1062 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
Ve Anna Arkadyevna Karenina.
Soğuk sonbaharı kışa bağlayan bir gecede uzunca, upuzunca bir yolda ve yetişmek için uykusuz saatlerce direksiyon salladığın anda aklına düşüverir, buz gibi soğuk ile sıcak bedenin çarpışma anı. Çünkü uykusuzluktan kapanan gözlerin, karanlık ışıksız otobanda ve direk önüne sürekli bakmanın verdiği rahatsızlıkla yorgundur. Aracın içi alabildiğince sıcak, açarsın Çorum’a gelmeden camını ve İstanbul’a kadar bir yanında harıl harıl çalışan devasa arabanın kliması, diğer yanında camdan terli bedenine değen buz gibi soğuk… Ve Rusya…

İlk romanlar 17 yüzyılda ortaya çıkmıştır. Asıl hedefi ise girişimci kişi ve yazarların kadınların okuyabileceği, bu hususta paralarını akıtabileceği bir iş kolu yaratmaktı. O zamana kadar kadınların kesinlikle dış dünya ile bir bağları yoktu. Hatta İngiltereli işçi kadınlar neredeyse maaşlarının tamamını "romans" denen o zamanın romanlarına yatırırlardı.

"Kadının dünyaya açıldığı ilk ve tek kitap romandı."
Şöyle bir o tarihten önceye baktığınızda ise kadını konu alan, hiçbir yazım örneği yoktu. Bu tür yapıtlar önce Kamelyalı Kadın başta olmak üzere kadının ön plana çıktığı yazım şekilleri olarak önemini korudu. Bu kitaplar sayesinde kadınlar dış dünyaya açıldı ve yaşanılanları bir bir özümsemeye başladı. Rus ve dünya edebiyatında kadın konulu ilk eserler genelde aşk temalıydı. Ancak zamanın ve modernizmin getirdiği yeni kadın kimliği; kadının tek meziyetinin aşk olmadığını örneğini bizlere gösterdi. Tarih erkek işidir ve tarihte kadının yeri asla yoktur. Bunu anlamak için İngilizlerin kullandığı dili bilmek kâfidir. "History" yani tarihçe demektir. Az bir kelime oyunu ile bunu "His Story" yaptığımız zaman ise "onun hikâyesi" anlamına getirmekteyiz. Erkeğin tarihinde ise maalesef kadına yer yoktur.

Peki, dünya edebiyatı bize ne gerekti, neden var ve neden böyle tutuluyor?
Yukarıda belirttiğimiz gibi romanlar hem kadınlar ve hem de erkekler için dünyaya açılmanın en kolay yoluydu. Bu sebeple uzak yerleri yakın etmenin, onların kültürlerini, yaşam şekillerini görmenin hissetmenin ve yaşamanın bizler için sayısız faydası, hayal dünyamızın kendi penceremizden değil de daha geniş bir pencereden tasavvur etmenin kolaylığı için dünya edebiyatı gerekliydi. Her bölgenin ve dahi ülkenin kendi zenginliklerini görmesek de hissedebilmek dünya edebiyatını etkin kılmaktadır.

Kitabın ismi Anna Karenina olmasına rağmen neden kitap içerisinde Anna çok yer kaplamaz?
Anna Karenina bir romandan ibaret değildir. Daha çok bir dönem ve devlet eleştirisidir. Kitaba verdiği bu isimle ise kitabı kamufle etti. Anna’ya çok yer verilmedi; istenilen bir aşk romanı ya da yasak aşk gibi konulara girip kitabın sadece o güne hitap etmesini istemedi. Bu sebeple Anna’yı mükemmel bir şekilde betimledi, okurun ağzına bal çaldı. Sonra ise asıl konulara işçi işveren, aristokrat ve normal sınıf gibi sosyolojik, psikolojik analizlere girip, kitabın roman dışında çok şey olduğunu izah etmeye çalıştı.

Kişilik analizleri o kadar muazzam ki; psikoloji ilmi tam olarak peyda olmadan bu denli bir girişimle ve oluşturduğu karakter Anna ile toplum yapısını ve yapının oluşturduğu en uç kişileri, bu kişilerin düşünce yansımasını akıl yordamıyla kâğıda düşürmesi gerçekten takdir edilecek bir husus. Rus Edebiyatı'nın en büyük yazarı olması bence bu doğaüstü kişilik/karakter analizleriyle meydana gelmiştir.

Halid Ziya Uşaklıgil'in Bihter'i, Gustave Flaubert'in Madam Bovary'ası var ise Tolstoy'un da Anna'sı var diyebilir miyiz?
Elbette diyebiliriz. Hatta bir çok benzerlik bulmamız ise muhtemeldir.

Anna Karenina modern günlerin ilk zamanlarında yaşanan kadın problemlerinden mi meydana geldi?
Dışarıdan bakıldığında her ne kadar Anna Karenina’nın aşkın peşinden gitmesine alkış tutup, ıslık çalıp, helal olsun aşkının peşinden gitti diyecek olsak da; Anna’nın durumu bencil bir insanın kurgulanmasından öte bir durum değildir. Dönemin yapısı ve ahlak anlayışı bunu gerektirdiği için Anna karakteri ortaya çıkmış ve o karakterin diğer karşılığı olan Levin karakteri daha da güçlendirilmiştir. Çünkü asıl amaç insan psikolojisine inip, kişinin kendisini sorgulaması ve hatta kendi bedeniyle cihatta bulunup bir dine mensup olmasa dahi ilahi bir inanca bir yaratıcıya inanılması gerektiğini vurgulamıştır.

Anna neden unutulmuyor, kalıcı olmasının sebebi nedir?
Kitabın popülerliğinin aslında abartıldığı gibi olmadığını düşünüyorum. Yıllara meydan okuyacak bir eserdir çünkü çok sağlam karakterle donatılmış, insani duygular ve hareketler ustaca sayfalar arasına serpiştirilmiştir. Döneme olan merak ve yazarın yüceliği ise kitaba daha da bir mana katıp, kitabın klasik olmasına sebebiyet vermiştir. Tolstoy’un psikoloji üzerine yazdığı bir eseri var mıdır bilmiyorum ancak kesinlikle bu gücü kendisinde görüyor ve sırf bu şekilde muazzam kişilik tasavvurları kendisini Rus Edebiyatı’nın en tepelerine taşıdığına inanıyorum.

Ve toprak.
17. yüzyıla kadar Rusya topraklarında doğan her bireyin toprak sahibinin öz malı olduğunu belki bilirsiniz. 18. Yüzyılda ise toprak reformları sayesinde, köylü toprak sahiplerinin nüfuslarından düşüp kendi kimliklerini kazanmışlardır. Aşırı derecede bir Fransız ve İngiliz yaşam özentisi içerisinde olan Ruslar birçok şeyden etkilenmiş ve toprağın yüceliğini uzunca bir süre keşfedememişlerdir. Eserde buna el altından göndermeler yapılıp, olması gerekenin ve işçi işveren sınıf arasındaki problemleri dile getirmekle kalmamış, akıl verme çabalarına dahi girilmiştir.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesidir. Rusya hakkında merak ettikleriniz ve dönemin yaşantılarına şahit olmak istiyorsanız usta yazarla buluşmanız gerekmektedir. Kitabı kesinlikle tam ve eksiksiz metin ile okuyunuz. 850 gram olan kitabım okurken ağırlık yaratsa da çevirisinde ve gidişatında problemsiz bir şekilde okumamı sonlandırmayı başardı. Daha öncesinde farklı bir yayınevinden okumama rağmen İş Bankası Kültür Yayınları’ndan olan kitabımı sanki ilk defa okuyormuşçasına harika bir çeviri ile karşılaştım…

Filmi ise kesinlikle kitabı okumadan izlemeyiniz. Çünkü kurguyu ve içeriği bilmiyorsanız filmi anlamamınız çok olasıdır. Ayrıca kitap kesinlikle filmin çok üzerindedir. Filmde sadece Anna karakterine ağırlık verilmiştir. Kitapta ise Anna karakteri pek yer kaplamaz.

Sevgi ile kalın.