Serpil Ağ

Serpil Ağ
@serpilag
Hayatın şakası olmazken, yanlış üstüne yanlış yapmakta ısrar ediyoruz. Kaderin, tuhaf oyunları... Şimdi ya da sonra, önemi yok! Kayboluyoruz girdabında hayatın...
56 kütüphaneci puanı
1814 okur puanı
Eylül 2016 tarihinde katıldı
Puan vermedi·384 syf.·
2020 4. kitabı
Yıllar önceydi. Tahayyül edin ki, daha hayatın anlamını kavrayamamış dokuz- on yaşlarında bir çocuk! Kötülüğün gölgesine bile yabancı olduğum yıllardı, o günler... Ritüel gibi her gün belirli saatlerde Kerime abla isminde genç bir kadın ziyaret ederdi, evimizi. Evli ve üç kızı olan bir anneydi! Kerime abla gidince, " Sen, Güzin Abla mısın? " diye, lâtife ederdim anneme. Seksenli yıllarda herhangi bir gazetenin köşesinde, " Güzin Abla " mahlaslı bir muhabirin, köşe yazıları meşhurdu. Belki şimdi de vardır. Bilmiyorum! Uzun zamandır elime bir gazete kâğıdı alıp sayfalarını tek tek çevirip okumuşluğum yok! Malûm, zaman teknoloji çağı. Şimdi sanal haber revaçta! Daha güne başlar başlamaz elimde telefon, gündem olan haberleri okumak vazgeçilmezim oldu, şu sıralar. Hadiseye dönmem gerekirse, annemi rutin aralıklarla ziyaret eden Kerime ablanın her daim anlatacak bir şeyleri olurdu. Bir önceki gün maruz kaldığı, yüzüne yansıyan şiddetli darbeler eşliğinde! Her ne kadar annem etrafında gözleriyle beni arayıp, " Anlatma, böyle şeyler! Anlattıkların senin özelin! Hem bak, Serpil daha küçük! İstemeden de olsa bizi duyup, korkacak! " diye, sürekli onu telkin etmesine rağmen! Kerime abla geldiğinde benim orada bulunmam yasaktı. Ama zavallı annem farkında değildi ki, yasaklar çiğnemek için vardı!... Çocukluğumun bütün masumiyetiyle ne sakladıklarını öğrenmek için her türlü çabaya müracaat ederdim. Ya bir şey unutmuş gibi aniden odaya dalar ya da kuytu bir köşeye sinerdim. Fakat her seferinde niyetimi önceden tahmin eden annem tarafından yakalanır ve kibarca dışarı kovulurdum. Ta ki bir gün okulda çamura düşüp eve erken gelmek mecburiyetinde kaldığım zaman, hafif aralık olan pencere sayesinde o güne kadar gizli saklı kalan ne varsa ortaya serilmişti. Anlamını yıllar sonra
Kral KaybederseGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201521,8bin okunma
Reklam
" Anı, " " Nereye dokunsan acıtıyor! "
10/10
·264 syf.·
2020 3. kitabı
Kitabın sayfalarını karıştırırken okuduğum bu cümle, ruhuma sirayet ederek bütün varlığımı esir altına aldı. İşte! O an, anladım ki, " Tamam! Şimdi, okuyacağım kitabı buldum!" dedim, buruk bir sevinçle!... Yorgo Seferis'in yıllar sonra iskeleyi gördüğü zaman zihnine dolan bu cümle, maziye gömdüğüm anılarımı ortaya serdi, birdenbire. Hissettiklerini en az onun kadar bütün benliğimde duyumsamış ve ortak bir bağ kurmuştum, bile! Seneler önce çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği şimdi ise, başka bir aileye yuva olan evimizin önünden geçerken, parke döşeli kaldırım taşlarında maziye dair bir iz aramıştım, umutsuzca!... Her gece arkası yarın izler gibi salgın haberlerinden uzak durmak için bir şeyler arıyordum, zihnimi dağıtacak! Yorgo Seferis, sosyal hayatın kısıtlandığı umutsuzluk ve aşırı duyarlılık dolu aylar ile geçen bir zamanda, girdi hayatıma. Aylardır benimle birlikte, yanımdaydı. Denize tutkun, sevdalı iki yürek oturduk, dalgaların karşısında. Şair zulmün getirdiği, savaş yıllarının katılığını ve çirkinliğini anlatırken, ben savaşlar olmadan da insanların birbirlerini yok ettiklerini! Günlüğün sayfalarına siyasal çatışmaların baskısı altında yaşanılan hayatın değişiklikleri ve tükenişi yansır. İnsanların, kendi elleriyle yarattığı yıkım! Ve, tuzla buz olmuş parçalanmış evler! Kaybedilen canlar da, cabası!... Hâlbuki yaşadığım çağ da farklı değil ki, aslında! Elimizde öyle savaş yıllarında ki gibi ateşli silahlar yok, belki! Ya da sokaklar arası, yıkıntı ve harabeler de yok! Etrafa dağılmış üzeri kanla kaplı, cesetlere de rastlanılmıyor! Ama biyolojik silah denilen bir virüs var, savaşmak zorunda kaldığımız! Bazıları vurdumduymaz, kaderci bir zihniyete sahip olsa da!... Hem etrafta kanlı cesetler yerine, ceset dolu torbalar ile gömülü mezarlar var. Yakılan ve
Bir Şairin GünlüğüYorgo Seferis · Can Yayınları · 201276 okunma
10/10
·80 syf.·
2020 2. kitabı
Şimdi herkes salgın felaketini konuşuyor. Ne var ki insanı asıl üzen şey, yaşama sevincine gölge düşmesi. Belirsiz bir umuda güvenerek yaşamaya çalıştığımız bu günlerde, Özdemir Asaf bir anda girdi, hayatıma. Oğlum, bugün teslim aldığı koliyi açar açmaz " Anne al, bu kitap sana! " dediğinde, önce şaşırdım. Çünkü hayatımda bu zamana kadar bir tane şiir kitabı okumuştum, o da Cahit Sıtkı Tarancı'nın " Otuz Beş Yaş " isimli şiir kitabı. Enteresan bir tesadüf ki o kitabı da kızım almıştı. Sonra alıp, başladım okumaya. Her sayfada sadece bir dörtlük. Hâl böyle olunca da göz açıp kapayıncaya kadar kitap bitti. Her ne kadar okuma hayatımda nazım dan çok nesire yer vermiş olsam da şiirsel anlatımı seviyorum. Duygulandıran, tebessüm ettiren şiirler olmasa, bu taşkın özsuyun vahşi atılışı neye yarardı?... Sevgiliye duyulan özlem ve hasret... Canlanır, şairin dizelerinde. Artarak, çoğalır duygular... Şiir de hayat bulur. Hani çoşkunluğun bile kendine özgün bir ilerleyişi var, tıpkı öyle!... Dizeler arasında benliğimi kaybettim. Sahi!... Neden bu kadar haz aldım? Ruhum, neden bu kadar derinden etkilendi? Yüreğimde oluşan bu buruk hissin anlamı ne? Hâlbuki bilmediğim hissetmediğim hisler değildi ki, okuduğum şiirler. Şairin şiirsel imgelemin de, açık yaraların acı duyarlılığına tanık oldum. Ve aşk!... Mısralarda ki gibi, insanın aklını alan bir şey... Bu şiirleri böylesine okunmaya değerli kılan niteliklerin en önemlisidir, belki de!... Belkiler ile dolu bir hayattı, bu belki de!... Şairin geçerken arkasında bıraktığı ayak izlerine ve anılarına tanık olmanız dileğiyle!...
LaviniaÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 202229,5bin okunma
10/10
·320 syf.·
2020 1. kitabı
Söze nereden başlasam acaba?... Eserin hayal dünyamda bıraktığı etkilerine mi değinmeliyim yoksa değerli yazarımız hakkında edindiğim düşüncelerime mi?... Öncelikle bu hususlara değinmeden önce, bir teşekkürle söze devam etmek isterim. Değerli okurlar uzun bir ara paylaşım yapmadığım halde, varlığımı unutmayarak hatırlayan okur arkadaşım ve değerli yazarımıza huzurunuzda teşekkürü borç bilirim. Teşekkür ederim, Uğur Bey... Mutluluğunuza beni de ortak etme, nezaketiniz adına... Hatırlanmak!... Bir insanın yaşama dair isteyebileceği en değerli bir hazine olsa gerek! Kim olduğun değil, kim olarak görüldüğün ya da takipçi sayısına göre, itibar görülen bir dünyada!...   Daha siteye ilk katıldığım an tanıdım ben yazarımızı. O zamanlar şair kimliği ile ön planda olan bir okur. Gönülden kaleme dökülen dizeleri takılmıştı gözüme. İşte o zaman anladım ki, karşımda zevk sahibi, duygulu ve dirayetli bir insan var. Zamanla tanıdıkça da dürüst bir karaktere sahip olmasından etkilendim. Anlaşamadığı ya da farklı düşündüğü hususlarda bile, müsamahakâr olması ya da daha ilk katıldığım zaman " Hoşgeldiniz! " diyerek, muhabbetkâr bir tavır sergilemesiydi belki de! Kim bilir!... Eserin muhteviyatı bilim-kurgu. Hani bazı zamanlar hayal dünyasının kıyısında gezinir bakışlar, Fetih ile birlikte dolaştım uzay boşluğunun hayal dünyasında. Kurgudaki karakterleri sevdim. Bizden, içimizden... Belki de bazılarımızın komşusu ya da yakını. Ya da bizden bir parça... Yazım lisanı yalın ve sade. Kurgu ise, tek kelime ile mükemmel. Hayatıma yön veren eserleri, samimi bir okur gözü ile okumayı öğrendiğim için eserin mükemmel bir kurgu ile kaleme alınmış olduğuna değinmek isterim. Esere dair genel anlamda, olumsuz bir fikir beyan etmem olanaksız! Sadece başlarda betimlemeler arası geçişler de biraz
Ölümün EşiğiUğur Ukut · Sisyphos Yayınları · 2020115 okunma
10/10
·167 syf.·
2019 15. kitabı
Ah, zavallı sadakat!... Bilseydin! Șanına leke sürülecek, var olur muydun, insanların dünyasında. Hani, nerede kaldı! Senin adına verilen vaatler, kanla mühürlenen yeminler... Nefsine hakim olan insan bulmak zor! Kimin eli kimin cebinde, belli değil! Kabul ediyorum, zavallı bir insanım, değil mi! Yaşadığımız çağ malum. "Zaman böyle!" diye, sarf edilen bir cümle herkesin dilinde. Bilinenin aksine bütün kabahatler zamana ait, insanlar masum. Halbuki özünde kaypak ve dönek olan bir insana, zaman ne yapsın, yaşananlara seyirci kalmaktan başka. Demem o ki, hiç kimse ihanetini zamanın arkasına sığdırmasın!... Kendi namussuzluğunu, allayıp pullayıp zamana yaftalamasın!... "Her şafak elinde feneri olan hırsız gibidir, ömründen çalar." der, İskender Pala. Bilmezler ki ihanet edenler, ömürlerini heba eder bir anlık şehvet uğruna!... Edebiyatı telaffuz ederken, düşünsel bağlamda bir başkaldırı ve entelektüel bir mücadele aracı, deriz de, fikirlerimizi aktarırken kelimelerin desteğine ihtiyaç duyarız, zaman zaman da olsa! Tıpkı incelemeye başlarken, sadakatsiz birlikteliklere olan isyanım gibi... Shakespeare de eseriyle atıfta bulunur özellikle, eşlerini aldatan sadakatsiz kadınlara. "Ah, bu çapkın yosmalar! Boyuna dil dökerler; İnsan daha onlara yanaşmadan, kollarını açarlar; Önlerine gelen her çapkın, gözlerinden Bütün düşüncelerini okur. Bunlar her isteyenin kucağına düşüveren, Şehvete oyuncak olan kızlar." Zannetmeyin ki bu atmosfer de sadece kadınlar ihanet eder; en az erkekler de, kadınlar gibi ihanet etmeyi sever!... Troilos ile Cressida'nın aşk hikayesi, Ortaçağ ve Rönesans'ın en meşhur aşk masallarından biri. Hikayede Troilus, Cressida tarafından terk edilerek acı ve keder içinde kalır. Tıpkı Yunan mitlerine efsane olan Helen'in, Melenaus ile evliyken Truva'lı
Troilus ve CressidaWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2014721 okunma
Reklam