Serpil Ağ

Serpil Ağ
@serpilag
Hayatın şakası olmazken, yanlış üstüne yanlış yapmakta ısrar ediyoruz. Kaderin, tuhaf oyunları... Şimdi ya da sonra, önemi yok! Kayboluyoruz girdabında hayatın...
56 kütüphaneci puanı
1814 okur puanı
Eylül 2016 tarihinde katıldı
@serpilag·
·
sabitlendi
Merhaba, değerli okurlar
Uzun zamandır paylaşım yapmadım. Yapmak istemediğinden değil, yapamadığım için. Geçen yıl gibi, bir yıl düşünemiyorum. Hiçbir şey son dört ay kadar, korkunç olamaz! Şimdi, yaşananların bütün ağırlık ve yorgunluğu üzerimde. Çok şeyi düzene koymam gerek! Beni yeise boğan, kederli yapan, işte bu. Mart ayında, iki dizim den ameliyat oldum. Şu gelip geçen aylar boyunca özellikle ilk iki ay, etimin kızgın bir bıçakla dağlanıyormuş hissinden kurtulabilmek için çok çaba sarf ettim. Acı veren bir çabaydı bu. Antibiyotikler olmasa nasıl dayanırdım, bilmiyorum. Acılara verdiğin tepkiler kadarmış, hayata yüklediğin anlam. Acıların, sarsıcı etkisi. Nasıl da değiştiriyor, insanı. Tanrım! En basit şeyleri bile yapabilmek için, ne kadar çok çaba ve sabır lazım. Uyuyan gözyaşlarınız, uyanmasın. Sevgilerimle...
İnsan ve Duygular
Reklam
Mazi
Yüreğimde açık, kanayan bir yara, mazi. Bir duyarlılık tufanı içimde, kopan. Memleketimi ziyaret ettim, dün. Doğup, büyüdüğüm evi uzaktan görmek bile öyle bir duygu seli yarattı ki, ruhumda. Sanki sihirli bir el, saklı kalmış tozlu bir kitabın sayfalarını açarak, dokundu ve mazi apaçık, gün ışığı gibi ortaya serildi. Işığın karanlığı aydınlattığı gibi özümsedim, maziyi. Evin önünde durdum, dakikalarca. İçeri giremedim. Bize ait değil, artık. Yeni sahipleri girmeme izin verse bile, nasıl tahammül edebilirdim ki, onca acıya. Uzaktan şöyle bir bakmakla dahi, yeterince zayi olmuşken. Müthiş kayıp ve yitik hissediyorum kendimi. Evimin bulunduğu mahalle ve cadde hatta önünden geçen yol, hepsi acı veriyor bana. Derinden özlüyorum, o günleri. Uzaktan, evimizin önünde bir kale gibi dimdik duran dut ağacını selamladım, sessizce. Daha bir büyümüş sanki, ben görmeyeli! Dayanamadım, daha fazla uzak kalmaya. Koşarak, gittim. Sarıldım, kocaman gövdesine, Esen ılık bir rüzgâr annemin sesini getirdi, kulağıma. Karşı kaldırımda çelik çomak oynayan Serpil'i anımsadım. Annem, balkona çıkmış, ' Serpil! Hadi, kızım yemek hazır! ' diye, sesleniyordu. Kapıya doğru istem dışı küçük bir adım attım. O, da ne? Rahmetli babamı gördüm sanki. Köşedeki tulumbadan su doldurmuş, elindeki toprak testiye. Gülümsüyordu, bana. ' Serpil, Gel, kızım! Bugünlük bu kadar oyun oynadığın yeter! Eve gidelim, annen sofrada bizi bekliyor! ' Geri dönüp tulumbanın olduğu tarafa yöneldim. Tulumbanın basma koluna uzandı, elim. Hareket ettirdim, aşağı yukarı. Fakat, su yoktu! Gelmiyordu, bir türlü. Gözümden bir damla yaş düştü, haki yakalı gömleğimin üzerine. Ağlıyordum... O da benim gibi yenilmişti, o da zamana yenik düşmüştü, işte. Bir zamanlar buz gibi suyu vardı, tulumbanın. Hemen hemen bütün mahalle sakinlerinin
İnsan ve Duygular
B. MİZACI ve EDEBÎ ŞAHSİYETİ
" Yâ Muhammed!... Felsefî kitapları, zevkleri ve yaşayışı, fâni iptilâların zevkini tattıran bir dâlalet asrının çocuğuyum. Asrın bütün inhimaklarından, bütün zaaflarından benim de payım var... Fakat beni benden ayırmaya çalışan şu maddî yolun üstünde sana, kaç yerde, hâlâ 1300 yıl önceki taravetinle rast geldim. Onun için her gün biraz daha fazla senin olduğumu duyuyorum. Sen en büyük kuvvetsin..."
Sayfa 79 - KİTABEVİ
B. MİZACI ve EDEBÎ ŞAHSİYETİ
" Vuslat anını içim titreyerek bekledim. Sandım ki ömrüm o lezzet deminde edebîleşecek. Ne boş şeyler ummuşum! İşte o da tıpkı ötekiler gibi gelip geçti... Niçin sen mütemadî bir ayrılıksın hayat?! "
Sayfa 73 - KİTABEVİ