Serpil Ağ profil resmi
Serpil Ağ kapak resmi
" Gözlerimi açınca eski alışkanlık, bugün için bir ümit var mı, diye düşünmeye başladım. " der, Knut Hamsun. O halde değerli okurlar, umut dolu yarınlara...
56 kütüphaneci puanı
1101 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
" Gözlerimi açınca eski alışkanlık, bugün için bir ümit var mı, diye düşünmeye başladım. " der, Knut Hamsun. O halde değerli okurlar, umut dolu yarınlara...
56 kütüphaneci puanı
1101 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
  • Serpil Ağ paylaştı.
    212 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Merhabalar
    1915 te 1. Dünya savaşı başladığında Erzincan da geçen bir hikaye Leman’la Lijin. Kitabı okumaya başladığımda ilk önce dili biraz hafif geldi ama okumaya devam ettim. Okudukça hikaye beni kendine daha çok çekti. Leman’ın yaşadığı aşkı, sevgiyi, korkuyu ve beklentiyi okumak daha farklı pencereler açtı beynimde.
    Ruslar’ın bir kısmı gayet iyi davranırken Türk halkına, bir kısmı ise tam bir dehşet saçıyordu. Lijin’in kötü askerler gibi olmayıp, kendine karşı beslediği sevgiye aşka tutundu Leman. Babasının ölümünden sonra annesinin de kolu kanadı kırılmıştı, bir de abileri de savaştaydı. Leman tek başına bunlara katlanmıştı da sonunu anlatmaya benim kalbim dayanmaz burda ve okuyacak olanlara da spoiler vermek istemem doğrusu.
    O yüzden okuyun diyorum.
    O aşka o yaşananlara siz de tanık olun.
    Bu ara okuduğum en iyi tarihi kurguların arasında yerini aldı bile kitap.
    Tavsiye ediyorum dostlar...
  • Serpil Ağ paylaştı.
    "O okuduğum kitaplar bana sevgiyi, bana saygıyı öğretiyor. Hem de herkese... Keşke sen de okusan. Senin de bize, ailene sevgin olsa, etrafına birazcık saygın olsa ama senin zihnin öyle bir körelmiş ki, hangi kitap seni düzeltir, bilemem."
    Esra Ezmeci
    Sayfa 178 - Destek Yayınları
  • Serpil Ağ paylaştı.
    Sevin, sevgi dolu ve onuru olan insanları
    Sevmek için yaşayanları.
    William Shakespeare
    Sayfa 32 - Türkiye İş Bankası
  • Serpil Ağ paylaştı.
    Namusu gömmek için mezara ihtiyaç yok öyleyse,
    Kirli toprağın yüzünü sevimli gösterecek
    Bir nebze namus kalmadığına göre.
    William Shakespeare
    Sayfa 32 - Türkiye İş Bankası
  • Serpil Ağ paylaştı.
    " İnsanlar kendilerini ne kadar beğeniyorlar? Ve ne de iki yüzlü oluyorlar? "
    Agatha Christie
    Sayfa 25 - Altın Kitaplar
  • Serpil Ağ paylaştı.
    " Saat on olmuş. Hayat nasıl koşup gidiyor böylece anlıyoruz.
    Bir saat önce dokuzdu, bir saat sonra on bir olacak;
    Ve saatten saate olgunlaşıp duruyoruz,
    Saatten saate çürüyor çürüyoruz,
    Bu hikâye de böyle sürüp gidiyor işte. "
    William Shakespeare
    Sayfa 42 - Türkiye İş Bankası
  • Serpil Ağ paylaştı.
    228 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Birçok yazar ile geç tanıştım bu zamana kadar ve hemen hemen hepsinde de bu kadar geç tanışmamda kendime içten içten sitem ettim; kendilerini biliyor olmasına biliyordum ama sadece kitaplarını okumamış kalemleri ile tanışmamıştım ama bir Kemal Bilbaşar var ki çok değil bundan 2 – 3 sene öncesine kadar değil kitaplarını okumak daha kendisini bile tanımıyordum. Hiç mi bir edebiyat listesinde yer almaz yazar olarak (ya da dikkatimi çekmez), hiç mi kitapları okunacak Türk romanları kategorilerinde yer almaz, bırakın bunları okul hayatımda bile hiçbir edebiyat dersinde adını duymadım. Şans eseri alışveriş sitesinde Türk romanlarına bakarken karşıma çıktı da bu şekil ancak tanıyabildim. Hayatını, başarılarını okuyorum, romanını da okudum böyle adı filan duyulmayacak bir yazar da değil, altın harflerle adı yazılacak bir yazar. Cemo’ya her şeyden önce bayıldım, Kürt şivesi ya da doğunun şivesi diyeyim ancak bu kadar başarılı bir şekilde kâğıda geçirilebilir, yöre ağzını en güzel kullanan romanların başında geliyor diyebilirim. Köy hayatı, kişilerin örfleri ve adetleri, etnik çatışmaları veya inançları ancak bu kadar güzel verilebilir. Okurken ister istemez Doğu insanının şivesini fark edeceksiniz ki başarılı bir şekilde gırtlağınızdan çıkıyor olacak. Kelimelerin yazılışları kadar bunda cümlelerin kuruluş biçimleri, fiillerin kullanımları da aktif olduğu için okurken hiçbir şekilde, değil cümlede herhangi bir kelimede bile en ufak tökezleme olmayacak. Çanakkaleli olup da farklı bir yörenin ağzını bu derece güzel ve hatasız kullanmak hafife alınmayacak bir özellik, bununla beraber romanın akıcı bir dille yazılmış olması da romanın güzelliğini ve kalitesini daha da arttırıyor.

    Cemo, arka kapakta da yazdığı gibi kömür gözleri ocak alevi gibi yanan, kara saçları gök ışıltıları taşıyan, çatıldığında ise hançere dönüşen kaşları ile yürek yakan güzelliğini, kişiliğini, duruşunu ve onurunu hissettirebilen bir karakter. Güzel, naif ve ama bir o kadar da babası Cano tarafından savaşçı ve yırtıcı olarak yetiştirilmiş. Fazla aktif olmasa da romanın içinde Cemo’nun kişiliği aslında romanın kendisi diyebiliriz. Cemo’nun masumluğu var köy halkında, Cemo’nun temizliği var ve yine Cemo’nu başkaldırısı, onurlu duruşu var. Kitap cumhuriyetin ilk yıllarında geçiyor ve alışageldiğimiz şekilde toplumsal gerçekleri konu edinen bir köy romanı. Ağalık düzeni ile köylülerin ve ağaların, şıhların çatışmasını konu ediyor; ama sadece nasıl desem İnce Memed gibi ağa ile köylünün ve dağa çıkanın hikâyesi değil de kişileri veya devleti eleştirmekten ziyade daha çok olayların oluş sebeplerine yoğunlaşıyor. Yarbay, kaymakam ve Memo’nun komutanı da bu durum için güzel bir örnek teşkil ediyor; ama benim için romanın esas dikkat çeken özelliği bilmiyorum başka bir örneği var mı yok sanırım ama cumhuriyet tarihindeki önemli belki de en önemli konulara parmak basması. Öncelikle Dersim olaylarının romanın konusunda baş etken olması, bununla beraber karakterlere fikirler verip konuşturması, devletle, yeni hükümete, Gazi Paşa’ya sadakatlarını sunan Kürt köylüsünün çektiklerini ve kandırılmalarını ve bunların sonucunda kabul etmeyip, bir nevi öfkelenip baş kaldırmalarını ve isyanlarını anlatıyor. 210 sayfanın içinde de dolu dolu veriyor bunları bize Kemal Bilbaşar, ne bir şeyi eksik anlatıyor ne de bir şeyin yarımlığını hissettiriyor, devam kitabı Memo da daha kapsamlı ve sayfa sayısı daha çok olduğu için daha derin konulara gireceğimi, zamanın Kürt halkının daha çok sesini duyacağımı düşünüyorum.

    Köy romanlarında olan haksız, güçlünün güçlüyü ezdiği düzen, sömürülen ve hakkı yenilen köylü ile kurtarıcı maddeleri Cemo’da da aktif olarak var ama kurtarıcı kısmı alışageldiğimizden biraz daha farklı. Memo’yu bilmiyorum ama en azından Cemo’da eline tüfeği alıp, omuzlarına fişekleri takıp dağa çıkıp ikinci maddeden ayrılıp birinciye maddeye olan başkaldırı yok. Önce halk hakkını devlet yoluyla arıyor, yeni gelen hükümet ile farklılık olacağını da biliyorlar, dağa çıkmanın kolay olmadığını ve çözümü kesin olarak getirmeyeceğini de biliyorlar. E boşuna Abdi Ağa gitti de Hamza gelmedi, 100 Abdi gider de 100 Hamza gelir, yine 100 Sorikoğlu gider de elbet yeni Sorikoğulları gelir. Memed demiyor muydu düzen değişmeli diye, işte Bilbaşar da hiç bu kısımlara yönelmeden düzenden ziyade bu düzene sebep olarak unsurları araştırıyor. Devlet konularına daha çok giriyor, halk da devletten daha çok umudunu bekleyerek devlet babolarından yardım bekleyerek sayfalarda yer arıyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=6qGMoRElBTE
  • Serpil Ağ paylaştı.
    376 syf.
    ·21 günde·Beğendi·9/10
    Güzeldi, ama hiçbir şekilde de Hatırla kadar güzel olamayıp etkisinde kalamadım. 370 sayfa roman ve maalesef sayfa 190’lara kadar ağır bir şekilde ilerleme, gelişmeye giremeyen birden çok girişlerle devam eden sayfalar. Bir konuya giriyor kitap, tamam konumuz bu ve bu kısma yoğunlaşacağız derken ama bunu dememe rağmen yine de yavaş bir şekilde ilerlerken birden bu sefer başka kola ayrılıp, başka bir yere gidip veya başka bir tarihe gidip tüm bu giriş süreçlerini en baştan ağır ve durağan şekilde yaşıyoruz. Bu durum 1 – 2 tane olsa sıkıntı değil de 3 ve üstü olunca ister istemez hoşnutsuzluk oluşturuyor; ama tabii şöyle bir durum da var ki bu durağan kısımların içinde Güzelsoy’un kaleminin gücü, tekniğinin vurgusu hissedilip yaşanıyor. Hele Yelda isimli bir bölüm var ki tabir-i caizse cümlelerin şaha kalktığı bölüm diyebilirim.

    İlk Hatırla kitabı ile tanıdım yazarı ve tamamen etkisi altında kaldım. Değmez ile kitabın başlarında biraz ufak tefek sorunlar yaşasam da Güzelsoy’un etkisi hâlâ devam ediyor. Farklı bir yazar Güzelsoy, edebiyatımızın kalemlerinden çok farklı. Benzer diyebileceğim 1 – 2 tane yazar ile de aralarında çok fazla fark var. Benzerleri bir unsur üzerinden romanını ilerletirken Güzelsoy ise romanlarında birden fazla unsurlar kullanıyor ve bunların her biri de başlı başına ayrı roman konusu olabilecek unsurlar. Okuduğum iki romanında da linç girişimlerine yer vermiş yazar. Hatırla’da 6- 7 Eylül olaylarına yer vermişken Değmez’de ise Tan Gazetesi baskınına yer vermiş. İkisinde de yüce Türk milleti “Allahsızlara ölüm!” diye bağırarak kendilerine yükledikleri görevleri yerlerine getiriyorlar. Tüm kanlarını, irinleri adeta kusuyorlar. #38827324 alıntı da yazdığı gibi konuşamayan dillerin bağırmayı becerebildiği, okşayamayan, sevemeyen ellerin ise vurmayı, kırmayı becerebildiği durumlar. Yine okuduğum iki romanında da hayvan sevgisine başta kedi olmak üzere değiniyor. Değinmesinin yanında da karakter olarak kullanıyor.

    ***

    Şimdi yukarıda yazdığım olumsuz manadaki her bir şeyi unutun. Uzatma olarak gördüğüm ve yorumladığım her bir kısım devam sayfalarda o kadar başarılı bir şekilde işlenip o farklı konulara ayrıldı dediğim kısımlar da başarılı bir şekilde birbirine bağlanıp devam ettiriliyor ki Güzelsoy’un kalemine, zekasına ve kurgusuna hayran olmamak elde değil. Her bir kısmın her bir dallanmanın mükafatı diyeyim, evet mükafatını ilerleyen sayfalar yazar fazlasıyla veriyor. Sevdiğimiz karakterleri sonlara daha çok seviyoruz. İki kitabında da fark ettiğim ki romanlarının ortasında ters köşe yapıyor Güzelsoy, yani romanın başında romanın konusunu sağ gösterip ortalarında okura hiç fark ettirmeden sol vuruyor. Normal günümüz dünyası gibi başlayan romanlarını verdiği ayrıntılar ile hiç fark ettirmeden düşünmeye bile fırsat vermeden birden bir sayfada belki de bir paragrafta bambaşka boyutlara getirip romanı bambaşka bir havaya sokuyor. En ufak bir soru işareti vermeden bir an bile olsun düşündürtmeden bunu yapabilmesi benim için Güzelsoy’un en büyük farkı. Her şeyden çok yönlü bir yazar. Birkaç farklı tür romanlarının içeriğini tek bir romanda toplayıp muazzam bir şekilde bir araya getirip romanlaştırabiliyor. Postmodern tarzda yazıyor ama betimleme derseniz eğer en ufak şekilde okurken tökezleme olmayacak şekilde edebi boyutun da çok yüksek seviyelerde örneğini veriyor. Karakteri buhranlarını, hüznünü, sevincini ve duygularını bir araya getirdiği kelimelerin tüm gücüyle hissettirip yaşattırabiliyor. Kurgu derseniz eğer sırıtmayacak şekilde ana öğe olarak fantastik veya bilim kurgu olarak kitabın farklı kısımlarında karşımıza çıkıyor. Kimi kitabın başlarında kimi kitabının ise sonlarında. Yine ana kurgu olarak bir kadının yaşadıklarını veriyor, bu konuyu da tabii ki realist bakış açısıyla kitabında yer veriyor. Ne kadar garip değil mi? Fantastik veya bilim kurgu ile realist öğeler aynı kitabın içinde oluyor hatta aynı kitabın ana konusunu oluşturuyorlar. Siyaset var romanlarının içinde ama hiçbir şekilde bir taraftan yana olmayıp olayların sadece insancıl tarafından bakılarak işleniyor. Aşk ise ana kurguyu besleyecek türden naif ve kuvvetli bir şekilde. Bunların yanında da edebi bir kitaba yakışacak şekilde aksiyon da var. Farklı türlerin birleşip kolaj olduğu bir yazar İsmail Güzelsoy.
  • Serpil Ağ paylaştı.
    276 syf.
    "Nefes almak da zor gelecek miydi bir gün bana?"

    Evet öyle anlar gelirki nefesiniz bile sizi boğar. Her çektiğiniz nefes acı verir. Elinizden de bir şey gelmez o an. Mecbur almak zorundasınızdır o nefesi. Kendiniz için olmasa da başkaları için. Hep başkaları için olmadı mı zaten bu? Ne zaman kendimizi düşündük ki? Kendimizi düşünmeye başladığımızda ise iş işten geçmiş oluyor artık. Çünkü o kadar çok taviz vermişsinizdir ki kendinizden, artık geri dönüş de yoktur. Ya o nefesi bu şekilde almaya devam edeceksiniz ya da artık Sylvia gibi sonunda tükeneceksiniz.

    Tükene tükene yaşıyoruz, tükene tükene öleceğiz.
    Ya kendi isteğimizle olacak bu durum ya da adına ecel dediğimiz şeyin gelmesini bekleyerek. Kimisi bekler bunu nefesi acı verse de bekler, yapamaz cesaret edemez. Kolay değildir ölmek, nasıl ki yaşamanın da kolay olmadığı gibi. Ne ölebilidim ne de yaşayabildim diyor ya Becit, o hesap işte. Sırça Fanus içinde debelenip duruyoruz. Ya o fanusu kırıp çıkacağız ya da onun içinde ölüp gideceğiz.

    "Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir düştür. Kötü bir düş."
    diyor ya Sylvia, o hesap işte bu dünya kötü bir düş. Yaşamak, görmek zorunda olduğumuz.
    Gerçi görmek zorunda mıyız, yaşamak zorunda mıyız bilmiyorum.

    Doğumumuz bizim isteğimiz dışında gelişen bir şey, sorsalar belki istemeyeceğiz. Peki istemsizce geldiğimiz bu dünyadan gitmek istediğimizde neden insanlar buna engel olmak için elinden geleni yapıyor.? Neden sizi sizle bırakmıyor? Yaşamak acı veriyor, sadece kendine değil herkese zararı varsa bu durumun neden devam etsin ki? Bir anlık gibi gözükse de bu olay öyle olmadığını çoğunuz biliyorsunuz. Adım adım gelir bu. Sylvia'ya da adım adım geldi. 8 yaşında babasını kaybetti.

    Ardından şu şiiri yazdı.

    Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya;
    Yeniden doğuyor açınca gözlerimi.
    (Kafamın içinde yarattım seni galiba.)
     
    Yıldızlar dansediyor mavilerle, kırmızılarla.
    Dört nala geliyor keyfince karanlık:
    Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.
     
    Beni büyüyle çektin yatağa, bunu düşledim,
    Şarkılar söyledin çılgınca, delice öptün.
    (Kafamın içinde yarattım seni galiba.)
     
    Tanrı düşüyor gökten, sönüyor cehennem ateşleri:
    Çekip gidiyor melekler de, şeytanın adamları da:
    Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.
     
    Söylediğin gibi dönersin demiştim,
    Ama yaşlanıyorum artık, unuttum adını.
    (Kafamın içinde yarattım seni galiba.)
     
    Bir fırtına kuşunu sevmeliydim senin yerine;
    Bahar gelince gökyüzünü basarlar hiç değilse.

    Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.
    (Kafamın içinde yarattım seni galiba.)

    Sonra ne annesi anladı onu, ne arkadaşları, ne de çok sevdiği eşi. Adım adım  gitti o mutlu sona.
    Sırça Fanus'ta dediği gibi;

    "Bir gün, bir yerde -okulda, Avrupa’da, herhangi bir yerde- o boğucu çarpıtmalarıyla sırça fanusun yeniden üzerime inmeyeceğini nasıl bilebilirdim?"

    Aslında hep biliyordu bunu, o sırça fanusun içinde boğulacağını ve sonunda da engel olamadı 30 yaşında, benim şu an olduğum yaşta tamamen boğuldu o fanusta.

    " Kafamda akıl namına ne kalmışsa onu kullanarak bedenimi tuzağa düşürmem gerekiyordu. Yoksa beni elli yıl boyunca o ahmak kafesinde hiçbir anlamı olmayan bir yaşama mahkûm edecekti."
    Yaşamın neresinden dönülürse kâr demişti Nilgün Marmara, sanırım bu alıntıdan ilham aldı.

    18.12.2018
" Gözlerimi açınca eski alışkanlık, bugün için bir ümit var mı, diye düşünmeye başladım. " der, Knut Hamsun. O halde değerli okurlar, umut dolu yarınlara...
56 kütüphaneci puanı
1101 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 511 kitap

  • Araba Sevdası
  • Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar
  • Yurdunu Kaybeden Adam
  • Yaz Rüzgarı
  • Kaybolan Düşler Senfonisi
  • Cymbeline
  • Kuran-ı Kerim Türkçe Meali
  • Divan
  • Hobbit
  • Sinekli Bakkal

Okuyacağı kitaplar 54 kitap

  • Tüfek, Mikrop ve Çelik
  • Sokrates'in Savunması
  • Roverandom
  • Ham'li Çiftçi Giles
  • Büyük Wootton Demircisi
  • Tom Bombadil’in Maceraları
  • Şiir Tahlilleri 1 Tanzimat’tan Cumhuriyete
  • Üniversiteler İçin Eski Türk Edebiyatı Tarihi
  • Türk Halk Edebiyatı El Kitabı
  • Örneklerle Türk Şiir Bilgisi

Kütüphanesindekiler 530 kitap

  • Araba Sevdası
  • Tüfek, Mikrop ve Çelik
  • Sokrates'in Savunması
  • Roverandom
  • Ham'li Çiftçi Giles
  • Büyük Wootton Demircisi
  • Tom Bombadil’in Maceraları
  • Şiir Tahlilleri 1 Tanzimat’tan Cumhuriyete
  • Üniversiteler İçin Eski Türk Edebiyatı Tarihi
  • Türk Halk Edebiyatı El Kitabı

Beğendiği kitaplar 469 kitap

  • Araba Sevdası
  • Yaz Rüzgarı
  • Kaybolan Düşler Senfonisi
  • Cymbeline
  • Akıl Çağı
  • Sinekli Bakkal
  • Divan
  • Hobbit
  • Suç Ortakları
  • Noel Kekinin Gizemi

Beğendiği yazarlar 21 kitap

  • Kristin Hannah
  • İbrahim Yusuf Pala
  • Agatha Christie
  • Emile Zola
  • William Shakespeare
  • Evliya Çelebi
  • Homeros
  • Gülten  Dayıoğlu
  • Nurhan Işkın
  • Barbara Cartland