Serpil Ağ profil resmi
Serpil Ağ kapak resmi
Hayatın şakası olmazken, yanlış üstüne yanlış yapmakta ısrar ediyoruz.
Kaderin, tuhaf oyunları...
Şimdi ya da sonra, önemi yok!
Kayboluyoruz girdabında hayatın...
56 kütüphaneci puanı
1785 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
Hayatın şakası olmazken, yanlış üstüne yanlış yapmakta ısrar ediyoruz.
Kaderin, tuhaf oyunları...
Şimdi ya da sonra, önemi yok!
Kayboluyoruz girdabında hayatın...
56 kütüphaneci puanı
1785 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
  • Sabitlenmiş gönderi
    Tanrım, kaldır bu sisi gözlerimizin önünden; kurşundur o.
    Yorgo Seferis
    Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası
  • " Yâ Muhammed!... Felsefî kitapları, zevkleri ve yaşayışı, fâni iptilâların zevkini tattıran bir dâlalet asrının çocuğuyum. Asrın bütün inhimaklarından, bütün zaaflarından benim de payım var... Fakat beni benden ayırmaya çalışan şu maddî yolun üstünde sana, kaç yerde, hâlâ 1300 yıl önceki taravetinle rast geldim. Onun için her gün biraz daha fazla senin olduğumu duyuyorum. Sen en büyük kuvvetsin..."
  • " Vuslat anını içim titreyerek bekledim. Sandım ki ömrüm o lezzet deminde edebîleşecek. Ne boş şeyler ummuşum! İşte o da tıpkı ötekiler gibi gelip geçti... Niçin sen mütemadî bir ayrılıksın hayat?! "
  • Yataktan sıçrayarak doğruldum. Uykuyu alamamış olmanın esrikliği bütün bedenime hâkim. Sokak lambasının ışığı, yarı loş bir karanlık oluşturmuş, odanın içinde. Birden komidinin üzerinde durmadan ışığı yanıp sönen telefona takıldı, gözüm. Derin bir nefes almışım. İçime çektiğim nefes, zehirden bir alev gibi.
    Ne ara tuttuğumun farkında bile değilim!
    " Hayırdır, İnşallah! "
    Dimağım da buruk bir tad! Kalın bir sis dumanı çiğniyor gibiyim. Derinlerde bir yerde acı bir haber alacağımı hissetmişim gibi bütün bedenim sarsılmaya başladı.
    Annem...
    " Ah!... "
    Acıyla inledim. Karamsar düşünceler, çalan telefonun sesi ile kesildi. Hemen açtım.
    " Kızım, baban kalp krizi geçirdi. Ambulans çağırdım. Sekiz Eylül Hastanesi'ne gidiyoruz!"

    Hani, bazı yasaklı cümleler vardır. Düşünceleri açığa çıkarmakla kalmaz, takmak zorunda kaldığımız maskeler de, gedikler açar.
    " Kalp krizi " yasaklı bir cümleydi, benim için. Babam bay-pass olduğundan beri söylemekten imtina ettiğim.
    Ameliyat sonrası,
    " Eğer bir kriz daha gelirse, her şeye hazırlıklı olun! " demişti, doktor. Herşeye hazırlıklı olmak!... Herşeye nasıl hazır olunurdu?
    Hazır değildim! Hiçbir zamanda hazır olmayacaktım. Kader-i ilâhi' ye boynum kıldan ince fakat, bu deli yürek laf dinlemez ki!...

    O gece yalnızdım. Eşim gece vardiyasında görevliydi. Yüreğimde derin bir sızıyla sokağa fırladım, telaşla. Nasılsa, arabanın anahtarlarını almayı akıl etmişim!
    Hastaneye vardığımda perişan halimden, az önce gelen hastanın yakını olduğumu anlayıp dosdoğru yoğun bakım ünitesine gitmemi söylediler.

    İşte orada... Koridorun sonunda, kocaman kapıların önünde, bir enkaz yığını.
    Zavallı annem...
    Kollarını bedenine sarmış, bomboş gözlerle etrafına bakınıyor. Koştum, sımsıkı doladım, kollarımı boynuna.
    " Ağlama annem!... Babam, Allah'ın izniyle bu sefer de atlatacak! " diye, fısıldadım. Her ne kadar ağzımdan çıkan cümlelere inanmasam da, inanmak istiyordum... Babam, daha gençti. Fakat, ecel kapıya dayandı mı, genç-yaşlı demezdi ki!...

    Sabaha karşı doktor, yoğun bakımdan çıkıp yanımıza geldi.
    " Rahmi Amcanın, kalbi üç defa durdu ama Allah'ın izniyle tekrar atmasını sağladık! "
    dediği zaman, dünyalar bizim oldu. Fakat öyle müjde verir gibi değilde, bir umut, der gibi çıkmıştı sesi. Sesinin tınısında eksik olan bir şeyler vardı. Dile getiremediği ya da getirmek istemediği. Hissetmişim...

    Tam arkasını dönüp gitmek üzereyken annemle, bana doğru bakarak, seslendi.
    " Şimdi normal odaya alacağız ama gözetim altında olacak! "
    Biliyordum, bu sefer farklıydı...

    Odaya gittik! Odada bulunan hemşireye,
    " Babam yaşayacak mı? " diye, sordum.
    " Ben, bilmem! Doktor bilir! " diye, kestirip başından, savdı. Kendince, haklıydı, belki de! Hasta yakınlarına dert anlatmak için hemşire olmamıştı ki! Küçük bir teselli aramıştım, çaresizce. Bir umut...

    Babamı getirdiler. Bilinci yerinde, gözleri açık ama mahsun bakışlarla gölgeli... Ağlamamak için dudağımın kenarını ısırmışım. Burnuma kan kokusu dolduğunda, farkına vardım.
    Oda boşalınca üçümüz kaldık, başbaşa. Annem sendeleyerek babamın yanına gitti. Boynuna sarılıp, hıçkırarak ağladı. Sanki birbirlerine veda ediyorlarmış gibi delice bir hisse kapıldım. Gördüğüm manzara yüreğimi dağladı.
    " Hadi ama daha güzel günler var, yaşanacak! Hem iyi günler ileride! " deyip, babamın serum takılı elini aldım, avuçlarımın içine. Sözlerimden sonra annem biraz sakinleşti. Babamla, göz göze geldik. Yaşama dair umudunu kaybetmemişti. Buruk bir tebessümle anneme,
    " Zehram, otursana! " diyerek, sitem etti. Annemi çok severdi. Kıyamazdı ki, hiç!... Hem nasıl kıysın! İkisi de evlendiğinde daha on beş yaşındaymışlar.

    Annem babamın yanına oturunca beynim uğuldamaya başladı, koridora attım kendimi. Eşimi aramak geldi, aklıma. Hangi ara, ne çabuk geldi? Bilmiyorum...
    Arkamdan, biri sarıldı. Gelir gelmez, bütün sıcaklığı kuşattı, bedenimi. Anneme söylediğim sözleri, şimdi o benim kulağıma fısıldıyordu.
    " Ağlama canım!... Babamız yaşayacak! " Annemle iletişim de sorun yaşarlardı, zaman zaman da olsa! Ama babamı severdi. Kendi babasını sevdiği gibi...

    İçeri girdik. Ters giden bir şeyler vardı, adını koymak istemediğim!...
    Soğuk soğuk terler döküyordu, babam. Annem ayağa kalkmış kağıt havlu ile babamın terini silmek ile meşguldu. Doktor, koşarak içeri daldı. Daha ne olduğunu kavrayamadan, babamı apar topar tekrar yoğun bakıma aldılar. O esnada bizi şöyle bir göz ucuyla süzen doktor, eliyle dışarı işaret ederek, eşime seslendi.
    " Fuat Bey, sizinle yalnız konuşabilir miyiz? "

    Merakım ağır bastı. Arkalarından koridora çıktım, gitmişlerdi. Yaklaşık iki, üç dakika sonra doktorla birlikte geri geldiler. Eşimin gözlerine bakıp, bir şeyler anlamaya çalıştım fakat bakışlarını hemen benden kaçırdı.
    Doktor, " Evinize gidin, burada boşuna beklemeyin! Hem beklemek isterseniz bile zaten sabaha kadar Rahmi Amca'yı görmeniz mümkün değil! " dedikten, sonra yanımızdan ayrıldı.

    Annemi ikna etmek zor oldu. Eşim bizi eve bırakıp işyerinde problem var, bahanesiyle
    kapıdan geri döndü. Sabaha karşı dalmışım, gözlerimi açtığımda eşim başucumda oturmuş, bana bakıyordu.
    " Ne zaman geldin? "
    Üzgün! Kelimeler boğazında düğüm...
    " Annemi kaldırıp eve gidelim, babama kıyafet lazım!..."
    " Senin nasıl haberin oldu? "
    " Acil bir şey olursa, numaramı bırakmıştım. " Dünden beri kendimle konuşmayı bıraktım. Hadiselerin seyrini değiştiremiyorsam, içimden durmadan konuşmanın bir manası yoktu! Hem bırakmak istemesem de elimden ne gelir. Kadere rıza gösteren zavallı bir insanım işte.

    Daha ilk seslendiğimde, annem uyandı.
    Gözlerini açar açmaz,
    " Baban, gitti! Kızım!... Bize, veda etti. " diye, mırıldandı.
    " Fuat, hayırlı haberler getirdi, annem! Bugün babam yoğun bakım ünitesinden çıkacakmış. Kıyafet istemişler. "

    Eve girer girmez, annem doğruca yatak odasına yöneldi. Salonda durmuş hâlâ eşimin tutukluğuna bir anlam vermeye çalışıyordum. Annem,
    " Babanın yeni eşofmanları balkonda asılı, kızım! Kuruduysa al da gel! " diye, seslendiği an, kapı zili çaldı. Aniden eşim, yaşlı gözlerle boynuma sarılarak,
    " Başın sağ olsun, hayatım! "
    Başın sağ olsun...
    Dünya yıkıldı, enkazın altında kalan aciz bir zavallıydım. Zaman algımı yitirdim, boşlukta sallanıyordum.
    Kopan tiz bir feryat ile biraz kendime geldim.
    Annem...

    Sonradan öğrendim, eşimin söylediğini duyar duymaz, annem şuurunu kaybetmiş. Ambulans alıp, acile götürmüş. Doktor, eşimle yalnız konuştuğu zaman
    " Babanızın durumu kritik ama Allah'tan, umut kesilmez! " demiş. Bütün gece işte değil, hastane bahçesinde gelecek hayırlı bir haber beklemiş. Sabaha karşı vefat haberini alınca, yakın akrabalara haber vermiş. Tanıdığım, tanımadığım bir çok insan var, evde. Her ağızdan bir ses.
    " Kızım bak, annen yalnız kaldı, sen de bırakırsan kendini, kim anneni teselli eder? "
    İyi de, bir anne nasıl teselli edilir, bilmezdim ki...

    Biliyordum! Ölüm, karanlık... Ölüm, dipsiz kuyu... Fakat en zoru, en katlanılmaz olanı nedir, bilir misiniz? Sevdiğin birisini sonsuzluğa uğurlamakmış, İşte ben, o gün bunu öğrendim...
  • Serpil Ağ tekrar paylaştı.
    ÖYKÜLER
    -------------
    1. İsimsiz - Sanatın Genç Bir Hali - #99367353
    2. Osman Y. - Vurgun - #99367596
    3. Çağlayan ASLAN - KÖR OLDU, SAĞIR OLDU - #89434368
    4. İsimsiz - Soğuk Deniz - #99824397
    5. Erkan peker - Zehra - #99859044
    6. Demet - cızırtılı şarkılar - #100007769
    7. Sewda - Sen En Çok Sevmeyi Bilirsin - #100036543
    8. Odessa - Boşluk - #100042431
    9. Özgürce - ÖLÜM BAHÇESİ - #100060866
    10. https://1000kitap.com/uhura_ - # 10 # - #100121223
    11. müphem - HANLARA NE OLDU? - #100189026
    12. Serpil Ağ - Benim Babam - #100314172
    13. Kâjin - Düello,1'inci Raund - #79413804
    14. Davut Karalı - BİR MESELE: ÖLMEK – KALMAK - #102698925
    15. Gökhan - Kervancı - #102815987
    16. Kaan - HATÇE - #102836889
    17. İclâl - Ölümlü Rüya - #103548403
    ----
    Mutlu yıllar herkese. 2020 tüm sevimliliğiyle geride kaldı. Biz de yeni bir başlangıca giriştik Aralık ayında. İyi de oldu, son zamanların en dolu etkinliğiydi geçen ayki.

    4 Ocağa kadar zaman vermiştik evet. O zaman Ocak ayı etkinliğimizi de başlatmanın zamanı geldi. Geçen aydaki bazı tema sapmalarına önlem olarak daha net bir konuyla gelmeye karar verdim Ocak’ta. Daha önce yazmadığımız bir konu, yeniden sonra güzel gider, tam da bu aya yakışır. ÖLÜM.

    Evet içinde Ölüm geçen öykülerinizi 31 Ocak 2021 tarihine kadar bu iletinin altında paylaşabilirsiniz. Site kuralları dışında iki yükümlülüğünüz var etkinlik için. Hikayede bir yerlerde ölüm geçecek (ana tema tercih konusu tabii) ve yazdığınız yazının bir kurgusu olacak. Yani deneme, güzelleme vb. şeyleri bu ay dahil etmeyeceğim etkinliğe. Durum hikayelerini tabii ki gönderebilirsiniz, kurguları olıyor zaten onların.

    İsmin vermek istemeyenlerin öykülerini daha önceki aylarda olduğu gibi ben paylaşabilirim. Başka sorunuz varsa buradan ya da mesajla sorabilirsiniz. Umarım gözünüzü fala korkutmamışımdır ve umarım Şubat’a sağ çıkarız:) Kolay gelsin herkese
  • Serpil Ağ tekrar paylaştı.
    Gün batarken, kuşlarla paylaştığımız kasabanın gölü üzerinde turuncu akşamlar adını taktığımız bir renk cümbüşü oluşurdu. Biz günün son taşlarını sektirmeye gayret ederken o çıkar gelirdi, kendi çocukluğundan kalma, belki daha da eski olan iskele üzerinde yürür, uçacakmış gibi hareketler yapar, kahkaha atar, sonra derin bir sessizliğe bürünürdü. Bazen sadece kuşlarla konuştuğunu görürdük. Sanki kuşlar onun için ulaklık yapıyordu da devamlı onlara iletmesi için mesajlar veriyordu. Çocuklar onun bu halinle uzak bir mesafeden eğlenirlerdi, yakınına gidecek cesaretleri hiç olmamıştı. Bir gün ceplerime doldurduğum çakıl taşlarını suya ata ata iskeleye doğru yaklaştım. Güneş artık dağın arkasına doğru batışa geçmişti, ben değil de sanki gölgem iskeleye doğru gidiyordu. Görünmediğimi hissedecek kadar kendimi inandırmış bir o kadar da cesaretlendirmiştim. Yaklaştıkça ondan yayılan güzel bir kokuyu duyumsadım. Sesi titrek bir şekilde kulağıma geliyordu. “Her şey ışığın bir oyunu” diyordu. Beni fark etmiş gibi omzu üstünden baktı. Onu görmüyormuş gibi hareketler içine girerek avcumun içinde kalan çakıl taşlarını suya doğru fırlattım. Suskunluğunu bozarak tekrar konuşmaya başladı. “Su da suç ortağı, su da suç ortağı, göründüğü gibi masum değil… Hiç değil, çok titrek, kımıl kımıl, şekilden şekle giriyor…” birden bana doğru döndü, eliyle gölü göstererek, “İlk o kırdı üstüne düşen tutkularımı. Lakin yine de bekledim; sadece suya yansıyacak bir tebessümdü arzum…” Sanki günlerdir, haftalardır, aylardır onunla bir konu hakkında konuşuyormuşuz gibi bana bakarak konuşuyordu. Gözünden usulca düşen yaşları fark ettim. Işık ve su tarafından aldatıldığını söylüyordu. Son sözleri “Kanmıştım parıltısına...” oldu. Turuncu elbisesi ile turuncu akşamlar adını taktığımız gün batımında gözlerimin önünde avucumdan atılan çakıl taşı gibi gölün dibine doğru battı.

    ihtiyar- ilgili fotoğraf yazılar
  • Serpil Ağ tekrar paylaştı.
    1000kitap Ailesine Özel

    11.01.2021 tarihine kadar gönderimizi paylaşıp, yorumlara 1 arkadaşını etiketleyen ve bizi takip eden 4 takipçimize Balkan Edebiyatının en önemli isimlerinden Meşa Selimoviç'in ilk kez dilimize kazandırılan eseri Ada'yı hediye ediyoruz.
  • " Tarih boyunca nasıl yemişler Türkler birbirlerini, nasıl da tüketmeye çalışmışlar soylarını, tıpkı düşman gibi! "
    " Dış düşmanın bir iki dürtüklemesi kâfi, düşman içimizde! Düşünsenize, on altı imparatorluk ve irili ufaklı birçok krallık, devletçik, beylik...
    Neden tek değil, aynı ruh, aynı soy, aynı töre, aynı din... Neden tek değil? Birçok sosyal, hatta ekonomik sebepler bulunabilir, tarih; milletler mücadelesidir, bunu biliyoruz, fakat çocuklar, tarihi yapan adamların ruhi durumları çok mühim bence; şu kişi ihtirası, şu kişi kıskançlığı yok mu! Düşman içimizde! "
  • Şef Boris Karanfilov, Şef Angel Triyandafilov ve büyük başkan Triyandafilov...
    Bu kişilere soralım, bir insan bedeni kaç kurşun taşıyabilir yahut bir kadını öldürmek için; kaç kişiyi üzerinden geçirtmek lâzım?
    Onlar, bilirler. Onlar ustadır!
    Soralım bakalım, Bulgar canına can katmak için, kaç Türk'ün gebermesi gerekir?
    ' Bulgarlaştırma işlemini kabul etmeyenler, yok edilerek tasfiye edileceklerdir. ' İşte canım, mesele şunca basittir, peki buyurun, önce Rodoplar, sonra biz! Acaba umudumuz Anadolu'ya kadar uzanmak mı? Yoksa uzandınız mı yoldaşlar, üniversite duvarlarını
    ' Devrimler kanla yazılacaktır. ' diye boyayan eller sizin mi yoksa?
    Türkiye'de gençler birbirlerine kurşun sıkıyor...
    İşkence yapıyorlarmış. Siz ustalardan neler bellediler, hangi ince usulleri?
    Allah sizi kahrıyla kahretsin!
  • Tutsağısın sevdamın! Tekrarlıyorum ha bire: Beni düşün, yalnız beni düşün... Aklından, yüreğinden hiç çıkarma... Kan gibi dolaşayım damarlarında, ben... Ben tek sevdiğinim. Ferahlarsan, benden bil. Sancılarınırsan, yine benden. Rahmetin de benim, belân da. Benimsin... Yalnız beni düşün. Çünkü ben, öyle yapıyorum... Rahmetimsin, belâmsın. Her şeyimsin sevdiğim.
  • " Düşmanın silahlarını bilmezsen, onunla mücadele edemezsin! "
Hayatın şakası olmazken, yanlış üstüne yanlış yapmakta ısrar ediyoruz.
Kaderin, tuhaf oyunları...
Şimdi ya da sonra, önemi yok!
Kayboluyoruz girdabında hayatın...
56 kütüphaneci puanı
1785 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
2021
2/50
4%
2 kitap
997 sayfa
20 alıntı
4 günde 1 kitap okumalı.
Okur takip önerileri
Daha fazla