Tayfun

Tayfun
@Sessizim
Hikayeleri #64408761 Hesap Inaktiftir. Taşınıyoruz... sessizm.blogspot.com
Çares(b)izlik
Şubat ayı gibiyim sonum hep eksik. Mutlu biten bütün şeyler değil mi ki hayatı yaşanır kılan, yoksa herkesin sonunu bildiği tekdüze bir hayatı korkaklardan başka kim yaşamak ister ki! Şimdi ciğerlerimiz nefesle doluyor ve bir yaşam belirtisi gösteriyorsak eğer, bir şeylerin değişeceğine inandığımızdan, geleceğe iman etmemizden kaynaklanmaz mı? Hayatımızın değişeceğini biliyoruz değil, diliyoruz!.. Ağlama iconu x5. Ölmeden evvel iyi bir hayat yaşadım deme diyor kör bir tiyatro yazarı. Lakin yaşına rağmen o da bilmiyor! Bir ölmenin bin dirilmeden daha iyi olduğunu, bunu iyi bilir bir kez ölmüş olan ve yüzdeki tebessümün solmasındaki yazgıdır ağlayan bir göze tanık olmak. Parçalanır bedenin de bir el uzatıp, ağlama ağlama, ben buradayım diyemez dilin. Kalbindeki karartıyla dostsundur artık, karardıkça ağrın dahada acıtır. Bedenindeki sızı sanma ki rahatsızlıktan, bu ruh bozukluğu, bu isteksizlik, dilindeki acı tat, bu buhran, bu ölüm gibi gece kaç yaşlı gözün mirasıdır. Elde olmayanı elde etme çabası, bazen boş bir uğraştır. Olmayacakların, olmadıların dünyasında ne hazin bir iç çekiştir bu umut etme telaşesi. Umudun hazırdır, şifası unutmak ve uslanmak hayata karşı. Biz güçsüz kişilerin pazuları ele sığmasa ne olur; dövülecek şey midir umut ya da aşk, sevmek, sevilmeyi istemek, anlanılmak, anlanılan olmak. Kalk ve kendine bir çeki düzen ver, söv hayata... Sözün olsun, bitmesin konuşman. Vakit ayrılık olsa ne olur ki geçmedi mi öğle, olmadı mı akşam ve yaşamıyor muyuz şimdi biz bu geceyi... Kestin değil mi uygunsuz düşünceleri aklından? Bu sondu, son buldu. İstediğin kadar dön ardını, kulaklarını tıka bütün çığlıklara, duvarın yıkıldı artık. Hemde öyle bir gümbürtüyle yıkıldı ki; altında sadece varlığın değil, ruhun dahi ezilip, sıyrıldı bedeninden. Artık konuk et
İnsan ve Duygular
Reklam
Benim ümidimi benden alma Allah'ım.   Güz geldi Ruhan… Bilirim pek seversin sen böyle yağışlı, yumuşak soğuksu tatlı havaları. Yollarda ışık yansımaları, ben penceremde yine seni düşünüyorum. Karşımdaki sokak lambası yağmurun şamatasına kapılmış, yansımaları dans ediyor yıldız yıldız. Cama vuran damlalar sokağın görünebilirliğini kesse de karşısından çekilemeyecek kadar ağır yüreğim. Gözyaşlarımız içimizdeki boşlukların dışavurumudur diyor iç sesim. Yine mi ağlamaklı mısın diye sakın sorma? İçimin eksikleri hiç tamamlanmıyor, tamamlanamıyor.   Dışarı çıkmak istiyor canım, tek başına karanlığa yokluğa doğru yürümek. Kaybolmak istiyorum Ruhan. Dün yine vardı yağmur ve ben fırsatını bulup kaçmayı başardım. Koca yolda bir başımaydım, sokak lambaları yolu göstererek benimle beraber ilerliyordu. Ses etmiyorlardı ama onlarda biliyorlardı. Hani bir insanın acısını bilirsin de konuşamazsın, ancak konuşmak istersin ve diyecek bir şey bulamazsın, diyeceğinin tesiri olmayacağı gerçeğinde yitersin; hah işte öylece, sessizce benimle yürüyorlardı, ardıma dönüp baktıkça küçülüyor sonra ortadan kayboluyorlardı.   Biraz üşüdüm, adımlarım seyrekleşti, kafam her zaman ki gibi yere bakar şekilde ve düşünceliydi. Bu sefer kaldırımda kaldırım taşı ara çizgilerine basarak simetri oluşturacak şekilde yürümedim. İç sesimle iddiam da yoktu. Demedim içimden 30 çizgiye basarsam şu olacak diye ya da basamazsam kaybedeceğimden korkmadım. Hayatta korkanlar kaybedecek şeyleri olanlardır, daha çok şeyi olanlar daha da çok korkanlardır, benim ise kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Ümitsizlik çok zor be Ruhan.   Böyle kendimden kaçmaya çalışarak ama kaçamayarak Kızılların Çiftliği’ne kadar gelmişim. Çiftlikte ışık yanmıyordu, karanlık alabildiğine hapsetmişti o koca yapıyı. Aldırış etmeden yürüdüm, tam
Haydi artık Kok!
Sanırım az önce öldüm. Nasıl bir şey olduğunu anlatmam pek mümkün gözükmüyor. Keskin bir bıcak darbesinin kalbe saplanması gibi bir sancıydı ayaklarımın ferini söndüren, düşürdü dizlerimin üzerine. Sonra yıkıldım yüzüstü, düşmenin şiddeti yakmadı canımı, şans eseri kafam sağa dönük bir şekilde yerle temas etti. Yanağımın yerdeki parkeye vurmasıyla etlerim dalgalandı, küçük sekişler oldu, yavaşça duruldu, gözlerim açık. Bu andan itibaren can vermiş olmalıyım. İnsan kendi cenazesine bu kadarda yabancı olabilir miydi? Ben oldum, sanki yerde yüzüstü yatan ben değildim de, sokakta hiç tanımadığım bir insanın cansız bedeniydi. Merakla izledim kendimi. Onlarla tek farkımız vardı. Beni ellerinde son model cihazlarıyla videoya alan, özçekim yapan ya da o heyecanla telefona sarılıp arkadaşlarına gördüklerini anlatan bir kalabalık yoktu. Olsa mıydı bilemedim! Ailem, dostlarım, arkadaşlarım ve tanıdıklarım yıllarca bu evin kapısına vardıklarında hiç kapının açılmadığından dert yanıp durdular. Her defasında ise evde olmadığımı söyledim, yoktum da evde, kalpleri kırıklarak ikna oldular. Belli bir tekrardan sonra kapıdan dönüşler alışkanlık halini aldı ve evde olduğum vakit kapıyı geç açsam bile kimsenin olmayışıyla karşılaşmalarım başladı. Buna bende alıştım. Ben varken onlar yoktu, onlar varken de ben. Türlü zevkler ve aklın hayalin alamadığı gösterişli yaşamları tükettim, sırf başkalarının göz zevki için binlerce liralık elbiseler almaktan geri duramadım. İyi bir ev araba değildi amacım en iyi araba en iyi ev için tükettim yaşamımı. Güzel kokmak uğruna sayısız esans ile dolu dolabım. Elimden düşürmediğim telefonum, hayranlıkla hayatı ekranından yaşadığım telefonum. Ömrüm full hd 6 santim bir ekranda tükendi. O kadar çok düştüm ki hayatımı yaşamaya hiçkimseye ayıracak zamanım
Yırtık Yelkenle Gemi Yol Almaz
İğne ucu kadar bir maddeden gelen kuvvetli bir patlamayla başladı gelmekte olan bütün hadiseler. Bu patlamanın kuvveti ve esintisiyle oluştu kâinat ve diğer her şeyler. Galaksiler oluştu, yıldızlar ve güneşte. Adlar takıldı her birine, şekillere benzetildi ve o şekillere göre seslenildi. Bak bu; Ursa Minor – Küçük Kepçe,- bu Lepus –Tavşan- denildi. Her şey başladığı yere dönecektir. Bir başlangıcın aynı şekilde bir sonu da olacaktır. Bir rüzgâr esti soğudu ateş, oluştu toprak ve su. Dünya dediler buna, diller ve dinler eklediler üzerine. En güzel yerine cennet adını verdiler. Cennet gibi yeri cehenneme çevirdiler. Oldu Âdem, korktu, istedi sonsuzluk. Bir din yetmedi binlercesini hikâye düştüler. Bir meyve ile bütün insanları cehenneme layık gördüler. Bundan sonra doğan herkesin cenneti hak etmesi gerek diye tebliğ ettiler. *Ben meyve yemedim cennette kalacağım diye seçenek vermediler.* Bir rüzgâr esti, doğdu çocuklar ve çoğaldı insanlar. Dünya kıtalara bölündü, ırklar oluştu kavimler kuruldu. Yine bir elma yüzünden Asya ve Avrupa’da ne kanlar döküldü. Gün aynı gündü saatler aynı saatleri gösteriyordu. Rüzgâr sadece yaşayan canlıları hareket ettiriyor zaman dediğimiz çizgide ileri doğru sürüklüyor ve sadece Andromakhe ağlıyordu. İlk zamanlar insanlar isimleriyle ayırt ediliyordu. Birine Âdem diğerine Şit deniliyordu. Sonra soyadlarıyla ayrıştırılmaya başladılar. Bu da yetmedi sen Afrikalısın sen Avrupalısın diye ötelemeye kalkıştılar. Ülkeler çoğaldı Türk Alman olarak ayırdılar. İflah olmaz bir şekilde hizmet ediyoruz ayrışılmaya Muşluyu ayırıyoruz Antalyalıdan. Çok değil yakında komşumuzu da ayırırız bizde bu azim varken. Sen olursun kapı no on, o olur kapı no onbir. Arada bir tuğla üç santim sıva var. “hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa fly Pan-Am drink
Rapor ∞
... Rapor 1749 Konum: K/D 3° 28' - 22° / 21° 49' - 38° 35' Sudan Sanal örüntü kurgulama başlatıldı. Benzeri osiloskop hazır ve başlatıldı. Tesadüf eseri ve bir aksaklık nedeniyle iniş gerçekleştirmek zorunda kaldığımız bu gezegende canlı türlerine rastlandı. %30 taraması tamamlanmış olan sonar cihazında 3 hareket halinde 1 sabit olmak üzere 4 formun örüntülenmesi başlatıldı, saniyede 24 kare olarak işlenmeye alındı. Kanal 75 sunucusuna genel özellikleri, hareket ve diğer formlar arasındaki ilişkileri aktarılmaya başlandı. Hareketsiz canlı türünün Plantae -bitki- olduğunu çözümlendi. Bulunduğumuz gezegene oksijen adı altında ve diğer formlar için ortalama 72 yıl yaşatacak zehirli bir gaz salınımı yaptığı gözlemlendi. Hareketsizdirler. Bir kalpleri vardır ve Plantae türleriyle iletişim halindedir. Diğer türleri genel ad altına almak gerekirse Animalia -hayvan- demek çok doğru olur. Ortak birçok özellikleri mevcuttur. Bu sınıftan az farklı olarak ayrılan Homo cinsi de iki tür oluşturup Pantae, Animalia ile beraber 4 farklı sınıfla tamamlanmaktadır. Animalia formu incelendi. Birçok farklı alt sınıfları olduğu belirlendi. Dişi ve erkek olmak üzere iki cins oldukları tespit edildi. Hareketleri tamamen güdüsel olup doğal döngü içerisinde yaşadıkları görüldü ve Homo -insan- müdahalesi olmadıkça bulundukları ortama zarar vermeden yaşamaktadırlar. Yaşamları ağızdan alınan beslenmeye dayalıdır. Av ve avcı konumları vardır. Genel olarak av olanları bitkiler avcı olanları da bitkiden beslenenler besler. Popülasyonu çiftleşme adı altındaki birleşme sağlar. Türün devamını dişi ve erkek sağlar. Birinin eksikliği türün sonu olur. İnsanı hayvandan ayıran en belirgin özelliğin düşünebilen ve sorgulayabilen varlık olduğu tespit edildi. Hayvanlar için yazdığımız her şey ilkel