Anna Karenina

8,8/10  (486 Oy) · 
2.111 okunma  · 
463 beğeni  · 
13.036 gösterim
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910): Savaş ve Barış, Diriliş ve Kreutzer Sonat'ın büyük yazarı, sadece toplumsal olayları değil, bireyin duygularını da olağanüstü tasvir yeteneğiyle aktarmıştır. Yazar, en ünlü eserlerinden biri olan Anna Karenina'da evlilik, aşk ve ölüm konularını derin bir gözlem gücüyle ele almış, muhteşem edebi dehasıyla işlemiştir. 1875-1877 yılları arasında Ruskiy Vestnik dergisinde tefrika edilen romanın ilk baskısı 1878'de yapılmıştır.
Pek çok yazar ve eleştirmen Anna Karenina'yı gelmiş geçmiş en büyük roman saymaktadır. Tolstoy'un bu büyük eseri birçok kez sinemaya da uyarlanmıştır.
Anna Karenina, 19. yüzyıl Rus toplumunun ruhsal dalgalanmalarına çarpıcı bir aşk ve ihanet anlatısıyla ışık tutan bir başyapıt.

Güzelliği ve nezaketiyle çevresinde hayranlık uyandıran Anna Karenina’nın mutsuz ve monoton bir evliliği vardır. Üst düzey bir devlet memuru olan Aleksey Aleksandroviç ile evliliğinde tek tesellisi oğludur. Ağabeyi ile yengesinin aralarını düzeltmek için gittiği Moskova’da yakışıklı ve genç kont Vronski ile tanışması, Anna’nın hayatında dönüm noktası olur. Tolstoy, Anna Karenina’da sıradışı bir gözlem gücü ile aşk, evlilik, ihanet gibi temaların izini sürerken roman sanatına yepyeni ve uzun soluklu bir boyut katar. Modern dünya edebiyatının otoritelerince gelmiş geçmiş en iyi romanlardan biri olarak kabul edilen Anna Karenina, güncelliğini daima koruyacak bir eser.

“Anna Karenina dünya edebiyatındaki en büyük aşk hikâyelerinden biri. Tolstoy’un kusursuz üslûbunun büyüsü her sayfada hissediliyor.”

VLADIMIR NABOKOV

Anna Karenina herkesin imrendiği bir hayata sahiptir; aristokrat bir çevreye mensup asil ve güzel bir kadın olmasının yanı sıra yüksek mertebede görevli zengin bir eşi ve taparcasına sevdiği bir oğlu vardır. Tüm bunlar dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayatı resmetse de, sevgisiz ve sıradan evlilik yaşantısı Anna Karenina’nın yüreğinde büyük bir boşluk yaratır. Çünkü o aşka susamış, eksik bir kadındır. Ta ki yakışıklı subay Kont Vronski’yle tanışana kadar...

Aşkın karşı konulmaz gücüne direnen Anna Karenina, sonunda kendini onun büyülü ve bir o kadar da tehlikeli kollarına atar. Fakat bu sıra dışı ilişki Anna’yı her geçen gün büyük bir çıkmaza, dolayısıyla yıkıma doğru sürükleyecektir. Tolstoy’un arka planda Rus sosyetesindeki ikiyüzlülüğün resmedildiği bu trajik aşk, kader ve öz yıkım hikâyesi, aynı zamanda büyük bir gerçekçilikle işlenmiş insan hayatının zengin bir portresini sunmaktadır. Anna Karenina, birçok yazar ve edebiyat eleştirmeni tarafından tüm zamanların en iyi romanı olarak belirtilen önemli bir yapıttır.
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2016
  • Sayfa Sayısı:
    1062
  • ISBN:
    9786053604099
  • Orijinal Adı:
    Анна Каренина
  • Çeviri:
    Ayşe Hacıhasanoğlu
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Yayınları
  • Kitabın Türü:
DUA 
 12 Eyl 23:50 · Kitabı okudu

Yazacaklarım incelemeden çok tavsiye olacak.

Elime geçen üçüncü Anna Karenina kitabı. Diğer ikisini de okudum. Ancak Tolstoy'u ve de tüm dünya klasiklerini kaliteli yayınlardan okumak gerekiyor. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Can Yayınları gibi..

Dünya klasiklerini sevmeyen çok insan duydum. Bir nevi haklılar. Maddi bakımdan düşük bir ülke olduğumuz için koşullar bizi ucuz kitaplara yöneltiyor. Gazetelerin kuponla dağıttıkları dünya klasiklerini aldık. Okulda öğretmenlerin alın okuyun dediği klasiklerin kitapçılarda en ince olanlarını seçtik. Kitap okuduğumuzu zannettik. Okumamışız aslında onlar sadece kitap özetiydi. Ve de bir metni ingilizceden vs dillerden çevirirken düz olarak çeviriyoruz. (Yani benim ingilizcem berbat ötesidir. Allahtan translate çıktı da ortamlarda çuvallamıyorum.) Kitap çevirilerinde özellikle romanlarda çeviren kişiler yazarın tam olarak duygularını yansıtamıyor diye düşünüyorum. Bu nasıl bir kitap istesem ben daha iyilerini yazabilirim dediğim çok oldu. Bendeki ego tavana vurmuştu o zamanlar, inceleme yazarken iki kelimeyi bir araya getiremeyen ben koskoca dünya devleri Tolstoya, Gorkiye, Dostoyevskiye kafa tutuyordum adamlar mezarında ters dönmüştür. Böyle düşünmemin tek nedeni ise hep o berbat çevirilerdi.

Şuan lisede okuyan gençlerimiz de klasik sevmiyor. Kitap vermek için gittiğim okullarda klasiklere ilgi gösteren yok. Kitapla dolaşan gençlerin ellerinde Büşra Küçük Kötü Çocuk ve Zeynep Sey Solucan kitapları var. Keşke onlara da kaliteli kitaplar okumaları gerektiğini aşılayabilsek.

Tolstoy etkinliğimiz devam ediyor ve ben de elimden geldiğince bu büyük yazarı anlamaya ve kitaplarından alabildiğim kadar çok verim almaya çalışıyorum. “İnsan Ne İle Yaşar” kitabıyla başlayan Tolstoy serüvenim, “Diriliş” ve “Anna Karenina” ile devam ediyor. Bu büyük eser hakkında birkaç şey yazmadan edemedim. Aslında amacım, Tolstoy’un büyük eserlerini okuyup, genel bir kanıya vardıktan sonra yazmaktı ama eser muhteviyatı sayesinde beni yazmaya itti.

Kitabı okurken, aldığım not sayısı çok fazla değil. Bunun en büyük sebebi; yaptığım okumanın oldukça akıcı ve canlı olmasının verdiği tembelliktir. Eserdeki olaylar ve karakterler, gözümün önünde, tüm saydamlığıyla canlandı. Tolstoy bunu yaparken, okuru elinde tutabilmeyi başarıyor ve kitabın sonuna kadar da bırakmıyor. Hafta sonları okuyamama rağmen, kitabı kısa denebilecek bir sürede bitirebildim.

Eser, Anna Karenina karakterinin etrafında şekilleniyor gibi gözükse de, yan karakterlerin çokluğu ve derinliği, eseri farklı bir boyuta taşıyor. Her bir karakter, Tolstoy’un bir düşüncesine yönelik giydirilmiş ve esere iliştirilmiş. Bu iliştirilme, yapaylıktan uzak, sırıtmayan bir yapıya sahip. Eseri okudukça, olayların içinde, Tolstoy’un dünya görüşü ve zamanının toplumsal yapısı ve sıkıntılarını da bulabiliyor okur. Kadın hakları ve kadının toplumdaki yeri, dinin insan ve toplum üzerindeki etkisi, politikanın çürümüşlüğü, devlet kurumlarının işleyişi (işleyemeyişi), evliliklerin gelebileceği noktalar, çocuk sevgisi (sevgisizliği), “Diriliş” eserinde şahlanacak olan “toprak mülkiyeti” konusu, yalnızlaşan kadın profili ve bu yalnızlığın oluşturabileceği bunalımlar, eserin içinde okurun bulabileceği konular. Bu konuların evrensel nitelik taşıyor olması da, okurun, konuları günümüzle ilişkilendirebilmesini sağlıyor.

Zaman zaman eser hakkında olumsuz düşüncelerim oluşmadı değil. Karakterlerin, av hakkındaki düşünceleri ve hayvanları, amaçtan ziyade bir araç olarak görüp, onlara karşı acımasız davranmaları beni rahatsız etti. O zamanki toplum için yadırganmayacak bir konu olan av, benim en hassas olduğum konulardan biridir. Hayvanların toplum için, çoğu zaman, insanlardan daha yararlı olduğunu düşünüyorum.

Rahatsız olduğum bir diğer konu da şu; karakterlerin hayatı sorgularken, bir olay üzerine, anında aydınlanma yaşamaları ve bu aydınlanmanın gerekçesini de dine bağlamaları oldu. Elbette insan zaman içerisinde dine yönelebilir ve huzuru onda bulabilir fakat böylesi bir eserin, bir anda dini kitap hüviyetine bürünüp, kişinin aydınlanmasını sadece ve sadece dine bağlaması, insanı üzüyor. Tolstoy, iç huzur meselesini oldukça derin inceliyor aslında ama vardığı noktanın kesinliği konusunda en ufak tereddüt yaşamıyor oluşu, benim gibi okurları rahatsız edebilir. Sonuçta din konusu, geçmişin ve zamanımızın en büyük muammalarından biridir. Bu konuya Tolstoy’un, bu şekilde son noktayı koyma çabasını doğru bulmuyorum. Aynı durum bana göre “Anna Karenina” kadar iyi hatta daha iyi olan eseri “Diriliş” için de geçerli. Müthiş giden eserin sonu beni inanılmaz üzmüştü. Böylesi bir sonu Nehlüdov’a yakıştıramamış ve bütün o sorgulamalardan daha farklı bir sonucun çıkmasını beklemiştim. Tolstoy’un zamanının peygamberi ilan edilmesinde, bu tarz yazımların etkisi olabilir diye düşünüyorum.

Anna’nın yaşadığı değişim ise en etkilendiğim kısımlardan biriydi. Bu değişimin, onun kitap okumasından sonra hızlanması ve kitapların etkisinden midir bilinmez, insanlara karşı olan tutumundaki farklılık, muhteşem bir şekilde aktarılmış. Keşke bu aktarımdaki güzellik, Anna’nın son zamanlarda yaşadıklarında da sürebilseydi. Anna’nın yaşadığı son olayın (kitap hakkında tat kaçırıcı bilgi vermemek için böyle diyorum), kitabın gidişatındaki akıcılığı bir anda bitirmesi ve eserin devamında bu olayın etkisinin zayıflığı okurun canını sıkabilir.

Affedilemez dediğimiz olaylar üzerine insanda oluşabilecek affetme duygusu ve bu duygunun insanı ne denli mutlu edebileceği; bunun tam tersi olan, küçük olayların, insanda oluşturacağı yıkımın büyüklüğü, eserin en önemli dersi niteliğindedir bana göre.

Duygular üzerine olan hakimiyetiniz, bu eserden sonra sanırım biraz daha artacaktır. Böylesi büyük eserler, hayatın fark edemediğimiz yönlerini gösterirler bizlere. Normal yaşantılarımızda anlayamadığımız, anlasak da umursamadığımız bütün o eksik duygular gün yüzüne çıkar ve okuru sarıp sarmalar. Anna Karenina’yı okurken, ben de bu sarmaşıklığın içinde kayboldum ve Tolstoy’un yazım üzerine olan hakimiyeti konusunda afalladım. Acemi bir yazar olarak, ondan alabileceğim binlerce şey olduğunun farkındayım, o yüzden eseri bitti sayamıyorum. Hayatımın her anında bu eser ve böylesi büyük eserler olacak.

Etkinliğimize son sürat devam ediyor, sizlere keyifli okumalar diliyorum.

Alıntılar altında, okur arkadaşlarımla karşılıklı, kayda değer yorumlar yaptık. Nihrir üstadın dediği gibi Tolstoy özetlenemez. Anna Karenina da özetlenecek gibi bir kitap değil üstat. :)

Vladimir Nabokov son sözde şöyle der: Tolstoy, düzyazıda Rusların en büyük yazarıdır. Öncülleri Puşkin ve Lermontov'u bir yana bırakırsak Rus düzyazısının en büyük sanatçılarını şöyle sıralayabiliriz; bir, Tolstoy; iki, Gogol; üç, Çehov; dört, Turgenyev.

Gerçekten de kitabı okurken anlatımdaki farklılığı görmemeniz mümkün değil. Olayları anlatırken ve kişileri tanımlarken seçilen kelimeler, kurulan uzun cümleler sizi zaten hapsediyor kitaba. Olaylar hakkında bilginiz çok iyi ve bunlara vakıfsınız. Karakterler: Onlar arkadaşlarınız, tanıdıklarınız. Yine Nabokov’ un vurguladığı gibi, sanki kişilerle daha önceden bir tanışıklığınız var, ertesi akşam buluşup yemek yiyip koyu bir sohbete dalacaksınız.

Anna: Etrafında kimi zaman bahar güneşi, kimi zaman yaz yağmuru ve çoğunlukla da kasırgaların hüküm sürdüğü bir eş, bir anne, bir sevgili, bir arkadaş veya baştan çıkaran bir yosma. Evet Anna aşk aramaktadır (aşk hayatıdır, hayatı da aşk), ahlaki değer yargıları ve aile bütünlüğü, aradığı aşkı karşısında pek bir önem arz etmemektedir. Ancak, aşırı kıskançlığı, sürekli kurgularda bulunması kendisini paranoya noktasına getirmesine yeterlidir.

Konuların merkezi Anna olmasıyla birlikte, aynı zamanda Rus sosyal hayatı, değer yargıları, Avrupa ve dillerinin özentisi, sosyetenin şaşaası,protokolü, kırılmaz kurallarının vurgusu dikkat çekiyor. Karakterlerin, inançlarının yaşamlarındaki rolü, inançsal değişimle birlikte, oluşan düşünsel değişimin, kişi ve çevresindekiler üzerinde yarattığı etkisi gözlemlenmekte. Aynı zamanda kent ve köy yaşamlarının irdelenmesi de söz konusu.

Levin dikkatimi çeken bir başka karakter. Kitabı okurken, gözlerim hep üzerinde, kulağım söylediklerinde oldu. Temiz sevgisi ve saflığıyla Kiti unutulur mu hiç? Ya kendisini ailesine, çocuklarına adayan anaç Doli? En az Anna kadar, inanın belki de Anna’dan daha fazla, bu üç karakterin dikkatimi çektiğini söylemeden geçemem.

Günümüzde hak ettiği yeri koruyan, düz yazının büyük ustası Tolstoy ve klasiklerin en başında gelen kitabı “Anna Karenina”. Kitabı okuyunca neden ilgi ve övgü gördüğünü, dünya edebiyatındaki şaheser oluşunun nedenini daha iyi anlama olanağına sahip oluyorsunuz.

Kurgusu, karakterleriyle ve anlatımıyla, okuduğunuzda zevk alacağınız, sonunu belki de tahmin edemeyeceğiniz bir dev eser.

(Vladimir Vladimiroviç Nabokov. d. 22 Nisan 1899 – ö. 2 Temmuz 1977. Rus asıllıABD'li yazar. İlk eserlerini Rusça yazdı, uluslararası ününü İngilizce yazdığı romanlarla kazandı. En tanınmış eseri Stanley Kubrick veAdrian Lyne tarafından filme de çekilen Lolita adlı romanıdır.)

https://1000kitap.com/Nihrir üstat ve Nina Hanım, sizlere de ayrıca buradan teşekkür ediyorum.

Not: Dostoyevski dünyada büyük bir yazar olarak kabul edilmesine rağmen, Nabokov şahsi düşüncesiyle sıralamaya almamıştır.

Hacı Seydaoğlu 
09 Tem 23:31 · Kitabı okudu · 126 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bazen günde 50 sayfa, bazen 10 sayfa okuyarak, bazen de 1 hafta hiç okumadan dün ancak bitirebildim kitabı. Fakat bir türlü yarım bırakamadım. Çünkü kitap beni içine aldı, adeta hapsetti. Açıkçası bu kitap için 1 hafta da uğraşsam, düzgün bir inceleme yazamam. Ben sadece aklımda kalan bir kaç şeyi yazacağım.

Tolstoy, bir Yaşar Kemal kadar doğayı iyi tasvir ediyor. Söz gelimi köyü, tarlayı, işçileri anlatırken insan bunları hissediyor. Fakat bunun yanında da psikolojik tespitleri, kurgusu, zaman kullanımı, yazım dili, sadeliği gibi detaylar da muhteşem. "Büyük yazarların"ın özelliği de bu herhalde. Hemen hemen her özellikleri çok iyi. Fakat bazı özellikleri bu çok iyinin de ötesinde.

Kitaptan etkilenmemek çok zor. 1800'lerde yazılmasına rağmen kadın-erkek ilişkisi, işçi-işveren ilişkisi üzerine yapılan tespitler şimdi aynı geçerliliğini koruyor. Mesela en ahlaksızların ahlakçı kesilmesi olayının bizde olduğu gibi, bizden din ve milliyet olarak farklı ve üstelik de 200 yüz yıl önce yaşayan bir toplumda da aynen olması insanı düşündürtüyor.

Kitabı okuduktan sonra şayet, Sonsöz isimli Vladimir Nabokov'un kaleme aldığı kitapla ile ilgili eleştiri kitabın sonunda yoksa, size önerim mutlaka bunu netten bir yerden bulup okumanız. İlk defa bu kadar detaylı bir eleştiri yazısı okudum. Kitabı okuduktan sonra ilk olarak insan etrafında oturup kitap hakkında sohbet edebileceği birini arıyor. Bu eleştiri de bu hazzı yaşatıyor size.

Son olarak da Dostoyevski'nin kitapla ilgili yorumunu bırakayım: “Anna Karenina, çağımızın Avrupa edebiyatındaki benzerlerinden hiçbirisinin, kendisiyle boy ölçüşemeyeceği kadar kusursuz, mükemmel ve ölümsüz bir sanat eseridir.” (Hürriyet)

Anna Karenina’yı bir kez daha izledim. Filmin başında açtığım Carmenere üzümü ağırlıklı sek kupajı mideme indirirken şarap olmazsa elimi bile sürmeyeceğim Parmezan peynirinin, her birini yaklaşık birer gram halinde kestiğim parçalarını birer ikişer yoğun sek şaraba katık ediyorum.

Filmin sonunda ağzımda Parmezanın buruk tadı, damarlarımda dolaşan Carmenere kupajın üstüme getirdiği ağırlık, içimde filmin tarif edilmez hüznü bilgisayarımın başına geçiyorum. Kafamın içinde turlayan her biri bir kavrama yapışmış kelimeleri izlerken, hangilerini misafir edeceğim konusunda kararsız ve oldukça zayıfım.

Acaba diyorum, Rusların çevirdiği mi yoksa Holyywood’ta çevrilen mi daha yakın Tolstoy’un kitabına? Belki de en iyisi bir Rus’un fikrini almak düşüncesiyle mutfağa doğru seğirtiyorum. Bilgisayarın klavyesinden yükselen seslerle kendinden geçmiş Galina Aleksandrovna’nın yanına geliyorum. Omuzlarının bana en yakınına elimi koyup, yatıp yatmayacağını soruyorum.

“Aman” diyor “bana ilişme. Romanımı bitirmek üzereyim”

“Roman?! Hangisini?”

“Türk romanını...”

“Nasıl yani? Sen o romana başlamış mıydın ki? Hani Türk tarihini okuyordun?”

“Zdrasti (selam)” diyor. “Ama burada “günaydın” anlamına geliyor.” Bir nevi tiye almak gibi. “Günlerce okudum ve Yavuz Sultan Selim zamanına karar kıldım”

“Yavuz Sultan Selim biraz sorunlu” diyecek oluyorum ”Neden” dese, sorusuna, ona uygun, anlayabileceğim bir cevap yok kafamda. Alevi-Sunni anlat anlatabilirsen. Allahtan beni dinlemiyor pek.

-“Küpeli hali hoşuma gitti diyor. O dönemi seçtim. Zaten padişahın olduğu bölüm yok hiç”
Beni baştan ayağa süzdüğü gözlerine yardıma çağırdığı ağzından “Hadi” diyor “git ve işine bak. İlham gelmişken hazır, son birkaç sayfayı yazmak istiyorum. Romanı bitireyim, sen Türkçeye çevirirsin, sözleri dökülüyor”

Yüzüme takındığım sahte gülümsemeyle “Çevirsem çevirsem sayfalarını çeviririm” diyorum.

Mutfakta yalnız bırakırken onu, derin bir hayranlık duyduğumu hissediyorum. Dört yıl Rus dili ve edebiyatı, üstüne iki yıl daha literatür mastırı yapmış, şimdilerde evinde bir Türk’ten olma (o Türk ben oluyorum) üç çocuğunu yetiştirmeye çalışan bir kadın; kahramanı, hem de Yavuz Sultan Selim döneminden bir Türk ve onun romanını yazıyor.

Kadehimde kalan şarabı derin derin içime çekip kokluyorum. Burnuma bukle bukle Kapadokya kokusu geliyor. Kendimi sevdiğimle, sıkı bir kar yağışı altında Sinassos’ta düşlüyorum. Kulaklarımda Sevim Tanürek’in “Menekşe Gözler Hülyalı” parçası işime, daha doğrusu keyfime dönüyorum.

Neyse ki ben de bir Rus klasiğinin Amerikan versiyonu olan filmi izlemişim. Elimde yıllarca önce okuduğum romanın Rusça versiyonu, aklımda Lev Tolstoy (Bu arada Lev, aslan demek) Tolstoy, Anna Karenina’ya başladığında zihnindeki hedef oldukça belliymiş: Aile sadakat bağlarını çiğneyen, bu şekilde hem toplumun hem de dinin buyruklarına karşı gelen kötü kadını, ’hak ettiği’ sona uğurlamak. Tutkuyu (aşka dair) cezalandırmak. Yani, Tolstoy’un Anna Karenina’sı ilk taslaklarda insancıllıktan yoksun, hain, bencil, ahlaksız ve kötü bir kadın iken, romanın yazılması aşamalarında giderek insanileşmiş, giderek duyguları ve sebepleri olan, hataları mazur görülebilen, hatta hatalarıyla sempati duyabileceğimiz etten ve kemikten bir insana dönüşmüş.

Tolstoy’un nefret kusmak istediği kişi, acınan, kendisi de kaderin elinde bir oyuncak haline dönen bir gerçek insana dönüşmüş. Toplumun kolektif bilinci, ortak oluşturulmuş üst yapı kurumlarıyla denetleme işini üstlenir. Bu “ne diyecekler” korkusu insanı “terbiye edip, hizaya sokar”. Aslında gelinen nokta kendine yabancılaşma, kendini inkâr, belki de damlayanla yetinmedir. Anna Karenina’nın yeni versiyonunu, Tolstoy’un bastırmaya karar verdiği, sonu, günahları da sevapları da beraber götüren ölümle bitse de çok sevdim.

mimgvn 
27 Eki 2016 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bu okuduğum ilk Tolstoy romanı...Son olmayacağını ilk sayfalardan itibaren çok net anlamıştım ama bu kadar etkileneceğimi de hesaba katmamıştım doğrusu.
Her ne kadar Anna çok etkili ve keskin bir karakter olarak romanın baş kahramanı olarak görünse de ; Levin karakteri bende en az Anna kadar iz bıraktı diyebilirim.. Tıpkı Dostoyevski romanlarında olduğu gibi toplumun ahlaki ve kültürel yapısı, dini değerleri , günlük yaşam içerisindeki çelişkileri ve ruhsal analizlerini müthiş bir keyif ve merakla okudum...Klasikleri hayatımızdan eksik etmeyelim........!!!

Yadigar Soydan 
 29 Mar 11:29 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

Okuduğum ikinci Tolstoy kitabı. Uzun zamandır kitaplığımda duran fakat bir türlü okumak kısmet olamayan kitabı, etkinlik sayesinde tahmin ettiğim süreden daha erken okumuş oldum. Öncelikle kitabın kalınlığı sizi korkutmasın, kitabın dili o kadar anlaşılır ve akıcı ki, sayfaları nasıl bu kadar hızlı ilerlediğini fark edemiyorsunuz bile. Fakat bazı kısımlarda olayların derinlemesine ve uzun uzun konuşulması bazen beni sıktı.

Farklı yerlerde yer alan hayatların bir şekilde ortak bir payda da buluşarak oluşturduğu bütünlüğü izliyoruz aslında kitapta. Ana karakter Anna Karenina'nın etrafında şekillenen hayatlar. Fakat kitabın başında ve sonunda ana karakterin ağırlığı oldukça az gibi geldi bana. Toprak, çiftçi, efendi,köylü ve bunların yer aldığı düzen, üst sınıf insanların yaşamları, sosyo ekonomik durum, o döneme ait yaşam tarzı, kadının ve erkeğin toplumdaki rolü gibi bir çok konu hakkında fikir sahibi oldum. Pembe dizi izliyormuşsunuz gibi severek okuyacağınız, sonrasında ne olacağını heyecanla bekleyeceğiniz bir kitap.

Yasin YALÇIN 
06 Nis 16:08 · Kitabı okudu · 24 günde · Beğendi · 8/10 puan

Üniversite üçüncü sınıftayım. Seneye mezun olacağım inşallah! Dedim ki kendi kendime, "Oğlum Yasin, hazır elinin altında bütün klasikleri barındıran bir kütüphane varken okuyabildiğin kadar oku." Turgenyev'in Babalar ve Oğullar'ını, Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler'ini, Balzac'ın Vadideki Zambak'ını alıp okudum. Sonunda Anna Karenina'yı da okuyup bitirdim. Sırada Sefiller ile Savaş ve Barış var.

Uzun zamandır okumayı istediğim bir kitaptı Anna Karenina. Rus edebiyatının en büyük yazarlarından birinin gözünden derinlemesine yaratılmış bir kadın karakteri okuyacaktım. İtiraf etmeliyim ki Anna Karenina'da beklediğim kadar derin bir kadın karakter bulamadım. Kitap Anna'dan çok benim en beğendiğim karakter olan Levin'i anlatıyormuş gibi geldi bana. Nadiren, özellikle sonlara doğru Anna'nın kafasının içinde olup bitenleri okuyor, Anna'yı ancak o zaman anlamaya başlıyoruz. Belki de ben Anna'yı anlamaya çalışmadığım, Anna'yı sevmediğim için böyle olmuştur bu.

Buradan sonrası içerik hakkında bilgi içerir.

Bu arada fark ettiğim, kitabın geneline yayılan bir detay var. Levin hariç hemen hemen bütün karakterler yanına bir kadın gelince anlam kazanıyor, Tolstoy ancak o zaman olayları bir tarafa bırakıp duygulara, düşüncelere geçiyor. Her yönüyle bir düşünce adamı olan Sergey İvanoviç ancak Varenka'nın yanında gerçekten yaşayan, bizim için anlamlı bir karaktere dönüşüyor. Stepan Arkadyeviç'i ancak karısı Dolli'nin yanında derinlemesine düşünürken buluyoruz. Kitabın başından beri karşımıza çıkan Dolli bile ancak Anna'nın yanına giderken günlük yaşamın sıkıcı dertlerinden kurtulup istekleri ve arzuları olan bir kadına dönüşüyor. Vronski, Aleksey Aleksandroviç, hatta Levin bile kadınlarla birlikte değişiyor, kadınlarla birlikte şekil alıyorlar. Yazarın bunu bilerek yapıp yapmadığından emin değilim.

Kitapta Anna karakterini istediğim kadar göremesem de başka pek çok şey gördüm. Din ve vicdan hassasiyeti, kadın-erkek hakları ve eşit(siz)liği, felsefe, toprak ve toprak işçiliği, Rusya'nın toplumsal ve sınıfsal düzeni, aşk, sevgi, tanrıtanımazlık ve aldatma konuları üzerine yazılmış büyük bir eser bu. Birileri Vladimir Nabokov'un sonsözünü kitaptan yırttığı için orayı okuyamadım maalesef. Herkese keyifli okumalar...

"Başkalarını sevmeyi mantık bulmuş olamaz. Mantığa aykırıdır çünkü sevmek."
...

(Anna Karenina, İletişim Yayınları)
Tolstoy'un bu eseri gerçekten çok etkileyiciydi.
Her karakter oldukça ilginçti. Benim en fazla dikkatimi çeken Levine oldu. Onun yaşamın anlamını ve Tanrı'yı arayış çabaları etkileyiciydi.
Çok kitap okuyan biri olarak, mantığının esiri olması , aklını doyurması ama aç ruhunu doyuramaması ve içindeki itiraf edemediği Tanrı inancı...
Tanrı'ya inanmaya ihtiyaç yok derken, karısının acılar içinde attığı doğum sancısı çığlıkları karşısında yalvarışa geçişi!!!

Tolstoy'un İtiraflarım isimli kitabını okumuştum, oradaki arayışlara benzettim Levine'ninkileri...
Bir de herkesin bildiği o malum yasak aşkın, Anna'nın hikayesi...
Verilmek istenen mesajlar sanki şunlardı:
Öncelikle kimseyi tercihlerinden dolayı yargılayacak kadar günahsız değilsiniz.
Bir de sadece "tensel bir aşk" üzerine kurulan birliktelikler ,giderek tutkusunu kaybetmeye mahkumdur.
Bunun yanında tensel aşk ile birleşen eşlerin birbirlerinin kişiliklerine olan ruhsal aşkı... işte bu karışım giderek büyür ve kolay kolay yara almaz.
Kitabın dili ise oldukça akıcıydı. Sadece dönemin Rusya'sının toprak yönetiminin uzun uzun anlatıldığı bölümler , kitaptaki aşk öykülerinin büyüsünü bozmuştu bence biraz.
Savaşın tartışıldığı bölümde ise bir söz vardı ki vuruldum o söze:

"Savaşı gerekli mi buluyorsunuz, çok güzel, savaştan yana olanları , cephede savaşmak üzere en ÖN SIRALARA yerleştirin o halde..."

Bu son söz için ise söyleyecek sözümün olmaması!!!

Kübra çil 
18 Kas 2016 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Akıcılık, üslup, kurgu her şey bakımından adeta şaheser. Karakterlerin betimlenme tarzı dahi sizi kitaba bağlıyor. Kitabı okurken içinizde adeta duygu fırtınası oluşuyor. Her türlü duyguya geçebiliyorsunuz. Bazen Anna' ya kızıyor, bazen Aleksey Androviç'e üzülüyor ve bazen Kont Aleksey Vronski'ye acırken, Kiti'ye kızıp, Levin'e hayran kalabiliyorsunuz. Karakterlerin hepsinin hislerini hissediyor ve sizde onlarla hareket ediyorsunuz. Herkes farklı ve herkesin yansıma şekli ayrı güzel. Kesinlikle okumanız gereken kitaplar arasında olmalı bu kitap. Yazara böyle bir şaheser için minnet duymamak ayıp olurdu doğrusu.

Kitaptan 410 Alıntı

— Ancak onurlu bir erkeğe, onurlu bir kadına hakaret edebilir insan; ama hırsıza hırsız olduğunu söylemek la constatation d'un jait'dir (bir gerçeği saptamak) yalnızca.

Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 344)Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 344)

Vakit vardır, bütün bir ayını bir meteliğe verirsin; vakit vardır, yarım saatine paha biçemezsin...

Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 326 - İletişim Yayınları)Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 326 - İletişim Yayınları)
Elif Kimya Salt 
 25 Eki 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Alphonse Karr şöyle demiş; savaşın kaçınılmaz bir şey olduğunu söylüyorsunuz.
Öyleyse savaşı tavsiye edenlerin hepsini cephenin en öndeki hatlarına sürün.
Onlar en önde savaşsınlar.

Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 630)Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 630)

- En önemli günahım kuşkudur. Her şeyden kuşku ediyorum, içim kuşkularla dolu.

Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 601 - İletişim Yayınları)Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 601 - İletişim Yayınları)
Mâsiva 
17 Şub 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Sizden nefret edenleri sevin...Ama nefret ettiğiniz insanları sevemezsiniz."

Anna Karenina, Lev Nikolayeviç TolstoyAnna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy
SlmbnKüçükStajer 
16 Oca 15:14 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yüreğinin yirmi yaşındaki kadar genç olduğunu hissediyorsa, yılların ne önemi vardı sanki!

Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 55)Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 55)

Kitapla ilgili 8 Haber

Beyin Geliştiren On Kitap
Beyin Geliştiren On Kitap Edebiyatın tedavi edici, sağaltıcı bir işlevi olduğu varsayımına dayanan bir grup bilim insanı, roman okumanın insan beynini geliştiren bir etmen olduğunu kanıtladı.
Anna Karanina’ya mı aşıksın? | Erdinç Akkoyunlu
Anna Karanina’ya mı aşıksın? | Erdinç Akkoyunlu İşten eve dönenlerin aceleci kalabalığıyla dolu Kadıköy metro istasyonunda, treni ilk gören en uç yerdeyim. Önce sesi geliyor…
Sayfalar Arasından Zihinlere Temas Etmeyi Başaran 14 Kadın Karakter
Sayfalar Arasından Zihinlere Temas Etmeyi Başaran 14 Kadın Karakter Edebiyat sahnesinin gizemli figürleri daima kadınlar olmuştur. Geçmişten günümüze ataerkil olan dünyanın hazineleri de, hep onların arasından çıkar. Zihne, yüreğe, fikre işleyen 14 müthiş kadın:
Kitap Uyarlaması Olan 10 Sinema Filmi...
Kitap Uyarlaması Olan 10 Sinema Filmi... Kitaptan sinemaya uyarlanan 10 film.. Filmlerin fragmanlarını izlemek isterseniz diye http://www.sinemalar.com adresinden linkler ekledim.Umarım beğenirsiniz...
Edebiyat Tarihinin En İyi 100 Giriş Cümlesi
Edebiyat Tarihinin En İyi 100 Giriş Cümlesi Bazı romanları elimize aldığımızda, daha kapağını açtığımız anda, ilk cümleleri okurken biri sarıp sarmalamaya başlar. Bazılarında ise 50. sayfaya geldiğimiz halde okumakta zorlanırız. Özellikle sıradışı girişler bizi daha çok etkisi altına alır. Ve elbette romanı okuyup tamamadıktan sonra ilk sayfaya dönme isteği uyandıran romanlar.
Lev Tolstoy Doodle oldu!
Lev Tolstoy Doodle oldu! Dünyanın en büyük arama motoru Google yine özel bir doodle hazırladı. Google, ünlü Rus yazar Lev Tolstoy'u ana sayfasında taşıdı ve 186. doğum gününe özel bir doodle hazırladı.