Tayfun profil resmi
Hızlı ve Sakallı.
Hikayeleri #64408761

Hesap Inaktiftir.

Taşınıyoruz... https://sessizm.blogspot.com
Beylikdüzü
Çıldır
317 kütüphaneci puanı
3611 okur puanı
09 Mar 2018 tarihinde katıldı.
  • Tayfun paylaştı.
    Evrim yoktan var edilmeyi tartışmaz ve savunmaz; var olanın nasıl daha karmaşık (daha doğru bir yaklaşımla daha başarılı) hale dönüştüğünü açıklar. Bu nedenle yara­tılışçılar, eski bir yaklaşımla Big Bang olayına dört elle sarıIırlar; çünkü zannederler ki Bing Bang'de evren yoktan var ediliyor. Halbuki Cenevre'nin Cern kentinde yapılan ve ya­pılacak, maliyeti 10 milyar doları bulan araştırma (büyük Hadorn Çarpıştırıcısı cihazıyla), yoktan var edilmeyi değil, var olandan yeni bir durumun nasıl ortaya çıktığını öğren­mek için planlanmış bir araştırmadır. Big Bang'i yaratılış olarak alan ve ballandıra ballandıra anlatan (Ne yazık ki fizik mühendisi olduğunu söyleyen ve birçok kitap yazdığı belirtilen şahıslar da açıkoturumlara telefonla bağlanarak Big Bang'i Tanrı'nın bir eylemi olarak sunuyor.) yaratılışçı kesim, yapılan çalışmanın ne olduğundan habersizdir.
    ...
    Cern' de çalışmalar, yanılmıyorsam 1990'li yıllarda evre­nin bütünlüğüyle ilgili yapılan kuramsal çalışmaların so­nuçlarını sınamak için başlatılıyor. Evreni bütünlük içinde tutan güçler incelenirken bir madde kaybının izlerine rast­landı ve bunun nedeni araştırılıyor. Kuramsal çalışmalar, başka yasaların geçerli olduğu (fermiyon, gluyon, graviton, kuark, mikrotroton, pozitron, nötrino, mezon, telonların vd. egemen olduğu) bir evrenden, atom düzenine geçilen, Newton yasaları olarak bilinen (yani kütlenin, zamanın, enerjinin ve hızın) yasaların egemen olduğu bir evrene ge­çişte Higgs Bozonları diye bir parçacığın çıkabileceği he­saplandığı için, bu bozanların deneysel olarak saptanması gündeme gelmiştir. On milyar dolarlık deneyin aslı astarı budur. Eğer bu bozanlar deneysel olarak da kanıtlanırsa, evrenin hiç yaratılmadığı, hep var olduğu, sadece 13.7 mil­yar yıl önce büyük bir patlamayla başka yasaların (Newton yasalarının) geçerli olduğu bir evrene dönüştüğü anlaşıla­caktır. Big Bang bir başlangıç değil, yasalar açısından dev­rimsel nitelikte bir dönüşümdür. Bunun farkına varan Vatikan büyük tepki gösterdi ve galiba deneyi de aforoz etti; çünkü yaratılmayan bir evrenin yaratıcısı da olmaya­caktı... Bizim okumuşlarımız, hatta kitap yazmış fizikçilerimiz bile hala işin farkına varmadıkları için Big Bang'le yaratılışçılara desteklerini sürdürüyor.
  • Ölüm, zahmete dayanacak boğaz sahibi olunmadığında, çiğnemeksizin yutulması gereken bir besindir.
    Michel de Montaigne
    Sayfa 12 - Say Yayınları - 2. Basım - 3. Cilt - 2019 - Çeviri: Engin Sunar
  • ...dün bugünle ölür, bugünse yarınla ölecektir.
    Michel de Montaigne
    Sayfa 349 - Say Yayınları - 2. Basım - 2. Cilt - 2019 - Çeviri: Engin Sunar
  • Tayfun paylaştı.
    120 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Ben demiştim ki Niçe abi; kişinin kendi çıkarı söz konusu olduğundan adaletten kendine pay çıkarır ve yine kendi çıkarı kadar hak gözetir, adil olur.

    Kültür dayatması gereği suçluya dahi kendini savunmak için avukat tayin edilen bir dünyanın mevcudiyetini savunmak elbette tartışılır. Her şey bir tiyatronun trajikomik sahnesi gibidir. Suçu sabittir, bilirsin, ancak yine de sırf modern insanın çakasını satmak için kendisine vekil görevi üstlenecek avukatı seçersin ve o kişi de bunu bile bile kişiyi savunur. Resmi tiyatro bu olsa gerek...

    Her kıyımın, her soykırımın ve hatta her eylemin en derininde mutluluk yatar. Nefret ne kadar ikincil güdü olarak addedilse de nefretin yaptırımları, kişinin mutluluk arayışından ileri gelmektedir. Mutluluk ise unutmakla mümkündür, bunun için size bön bir varlık olun demiyorum, sadece taşıdığınız aklın zekâtını vermeniz yeterlidir.

    Bir söyleşi de tesadüfen duyduğum bir cümledir “gençler geçmişi merak ettiği için tarih, yaşlılar ise geleceği düşündüğü için gazete okur.” Nietzsche’nin de aşağı yukarı düşünce tarzı karşıt olarak bu söylemle eş değerdedir. Kitabında da tarihi üç parçaya bölmüş ve bu üç parça üzerinden anlatmaktadır.

    Nietzsche kendi zamanına bir haykırışta bulunur bu eserinde, taklitçi olmayın. Yaşamı bilimin önüne koyup, anlık yaşayıp, hazıra konmayın. Bilimin bu denli ilerlemesine ise trajikomik tespitler ile cevap vermekte üstüne filozof tanımadığım kişi der ki; kitaplar kalınlaştıkça, tavuk yumurtaları küçüldü. Ne kadar basit bir cümle değil mi? Aynı zamanda ne kadar da ağır bir cümle.

    İlk insandan beri numaralansaydık muhtemelen şuan “İnsan Ver. 2018.04” olarak yaftalamıştık. Bunun nedeni ise yaşamımız bizden öncekilerin mirası olduğundandır. Hep birilerini ve bir şeyleri taklit eder bir yaşantımız vardır. Ki eserin de bağıra bağıra der ki Nietzsche; “Kendini tanı!” Aynı seslenişi bir önce okuduğum tür olarak benzer olan İnsan ve ''Herkes'' ‘te de José Ortega y Gasset “...her kimsen o olmayı başar,” demişti.

    Her iki düşünüre bakınca öncelik her zaman yaşamdır. İnsan kendi yaşamını idame edebilmeli ve akabinde tarihten yardım almalıdır. Hazıra konmak insanı gevşekliğe, rahatlığa ve en sonunda ise hastalığa sevk eder. Özellikle anıtsal tarihe verdiği bir örnekte “Anıtsal tarih örnek alırken de yanıltır insanı; baştan çıkarıcı benzetmelerle yürekliyi atılganlığa, coşkun kişiyi bağnazlığa itebilir.”

    Geçmişteki yüce kişileri örnek almak; kişiyi erdemden uzaklaştırabilir ve cesareti – cesaret sadece kendisi dışında bütün canlılar yararına için yapılan eylemdir – atılganlığa (atılganlık ise kişinin sadece kendine yönelik, bencilce yaptığı eylem bütünüdür) dönüştürebilir.

    Bütün bunların nihayetinde “gençlik” tarih ile eğitilmemelidir der Nietzsche, yaşamı duyumsayıp, kendi kültürlerini yaratmalı ve bu şekilde devam etmelidir. Kültürü yaratacak olan gençliktir. Ve salınverin gençliğin boyunduruğunu; salıverin ki gençlik önce kendini sonra yaşamı kurtarsın!

    Sözü özü; çeviriyi ve konu hâkimiyetini çok beğendim. Gerçekten okur ile yazım birleşiyor ve size bilgiye aç bir okur gibi, bilim, tarih, insan arasına tavassut ile giren Nietzsche dünyasında gezinme hissiyatı veriyor. Kesinlikle okunmalı ve tavsiye edilmeli.

    Sevgi ile kalın.
  • Tam eyleminin ortasında suçüstü yakalanan bir filozofa ne yaptığı soruldu. Filozof, bunu yaparken değil de sanki sarımsak ekerken yakalanmışçasına yüzü kızarmadan gayet sakin "İnsan ekiyorum" diye yanıtladı.
    Michel de Montaigne
    Sayfa 326 - Say Yayınları - 2. Basım - 2. Cilt - 2019 - Çeviri: Engin Sunar
  • Halkların öfkesi her ülkenin komşularının tanrılarından nefret etmesinden doğar; çünkü insanlar yalnızca kendi tanrıların gerçek olduğuna inanırlar
    Michel de Montaigne
    Sayfa 322 - Say Yayınları - 2. Basım - 2. Cilt - 2019 - Çeviri: Engin Sunar
  • %19 (320/1752)
  • Tayfun paylaştı.
    104 syf.
    Hepimiz her şeyde aşağı yukarıyız.

    Düş gücü fazlalığı ya da eksikliği ikisinden birine sahip olmanın verdiği kıvanç, yok kıvanç olmadı. İç rahatlığı? Haah bu biraz daha anlam bütünlüğüne yakıştı. Anlam bütünlüğü daima önemlidir. İnsanların dinlememek, dinlese de anlamamak gibi naçiz yetenekleri büyüdü, gelişti son zamanlarda ancak anlam bütünlüğüne olan bağları daima sıkı kaldı. Ne demiştik son zamanlarda gelişen bir anlamama, dinlememe sorunsalı. Hangi son zamanlarda şöyle Adem'den beridir diyebilir miyiz? Habil - Kabil düellosuna kadar uzanır hani bu anlamamazlık. Ne diyordum ben? Ya da ne dememeliyim? Kelimeleri özenle seçip, elekten, süzgeçten, fikir haznesinden geçirdiniz mi bayım? Evet, aslında hayır aklımın düzgün kelimeler seçebileceğine inanıyorum. Fazlasıyla güvenli, ama birtakım eksiklikler doğuran cinsten. Ama üzülme, ne demiştik iç rahatlığının verdiği kıvanç. Öyle dememiştik, ne demiştik biz. Ne dediğimizin biz de farkında değiliz albayım. Albayım'ı unut, tehlikeli oyunlardan çıkalı çok oldu. Gel şöyle Fransız kıyılarına. Hitler de ne zalim adammış doğrusu. Cehennem - ahiret döngüsünün sırf o adama has doğru olmasını dilerdim. Doğru olmadığını nereden biliyorsun, ben mi? Ben bir şey bilmem. Sokrates'in torunuyum, her cevaba bir neden ararım. İyi o halde Antik Yunan'dan Hesiodos'un ruhu şad olsun. İyi adam diyorlar. Ben şahsen Homeros'un sanatının kölesi olurum. Hesiodos'un ozanlığını ayaktakımı okur ancak. Antik Yunan'dan da çıkalım bayım. Ha bayım ha albayım, ne fark eder? Fark eder, çok fark eder. Burası Fransa, sanatın başkentidir. Eyfelden tüm dünyayı görürsün. Gerçekleri de görür müyüz bayım? Hangi gerçekler olduğuna bağlı tabii, rasyonel gerçekler mi? yoksa sürreal gerçekler mi? Şahsen ben gerçeğin ölçüsü olması gerektiğini düşünüyorum. Yalanın bir miktar rahatlatıcı tarafı yok mu sence de, yalanın olmadığı bir evren hayal edemiyorum. Onu bir kıyafet gibi düşünüyorum, üzerine giydiğinde iyi ya da kötü tüm kusurları gizleyen ayıpörter oluveriyor.

    Aşağı yukarı iyi insanlarız, aşağı yukarı giyimimizle toplumda sırıtmayan, dikkat çekmeyen tipleriz. Aşağı yukarıda yaşımız neyse onu gösteriyoruz, kimse sınırlarından dışarı çıkıp 4 5 yaş genç ya da yaşlı görünmüyor. Sınırlarımızdan mutlak suretle ayrılmıyoruz, resmen cephelerde savaşan askerler gibiyiz, cephe mi? Aşağı yukarı iyi insan olma ihtimalimizi de bu cephede olma durumu ortadan kaldırıyor. Yani aşağıda olan yukarı çıkıyor. Şehir sakinleri olarak aşağı yukarı mutluyuzdur değil mi?

    Size bir sorum olacak dine inanır mısınız? İnanıyorsunuz, güzel. Peki iyilik yapma alışkanlığına sahip misiniz? Bugün Allah için ne yaptın emekçilerinden değilsiniz belli ki, çünkü sorumdan sonra bir duraksama yaşadınız. Utanmayın, bunda utanılacak ne var. Elhamdüllillah deyin geçer. Sizin ve benim arama koyulan çizginin saçmalığını incelemek, irdelemek ister miydiniz? Aşağı yukarı evet dediğinizi duyar gibiyim. Yoksa hayır mı? Ben de öyle tahmin etmiştim. Duyumsanan çoğu olgunun duyulmuş haliyle derdimiz vardır. Milyonlarca insandan biri olduğunuza, eylemlerin bir sürü psikolojisinin takibine uğradığına, cebinizle gönlünüz arasına müthiş bir köprü kurulduğuna, varolmanın dayanılmaz hafifliğine kapıldığınıza, bir yanılsamanın geleceğini oluşturduğunuza kati suretle eminim. Ancak yine de Sokrates'in torunu olduğumdan bunu es geçip bilmiyorum diyeceğim. Neden diye sormak da gelmedi içimden. Çünkü bağlı bulunduğunuz sürünün ve hafif suretle kapıldığınızı sandığınız varoluşunuzu etinden tırnağına kadar bilirim. Bak yine emin konuştum ah benim şu Sokratesbilmez davranışlarım. Özür ey atam!

    Sorgulayan gözlerinizle beni hedef aldığınızın farkındayım bayım. Hep kınayan, eleştiren insanların o konularda başrol olduğunu düşünüyorsunuz. Ancak ben sizi eleştirmiyor ya da kınamıyorum. Bu söylediklerimi ''ben bilirim''le izaha kalkışmayınız. Şu oturduğum koltuğun üstündeki ağırlığım aslında düşünce dünyamda başka yerde olmamla anlamsız hale geliyor. Sürekli bir düşünce halindeyim. Bir istikametin yokluğundan değil varamayışım, istikamet çokluğundan. İnsanların milyonlarca sav ileri sürmesi değil yine beni rahatsız eden donuk gözlerle bir robotu andırmaları. Odessa'nın hizmetçileri gibi olmaları. Kayıtsız, şartsız efendileri olan hayata bağlılık. Hayatın içindeki rollere, insanlara. Her sabah dışarı çıkışımla birlikte ilk doğayı selamlarım bayım, içten ve naziktir. Sonra her adımım da ayrı bir müziği içimde hissederim. Müzik benim şifahanemdir. İşyerine vardığımda kapıdaki görevlileri daima selamlarım. Tebessümü sadaka niyetine değil kendi ruhumu ihya adına salarım ortaya. İnsanlar arasında sevildiğimi de zannederim. Zannetmek, ne güzel düş! İnsan zannettiği kadardır değil mi? Koskoca evren nasıl gördüğümüzle sınırlı ise arkamızı döndüğümüz an arkası aslında yok ise zannettiğimizden ötesi de yoktur bayım. Şu an beni gördüğünüz kadarıyla anlayabilirsiniz, daha doğrusu zannettiğiniz kadarıyla. Ötesini sizden istemeye belki de hakkım yok. Niyetim de yok pekala. O sebeple ben ılımlı bir şüpheciyim. Kuşku kanıtlarla bir kuş olur uçar kucağımdan. Zihnim parlak bir yıldızdır nedenlerimin arasında, hiç kimsenin bir şey bilmediği dünyada onların ardına düşerek cevapların izini sürerim. Geçelim bunu.

    İnsan belli bir yere kadar ölümü düşünür bayım, sonra da onu düşlemeye başlar. Düşüşlerin mevsiminde gizlidir ölüm isteği. Düşüşlerden sonra gelir. Ben adamakıllı hiç düşemediğimden hep düşüncelerimde kaldı ölüm. Belki de zamanım gelmemiştir, bilemiyorum. Buz dağının görünen kısmıyla aram iyi. Yani umrumun dışında olan şeyler sanki yaşanmamış gibi, düş gibi, tabii bunu bir de yaşayana sormak lazım. Yaşayana dek kendime sormayacağım sorular var. Nefes adildir bayım. Soylu, soysuz, iyi ya da kötü ayırt etmeksizin kendini hizmete sunar. Bundandır ki nefesin değeri de vermekte güçlük çekebildiğimiz kadarıyla ölçülebilir. İnsanlar bayım, insanları kalpleri yönetir sanırsınız öyle değil mi? Bana kalırsa durum sandığınız gibi değil. İnsanlar mideleri kadardır. Midelerinin kaldırabildiği kadarının yaşanmasına izin verir ya da isterler. Benim de midemin kaldıramadığı milyon adet bulantı var. Sartre'nin Roquentin'inden daha samimi bulantılar. İçten içe solan bir çiçek gibi olduğumu zannediyordum. Sonra anladım ki bayım, ben hiç açmamışım. Yalnızca silüetim şereflendirmiş dünyayı. Bedenim kalıntılarıyla dünya için bir enerji kaynağı olacak. Ne demişti kader ortağım Camus ''Bana öyle geliyordu ki, hiç öğrenmemiş olduğum, ama yine de çok iyi bildiğim bir şeyi, yani yaşamayı unutuyordum.'' Evet, sanıyorum ki, her şey o zaman başladı. Burada kader ortağımla yollarımız ayrılıveriyordu. O zamanında açmış ancak söndüğünü hissediyordu.

    Albert Camus, Düşüş ve ...

    Bir yazar, bir kitap, milyonlarca düşüş, beraberinde bir düşüş, Albert Camus'nün dünyası: dışavurumculuk bir çığlık olup kimlik kazanır. Yukarıda yazılanlar hayal ürünüdür demeliyim, çünkü dünya hayalden ibaret. Belki de Albert Camus hiç nobel almadı, belki de şu an bunları okumuyorsun, tüm şüphelerin Pyrrhon'un bağrından kopup bugünlerde aklımızı işgal etmesi. Korkunç.

    Birisi hayranlığını nasıl dile getirebilir. Hem de hayran olduğu kişi ölmüş ise bu uzaktan imkansız gibi görünür. Öyledir de, yapılacak tek iş içsel anlamda protokoldür. Yani kişiyle düşünceler arasında kurulabilecek bir bağ. Camus'nün yaşamını, eserlerini okurken ''aa bu ben, kesinlikle evet, beni anlatıyor'' gibi ifadelerin ilk kez dışına çıkabildim sanırım. Madem içseldi kurabileceğimiz bağ çelenkler gönderiyordum Fransa'ya. İnsan yönü ile yazar yönü arasında kalmış tüm duvarların yıkıldığını da bizzat dile getirebilirdi mesela. Bunun için fazlasıyla kanıt var elimde. Örneğin Düşüş. Camus diğer yazarlar gibi (Dostoyevski, Hakan Günday, Celine, Orhan Pamuk) kendini aleni ortaya koymuyor. Ama biliyorsun. O Camus. Anlatılan, çekilen çileyi ağlamadan, sızlamadan nasıl da sıkıştırıyor cümlelerin içine. Sonra bazı cümleleri okurken ''ee bunu herkes dile getirebilir, yazarın kattığı büyü nerede'' durumları oluşuyor, utancın boynu vuruluyor diğer sayfalarda. Çünkü haz almak için açtıysan bu sayfanın kapağını girişte yazan düşüşün kralını da bulacaksın tahtında. Öyle zehirleyici satırlar vardır ki yazarların kaleminden çıkan keşke dersin keşke suya yazsaydın, rüzgara emanet etseydin sözünü. Etmemişler işte varoluş sancılarını nesiller boyu sürecek bir şekilde aktarmışlar yazıya.

    Gözlerinizle dinlemek, kulaklarınızla görmek, zihninizle dokunmak vb. şeyler. Burası Camus'ün dünyası. İyi okumalar.

    https://youtu.be/RBtlPT23PTM
Hızlı ve Sakallı.
Hikayeleri #64408761

Hesap Inaktiftir.

Taşınıyoruz... https://sessizm.blogspot.com
Beylikdüzü
Çıldır
317 kütüphaneci puanı
3611 okur puanı
09 Mar 2018 tarihinde katıldı.
2020
26/40
65%
26 kitap
4.844 sayfa
1 inceleme
273 alıntı
15 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okudukları 13 kitap

  • Denemeler
  • Agricola'nın Hayatı
  • Etika
  • Utopia
  • Bakkhalar
  • Trakhisli Kadınlar
  • Alt Akıl: Aptallar ve Diktatörler
  • Dahiler ve Aşkları
  • Pantagruel
  • Rigveda
  • Gecenin Sonuna Yolculuk
  • Dünya Şiir Antolojisi 1
  • Ses ve Öfke

Okuduğu kitaplar 184 kitap

  • Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler
  • Deliliğe Övgü
  • Toplum Sözleşmesi
  • Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe
  • Atomcu Felsefe Fragmanları
  • Gracchus Kardeşler
  • Yöntem Üzerine Konuşma
  • Sokrates'in Savunması
  • Kriton
  • Cezalılar Kolonisi

Okuyacağı kitaplar 1 kitap

  • Düşerken

Kütüphanesindekiler 718 kitap

  • Gracchus Kardeşler
  • Huzursuzluğun Kitabı
  • Suttanipata
  • Atomcu Felsefe Fragmanları
  • Felsefe Konuşmaları
  • Retorik
  • Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri
  • Fragmanlar
  • Hitopadeşa
  • Kadın Mebuslar

Beğendiği kitaplar 146 kitap

  • Deliliğe Övgü
  • Atinalıların Devleti
  • Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler
  • Toplum Sözleşmesi
  • Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe
  • Felsefe Konuşmaları
  • Atomcu Felsefe Fragmanları
  • Gracchus Kardeşler
  • Huzursuzluğun Kitabı
  • Yöntem Üzerine Konuşma