Tayfun

Tayfun
@Sessizim
Hikayeleri #64408761 Hesap Inaktiftir. Taşınıyoruz... sessizm.blogspot.com
İnsanın Kendi Derinliği…
7/10
·888 syf.··
2024 5. kitabı
·
268 günde okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2024 19:04
Bazı romanlar vardır, konusu gemi, av ya da yolculuk değildir; insanın içindeki o karanlık, çalkantılı ve dipsiz okyanusun haritasıdır. Moby Dick, Melville’in yazdığı değil, insanlığın gördüğü en büyük aynalardan biridir. Çünkü bu roman, bir balinanın peşinden giden adamların değil, kendi eksiklerini avlamaya çalışan ruhların hikâyesidir. İshmael der ki: “Denize açılmak istiyorum.” Oysa hepimiz biliriz ki, hiçbir insan durduk yere deniz istemez; insan, karada tutunamadığı için denize kaçar. Bu kitapta deniz, su değil; kaçışın felsefi adıdır. Ahab: Sadece bir kaptan değil, insan ruhunun yaralı kaburgası Ahab’ın Moby Dick’e karşı beslediği öfke, bir adamın intikamı değildir; kaderine yenilen insanın Tanrı’ya kestiği gizli bir faturadır. Kaptan Ahab’ı ilk gördüğümüzde, onda yalnızca bir bacağın eksikliğini görmeyiz; insanlığın tamamında eksik olan bir şeyin sızısını hissederiz. Çünkü Ahab’ın savaşı balinayla değil, kendi yenilmişliği ile ilgilidir. Her insan ömründe bir kez Ahab olur; bir şeye takılır, bir gölgeye, bir hatıraya, bir yaraya… Ve geri kalan ömrünü o yarayı öldürmek yerine kaşımakla geçirir. Moby Dick, Ahab’ın öldürmek istediği balina değil, içindeki iyileşmemiş kaderdir. Balinanın kendisi: Görünmeyen hakikatin beyaz yüzü Herkes balinanın peşinden koşar ama hiç kimse balinanın ne olduğunu tam olarak bilmez. Bu yüzden Moby Dick, Melville’in romanında yalnızca bir hayvan değil, bütün anlamların kör noktasıdır. Balina: • Tanrı olabilir, • Yazgı olabilir, • İnsanlığın ortak sınavı olabilir, • İnsanın kendine bile itiraf edemediği o “büyük boşluk” olabilir. Melville bilerek söylemez. Çünkü bu kitap, cevabı olanların değil, cevap arayanların romanıdır. Pequod: Bir gemi değil, insanlığın küçük bir maketi Pequod’un mürettebatı, toplumun minyatürü
Edebiyat
Moby Dick Ya Da BalinaHerman Melville · İş Bankası Kültür Yayınları · 20227,3bin okunma
Reklam
Rusya’nın Ruhu Üzerine Bir Otopsi
9/10
·479 syf.··
2022 3. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2022 18:29
Bazı kitaplar, okunmak için yazılmaz; bir milletin nabzına tutulmuş parmak gibidir. Gogol’ün Ölü Canlar’ı işte böyledir: Satırlarına değil, ruhuna girilen bir metin. Rusya’nın geniş bozkırlarında gezinen bu roman, ne bir macera anlatır ne de bir hayat hikâyesi; o, hayatta kalmış bedenlerin çoktan gömülmüş ruhlarını saymaya girişen bir yoklama defteridir. Çiçikov, bir isim değildir; devletin kokusunu üzerinde taşıyan bir fikirdir. O, insanın kendisini değil, insanın ardında bıraktığı gölgenin satın alınabildiğini keşfeden bir tüccardır. Gogol’ün ustalığı, hırsızın hırsızlığında değil, hırsızlığı bir sistemin doğal sonucu gibi göstermesindedir. Çünkü bu romanda herkes iki kere ölüdür: Bir kez toprağın altına gömülerek, Bir kez hayatta kalmak uğruna ruhunu kaybederek. Toprak sahipleri, romanın figürleri değil, Rus toplumunun röntgen plakalarıdır. Her biri ayrı bir çürümenin anatomisidir: kibir, boşluk, gösteriş, tembellik, her şeyden çok da hiçliğin olağanlaşması. Gogol, karakter yaratmaz; ahlaki deformasyonun taşlaşmış suretlerini gösterir. Okur, Çiçikov’u takip etmez kendi çürümesine yakalanır. Roman ilerledikçe fark edilir ki mesele ölü canları satın almak değildir; hayatta olduklarını sananların aslında çoktan öldüklerini anlamaktır. Kölelik yalnız topraklarda değildir; akıllarda, vicdanlarda, masalarda ve sözde saygınlıkların üzerinde bir mühür gibi durur. Gogol’ün en büyük suçlaması devlete değil, devleti mümkün kılan insan karakterinedir. Bir toplumun çürümesi, büyük bir felaketle başlamaz; küçük bir menfaat için eğilen bel, bir gün doğrulamayacak kadar kamburlaşır. Gogol, bu gerçeği haykırmaz okurun içine yerleştirir. Çiçikov’un dolaştığı coğrafya, aslında insanın iç dünyasıdır. Her kapı, bir vicdan; her pazarlık, bir değer yitimi; her satın alınan ölü can,
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Bir dalganın, bir insanın, bir çağın parçalanışı…
9/10
·464 syf.··
2024 2. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2024 19:03
Bazı romanlar vardır; insanı konu almaz, insanın çaresizliğini alır ve onu bir coğrafyanın kaderine çiviler. Deniz İşçileri işte böyle bir romandır. Hugo burada insanı anlatmaz — insanın boyundan büyük hayalleriyle, boyunu aşan felaketleri arasındaki ince çizgiyi gösterir. Ve okura şunu fısıldar: Toprak insanın evidir, deniz ise mezarı. Hugo’nun denizi, bir su kütlesi değildir; ruhu, öfkesi ve hafızası olan bir tanrıdır. Bu yüzden romanda denize giren herkes, sadece bir yolculuğa değil, kendi yazgısının yargı yerine çıkar. İnsan bedenini gemi yapabilir, ama ruhunu hiçbir zaman dalgaya yedekleyemez. ⸻ Gilliatt: Bir insan değil, kaderin bükülmüş kaburgası Gilliatt’ın yalnızlığı, Hugo’nun sevdiği türden değildir. O, yalnız bırakılmış biri değildir; yalnızlığıyla suçlanmış bir adamdır. İnsanlar onun hakkında konuşur, yargılar, dışlar. Gilliatt ise çürümüş insan kalabalığının değil, acıyla genişleyen bir vicdanın temsilcisidir. Hugo, bu karakterle bir kez daha gösterir: İyilik, toplumun alkışından değil, insanın yarasından doğar. Gilliatt’ın makineyle, rüzgârla, kayayla, denizle savaşı; insanın Tanrı’ya kafa tutması değildir. Aksine, insanın Tanrı yerine geçmeye çalışan düzenlere başkaldırısıdır. Bu yüzden Gilliatt, kahraman olduğu için değil, acı çektiği için kahramandır. ⸻ Deniz: Hareket eden mezar taşı Hugo’nun denizi, Ege masallarındaki gibi romantik değildir. Deniz, romanda yargıçtır — cezayı veren değil, suçun neden işlendiğini anlatan bir bilgedir. Hugo suya bakmaz, suyun hafızasına bakar: Bir fırtına yalnız hava olayının coşkusu değildir; insanın içindeki kasırganın dışavurumudur. Bu romanda dalga, yalnız gemi çökertmez; idealleri, maddi tutkuları, toplumsal hırsları da parçalara ayırır. Deniz, insanın kendine söylemediği bütün gerçekleri
Edebiyat
Deniz İşçileriVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,507 okunma
İnsan, affedildiği kadar insandır.
9/10
·1724 syf.··
2022 4. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2022 00:00
Bazı kitaplar vardır, onları okumazsınız; onlar tarafından okunursunuz. Sefiller de böyle bir kitaptır. Viktor Hugo’nun insan ruhuna tuttuğu ayna, yalnızca 19. yüzyıl Fransa’sını değil, insanlığın vicdan tarihini de gösterir. Çünkü bu roman, bir adamın değil, bir çağın yargılanmasıdır. Jean Valjean, yalnız bir karakter değildir; ekmek çalan bir yoksul değil; toplumsal düzenin öksüz bıraktığı tüm insanların yüzüdür. Hugo’nun dahiliği, Valjean’ı suçlu olarak değil, suç üreten bir düzenin semptomu olarak göstermesindedir. Devlet, adaleti korumak için vardır; fakat Hugo bize, devletin bazen adaletin celladı hâline geldiğini fısıldar. Javert’in hukuka bağlılığıyla Valjean’ın merhameti arasındaki karşıtlık, belki de bütün siyaset felsefesinin en eski sorusunu yeniden açar: Adalet nedir? Yasa mı, vicdan mı? Roman boyunca bu sorunun cevabı değişmez ama derinleşir: Yasa, insan ruhunun taşıyamadığı yerde çürür; vicdan ise, kanunların dokunamadığı yerden filizlenir. Bir karakter olarak değil, bir düşünce olarak Jean Valjean Valjean hapisten çıktığında özgür değildir; toplum, onun üzerine görünmez bir zincir daha takar. Hugo burada yalnızca bir adamın dönüşümünü yazmaz; merhametin hukuku nasıl aşabileceğini gösterir. Papazın tek bir gümüş şamdanla Valjean’ın kaderini değiştirmesi, Hugo’nun bütün insanlığa attığı paradır: Bir insana güvenmek, onu yeniden yaratmaktır. Bu nedenle Sefiller, kırık bir adamın değil, yeniden doğmayı göze alan bir ruhun destanıdır. Fantine: Bir bedenin değil, bir sistemin çürümesi Fantine’in hikâyesi, fakirliği değil, toplumun fakirliği üreten ahlaki mekanizmalarını anlatır. Hugo burada acımasızdır: Toplum, sadece Fantine’in bedenini değil, hayallerini de parayla satın alır. Onun düşüşü, bireysel bir trajedi değil, ahlaki iflasın
Edebiyat
Sefiller (2 Cilt Takım)Victor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105,2bin okunma
Dün neysek bugün ondan daha fazlasıyız.
8/10
·512 syf.··
2022 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2022 00:00
Her kime biz neyiz sorusunu yöneltsek alacağımız cevapların en başında insan olduğumuz vurgusu karşımıza çıkar. Tür olarak bir olduğumuz doğrudur, ney olduğumuz kadar ne olduğumuz da önem arzetmektedir. İlk sorunun cevabı hemen verilebilir ancak ne -insan nedir- sorusuyla karşılaştığımız da kafalar karışır ve ortaya çok değişik tanımlar çıkar. Topluluk olarak karakteristik değerler benzeşmesi görülebilir, özyapısal olarak insan kendine özgüdür. Her birey tertemiz doğar ve doğdukları çevrenin ahlak yapısıyla yetişir. Bir bölgede ayıp sayılan bir çıplaklık, insani bir ihtiyaç ya da davranış başka bir toplumda çok normal karşılanabilir. Bu sebeple ahlak değişkendir ve adaletli olan şey ahlaklıdır. Adillikten çıkma ve başka bireylerin alanına girme ahlaksızlığı ortaya çıkarır. Ahlak akılsız başta aranmaz, bir bebeğin yaptıkları ahlak kurullarını bozmaz. Ahlak insanın kendini bilmesiyle ortaya çıkar, kendini bilmek ise insan olmanın en önemli yapı taşıdır. Durum bu olunca bilmenin yükü iyi veya kötüye meyil etmektir ve elbet bu iki teriminde kefareti vardır. Germinal adlı kitabın incelemesinden bir paragraf. #41982435 “Toplum, toplum eleştirisi ve ahlaksız betimlemeler; Ahlakın olmadığı yerde adaletten söz edilebilir miydi? Ahlaktan yoksun bireyler kendi özünden gelen soya sahip çıkmadıktan sonra haklarına nasıl sahip çıkacaklardı? Kenetlenme önce aileden başlamalı silsile ile bütün hanelere, komşulara ulaşmalıydı. Yetişme ve yetiştirilme şartları bireylerin eğitim düzeyleriyle orantılı ilerlemedikçe ahlaktan yoksun kalan biçare bedenler ya haksızlığa boyun eğerdi ya da haksızlık ederdi... Bu hususta ahlakın eğitimden önce gelmesi kişiyi iyi insan eder, topluma yararlı kılarken, ahlaktan yoksun bireylerin eğitimleri ise sadece kendi yararına
İnsan ve Duygular
NanaEmile Zola · İş Bankası Kültür Yayınları · 20215,5bin okunma
Reklam