Adı:
Nana
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
512
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053325567
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Nana
Çeviri:
Bertan Onaran
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Bu romanda Zola, etrafındaki her yaşama âdeta felaketi getiren Nana adındaki bir hayat kadınının eliyle aristokrasinin ve burjuvazinin maskesini düşürür; maskenin altında beliren çürümüşlüğü, ikiyüzlülüğü gerçeklikten bir an bile ödün vermeden, açıkyüreklilikle anlatır. Zola, Nana’da Flaubert’in de söylediği gibi bir Paris miti yaratmış, edebiyata bir hayat kadını arketipi armağan etmiştir.
533 syf.
·9 günde
İnsanoğlu düzenli bir yaşam sürerse saygı görmekte. Peki, düzensiz bir yaşam sürerse, iffetli dahi olsa da saygıyı hak etmez mi? Erdem dediğimiz olgu, insanın yaşam tarzıyla sınırlı olabilir mi?

Değer yargısı ve düzgün bir hayat sürme inancı, kişiden kişiye farklılık gösteren bir yaşam biçimidir. İnsanoğlunun tek gayesi, melekler kadar saf ve temiz olarak gözünü açtığı bu fani dünyadan, Allah'ın rızasını kazanmış olarak ve yine tertemiz olarak veda etmek değil midir? İnsan bazen hatalı seçimleri yüzünden, istemese de yanlış yollara sapabiliyor. Ne kadar vahim bir durum. Hatalı seçimlerimizin kurbanı olmak ve onları bir ilmek gibi, ölesiye dek boynumuzda taşımak. Biliyor musunuz, aslında hiç birimiz günahsız değiliz! Ama insan olarak, önem verdiğimiz bazı değerlerimiz vardır ki, onlardan biri de " Namus " kavramıdır. Evet, namus öyle iffetli ve öyle erdemli bir terimdir ki, kolay kolay ayaklar altında çiğnenmesine seyirci kalamayacağımız bir hasletimizdir.

Özellikle biz kadınlar için, namus kavramı daha bir önem arz eder. Çünkü, fıtratımızdan gelen bir özelliğe sahibizdir ki, o da " Anne " olabilme kimliğine sahipliğimizdendir. Ne yazık ki biz kadınlar, iffetli olanları tenzih ederim ki, karşı cinsin üzerinde etkili olan, dişiliğimizi kullanarak kendimizle birlikte, karşı cinsi de günaha sürükleyebiliyoruz. En kolayıdır bir kadın için, bedenini satarak, para uğruna kendini güvenceye almak istemesi. Peki ya sonrası? Anlık geçici zevklerden sonra, insan ruhunun üzerinde bıraktığı, tamiri olunamaz hasarların yol açtığı yıkım. Bunları idrak edemez mi, insan?

Ama kadına en büyük kötülüğü, yine bir kadın yapar, değerli okurlar. Sakın şaşırmayın! Ben de bir kadın ve bir anne olarak dile getiriyorum bu varsayımımı. Çünkü, biraz ağır olacak ama öyle arsız ve bencil hemcinslerimiz var ki. " Yuva yıkanın yuvası olmaz! " gibi, çeşit çeşit atasözleri türetilse de, yine de sefahat ve zevkleri uğruna yuva yıkmaktan geri durmazlar. Tabii ki, bir savunma mekanizması olarak zihnimize şu sorular hücum eder. " Erkeklerin hiç mi, suçu yok? Madem ki, o da aldatmasın! " Söyler misiniz, kaç erkek cazibesini kullanan bir kadına dirayet gösterebilir. Elbette ki, namus timsali erkekler de vardır, var olmasına da ama çoğunluğun yanında azınlıkta kalırlar. Çünkü karşı cinsin fıtratı gereği, şehevi arzuları kuvvetlidir ve asıl manevi imtihan o nefsi arzuyu köreltebilmektir.

Ah! Nana, ah! Kuşkusuz insandır, hata yapar. Bir hatadır olmuştur. Kabul ederim etmesine de. Yapılan bu yanlış davranışın, akla mantıklı gelecek hiçbir izahı olmasa da! Hiç mi, doğru yolu bulamaz bir insan! Nedir, doğru yolu bulmasına engel! Nefsi mi, şehevi arzuları mı?

Kentin dış mahallelerin birinde çamaşırcı bir kadın ve ayyaş bir adamdan doğan, bahtsız güzel. Daha on beş yaşındayken, baba dayağından kaçmak bahanesiyle, geçici hevesleri uğruna sığınır erkeklere. Görselde tiyatro da çalışır, hiçbir kabiliyete sahip olamasa da. Ama sahne arkasında hayat kadınıdır, Nana. Nana'nın hayatı inişli, çıkışlıdır. Yeri gelir dayak yer, yeri gelir aranılan, özlenen kadındır. Ama Nana'nın başına ne gelirse gelsin sonuç, hep hüsran, hep hayal kırıklığıdır. Bazen kelimeler yüreğini dağlar, Nana'nın. Çünkü kelimeler cam kırıkları gibi, batar ağzına. Sussa yüreği dağlanır, konuşsa kan ağlar dile dökülen kelimelerden.

Émile Zola'yı ilk defa tanıma şerefine, bu eser vasıtasıyla eriştim. Ve nedendir bilinmez, yazarın kadın olabilme yanılgısına kapıldım. Sanal ortamda araştırdığımda erkek profil fotoğrafını gördüğüm de, hayretten donup kaldığımın resmidir yaşadığım. İlk defa yazarın bir eserini okumama rağmen, kalemine ve anlatım diline hayran kaldım. Ben ki eseri okumakla kalmadım, adeta bütün benliğimde hissettim ve yaşadım. Kişilik analizleri ve yer tasvirleri muhteşem. Hayatımda isimlerini dahi ilk defa duyduğum Variétés Tiyatrosu, Panoramas Pasajı gibi yerleri, gezip görmüş gibi hissettim. Anlayacağınız eser, derin ve kuvvetli bir anlatım diline sahip. Özellikle yazarın Nana isimli karakter üzerinden hayat kadınlarının gizli kalmış yönlerini naif bir dil kullanarak, okuyucunun aklında hiçbir soru işareti bırakmaksızın irdelemesi. Konu itibarıyla biz kadınların genelini ilgilendiren, ince ve hassas bir terazi. Hemcinslerimiz yüzünden adımız çıkmış bir kere. İstediğimiz kadar iffetli olalım, karşı cinse arkadaşça yaklaşalım, karşı cins tarafından kuşkuyla bakılmıyor muyuz? " Acaba, bu kadın bana pas verir mi? " diye, çağrışımlara sebep olmuyor muyuz? Yoksa değerli okurlar bu söylevlerim, bana ait bir paranoyadan mı ibaret. Adını koyamadığım...

Émile Zola Nana üzerinden sorgulamış iğrenç eğilimleri ve nihayetinde getirdiği yıkımı. Saygının olmadığı yerde, sevginin de barınamayacağına dem vurmuş. Her şeyin bir güzelliği olduğunu. Herkes göremese de. Ama anlayana...

Zaten biz kadınlara; tarih boyunca insan neslinin devamını sağlayan tarla, bazen kocası tarafından misafire sunulan bir ikram, uzun yıllar hizmetçi, bazen de eşya gibi alınıp satılan bir köle nazarıyla bakılmadı mı?
Hak ettiğimiz değeri, sadece ve sadece masallarda bulmadık mı?
Aristo insanı tarif ederken, " İnsanlar iki şekilde doğarlar; hizmet edenler ve hizmet edilenler. Hizmet edenler köleler ve kadınlardır. " demedi mi?

Yahudilerin kitabı Tevrat'ta; " Kadın ölümden acıdır. Allah nezdinde iyi kimse kadından kurtulandır. Kadınlar arasında iyi birini bulamadım." diye, yazmıyor mu?

Kadın, İncil'e el süremeyecek kadar murdardır, anlayışı yüzünden İngiltere'de 16.yüzyıla kadar kadınların ne kadar dindar olursa olsunlar, dinlerinin kitabını ellerine alıp okuyamadıklarını biliyor musunuz?

Biz kadınlara hak ettiğimiz değeri bir tek İslâmiyet vermiştir. Kur'an-ı Kerim'de " Kadınlar sizin elbiseniz, örtünüz; siz de onların elbisesi, örtüsüsünüz." der, Alemlerin Rabbi.(Bakara/187)

Ama bazı dilinin haddini bilmezler, haklı mazeretlerine kılıf uydurmak adına, çok eşliliğin gerekçesini İslâm'a bağlarlar. Ve çok iyi bilirler ki, İslâmiyet evvel uygulanan birden fazla sınırsız sayıda kadınla evlenmeyi engellemek maksadıyla, dört kadına indirgediğini. Tabii ki eski uygulamalara dönülmemesi için de, bir takım ceza'i müeyyideler getirmiştir.
" Sahip olduğunuz kadın ile yetinin bu adaletten ayrılmamanız için en uygun olandır. " (Nisa/3) der, Alemlerin Rabbi.

Hakikatler ayan bir şekilde bu kadar ortadayken, ben dört tane kadınla evleneyim, demek ne kadar doğru bir davranıştır. İşte orası tartışılır. Genel yargının aksine bir erkeğin dört kadın ile evlenmesi, Allah'ın bir emri değil, iznidir.

Sizce değerli okurlar neden, bu kadar ayrıntıya gerek gördüm. Gerek gördüm ki, kadın kimliğimizle karşı cinse varlığımızı kanıtlamak durumundayken bile, Nana gibi kadınlar yüzünden, biz daha çok ikinci plana atılır ve hor görülürüz.

Bırakalım bütün iğrençlikler kitaplar ile sınırlı kalsın!
Kadınların süsü ilim, edep ve tahsilidir.
Boş verelim, kişiliğimize zarar veren kötü alışkanlıkları.

Dünyada güzellikler adına, ne varsa arta kalan, siz değerli okurlara gelsin...
512 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Emile Zola'nın yazdığı Rougon-Macquart serisinin 9 no'lu kitabı. Aynı zamanda Zola'nın hem ülkemizde hem de dünyada en tanınmış romanı.

Yazar bu kitabında bizi Antoine Macquart'ın kızı Gervais'ten olma torunu, Nana'nın Paris'teki yaşantısına götürüyor. Nana'nın çok sıkıntılar içinde geçen çocukluğu, ergenliğe geçişi ve ilk genç kızlık yılları, serinin 7 no'lu kitabı olan ''Meyhane''de anlatıldığından dolayı burada yetişkinlik dönemi bizlere aktarılıyor.

Nana'nın Paris'teki en dip ile en üst kademe arasında inişli çıkışlı olarak değişen ilginç ve bir o kadar da dramatik hayat hikayesi bize anlatılıyor. Bu inişler ve çıkışlar arasında tek değişmeyen şey ise Nana'nın her zaman vücudunu kullanmasıdır. Öyle ki en çok izlenen tiyatro oyuncusuyken bile halk, onun oyunculuğu ile değil de, sadece çıplak vücudu ile ilgilenmektedir. Zaten bozulmuş ve iyiden iyiye ahlak çöküntüsü içerisine girmiş olan dönemin Paris'indeki yaşantıda Nana'da hayata ayak uydurur ve vücudunu kullanma işini başarıyla yapar. Adeta bir erkek öğütme makinesine dönüşür ve deyim yerindeyse bir nemfomanyak haline gelir.

Yazar burada her ne kadar Paris'in çöküntü içerisindeki ahlakını eleştirir gibi görünse de özellikle kadın erkek ilişkisi konularında da çok doğru mesajlar vermektedir. Örnek vermek gerekirse karşılıklı olmayan sevgilerde, gerçek sevenin her zaman kaybedeceği ve bu kaybın sadece sevgiliyle sınırlı kalmayacağı , maddi kayıplar, çekilen fiziksel ve ruhsal eziyetlerin yanında en önemli kaybın ise kişilik yitirilmesi olduğunun vurgulanması mesajı gibi. Örnekler sayfalar dolusu çoğaltılabilir ama spoilere gireceğinden dolayı burada yazmanın doğru olmayacağı kanaatindeyim. Zaten bunlardan birkaçını da alıntılar yoluyla paylaşmıştım.

Kitabın baş tarafı özellikle de ilk üçte birlik kısmı, serinin diğer kitaplarında görmediğim düzeyde durağanlığa sahipti. Bu yüzden okurken çok sıkıldım ve bir ara bıkkınlık geldi diyebilirim. Fakat sonrasında ''bir açıldı pir açıldı'' deyimini doğrular şekilde akıcılık ve sürükleyicilik birden bire arttı ve finale kadar da devam etti.

Bir kaç cümle de karakterler ve dramlarla ilgili olarak yazmak istiyorum. Serinin bundan önceki okuduğum kitaplarında da Zola , bize hep dramları yaşatırdı. Bazılarında daha ağır ve kapsamlı, bazılarında ise daha hafif olmak üzere ama mutlaka dramlar vardı ve bunlar, okuyucu üzerinde müthiş bir üzücü etki bırakıyordu. Hatta bazılarında insan ''yeter artık Zola bu kadar da vurulmaz ki '' diye isyan edecek duruma gelebiliyordu. Oysa bu kitabında da dramlar var hem de en ağır dramlar bunlar, ama yazar öyle karakterler çıkarmış ki ortaya, bunlar kötü diye tabir edeceğimiz karakterler olmamasına rağmen, okuyucuya bu kitapta kim ne yaşıyorsa bunu tamamen hak ediyor duygusu veriyor. Kesinlikle üzüntü duyulmuyor. Tabii ki buna Nana da dahil. Sanırım bu kitabın en önemli özelliği budur bence.

Sonuç olarak serinin bir kitabını daha okumuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Dünya Klasikleri içerisinde önemli bir yere sahip olan bu kitabı ben, büyük beğeniyle okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
  • Goriot Baba
    8.1/10 (1.675 Oy)1.496 beğeni6,5bin okunma10,1bin alıntı44,8bin gösterim
  • Kırmızı ve Siyah
    8.1/10 (1.158 Oy)1.104 beğeni4.606 okunma8,4bin alıntı46,7bin gösterim
  • Kamelyalı Kadın
    8.4/10 (1.545 Oy)1.325 beğeni4.789 okunma7,9bin alıntı55,7bin gösterim
  • Dörtlükler
    8.6/10 (2.854 Oy)2.905 beğeni10,3bin okunma29,8bin alıntı57,3bin gösterim
  • Bitmeyen Kavga
    8.6/10 (802 Oy)765 beğeni2.467 okunma2.930 alıntı20,7bin gösterim
  • Üç Silahşör
    8.5/10 (864 Oy)871 beğeni3.863 okunma1.919 alıntı25,4bin gösterim
  • Cezmi
    7.6/10 (461 Oy)430 beğeni2.324 okunma1.262 alıntı15,2bin gösterim
  • Silahlara Veda
    8.1/10 (819 Oy)789 beğeni2.964 okunma2.024 alıntı27,7bin gösterim
  • Zübük
    9.0/10 (738 Oy)702 beğeni2.572 okunma2.201 alıntı19,3bin gösterim
  • Benim Üniversitelerim
    8.1/10 (969 Oy)947 beğeni4.117 okunma7,2bin alıntı21,3bin gösterim
283 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Giriş kısmından bitimine kadar ilk ciltte bir çok isme yer verilmiştir. Kitap benim hoşuma gitmedi. Benim okuyacağım tarzda kitaplardan değildi. İlk olarak 1880 yılında yayımlanan Nana o yılları veya o zamanlı olaylara değinilerek ilerlemesi pek hoş değildi sadece bu roman değil, bütün romanlarda hoşuma gitmiyor. Kelimeleri, cümleleri konusu sağlam olan her roman her yaş her zamanda anlaşılır. Ünlü olması değerli bir roman olması herkesin beğenisini kazanacağı anlamına gelmez. Benim anlayışımda kendini anlatan yazarlar bazı olayları romana olduğu gibi işlemesi saçma geliyor. Ayrı milletlerden okur olması isteniyor ise ve dünyaca küresel olmasını sesinin duyulması istiyorlarsa pasif yazar değil, olaylara kök salan yazarlar olması geriyor. Emile Zola bir yaşam ailesini seriler içinde yer vererek ve o an ki yaşam tarzlarını dile getirmeye çalışmış bu konuda başarılı olmuştur. Fakat bu hiç bir teknik gerektirmeden yazıldığını gösterir benim gözümde.

İçeriği ;

Tiyatro oyuncusu olan Nana'nın güzelliği ile bütün çevresindeki evli, bekar, genç peşine takılır güzelliği,teni içinde yanar kavrulurlar, istek arzuları içinde peşinde sürekli koşarlar, evinin zili susmaz.

Ara sıra bazı evlerde toplanır çakır gül gülistanlık sabahlamalar oluncaya değin kahkahalar dedikodular tartışmalar, gırgır komiklikler bitmez. Nana bazen kadınların eleştirisine, bazen erkeklerin kendisine değer vermeyerek bir başkası ile zaman geçirdiği için, dilsiz göz ile eleştirilir, linç edilir.

Not: Diğer cilt okunur mu okunmaz mı bilemiyorum, şuan kararsızım. :)
512 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Paris'in soylu görünümünün altındaki çürümüşlüğü, yozluğu ve zaafların her kesimden insanları hangi sınırlara getirebileceğini açık bi söylemle dile getirmiş zola . birçok fransız yazarın dile getirmeye çalıştığı şeyi yapmış aslında. 
443 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Karantina günlerinde daha da sıkılmamı sağladığın için teşekkür ederim sana Emile Zola! Kim fahişeydi, kim dosttu, kim sevgiliydi, kim metresti; kısacası kimin eli kimin cebindeydi belli değildi:( Gerçekçi olacağım derken, adamların sahneye çıkacak Venüs karakterini yani Nana’yı beklerkenki sıkıcılığı tamamiyle gözler önüne serilmiş. Hele o kadınlar o kadınlar yok mu? Onlar nasıl kadınlar ki kocaları açık açık Nana için kapıda kuyruk oluştururken kendileri sadece izlemek ile kaldılar, tamamen meraklarından! Peki ya sen Nana sen yaşadıkların kolay değildi fakat bu şekilde yaşamak da zorunda değildin! Of kısacası ben sevmedim bu kitabı. Klasik severler linçlerinize hazırım, bekliyorum:)
İyi günler...
512 syf.
·14 günde·10/10 puan
Klasiklerin yeri benim için başkadır ki yine etkisi Harika olan bir klasikle vedalaşmanın burukluğunu yaşıyorum.. Okumadan önce sitedeki yorumlara bakınca biraz içim kararmıştı ama neyse ki korktuğum gibi olmadı bunu; Nana ile tanışmadan önce Emile Zola ile ilgili araştırma yapmış olmama bağlıyorum ve tavsiye ediyorum. Bu kitaba alelade yazılmış sapkın bir kadının aşk serüvenleri şeklinde bakarsanız ve o şekilde okursanız elbette sıkılırsınız ama bu kitap o dönemin otoritesine bir tepkidir. Aynı zamanda natüralizm nedir ? Sorusunun cevabıdır. Klasikler günümüz popüler kültür kitapları gibi meşhur olayım ya da para kazanayım kaygısı ile yazılmış yavan kitaplara benzemez. Klasikler edebiyattır ! Her birinin bir hikayesi bir amacı ya da muhteşem bir amaçsızlığı vardır. Bence bunun bilincine vararak araştırarak okursanız o muazzam tadı alırsınız. Nana benim için mükemmel bir deneyimdi Natüralizmi fazlasıyla hissettiğim aşırı doğal bir kitaptı. Ben yine hayran kaldım size de tavsiye ederim :)
560 syf.
·6 günde·7/10 puan
İnsan insanın cehennemidir.. Nana, mahalle aralarının çöplüklerinden havalanmış olan bir sinek.. Kendisiyle birlikte çürümelerin, kokuşmaların mayasını da getirip, yalnızca üstlerine konarak o dönemin Paris erkeklerini zehirler.. Nana; hem güzel hem çirkin, hem fahişe hem evlenilecek kadın, hem zengin hem fakir, hem tanrıça hem canavar, hem sinek hem rengarenk kelebek hem cennet hem cehennemdir.. Dönem Paris’inin iğrenç eğilimlerini ve getirdiği yıkımları bir fahişenin hayatından gerçekçi,sade bir anlatımla sunuyor Zola.. 7/10
512 syf.
Emile Zola ile tanıştığım ilk romandır.Açıkçası okurken yaşadığım olaylar mı ,o anki duygusal ruh halim mi bilinmez kitabı okurken ağladım.Ama şuan duygusal değil de objektif teknik açıdan bakarsak benim için vasat.Emile Zola adını çok duyduğumuz bir yazar.En ünlü romanının bu olması çok üzücü.Oysa Germinal'i okumama rağmen daha ilk sayfasından etkilenmiştim.Nana'yı bu kadar ünlü yapan içeriğindeki erotizm midir acaba?Bana kalırsa ders çıkarabileceğiniz bir ana fikir falan da yok.Her şey ahlak yollarından sapmış Nana ile onunla kendi seksüel zevklerini tatmin etmeye çalışan bir grup erkek etrafında gelişiyor.
512 syf.
·4 günde·5/10 puan
Şunu söyleyebilirim ZOLA nın diğer kitabı germinal de aldığım hazzı bu kitaptan alamadım ilk başladığımda çok hevesliydim ama ne yazık ki beklentimi karşılamadı NANA çok acayip bir kadın okurken karaktere bürünürsün ya işte o olmuyo bu kitapta hissedemiyosun sadece okudum diyebilirim..
512 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
18. yüzyılın ortalarında Paris'te güzel bir hayat kadını olan Nana, ilk kez küçük bir Variété Tiyatrosunda Venüs rolünü üstleniyor. Tüm seyircileri büyüleyen ve onu bu kadar çekici yapan yeteneği değil, erkeklerin içgüdüsüne karşı konulmaz bir şekilde hitap eden çekiciliği. Paris’in seçkin erkekleriyle birlikte olmanın dışında, lüks düşkünlüğü ve savurganlığı ile fütursuzca çoğunu iflasın eşiğine getirse de, beyler adeta sıraya dizilmiş durumda. Toplumda bir yer edinmek için
sıfırı tüketen erklerin yıkımından içten içe mutluluk duyan ama aynı zamanda sebepsiz yere başkasına zarar vermeyen bir karakter Nana. Oğlu Louis çiçek hastalığından ölür ve ne yazık ki Nana’da bu hastalığa yakalanır. Eski rakibi Rose gerçek bir kadın dayanışması göstererek onu layık olduğu gibi Paris’in en gösterişli oteline yerleştirir ve onu yalnız bırakmaz.
Neredeyse her yıl bir kitap yazarak Rougon - Macquartlar dizisini yirmi yılda tamamlamış Zola. Bu dizinin dokuzuncu kitabı "Nana" ilk kez 1880 yılında yayımlanmıştır ayrıca koruma amaçlı "Meyhane" adlı eserin devamı olarak lanse edilmiştir.
Aynı zamanda Zola, Fransız toplumunun keskin karşıtlıklarını belgeliyor bu romanıyla açıkça üst sınıf ve alt sınıfın arasındaki farka eleştirel yaklaşıyor.
Kitabın akıcı ve sadece bir dili var, benim gibi Fransız edebiyatı sevenlerin kalbinde kalıcı bir yer edinecek potansiyele sahip.
Okumalarınız daim olsun
533 syf.
·7 günde·5/10 puan
Nana eserinde kadınların yaşadığı zorluğu , toplumun dönemin etkisini ele alarak yazılmıştır. Emile Zola yaşadığı büyük zorlukları tıpkı diğer eserleri gibi Nana eserinde de bahsetmiştir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nana
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
512
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053325567
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Nana
Çeviri:
Bertan Onaran
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Bu romanda Zola, etrafındaki her yaşama âdeta felaketi getiren Nana adındaki bir hayat kadınının eliyle aristokrasinin ve burjuvazinin maskesini düşürür; maskenin altında beliren çürümüşlüğü, ikiyüzlülüğü gerçeklikten bir an bile ödün vermeden, açıkyüreklilikle anlatır. Zola, Nana’da Flaubert’in de söylediği gibi bir Paris miti yaratmış, edebiyata bir hayat kadını arketipi armağan etmiştir.

Kitabı okuyanlar 2.127 okur

  • Erhan Teber
  • Muhammed Taş
  • AHMET PARLAK
  • Emine kerzan
  • Reyhan Baycan
  • Serhat Kamalak
  • nsrnormanoglu
  • Behzat Çakmak
  • Emine Urfan
  • Özgür Babur

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.5
13-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%16.9
25-34 Yaş
%30.6
35-44 Yaş
%31.2
45-54 Yaş
%11.7
55-64 Yaş
%3.2
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.4
Erkek
%28.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.6 (48)
9
%9.3 (42)
8
%18.6 (84)
7
%11.9 (54)
6
%5.8 (26)
5
%5.3 (24)
4
%2 (9)
3
%0.7 (3)
2
%0.7 (3)
1
%1.1 (5)

Kitabın sıralamaları