önce bu kitap hakkındaki düşüncelerimi açıklamasam olmazdı. Evet arkadaşlar, söylesenize, nedir bu kadınların erkeklerden çektiği? Bugüne kadar hiç denemediğim bir şekilde bir inceleme yazmak istiyorum ve Tolstoy'un bu kitabını bir müzisyenin, bir Hristiyan'ın, bir feministin, bir nikah memurunun, bir pedagogun, bir diyetisyenin ve bir edebiyat eleştirmeninin nasıl yorumlayacağı üzerine ayrı ayrı incelemeler yapmayı hedefliyorum. Neden böyle yaptığımı da birazdan anlayacaksınız. Bir müzisyen Kreutzer Sonat'ı okusaydı: “Derler ki, müzik güzelse, verdiği tat bütün duygulara ayak uydurur. Mutlu insan, melodilerde mutluluğu, hüzünlü insan hüznü bulur.” diyor Dostoyevski. İyi de Tolstoy, toplumumuzdaki zinaların büyük bir bölümünün müzik yüzünden olduğunu söylemiş. (s. 78) O zaman konserlere giden insanların hepsi Tolstoy'a göre günahkar oluyor? Yani ben Büyük Ev Ablukada dinlediğim için cehenneme mi gideceğim? Eğer bu kitabı başka meslektaşlarım okursa bir daha hiçbir konsere falan çıkamayız, bu kitabı acilen yok etmem lazım! Bir Hristiyan Kreutzer Sonat'ı okusaydı: Kitap kesinlikle muhteşem. Kitap kadınlara ne yapmaları gerektiğini tam olarak öğretiyor, bunu yaparken vücutlarından tutun da kadınların ne düşünmeleri, ne giyinmeleri gerektiğine kadar da epey ders veriyor. Eğer Hristiyanlık kurallarına uymak isterseniz ve kadınlara gereken ahlak dersini vermeyi düşünüyorsanız bu kitabı çok seveceksiniz. Bir feminist Kreutzer Sonat'ı okusaydı: Hayatımda okuduğum en kötü kitaptı çünkü erilliğin hakim olduğu bu dünyada kadınların giyimine bile karışan bir yazarın gözünden kendi Hristiyanlık düşüncelerini okura dayatmasını okumuş oldum. Hele ki cishet Tolstoy'un son bölümde yazdığı düşünceleri okuduğumda şok oldum. Kadınlar bu kitapta erkekler hakkında o kadar takıntılı gösterilmiş ki, evlilik tercihinde bulunan kadınların aslında kendi köleliklerini ilan ettikleri savunulmuş. Ayrıca benim giyim tarzımdan sanane Tolstoy? Bir kadın şort giydiği için onlara saldıran adamların senden ne farkı kalıyor bu şekilde? Bir de adam 13 çocuk yapmasına rağmen herkese cinsel ilişkiden kaçınmayı teşvik ediyor ve fiziksel sevginin, doğum kontrol yöntemlerinin kötü bir şey olduğunu söylüyor. Ona göre olması gereken tek gerçek sevgi Hristiyanlığa ve İsa'ya duyulabilecek sevgi. İyi de neden kadınlara ne yapmaları gerektiğini öğretmeye çalışıyorsun ve kadın haklarına aykırılıklarla dolu bir kitap yazıyorsun o zaman errrkek? Bir nikah memuru Kreutzer Sonat'ı okusaydı: Tolstoy bu kitabında bize kısaca "Bekarlık sultanlıktır" diyor. Eyvah ki ne eyvah... Evlilikler Hristiyan kuralları dışına çıktığından dolayı ve erkekler ya da kadınlar aldatmaya çok meyilli olduklarından ötürü insanların evlenmemesini öğütlüyor. Hatta Henri Troyat'a göre Tolstoy bir mektubunda "En egoist ve en iğrenç yaşam, hayatın tadını çıkarmak için evlenen iki insanın yaşamıdır" diyor. Ama kendisi eşinin 13 çocuk doğurmasına sebep olmuş, bu da çok ilginç. Neyse bu kitabın daha çok yayılmaması için uğraşmalıyım, çünkü bu kitabı ne kadar çok kişi okursa ben de o kadar aç kalırım. Bir pedagog Kreutzer Sonat'ı okusaydı: Çocuklara cinsel eğitim verilmeli, uzuvları öğretilmeli, hayır demek öğretilmeli. Bu konuları engelleyerek ve gizleyerek çocukları eğitemeyiz. Cinsellik tabu olduğu sürece ve çocuklardan bu konular saklandıkça hiçbir yere varamayız Tolstoy. Bir pedagog olarak seni kınıyorum. Bir diyetisyen Kreutzer Sonat'ı okusaydı: Adam resmen cinsellik uyandıran yiyecekleri yemenin engellenmesi gerektiğini savunuyor, şaka gibi... Daha geçen gün bir hastama dengeli beslenmesi arasında bir güç kaynağı olabilmesi için Manisa'dan yeni aldığım mesir macununu hediye etmiştim. Eğer o hastam bir gün Tolstoy okumaya başlarsa yandım. Bu kitabın kesinlikle toksik bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bir edebiyat eleştirmeni Kreutzer Sonat'ı okusaydı: Burada ben devreye giriyorum, çünkü diğer mesleklere nazaran en çok bu kısma yakınım. Bu kitabı farklı mesleklerden insanlar okuduğunda nasıl tepki vereceklerini düşündürmek istedim. Öncelikle bir kitabı okurken yazarın tasarladığı karakter üzerinden anlattıklarına bakarım. O karakter yazarın düşüncelerini mi yansıtıyor, yoksa tamamen zıt düşünceleri mi kurgulamış diye sorarım kendime. Eğer Tolstoy, Pozdnişev karakteriyle bize neyin yapılmaması gerektiğini anlatmışsa bu kitap dünyanın en iyi kitaplarından biri sayılabilir. Fakat eğer ki Tolstoy, Pozdnişev karakteriyle bize esas olarak ne yapmamız gerektiğini anlatmışsa bu kitap dünyanın en toksik kitaplarından biridir. Kitabın sonundaki Tolstoy'un sonsözü ile de aslında Pozdnişev'in düşündüklerinin tıpatıp Tolstoy'un düşündükleriyle aynı olduğunu anlıyoruz. Yani bu kitaba göre Tolstoy, toplumumuzdaki kadınların genelevlerdeki kadınlardan farklı amaçlar için yaşamadıklarını (s. 26), kadınların fahişeler gibi şehvet uyandıran elbiseler giymelerinin yasaklanması gerektiğini (s. 32), insanlık türünün devamını getiren cinselliğin tamamen ortadan kaldırılması gereken bir şey olduğunu (s. 37), kadınların her yerde insanlığın ilerlemesini engellediğini (s. 47), ahlakı bozulmuş bir köle olarak kadının doğum kontrol yöntemlerini kullanarak kendisini bir fahişe haline getirdiğini (s. 49), sanatın zinayı teşvik edebileceğini (s. 78), bedensel aşk ve evliliğin ahlaksızlık ve günah olduğunu (s. 119), temiz bir genç kız olmak istiyorsanız bütün gücünüzü ahlaklı olmaya adamanız gerektiğini (s. 122) düşünüyor. WTF TOLSTOY? Tolstoy'un bu kitabındaki ahlakçılık seviyesinin başka hiçbir kitabında olmadığı kadar arşa çıktığını söyleyebilirim. Hatta en sevdiğim varoluşçu yazarlardan biri olan Miguel de Unamuno'nun bu konuda harika bir düşüncesi vardır Günlükler kitabında: "Ahlaklı olmak ahlakçı olmak; ahlakçı olmak ahlaklı olmak demek değildir. Dini inancı güçlü olmanın, dinci olmak anlamına gelmediği gibi..." İşte Tolstoy bu kitabında ahlaklı olmayı değil ahlakçı olmayı, dini inancı güçlü olmayı değil daha çok dinci olmayı öğütlüyor. Bunlar da benim kabul edeceğim şeyler değiller. Bütün bunlardan sonra "Yaa ama dönem öyleydi, adam napsın, dönemindeki kadınlara bakış açısını yansıtmış hem sen bir kitap yazmadan nasıl kitap eleştiriyosun be" de diyebilirsiniz bana, ama olay öyle değil. Shakespeare'in dönemi de ataerkilliğin arşa çıktığı bir dönemdi fakat adam kitaplarında bunu işlemiş olsa bile kendisi kadın hakları düşmanı değildi. Yani Tolstoy'un Sonya ile olan ilişkisi aslında Schopenhauer'in annesi olan ilişkisine benziyor ve nasıl ki Schopenhauer tek kadından dolayı bütün kadınlara karşı saçma sapan ve aşağılayıcı düşünceler üretmişse Tolstoy da bu kitapta bize bu gerici düşüncelerini kusuyor. Bu tür düşüncelerimi belirttiğimde gelen çok sık ve alışık olduğum bir tepkidir bu hatta ama bana çok argümansız geliyor. Çünkü bu yazarlar veya filozoflar ilerisini görebildikleri için yazar ve filozof zaten. Keza Shakespeare'in yaşadığı dönemde kadınlar için "scold's bridle" adında işkence aletleri bile vardı. Ama Shakespeare dönemi böyle diye Shakespeare bu şekilde bir düşmanlık içerisinde bulunmamış? Tolstoy'un dönemi ise Fransız İhtilali'nden sonra bireyselleşmenin başladığı, kadın haklarının ve feminizm hareketlerinin görüldüğü bir dönem. Tolstoy ihtilalden önce yaşamış olsa "dönem farklı, dönemine göre değerlendir" demeniz bir nebze anlaşılır olurdu fakat kendisinin yaşadığı dönem feminizmin bizzat 1. dalgasının olduğu dönemdir. Bu da kendisinin kadın hakları konusunda en azından dönemi için bihaber olduğunu gösteriyor benim için. Eğer bu yazdıklarımı okuduktan sonra hala Tolstoy'un yaşadığı dönem olan 1828-1910 yılları arası için aksi yönde bir dönem argümanınız var ise dinlemek isterim. Goodreads platformunda pek çok okurun bu olumsuz yönleri konuştuğunu görmeme rağmen ne yazık ki 1000kitap'ta bu konu hakkında yine hiçbir şey söylenmemiş. Yine kitabın sayfası olumlu yorumlardan geçilmiyor. İyi de okuduklarımızı nasıl okuyoruz biz? Bir kitabı eleştirel olarak okumayacaksak ve yazarlara toz kondurmayacaksak okur olmamızın ne anlamı var? Siz olsanız yukarıdaki insanlardan hangisi gibi düşünürdünüz? Tolstoy'un muhteşem kitapları olsa da ve ben de o kitaplara 10 üzerinden 110 puanı bassam da bu kitabın daha çok eleştirilmesi ve kadın hakları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
kamera
Kreutzer Sonat
kamera
Lev Tolstoy
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.1/10 · 7,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
96 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Ahlak anlayışını edebi kurgu içinde ele alan Tolstoy'un okuduğum en iyi öykü kitaplarından birine imza atmış olduğunu söyleyebilirim. Rus edebiyatının en iyi ismi olmakla kalmayıp kitaplarının popülerliğini ülkemizde de koruyor olması, beğenilmesinden değil, Oğuz Atay gibi popüler kültürün de bir kurbanı olduğunu rahatça söylemek mümkün. Aldırmayıp zevkle okuyanlardan olduğum için kısa bir anlatımla değerlendirmek istedim. Aç gözlülük, doyumsuzluk ve sevginin kalemini sağlam tutup kitabını dünyaya sunmuş olan Tolstoy, bir kaç kısa öyküyle ders vermek ister gibi yazdığı bu eserini severek okudum. Bir çok konuyu ele almış; sonuçları pek şaşırtıcı olmasa da kalıplaşmış aşk konuları gibi kabak tadı bırakan kitap olmamış. Sadece tahminden öteye gidebilmek için yaşamak lazım öyle değil mi? O halde biraz öykülerin konu başlıklarından bahsedelim. İnsanlar doyumsuzdur. Neye sahip olurlarsa daha fazlasını isterler bu kitapta bunu rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz hoş artık gözlem için kitaplara pek gerek kalmıyor. Elindekiyle yetinmek belli başlı insanlara özel bir yetenektir ya da zorda kalan her insan... bir öyküsünde elindekilerle yetinemeyen insanlarla, bir diğer öyküsünde elindekiyle yetinip elini bir insana uzatan insanın hikayesini konu almış. Elinde olmayıp kendinden önce başkasına yardım etmek her yiğidin harcı değildir. Kendini bırakıp başkasını omuzlanmak yürek ister. İşte Tolstoy o yürekli insanlardan bahsetmiş. Simon adlı kahramanımızın yardım sever olması, kendisine uzatılan eli tutup aradığı sevgi, saygı, yalnızlığın Allah'a mahsus olması ve ölümün kaçınılmaz olmasını anlayan Michael, neyi yaşaması gerektiğini bilmeyen kralı, doyumsuz olup hayatından vazgeçen Pohem, iki komşunun zavallı hikayesi sizin de sorularınıza cevap olabilir. Çünkü Tolstoy sadece yazar değil aynı zamanda kendini insan hayatına adamış bir filozoftur. Kendi sorularına cevap arayan Tolstoy, düşüncelerini bir kitapla bize aktardığı için şanslı toplumlardan oluşuyoruz. Lakin popüler kültüre esir ettiğiniz bu kitapları insanlardan soğutmayın çünkü bahsedilmeyi değil okunmayı hakediyorlar. O soruların cevapları sadece o hikayedeki kahramanların değil aynı zamanda yaşayan tüm insanların ilgi alanı. İnsan neyle yaşar? Sevgiyle ve saygıyla yaşar, insan geçmişini bir fener olarak kullanıp bugününe ışık tutar ve anı yaşar ki biz buna tecrübe diyoruz, insanlar insanlar için yaşar ve yalnızlık her zaman sağlıklı değildir ve sağlık konusuna gelmişken, para için, kazanç için sağlığınızdan olmayın çünkü Eflatun' un dediği gibi; Eflatun'a sormuşlar: " İnsanoğlunun hangi davranışları sizi çok şaşırtır? Eflatun sıralamış: - Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler; ne var ki çocukluklarını özlerler. - Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler; ama sağlıklarını geri almak için de para dökerler. - Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar; ancak hiç yaşamamış gibi ölürler. Kitabın incelemesini sonlandırıp eleştiri ve ilginiz için şimdiden teşekkür ederim. Kitabı tavsiye ediyorum ki sorularınıza cevap bulun ve iyi okumalar diliyorum.
kamera
İnsan Ne ile Yaşar
kamera
Lev Tolstoy
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.6/10 · 135,2bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
1062 syf.
·
43 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Kırk üç gün gibi oldukça uzun bir zaman diliminde okudum Anna Karanina'yı ve oturup hakkında bir şeyler yazma konusunda da ciddi tereddütlerim var. Nerdeyse külliyatını hatmetmiş olmama rağmen Kont beni her seferinde ısrarla şaşırtmaya devam ediyor. Sürprizlerle dolu bir adam değil elbette kendisi, öylesine sıradan ve bu sıradanlığı ile sıradışı ve aynı zamanda derin çok derin, bu derinlik insanı hem içine çekiyor hem de ürkütüyor. Anna Karanina bir aşk romanı izlenimi verse de katiyen bir aşk romanı değil. Kadın erkek ilişkileri ve evlilikler üzerine muazzam değerlendirmeler ve ancak bir ilişki uzmanı tarafından yapılabilecek durum tespitleri, tümüyle tarafsız ve objektif bir bakış açısıyla yaklaşılmış insan kusurları ki Kont gibi ahlakçı ve erdemler üzerine keskin savunuları olan birinin bu yaklaşımı insanda takdir uyandırmakla beraber biraz şaşkınlığa da sebep oluyor. 1870'li yılların Rusya'sının sosyo-kültürel yapısını, siyasetini ve toprak yasalarını, serflikleri, kadınların toplum içindeki hak ve durumları hakkında da fikir ve görüş sahibi olmanızı sağlayacak, Ekim Devrimi öncesi Rusya'sını net bir şekilde kafanızda canlandıracaktır. Kitabın ana karakterleri Anna Karanina, onun eşi Aleksey Aleksandroviç Karenin, Anna'nın kardeşi Stepan Arkadyiç, Stepan Arkadyiç'in eşi Dolli, Dolli' nin kız kardeşi Kiti, Kiti'nin aşkı ama daha sonra Anna'nın büyük aşığı ve aşkı olacak olan Vronskiy ve Kiti'ye aşık Levin. Kitabı okuyan ve Tolstoy'u az biraz tanıyan birinin de kolaylıkla farkedebileceği üzre Levin otobiyografik bir karakterdir. Tolstoy Levin ile kendi fikirlerini konuşturmuş düğündeki gömlek mevzuna kadar hayatından kesitler koymuştur. Levin Kiti'yi büyük bir sadakatle ve sabırla sever. Sabrının mükafatını da alır elbette. Kiti ve Levin ilişkisinde aşkta gurur olmalı mıdır olmazsa ne olur sorusunun cevabını alırız bir şekilde. Kiti ve ablaları iyi bir eş ve anne olmak için özenle yetiştirilmişlerdir ve tabiatlarına uygun bir yaşam sürerler. Stepan ve Dolli' nin evliliği bir dolu problemlerle sürer gider, pek çok toplumda pek çok ailede olduğu gibi ölmüş bir evliliğin başını beklerler. Toplum ve din baskısı insanları buna mecbur eder. Anna ve Aleksey çok da problemli olmayan ama içinde tutku ve heyecan da bulunmayan bir evlilikle sakin hayatlarına devam ederken Anna'nın Vronskiy'de bulduğu ve aklını başından alan tutkunun kurbanı olmuştur. Fabianus " Tutkulara karşı zeka ile değil, kaba güçle savaşmamız gerekir ve savaş saflarını önemsiz yaralanmalarla değil, saldırıyla dağıtmak gerekir" derken hiç de haksız sayılmazdı. Tolstoy Anna'yı hiç suçlamaz toplumun ona bakışını anlatırken bile oldukça özenlidir, insan ona içten içe hak verdiği hissine dahi kapılabilir ancak Anna'nın ölümü Vronkskiy'in atının ölümünden dahi daha sıradan bir paragrafla kapatılır, Anna mutsuz, depresif, kibrinin ve başına buyrukluğunun kurbanı olarak orada her şeyin başladığı noktada öylece çıkar hikayeden. Tolstoy, o ahlakçı kimliğiyle "ben bir şey demem Tanrı alır intikamını" demeye getirir esasen. Peki Anna'yı bu yanlışa sürükleyen şey şehveti miydi? Asla değil...Sevgisizlik insana her şeyi yaptırır. Kendisinden genç, güzel ve oldukça da dişil bir kadına sahip olan Aleksey onu istediği biçimde sevmediğinden oldu her şey. Peki Aleksey Anna'yı sevmiyor muydu? Elbette seviyordu ama bildiği şekilde. Hayatını aile yoksunluğuyla kurmuş olan Aleksey bir kadın nasıl sevilir bilmiyordu, hayatının merkezinde güç vardı aşk değil. Anne-babasız büyüyerek ve hayatını tırnaklarıyla kazıyarak güce odaklanmıştı, hem birinin seni, senin istediğin biçimde sevmemesi seni sevmediği anlamına gelmez. Peki Vronskiy... Bence bir kadının aşık olabileceği ya da şöyle söyliyim her şeye rağmen aşkını seçebileceği bir adam. Ben Vronskiy' i takdir etmiyorum elbette ama Anna'ya hak veriyorum. Bu hikayede asıl mağdur olanın Vronskiy olduğu kanatindeyim. Hem intiharlar kendini değil başkalarını cezalandırmak için yapılır. Anna da kendini değil onu cezalandırdı ki bütün amacı da buydu zaten. İnsan kitabı okurken Levin ve Vronskiy' i karşılaştırmadan edemiyor, ben Levin gibi birine zerre tahammül edemezdim sanırım tüm risklerine rağmen tercihim Vronskiy'den yana olurdu... Tolstoy'un yarattığı karakterler ve onların ailelerine ( bunu satır aralarına özenle sıkıştırmıştır) baktığımızda armut dibine düşer demeye de getirir bir nebze. Başlamaya, okumaya kıyamadığım, başlayınca bitirmek istemediğim, bitince üstüne düşünmekten hiç sıkılmadığım bir eser Anna Karanina...Ve hangi roman kahramına aşık olurdunuz sorusuna vereceğim tek cevap Vronskiy'dir bundan sonra ;)
kamera
Anna Karenina
kamera
Lev Tolstoy
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.8/10 · 25,2bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;