Adı:
Amcanın Düşü
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755100388
Kitabın türü:
Çeviri:
Nihal Yalaza Taluy
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Amcanın Düşü
Amcamın Rüyası
Amcamın Rüyası
Amcamın Rüyası
Amcamın Rüyası
Amcanın Rüyası
"Yazar olarak pek çok kusurum olduğunu biliyorum. Çünkü öncelikle ben kendim, hiç hoşnut değilim kendimden. Kendi kendimi tarttığım bazı anlarda, çoğu kez, sözcüğün tam anlamıyla, anlatmak istediğimin ancak yirmide birini arılattığımı, belki de hiç anlatamadığımı gördüğüme inanmalısınız. Beni kurtaran şey, Tanrının bir gün bana o kadar güç ve esin göndereceği ve benim de kendimi daha noksansız anlatabilceğim, kısacası, yüreğimdeki ve hayal gücümdeki her şeyi ortaya koyacağım konusunda beslediğim alışılmış umut'tur."
-Dostoyevski-
"İnan bana, her yerde çalışma, hem de korkunç bir çalışma gerekli. İnan bana, Puşkin'in hafıf ve ince bir şiiri, Puşkin tarafından uzun uzun düzeltilip işlendiği için bir çırpıda yazılmış gibi durmaktadır. Kolayca yazılmış hiçbir şey olgun değildir."
-Dostoyevski-
İnceliklerle dolu, insanın ruhsal yapısına büyük bir ustalıkla sokulan dünyanın en büyük romancılarından biri sayılan "Dostoyevski"nin bir kitabını sunuyoruz. Nihal Yalaza Taluy'un Rusça aslından Türkçeye çevirdiği "Amcanın Düşü"nü, "Dostoyevski"nin başka romanları izleyecek.
Bunamanın eşiğine gelmiş yaşlı bir prens ve sadece para için onunla evlendirilmeye çalışılan yirmi üç yaşında genç ve dürüst bir kız.

Dostoyevski bu kitabında, bir taşra kasabasının ileri gelenlerinden ve kendini kasabadaki bütün kadınlardan üstün olarak gören kibirli, uyanık, düzenbaz , para düşkünü, menfaatperest bir kadın olan, kızın annesi Marya Aleksandrovna'nın ibretlik hikayesini bize anlatıyor.

Kitabı okumaya başladığımızda, Çarlık Rusya'sının bir taşra kasabasında ve sosyetenin içinde buluyoruz kendimizi. Bir taşra kasabasının da sosyetesi mi olurmuş diye sormayın. Çünkü bir köyün bile kendine göre bir sosyetesi vardır. İşte Dostoyevski'nin en büyük özelliği de bu değil mi? Alt tabakanın yaşamını bizlere aktarmak. Tabiiki bu tabakanında katmanları olacaktır.


Bir gün kasabaya yaşlı, bekar ve bunamış kabul edilen bir prens gelir ve Marya Aleksandrovna'nın evinde misafir olarak kalır. Bu durumdan haberdar olan tüm kasaba halkı bu yaşlı , bunak ama zengin prensin peşine düşer. İşte tüm olaylar böylece gelişir. Bırakın yirmi üç yaşındakini on iki on dört yaşındaki kız çocukları bile prensin karşısına çıkarılmaya çalışılır.

Dostoyevski'den dönemin toplum yapısını yansıtan harika bir eser daha. Sözü fazla uzatmadan, sadece okumak gerek diyorum.
Dostoyevski okuma etkinliği ile başladığım kitabı kısa zamanda severek okudum.
Yaşlanmış , takma diş saç ve sakalla ayakta duran, kendini beğenen bir Prens ile annesinin son derece menfaatçi yaklaşımlarından kaçamayan bir genç kadının öyküsü.. İyi ile kötüyü ayırt edebiliyor küçük hanım, annesinin aşağılık fikirlerini onun yüzüne çarpacak kadar da açık sözlü. Bunlara rağmen annesi Marya onu nereden kandıracağıni gayet iyi bilmekte ve kızını sözde onu düşünüyormuş gibi yaparak ihtiyar prens ile evlendirmeye razı etmekte. o sıralar Prens ile ilgilenen akrabası olduğu sanılan baska bir adam da Zina' yı seviyor ve Zina dan umut aliyor.. fakat sonra Zina nın kendisi yerine Prensi tercih etmesine dayanamıyor ve anne kızın bütün foyasını ortaya döküyor..Erdemli olan Zina kabul ediyor suçunu ve nasıl da para için şöhret için Prensi kandırdıklarini anlatıyor herkesin önünde..
Prens yaşlı ve bunak olduğu için evlenme teklif edip etmediğini bilemiyor ve ona söylenen herşey e inanıyor .. bu teklifin bir düş olduğunu idda ediyor. Gerçekler ortaya çıkınca gördüğünu sandığı düşün gerçek olduğunu anlıyor..
Kitap toplumsal baskının birey üzerindeki etkisinden, insanların baskasina ya rezil olmamak için yada mukemmel görünmek için yaptıklarından çok güzel biçimde bahsetmiş.
Aile içinde yaşanan sorunlara da değinerek yazar; anne bile olsa hakkimizda karar alırken mutluluğumuzu ikinci plana atabileceğini işaret ediyor... ve sonunda bütün kirli fikirlerin hep istenildiği gibi gitmeyeceğini de göstermiş bulunuyor
Dostoyevski'nin Rus sosyetesini eleştirdiği güzel bir öykü olan Amcanın Rüyası'nı daha en baştan okurken aslında paraya, ün ve şöhrete verilen önemin sosyetik olma çabalarının günümüzde ve halen dünyanın hiç bir yerinde değişmediğini anladım. Yazar kendi döneminde, insanların değerinin sahip oldukları toprak ve köylü sayısıyla ölçüldüğü kıyıcı ortamın da eleştirisini yapmış.
Bu öyküde olaylar ihtiyar,hasta ve eğlence düşkünü bir prensin Mordasov'a gelmesiyle başlıyor. Prens, çok güzel bir kızı olan ve onu zengin biriyle evlendirmeye çalışan hesapçı, yalancı ve dedikoducu bir annenin eline düşüyor. Sosyetenin düştüğü durum ve bu durum içinde sürekli bir yarış halinde olan insanlar, karakter çözümlemeleri açısından çok derine inilmese de mizahi bir dille anlatılmış.Tavsiye ederim.
"Eine allerliebste Geschichte!"
Yani diyor ki "Enfes bir hikaye!"

Kitap okuyoruz hepimiz değil mi? Roman, öykü, felsefe, biyografi... Farklı farklı türlerde okuyoruz ama kaçımız "okuma" üzerine düşündü? Bölüm değiştirmemin ve sosyolojiye geçmemin ardından bazı şeyleri fark etmeye başladım. Çok ama çok yetersizdim! Yani sizi bilemem ama ben yetersiz olmayı hiç sevmiyorum. Kitap okumamın bir nedeni de bu zaten. Yazılmış bütün kitapları okumak ve her şeyi bilmek istiyorum (Aramızda kalsın :D )

Okulumda da hocalarla beraber "Kitap Çözümlemesi" yapmaya başladık. Hocam bana şey dedi: "Ömer,kitaplığındaki kitapların çok kaliteli ama biraz da bölüme yönelik okumaya başlamalısın." Tamam dedim yani o kadar sosyoloji kitabım yok kabul ediyorum. Sonra işte biz her hafta bi' kitap okuyup onun hakkında konuşmaya başladık. Benim gibi siz de "Kitap Buluşması" sandınız değil mi?

Kitap buluşması değil "çözümleme"olması açıklıyor aslında. Okuma üzerine düşündünüz mü diye sorma nedenim buydu. Yıllarca kitap okuyabilir bi' insan ve ne kadar çok okuduğuna önem verebilir. Ki bugüne kadar ben de ne kadar çok okuduysam o kadar mutlu oldum. Ama "okuma" demek çok farklıymış. Kitabı alıp önüne okuyunca saatlerce, o okuma olmuyormuş... Eline kağıdı kalemi alıp okumalıymışsın, saatlerce düşünmeli ve de kitap ne kadar kısa olursa olsun içinden ne kadar çok bilgi koparabildiğine bakmalıymışsın.

Nicelik değil de nitelik önemli diyor ya buradaki bazı arkadaşlarımız. Neden dediklerini anladım şimdi. Kendi adıma konuşmam gerekirse bugüne kadar daha iyi okumaya çalıştım hep ama okumalarım hep "eksik" kaldı.
800-900 sayfa kitapları bile okusam buraya hep duygularımı yazdım. İşte bana şöyle hissettirdi böyle sevindirdi gibi. Tabii üzme ve depresyona sokma kısmı aha çok oldu ama olsun :D

Ama aslında önemli olan ne kadar çok okuduğun değilmiş, neler kapabildiğinmiş. Yani ben öyle bir şey gördüm ki 50 sayfalık bir kitap versek hocamıza, kaç sayfa yazı yazabilir kaç saat konuşabilir onun hakkında...

Bu yüzden ben de (tabii bölümümde kendimi geliştirme amacıyla) da bundan sonra kitap okuması yapıp burada inceleme yazmak yerine "kitap çözümlemesi" yaparak kitaptan ne kadar çok felsefi ve sosyolojik bilgi çıkarırsam o kadar mutlu olacağım. Umarım bundan sonra yapmaya gayret göstereceğim bu tarz incelemelerim de sizlere bilgi katar.

Amcanın Düşü uzun bir öykü. Ama en başta da dediğimiz gibi "Enfes bir hikaye!".
16. sayfada Dostoyevski kitabını şu şekilde anlatıyor: "Anlatacaklarım, Marya Aleksandrovna ile evinin Mordasov'daki yükselişi, şöhreti ve dört başı mamur düşünüşünün ayrıntılı, dikkate değer hikayesidir."
Ah Marya ah!

Tolstoy şöyle bir söz söylemiş: "Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar:
ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir."

İşte Amcanın Düşü de bu şekilde başlıyor. Marya'mızın oturduğu şehre bir yabancı geliyor. O da Prens K, yani amca :D

Amcamız kitabın kapağında da gözüktüğü gibi kendisine baya özen gösteren, her tarafı takma dolu birisi :D Saçları,bıyıkları, gözü bile... Tabii kendisi de zengin ve şehre geldiği anda Marya denilen kadın Prensi evinde ağırlamaya başlıyor. Sonra da yine kapaktan da anlaşılacağı gibi kızı ile evlenmesi için çaba gösteriyor.

Şimdi size Felsefi ve Sosyolojik çözümlemeler sunacağım:

FELSEFE:
Dostoyevski yergi,taşlama yaptığı bu kitapta bi' taşra kasabasının insanlarının ahlakını anlatıyor. Tamam şehrinize bir yabancı geldi ve o zengin birisi de. Peki bu durumda yapacaklarınız nedir? Dedikoduyu çok seven bir halk var ve her şey hemen duyuluyor kasabada. Örneğin Marya kızını amcamız ile evlendirmeyi düşündüğü anda tüm insanlar bunu duymuş oluyor. Burada farklı bir şey görüyoruz aslında ya da Dostoyevski bunu ustaca bize gösteriyor. Kimse masum değil!

Marya sinsilikler ve oyunlar yaparak amcayı sarhoş ediyor sonra da kızını karşısına çıkarıyor. Evlenmelerini sağlamak için binbir türlü oyun düzenliyor ve insanın kendi kendisini yargılaması bu noktada ortaya konuluyor.

Ahlak kişisel midir? Sizi yargılayabilecek tek kişi aslında siz misinizdir ya da toplumsal doğrular- yanlışlar var mıdır? Herkes bir yanlışı yapsa o hala yanlış olmaz mı?

Burada da Marya'nın kızı Zina karar vermeye çalışıyor. Yaşlı bir adamı kandırarak onunla evlenmeli mi, yoksa ahlaklı davranarak onu kandırmaktan vaz mı geçmelidir?

Peki Amcanın Düşü ismi neden verildi? Descartes'in de "Rüya Argümanı" olarak adlandırdığı bir olay vardır. Bilgi felsefesi alanında yaşadığımız hayat gerçek mi değil mi diye sorular sorulur. Kitabımızda ise Amcamız, yaşadıklarının o kadar mümkün olmayan ve güzel şeyler olduğunu bilir ki onlara "gerçek" diyemez. Onların hepsi aslında "Amcanın Düşü"dür.
Bu noktada düşünmemiz gereken şey şu; hepimiz yaşıyoruz bu dünyada,nefes alıyoruz, çalışıyoruz ve kitap okuyoruz.
Peki yaşadığınız hayat gerçek mi değil mi nasıl bilebilirsiniz?
Amcamız yaşadıklarına "Düş" dedi çünkü yaşadıkları yaşayamayacağı kadar güzeldi.

Peki, bizler ya güzel değil de kötü ve iğrenç bir hayat yaşıyorsak, o zaman "düş" olduğunu nasıl anlayacağız? Ya da düş değil de kabus olduğunu...

SOSYOLOJİ:
Her bir kitap yazıldığı dönemden izler taşır. Yazılan kitap her ne kadar hayali bile olsa yazıldığı dönemden ve de yazarının düşüncelerinden etkilenir. Yazarı da yaşadığı toplumdan etkileniyor zaten...

Kitabımızın 18. sayfasında şunlar yazar: "Yine de bu eli açıklık, Mordasov'da yüksek sosyetenin törelerinden sayılır; kınayacak yerde çekici bulurlar böylelerini." Peki buradan nasıl bir sosyolojik çıkarım yapılır?

Bu konu biraz daha Kültürel Antropoloji'ye kayar ama toplumların "gösteriş" yapması toplumdan topluma değişiklik gösterir. Kitapta geçen örneğe göre Prens K. eli açık davranır ve parasını etrafa saçar. Ama "yüksek sosyetenin törelerinden" sayıldığı için çekici bulunur.

Toplumdan topluma değişen bu durum bazı toplumlarda kınanıp bazı toplumlarda ise takdir edilir. Örneğin Amerika gibi bir ülkede "servetini" kendine saklamalısın ve bunu gösteriş için harcamaman gerekir. Kitabın da değindiği bu kısımda 19. yüzyıl Rusya'sında insanların para saçmayı, gösterilişli balolar düzenlemeyi ve eğlenceli ziyafetler yapmayı "takdir ettiği" ortaya çıkıyor.

İkinci olarak ise Evlilik...
Her kitabı dönemine göre okumak gerekir ama bu kitabı dönemine göre okuyabilen kesim bana göre çok azdır. Nedeni aşırı basit :D

Sosyolojinin konularından birisi de Evlilik ve Aşk'tır. Kitabımızda geçen evlilik türü maddi açıdan zenginliğe kavuşabilmek için yapılan ve çıkarlar üzerine yoğunlaşmış bir evlilik türü olup "aşk" kelimesinden uzaktır. Yine kitapta da geçtiği gibi Marya bu evlilikte aşk olmayacağını söyler.

Burada dönemine göre yargılama kısmı ise şu şekildedir. Evliliklerin günümüzdeki yansımaları "Aşık olup evlenme" olup modern çağın beraberinde getirdiği, filmlerde dizilerde gördüğümüz; birbirlerine aşık olan iki gencin mutlu olmak için yaptığı evlilik çeşididir. Kitabımızdaki evlilik ise bu tür evlilikten çok uzak. Şimdi düşündüğümüz zaman parası için biriyle evlenmek ne kadar doğrudur? Ki daha da ötesine giderek o kişi ölsün de mirası bana kalsın diye düşünmek neredeyse gaddarca bir davranış!

Bu fikrin ise size çok ama çok yakın zamanda gelişen bir fikir olduğunu söylesem? Maddi amaçlar için yapılan ya da halk arasında mantık evliliği diye geçen bu evlilik türü bundan 2-3 asır önce yapıldığında gayet doğal karşılanabilirdi. Ki Romantizm akımı ile beraber "Aşık olma" ve "aşık olarak evlenme" hayatımıza girmeye başlamıştır. Kitapta da Sheakspeare'den bolca bahsedilir ve genç nesillerin ondan etkilenerek "aşk evliliği" yapmak istediği eleştirilir.

Dostoyevski ne kadar da ileri görüşlü be!

Kitabın eksik gördüğüm kısmı ise yazarın kitaba müdahale etmesi... 79. sayfada da göreceğimiz gibi yazar bir anda kitaptan koparak kendi fikirlerini söyler.

Sözlerimi 127. sayfadaki şu cümle ile bitirmek istiyorum. "Her şeye rağmen ne-fis bir düştü bu,nefis!..."

Bana bu kitabı hediye eden Özlem Hanım'a (özlem) tekrardan teşekkür ederim :)

Umarım sıkıcı olan bu incelemem sizlere biraz da olsa bilgi katmıştır :D

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
Herkesçe istenilen ama sadece sınırlı insanlarca sahip olunmasını uygun kabul eden Mordosov sosyetesinin ihtiyar ve hasta prensin zaaflarından yararlanmaya çalışması. Ve bu uğurda düşündügü senaryolarını geçmişin bazı tecrübelerinin vermiş olduğu rahatlıkla uygulamaya çalışan bir kadın ve tabi beklenmeyen bir son
dostoyevski’nin sürgün cezasını tamamladıktan sonra edebiyata dönüş yaptığı, tiyatro tadında, çok çok eğlenceli bir kitap.
Sosyeteye katılma çabasına giren yalancı, entrikacı, ikiyüzlü insanları temsilen yazılmış klasik bir kitap. Akıcı ve güzel bir olay örgüsü vardı. Okunmaya değer bir eser...
Mariya Aleksandrovna'nın kıvrak zekâsı, yaşlı Prens'in gerçek ile rüyâyı hiç olmadık bir zamanda karıştıran hafızası, Vasya'nın Zina'ya olan umutsuz aşkı, Zina'nın dillere destan güzelliği ve Mozglyakov'un Zina'ya olan ölümsüz tutkusu.. diyip susuyorum. evet evet, "Amcamın Rüyâsı" ndan bahsediyorum. öyle güzelsin ki; Dostoyevski.⭐
Dostoyevski'nin, 1859 yılında yayımlanan eseri, Amcanın Rüyası. Dostoyevski'nin Mordasov adlı taşrada yaşanan birtakım çıkar olaylarını, ikiyüzlülükleri, bencillikleri konu edindiği bu eser taşra yaşamına yapılan sağlam bir eleştiridir.

Kitabımızın baş karakteri olan Marya Aleksandrovna'nın ruhsal özellikleri tasvir edilerek perde açılır. Ardından kocası ve kızı tanıtılır. Marya Aleksandrovna'nın kocası Afanasi Matveyeviç, karakter olarak karısının tam zıttı özelliklere sahiptir. Hükmetmeyi seven, güçlü, ağzı çok güzel laf yapan bir şeytan olan Marya Aleksandrovna'nın, silik, zayıf, sessiz bir koca seçmesi belki de içindeki hükmetme isteğinden kaynaklanıyor. Kızı olan Zinaida Afanasyevna ise tutkulu, gururlu, duygulu bir karakter. Çok güzel aynı zamanda. Hatta o kadar ki taşranın en güzeli. 'Fedakarlıkların en büyüğü kendini feda etmektir' sözünü karşılayan bir karakter Zinaida Afanesyevna. Şeytan olan annesi konuşmaya başladıktan sonra öyle etkisi altında kalır ki kendi doğrusunu yanlışını şaşırır olmuştur. Marya Aleksandrovna'nın karşısındakini manipüle etmekteki başarısı bana Lost dizisindeki Benjamin Linus karakterini anımsattı.

Yukarıda bahsettiğim kızını etkisi altına aldığı olay; taşraya gelen çok varlıklı, bir değil iki ayağı çukurda olan yaşlı prensin dalavereye getirilip - tabii ki de şeytan kılıklı Marya Aleksandrovna tarafından- genç ve güzel olan Zina ile işinin bir an önce bitirilmesini sağlamak! Amcanın Rüyası ismi de işte tam bu olaylar üstüne gelir. Prens'in akrabası olmayan, ancak kendisine amca diyen gencin - bu genç Zinaida Afanesyevna'ya aşık- bu evlilik olayının gerçekleşmemesi için, bunak olan Prens'i tüm bunların düş olduğuna ikna etmesi olayı kitaba adını verir.

Kitabın sonlarına doğru iki aşığın, Vasya ve Zinaida'nın, hüzün dolu son konuşmaları gözlerimi doldurmaya yetti. Sırf bu ikili arasında yaşanan o kısacak, birkaç sayfalık yaşananlar için dahi okunabilecek bir eser...
Para, şan ve şöhret uğruna Çevrilen entrikalar. Mordosov sosyetesinin Zengin hasta prensi ve onun zaaflarından yararlanmaya çalışan bir kadın ve onun güzeller güzeli kızı. Dostoyevski Para ve ünvan karşısında insanların ne hâllere düştüğünü en ince ayrıntısına kadar anlatmakla kalmamış insanın hırslarına ve aç gözlülüğüyle nelerini kaybedeceğine değinmiş bulacaksınız.
Mal, mülk, mevki peşinde koşanların eleştirildiği güzel bir eser. Okurken olayların o kadar içindeydim ki sıkılmadan, büyük bir zevkle okumuştum. Bence herkes okumalı.
Ararat yayınevinin 1973 basımı, 227 sayfa olan ve “amcamın rüyası” adı ile çevrilmiş baskıyı okumak yine kendimi ayrıcalıklı hissettirdi, nerede o eski çeviriler dedirtti? Hakikaten hazzı çok ayrı. Kitaba gelecek olursam değişen sadece zaman insanlar değil! Makam ve zenginlik uğruna katlanılan her türlü zahmet kutsaldır, zafere götüren her yol mübahtır! Ve Dostoyevskinin hiç bir yazarın hikayelerine nasip olmayan
insanları...
“Sus! Hele götürdüğüm yerde bana bir daha ‘anacığım’ de de görürsün. Tam bir ay çaysız bırakırım seni.”
Kocası korku içinde sustu.
Dostoyevski
Sayfa 113 - Can Yayınları - 3. basım
Karşısındaki ister kadın isterse erkek olsun, onu yok etmekten çok, sürekli bir endişe ve korku halinde tutmayı tercih eder. Zeka ve siyaset de budur zaten.
Şüphesiz insanlar fikir ayrılığına rağmen birbirlerine saygı duyabilirler.
Dostoyevski
Sayfa 54 - Antik batı klasikleri
Bağlanamadığın birisini ömrünün sonuna kadar sevmek için tanrı huzurunda yemin etmek çok acıdır.
Saygı beslemediğin bir kimseye ait olmak ondan da kötü...
Dostoyevski
Sayfa 45 - Antik batı klasikleri

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Amcanın Düşü
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755100388
Kitabın türü:
Çeviri:
Nihal Yalaza Taluy
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Amcanın Düşü
Amcamın Rüyası
Amcamın Rüyası
Amcamın Rüyası
Amcamın Rüyası
Amcanın Rüyası
"Yazar olarak pek çok kusurum olduğunu biliyorum. Çünkü öncelikle ben kendim, hiç hoşnut değilim kendimden. Kendi kendimi tarttığım bazı anlarda, çoğu kez, sözcüğün tam anlamıyla, anlatmak istediğimin ancak yirmide birini arılattığımı, belki de hiç anlatamadığımı gördüğüme inanmalısınız. Beni kurtaran şey, Tanrının bir gün bana o kadar güç ve esin göndereceği ve benim de kendimi daha noksansız anlatabilceğim, kısacası, yüreğimdeki ve hayal gücümdeki her şeyi ortaya koyacağım konusunda beslediğim alışılmış umut'tur."
-Dostoyevski-
"İnan bana, her yerde çalışma, hem de korkunç bir çalışma gerekli. İnan bana, Puşkin'in hafıf ve ince bir şiiri, Puşkin tarafından uzun uzun düzeltilip işlendiği için bir çırpıda yazılmış gibi durmaktadır. Kolayca yazılmış hiçbir şey olgun değildir."
-Dostoyevski-
İnceliklerle dolu, insanın ruhsal yapısına büyük bir ustalıkla sokulan dünyanın en büyük romancılarından biri sayılan "Dostoyevski"nin bir kitabını sunuyoruz. Nihal Yalaza Taluy'un Rusça aslından Türkçeye çevirdiği "Amcanın Düşü"nü, "Dostoyevski"nin başka romanları izleyecek.

Kitabı okuyanlar 307 okur

  • Nur
  • Özgür Beden
  • Aysun Yıldırım
  • Merve ️
  • Zylmz
  • Thomas Magnus
  • Ferhâd
  • Muharrem Tuna
  • Bey Böyrek
  • Josej K.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0.8
14-17 Yaş
%4.5
18-24 Yaş
%24.1
25-34 Yaş
%36.1
35-44 Yaş
%24.8
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.7
Erkek
%51.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.2 (16)
9
%14.1 (14)
8
%32.3 (32)
7
%24.2 (24)
6
%4 (4)
5
%4 (4)
4
%1 (1)
3
%1 (1)
2
%0
1
%1 (1)