Karamazov KardeşlerDostoyevski

·
Okunma
·
Beğeni
·
23.408
Gösterim
Adı:
Karamazov Kardeşler
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
1025
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944880985
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Братья Карамазовы
Çeviri:
Nihal Yalaza Taluy
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Dostoyevski, yaşamının son yıllarında başyapıtı Karamazov Kardeşler'i tamamladığında, Rus yazınında 'felsefe düzeyinde roman-tragedya denen türün de temelini attığının bilincinde değildi. Dostoyevski'nin yaşam birikiminin tümünü ve sanat gücünün doruğunu içeren bu roman, gerçekte insanı insan yapan ne varsa, onlara adanmış bir destan niteliğini taşır. Yazar, hiçbir romanında "Karamazov Kardeşler"de olduğu denli insan ruhuna inmemiş, insanoğlunu bu denli kesitler biçiminde, içgüdülerinin ve istencinin tüm görünümüyle sergilenmiştir. Bir aileyi konu alan ve bir felaketler zinciri olarak gelişen olay örgüsü, bireysel öğelerin yanı sıra, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki Rus toplumunu da geçirdiği sarsıntıların tümüyle, dünya edebiyatında bir eşi daha bulunmayan bir sanat aynasından yansıtır.
(Tanıtım Yazısından)

Dostoyevski (1821-1881): Gerek 1840'ların ortalarından itibaren yayımlamaya başladığı Beyaz Geceler ve Öteki gibi uzun öykü-kısa romanlarıyla, gerekse Karamazov Kardeşler, 
Suç ve Ceza ve Budala gibi Sibirya sürgünü sonrası büyük romanlarıyla, insanın karanlık yakasını kendinden sonraki bütün romancıları derinden etkileyecek biçimde dile getirmiş büyük bir 
19. yüzyıl ustasıdır. Karamazov Kardeşler, yazarın son başyapıtıdır.
(Arka Kapaktan)
Değerli okurlar siteye üye olmadan önce, okuyacağım kitapları ben seçerdim. Seçtiğim kitaplarda da genellikle uygun fiyat seçeneği, daha çok dikkat ettiğim bir unsurdu. Ama siteye üye olduktan sonra, kitapların beni seçtiğinin ayrımına vardım. Ne garip bir hissiyat değil mi? Bir zamanlar otorite senin elindeyken, bu otoriteyi kitapların sahiplenmesi. Ama hiç şikâyetçi değilim. Bilâkis bu sayede, önceden niteliksiz bir okur iken, nitelikli bir okura dönüşmek yüreğimin en gizli köşelerinde tarifi olunamaz sevinçler yaratmakta. Ve biliyorum ki, bu fani dünyadan ayrılıp veda vakti geldiğinde ardımda, çocuklarıma çok değerli kitaplar bırakabileceğim.

Bazen hissettiğimiz hisler o kadar çok yoğundur ki, hislerimizi telaffuz ederken uygun cümleleri dile getirmede zorlanırız. Bilgi eksikliğimiz değildir, hislerimizi tercüman etmemize engel teşkil eden. Çünkü biliriz ki, hislerimizin izahında hangi kelimeleri kullanırsak kullanalım, kelimelerimizin kifayetsiz kalacağının ayrımındayızdır.

" Karamazov Kardeşler " Dostoyevski'nin eşsiz kaleminden hasıl olmuş bir eser. Kitaplığımda uzun bir süredir mevcut iken, neden bu zamana kadar okumayıp da muallakta bıraktığım için, kendi kendimi sorguladığım bir eser. Belki de, kitabın kalın olmasıydı gözümü korkutan. Kim bilir... Ne kadar da yersiz bir düşünceymiş hissettiğim. Kitabın kalınlığı ilk etapta gözümü korkutsa da, sayfalar arasında ilerledikçe, nasıl yanlış bir yargıya vardığımın ayırdına vardım. Evet, Dostoyevski'nin okuru yormayan yalın bir anlatımla okurun beğenisine sunduğu kitabı, kalın olmasının yanı sıra, bölümler arası geçişlerde dahi, takılmadan ve zorlanmadan ilerleyebilecek bir atmosfere sahip.

Dostoyevski'nin kitaplarını okuyan arkadaşlar bilirler. Yazarın din ve geleneklere nasıl bağlı olduğunu ve bu bağlılığını da bir şekilde kitaplarına yansıttığını. Bu durum Dostoyevski okuyucusunun yabancı olduğu bir şey değildir zira, okur aşağı yukarı bütün romanlarında aynı temanın işlendiğine şahittir. Bu kitabında da ayan bir şekilde, Tanrısal inancını verdiği örneklerle kahramanları vasıtasıyla hem sorgulamış, hem de biz okurların sorgulamasını sağlamıştır.

Dostoyevski'nin betimlemelerinde vurgulamış olduğu, kişi ve yer tasvirleri ayrıca psikolojik analizleri karşısında etkilenmemek yada büyülenmemek mümkün mü? Anlatım o kadar eşsiz ki sanki, siz de kurguya dahil olmuşsunuz.

Esere kısaca değinecek olursak; babaları olan Fyodor Pavloviç ve birinci eşinden olan Dmitri Fyodoroviç, ile ikinci eşinden olan İvan ve Aleksey Fyodoroviç arasında gelişen sevgisizliğin tetiklediği çıkar çatışmalarına değinilmiş. Üstüne üstlük baba ve oğulun Gruşenka isimli acılarla yoğrulduğu için, hayatı tiye alan bir kadına aşık olmaları kurgunun ana teması. Çocukların anneleri sağ olsaydı belki de, baba ve çocuklar arasındaki iletişim daha farklı bir boyutta gelişecekti. Kim bilir....

Annesi olmayan çocuğun görünmez olduğunu söylerler. Maalesef hayat herkese eşit davranmıyor. Kimileri rahat ve sıcacık aile yuvasında hayattan bihaber iken, kimilerinin de daha küçücük yaşta omuzlarına taşımakla mükellef oldukları ağır sorumluluklar yüklenmekte! Hem boşuna mı, demiş atalarımız, " Yuvayı yapan dişi kuştur. " diye!

Dostoyevski'nin keskin zekâsı ile harmanlamış olduğu ve sayfalar arasında ilerledikçe benim gibi, kendi hayatınızdan bir parça bulacağınız " Karamazov Kardeşler " isimli kitabı mutlaka okuyun!...
Benim için incelenmesi en zor eser bu olacak sanırım. Eser son söz ile beraber on üç kitaptan oluşuyor. Kanaatimce günde bir bölüm okunup hepsi ayrı ayrı değerlendirildikten sonra eserin özü anlaşılabilir. Bu da ancak eserin iki veya daha fazla okunmasından sonra mümkün. Ben genelde incelemelerimde çok uzun boylu değerlendirmeler yapmaktan kaçınırım, yine de bu esere ilişkin söylenecek o kadar çok şey var ki; değerlendirmenin uzunluğundan ötürü kusura bakmayın. Biraz daha kısa olması için eserin olay kurgusundan ziyade felsefesini anladığım kadarıyla aktarmaya çalışacağım.

Eser ilgili değerlendirmelerime gelecek olursak; eseri iki kitaba ayırmak mümkün, bu kitaplardan ilki, Dostoyevski’nin bütün büyük romanlarında yer alan Katolik kilisesine yapılan eleştiriler ile Ortodoks kilisesi hakkındaki değerlendirilmelerden oluşuyor.
Katolik kilisesine yapılan eleştiriler Büyük Egzinisyoncu başlığı altında toplanmış. Bu bölüm kısaca şu şekilde; İsa bir kiliseye gelir, kilisenin baş rahibi onu doğrudan zindana attırır. Aralarında geçen konuşmada baş rahip, İsa’nın suçlu olduğunu, çünkü topluma iyi ile kötülüğü ayırmak gibi bir görev yüklediğini ancak insanların bu bağımsızlığı kaldıramadığını, bu yüzden mutsuz olduklarını söyler. İsa’nın ölümünden sonra kilise insanlardan bu bağımsızlığı almış ve onların mutluluğunu sağlamıştır. Bu konuşmadan sonra başrahip İsa’yı kovar ve İsa’da hiçbir şey söylemeden gider. Burada Dostoyevski, Katolik kilisesinin Hıristiyanlığı dünyevi arzular uğruna özünden nasıl kopardığını gözler önüne sermiştir.

Ortodoks kilisesine ilişkin değerlendirmeler ise neredeyse ilk kitabın tamamını kapsamaktadır. Kanaatimce bu kısımda Kilise ve Staretz Zoşima’yı ayrı ayrı değerlendirmek gerekmektedir. Kilise, Ortodoks kilisesinin o an ki durumunu, Zoşimanın felsefesiyse olması gerekeni vurgulamaktadır. Ortodoks kilisesi, her ne kadar Katolik kilisesine göre daha masum olsa da, o da halktan kopuktur. Papazlar kiliseye kapanmakla, perhizlerle dini yaşadıklarını düşünmektedirler. Zoşima’ya göre din adamının görevi bunlar değildir. Din adamının görevi toplumla iç içe olmaktır. Din adamı dünya üzerinde işlenen her günahtan en az işleyen kadar sorumludur. Tanrı kilisenin içinde değil dış dünyadadır. Tanrıya ancak dünyayı sevmekle, işlenen günahlardaki sorumluluğu bilmekle ulaşılabilir. Zoşima’nın Alyoşa’yı işinin kilisede değil dışarıda olduğunu söylemesi de, gerçek bir din adamının görevinin ne olduğunun uygulamasıdır. Nitekim Alyoşa romanın ilerleyen bölümlerinde yeni nesile bir yol gösterici olacaktır.
Halk mucizelerle dinin bütünlüğüne inanmaktadır. Oysa Tanrı mucizede değil gerçektedir. İnsan Tanrı’ya inanmak istediği için mucizelere inanır. Yoksa Tanrı’yı inkar eden birisi için bu mucize değil, bilmediği yeni bir bilgidir. Ölen Zoşima’nın kokması da Tanrı’nın mucize de değil gerçekte olduğunun açık göstergesidir.

Eserin ikinci kısmındaysa daha çok olay örgüsü yer alıyor. Burada Alyoşa inancın, İvan İnançsızlığın, Dimitri dünyevi arzunun simgesidir. Bu kısımda Tanrı’nın varlığı, ölümsüzlük, Şeytanın varlığı gibi mistik konulardan izler mevcuttur. Ayrıca bu üç karakter eski Rusya’nın, çocuklar ise yeni Rusya’nın temsilcileridir. Çocukların içerisinde de İvanlar ve Alyoşalar bulunmaktadır. Eserin sonunda yer alan sahneyse, inancın eski ile yeni arasında bir köprü oluşturduğu ve yeni nesilin inanç, iyilik üzerine yönlendirilmesi gerektiği şeklinde yorumlanabilir. Kanaatimce bu son Ecinniler’ e de bir cevap niteliği taşımaktadır.

Çeviri ve zorluk seviyesine gelecek olursak; benim okuduğum eser İş bankası yayınlarının Nihal Yalaza TALUY çevirisiydi. Yayıncı açısından herhangi bir imla hatasına rastlamadım, ancak çevirmenle enerjimiz bir türlü tutmuyor. Kesinlikle kötü çeviri değil ama ben Ergin ALTAY, Mazlum Beyhan, Hasan Ali EDİZ’ den aldığım tadı Nihal Yalaza TALUY’ dan alamıyorum.
Okuma zorluğu konusunda ise;eseri okumaktan ziyade idrak etmenin zor olduğunu, eserin içinde okuyucuyu dinlendiren, sadece diyalog içeren kısımlarında bulunduğunu söyleyebilirim. Ayrıca eserde olay örgüsü 600. Sayfa gibi başlıyor. İlk kısım daha çok ayrı bir felsefe kitabı gibi. Felsefeden zevk almayanlar yada Dostoyevski’ye yatkın olmayan okuyucular bu kısımda biraz zorlanabilirler.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
"Ustalık Eserim." ~Dostoyevski~

Etkinlik incelemesi mi şimdi bu? O zaman nezaket kuralları gereği önce bir teşekkürlerimizi sunalım. Bu arada, nezaket kurallarının canı cehenneme! İnsanı daha da iki yüzlü yapar böyle şeyler. Ancak böyle sevdiğim bir yazarın etkinliğini düzenleyen başta dostum https://1000kitap.com/SinestezikMuz/Duvar/ olmak üzere hepinize teşekkürlerimi sunarım.

Not: İncelemede kitabın içeriğine girilmeyecektir. Daha çok okurda yarattığı hisleri anlatacaktır.

Öncelikle sitedeki ilk Dostoyevski incelemem olacağı için Dostoyevski'nin yarattığı fikir akımlarına kısaca değinmek istiyorum. Adam, birçok fikir akımını ortaya çıkarmasına rağmen o akımların tam bir destekçisi olmamıştır. Sırf bu yönünden bile benim gözümde en büyük yazarlardan biridir. Bir örnek vereyim Dostoyevski varoluşçuluk akımının öncülerinden biridir. Ancak bir Sartre, bir Camus gibi kafayı bu akımla bozmamıştır. Veya tam anlamıyla bir yeraltı edebiyatı yazarı değildir. Neden mi söylüyorum bunu? Çünkü Dostoyevski yeraltı edebiyatı kavramının da kurucusu sayılabilir. Böylelikle birçok akımı birleştirip ve o akımları da ince bir şekilde hissettirdiği için kendine has bir üslubu var. İşte bu yüzden benim için en sevdiğim yazarlardan birisi. Pek anlatamadım gibi, neyse şimdi kitaba geçelim.

Baş mı yapıt?

Öncelikle bu eseri benim için okuduğum ya da yaşadığım en uzun soluklu eserlerden biri oldu. Hatta kitabın başlarında öyle bir varoluşsal sorgulamalara girdi ki; bir an kendimi onlara kaptırıp olaylardan uzaklaştığım için korktum. Hatta o ilk sayfalarda "Yahu! Ne oluyor? Neredeyiz biz?" demekten kendimi alamadım. Bu yüzden çok güzel ve ilgi çekici bir kurgusu var desem yalan olur. Ancak böylesine zor bir kurguyu, böyle akıcı bir biçimde, dolu dolu anlatabilen başka bir yazarı daha önce hiç okumadım. Bilmiyorum bana katılmayanlar elbet çıkacaktır ama ben böyle düşünüyorum. İşte, dediğim gibi kurgudan dolayı yavaş yavaş ilerliyordu ki... Sonra bir şey oldu... Artık sıkıntıdan patlayacağım sırada o yavaş yavaş, ağır ağır ilerleyen olay yerini tüm olay örgüsünün bir anda tümüyle birbirine bağlanmasına bıraktı. Kafadaki tüm o ne diyeyim, belirsizlikler bir anda kendini aydınlanmaya bıraktı. Daha yarım saat önceki okuduğum yer 100 sayfa öncede kalmıştı, yalan değil. Öyle hızlanmıştım ki çünkü artık neler olacak insanı merakta bırakıyordu. Ancak o konuların ve düşüncelerin bir anda bağlanması kıyamet gibi çarpıyor! "Dosto. Hocam ben yaşlı bir insanım böyle gerçekler beni bir anda kalpten götürür." dedirtmedi değil yani. Tabi ki böyle bir eserin sonunun da çok güzel bitmesini isteriz değil mi? Şimdi, biz böyle düşünürsek Dostoyevski diğer evrenlerden bize bakarak kıs kıs güler. Çünkü kitapta tam anlamıyla bir son yok! Dostoyevski'de karşılaştığımız klasik durum. Her yazdığı eserin sonunu bir belirsizliğe bağlayıp, bence okuru düşünmeye davet ediyor. Dostoyevski okurlarının bir çoğunda yaşanan bir tıkanma vardır. İşte o tıkanmanın nedeni bu! Ki benim de Dostoyevski'nin en sevdiğim yönü de budur.

Mimar Sinan'ın Selimiye'si,
Dostoyevski'nin Karamazov'u

Dostoyevski'nin belirli kitaplarını okuyarak kendimi bir Dostoyevski okuru olarak görüyordum. Taa ki bu eserini okuyana kadar... Bu ustalık eserini okuduğumda yazarın hakkında pek çok şeyi kaçırmış olduğumu farkettim. Bu yüzden bu zamana kadar okumadığım için kendime biraz da kızgınım. Çünkü bu eser diğer eserlerine kıyasla en dolu, en zengin. Hani Mimar Sinan'ın Selimiye'si vardır ya işte benim için de Dostoyevski'nin Karamazov'u ustalık eseridir. Okuduklarıma göre sıralama yaptım en zengin içerikli olandan en az içerikli olanına;
1-) Karamazov Kardeşler
2-) Suç ve Ceza
3-) Yeraltından Notlar
4-) Budala
5-) Kumarbaz
6-) İnsancıklar
7-) Öteki
Tabi bu sıralama sadece bana göre, başkalarına göre daha da farklı olabilir.

Kısaca bir karakterlerden söz ediş.

Kitaptaki çoğu karakterler Dostoyevski'nin diğer eserlerindeki ana karakterleri anımsatıyor. Okurken anlayacaksınız. :)

Aşırı kalın gelebilir, hayalinizdeki kitap olamayabilir, Dostoyevski'yi sevmiyor olabilirsiniz ancak hayatınızda birkaç defa Dostoyevski okuduysanız bu eseri de en azından bir kere okuyun. Bir insanın böyle bir nitelikli ve böylesine zor bir kurguyu nasıl doldurabildiğini görmelisiniz. İnanın takdir edeceksiniz. Ama şu kaçınılmaz bir gerçektir ki "Dostoyevski Adamdır!".

Son olarak inceleme yazmama destek olan tüm dostlara teşekkür ederim. Belki beklentinizi karşılayamayacak ama yazdım artık. :)

Ek: Dostoyevski Okuma Sırası - #27872199
Malesef bitti.. Özleyeceğim sizi Karamazov kardeşler..
Bir Dostoyevski kitabının, özellikle de böyle büyük bir başyapıtın incelemesini yapmak, tahlil etmek beni çok çok aşan bir durum.. Dilim döndüğünce kalemim yettiğince sadece üstünkörü bahsedeceğim bu harika kitaptan..

Kitap; ahlaken çökmüş, toplumun en küçük yapıtaşı olan, aile olamamış bir aile üzerinden eleştiriyor tüm toplumu. Bir cinayet davasıyla eleştiriyor tüm adalet sistemini. Bir manastırda geçen konuşmalarla eleştiriyor tüm bağnazlıkları. Bize dönüp en temiz, en masum olanlarımızın bile içindeki kötülüğü çıkarıp: "Kendi içiniz, kendi ahlakınız, kendi değerlerinize bağlılığınız bu denli kokuşmuşken sadece gördüklerinizle bir insanı suçlamaya, aşağılamaya utanmıyor musunuz?" diyor adeta.

Sözüm ona bu aile, sorumsuz bir babanın ilk eşinden olan Dimitri Karamazov, ilk eşin ölümünün ardından gelen ikinci eşten olan İvan ve Aleksey Karamazov isimli üç kardeşten oluşuyor ve baba ile bu üç kardeşin etrafında dönen olaylar anlatılıyor. Karakterlere kısaca bakacak olursak:

Baba: Bedbaht, bütün manevi sınırları aşmış, sonunda da en kötü şekilde göçüp gitmiş, sözüm ona "aile babası".

Dimitri: Yazarın ifadesiyle Rusyayi oldugu gibi temsil ediyor. Kültürlü ahlakli görünüp içki alemlerinde parasını ve karakterini çarçur eden, iyiliği seven, ama sadece etrafı iyiyken iyi olan kötüleşince sahip olduğu erdem kırıntılarını harcayabilen büyük oğul.

İvan: Mükemmel tahsil görmüş, oldukça kuvvetli zekâ sahibi bir genç; ancak daha genç yaşında hiçbir şeye inanmıyor, hayatta birçok değer hükmünden sıyrılmış, sadece mantıkla hareket eden ortanca oğul.

Aleksey(Alyoşa): Dindar ve alçakgönüllü, herkesin sevgisini ve saygısını kazanmış dindar, merhametli ve güvenilir küçük oğul.

Romandaki yan karakterlere de bakarsak Dostoyevski'nin karakter seçiminde kişilik konusunda kartelayı çok geniş tuttuğunu görürüz. Bir diğer nokta betimlemelerdeki ustalığı..

Okuduklarım sanki bir kurmaca değildi. Dosto almış defterini kalemini çıkmış kasabanın sokaklarına. Hiç acele etmeden gördüğü her şeyi aktarmış bize. Hatta bunu yaparken kitabın bir yerinde "Kanımca her şeyi baştan sona hatırlayıp gereken şekilde açıklayacak olursak bir kitaba, hem kocaman bir kitaba ihtiyaç olacaktır. Bu nedenle sadece beni özellikle etkileyen, aklımda ayrı yer tutanları anlatacağım için okuyuculardan özür dilerim" diye af dileyerek tüm olayların gerçekten yaşandığına inandırıyor okuru.

"Gerçekte, en ince romancının bile dikkatinden kaçabilecek binlerce ayrıntı olabilir." der Dostoyevski.. Ama sanırım bu kendisi için geçerli değil.. Olan tüm olayları, geçtiği mekanları, kişinin ruh halini, sahip olduğu inancının karakterler üzerindeki etkisine varana kadar öylesine betimliyor ki karakterin jest ve mimiklerine varasıya tahayyül ettiriyor.

Bir de adalet sistemi ve dini konular üzerindeki yetkinliği, bilgi birikimi beni çok etkiledi. Bir din adamı bilgisiyle inançlar hakkında uzun bahislerde bulunurken adalet konusunda da benim diyen hukukçulara taş çıkarır sanırım. Hele kitabın son bölümünde mahkemenin yaşandığı sahnelerde gerçek hayatta bir avukat ancak böyle güzel savunma yapabilir ve bir savcı ancak bu kadar üzerine gidebilir sanığın.

Kısacası çok beğendiğim bir kitap oldu ve kitaplığımın baş köşesinde sarsılmaz bir yere sahip oldu. Okumaya niyetlenenlerin kitabın hacminden korkmadan başlamalarını tavsiye ediyorum. Birkaç sayfa okuduktan sonra bırakamayıp kendilerini kaptırıp sonuna geliverdiklerini görecekler zaten. Keyifli okumalar..
Anitk Yunan yazarı Sophokles'in Kral Oedipus adlı bir tragedyası vardır. Hatta bu oyunun Freud tarafından tanımlanmış sendromu bile vardır. Oedipus sonradan annesi olduğunu öğrendiği bir kadınla evlenir, sonradan babası olduğunu öğrendiği bir adamı öldürür. Karamazov Kardeşler'i okurken sıklıkla baba-oğul arasındaki nefreti inceleyen Kral Oedipus sendromu geldi aklıma. Bir kadını paylaşamayan baba ile oğulun arasındaki rekabet...

Birinci cildini kütüphanede bulamadığım için sadece ikinci cildini okuyabildim ama bu kadarı bile yetti. Yaklaşık 200 sayfa olan mahkeme sahnesini ve 100 sayfayı aşan sorgu sahnesini okuduğunuzda kitabın neden bu kadar kalın olduğunu da anlıyorsunuz.

Önce kitapta kullanılan üsluptan söz etmek istiyorum. Dostoyevski bu son romanında dönemine göre farklı bir üslup kullanmış. Anlatıcı, her şeyi bildiği halde hiçbir şeyi olduğu gibi açıklamayan, olayları sırası gelince tanrısal bakış açısıyla aktaran, şehirde yaşayan bir vatandaş olarak nakledilmiş. Kahraman bakış açısından büyük bir doğallıkla ve okuyucuya hiç çaktırılmadan tanrısal bakış açısına geçiliyor. Bu da Dostoyevski'nin sadece edebi anlamda değil teknik bağlamda da gayet usta bir yazar olduğunu bizlere gösteriyor. Sevmediğim şey ise bazı aynı sözlerin sürekli olarak tekrarlanması.

Kitap konu itibariyle üç kardeşin ve muhtemel bir üvey evladın hikayesidir. Fiyodor Pavloviç'in üç oğlu Dimitriy, İvan, Aleksey Karamazov ve evin uşağı Smerdyakov. Kardeşlerden biri birazcık serseri aşık, biri tanrıtanımaz, biri ise papaz. Baba Karamazov en büyük oğlu Dimitriy ile aynı kadına aşık olur ve aralarında amansız bir mücadele başlar. Kitap boyunca da baba ile oğulların ilişkileri ve aralarında tırmanıp giden gerilim, kardeşlerin birbirleriyle dayanışması, kadının paraya, erkeğin kadına olan aşkı ve toplumun tüm bunların hepsine verdiği tepki anlatılmaktadır. Kitabın kendi içindeki felsefesi olay örgüsüne güzelce yedirilmiş, kitap sıkıcılıktan uzak, akıcı bir roman haline getirilmiş.

Avukat Fetyukoviç'in mahkemede babalar ve oğullarla ilgili konuşması ve en merak ettiğim karakter İvan Karamazov'un içindeki şeytanla konuşması kitabın en sevdiğim ve en ilgimi çeken bölümleri oldu. Bunun dışındaki bölümler de gayet kaliteliydi.

Kalın ve ağır roman okumayı sevmeyenler sıkılabilir. Yine de ben herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar...
Dostoyevski'nin ağır psikolojik analiz ve insanı fazlasıyla düşünmeye yoran bir romanı.
Geçmişe bakıldığında özellikle insanlar tarafından din adamlarının,büyücülerin,putların hatta fiziki kusurla doğan insanların bile tanrı yerine ilahlaştırıldığı gözükmekte.Dostoyevski karamazov kardeşler romanında din unsuruna ve dinlerdeki aşırı bağnazlığa geniş yer vermiş.

Gecmişten günümüze din farketmeksizin bir ilah gibi cübbe öptürenler,tanrı buyruğu verenler,şifa dağıttığını söyleyenler,günah affedenler hala mevcut zira bunların devam etmesinin sebebi yine biz insanlarız.İnsanların kendi coğrafyasındaki inançlarını savunup diğerlerini kötülemesi fazlasıyla anlatılmaktayken yaşadıkları toplum ve çaresizlikleri,fakirlikleri açısından tanrı unsurunu insanların yarattığı vurgulanırken,tanrı dusmanı şeytanında aslında insanın ta kendisi olduğu açıkça anlatılmakta.

Anneleri daha onlar çocukken ölen ve sorumsuz,içki aşığı,ilgisiz bir babaları olan üç kardeşin hikayesini anlatmakta daha çok roman.Başkalarının yanında büyüyüp yetiştikleri ve anne baba sevgisinden mahrum kaldıkları için hayat bu üç kardeşi zorlu psikolojik savaşın içine kimi zaman bir eziklik duygusuyla,kimi zaman hırsla,kimi zaman asilik ve serserilikle en kötüsü de babalarına duydukları nefretle karşı karşıya bırakmakta.Çocukların yaşamda ki en temiz varlık ve saflık simgesi olduğunu ısrarla vurgulayan ve bunu romandaki Alyoşa karakteriyle yansıtan dostoyevski bir çoçuğun üzüntüsünün,çektiği acının,gözyaşının hiçbir şeyle mukayese edilemeyeceğini ve bir çocuğun hayatında acı iz bırakacak bir insana verilen en kötü cezanın bile fayda etmeyeceğini söylemekte.

Bunun yanı sıra o dönem popüler olan hristiyanlık ortadoksluğundaki staretz akımından sıkça söz edilmekte ve bu akımın o dönemki lideri rahip zosima'nın insanlar üzerindeki büyük beyin yıkıcı etkileri ve gücü göz önüne alınmakta.

Ömrü boyunca hayatında türlü zorluklar,sıkıntılar,çileler çeken yazar hayat kavgalarını,tecrübelerini,yaşanmışlıklarının tamamını biz okuyucuyla paylaşmıştır.
Karamazov kardeşleri okurken Dostoyevski'nin anlattıklarının bugünle benzer olmasına hiç şaşırmadım.
Çok sevdiğiniz, aşık olduğunuz bi' kadın hayal edin. Gözlerinin derinliğinden, saçlarının dalga dalga yayılmasından ve de güzelliğinden bahsetmek istiyorsunuz.
Güzel bir şiir yazmak istiyorsunuz ki sizin onu ne kadar çok sevdiğinizi anlasın. Yahut bi' söz söylemek istiyorsunuz ama...
Ama hiçbir söz hiçbir cümle ve de hiçbir dilde siz, onu ne kadar çok sevdiğinizi yeteri kadar anlatamıyorsunuz.
İşte Karamazov Kardeşler için inceleme yazmaya kalkışıyorum ve hissettiklerim tamamen bunlardan ibaret. Bu kitabı anlatmak için hiçbir kelimeyi yeterli bulmuyorum. Ne yazsam da onu tam anlamıyla anlatabilsem diyorum ama yok, olmuyor!
Ben de bu yüzden size kitabı anlatmayacağım. Kitabın bana yaşattırdıkları ve hissettirdiklerini anlatabilirim ancak...
Tam 1 yıl önce 10-15 civarı hediye kitap gelmişti bana. Tabi içlerinde de Karamazov Kardeşler de vardı. Hepsini teker teker okumaya başladım ve Karamazov Kardeşler'e geldi sıra. Peki, okuyabildim mi?
Hayır okuyamadım :( Olmuyordu nedense. Öyle çok kalın bi' kitaptı önce. Sonra da ağırdı.
1 yıl geçti diğer kitapların hepsini okudum ama hala bunu okuyamadım :D
Ve dedim ki artık yeter! Bu kitabı okumalıyım.
Peki bu kitabı okumak neden bu kadar zor?
Başlıyorsunuz ama 831 sayfa, hani şey gibi düşünün.
Hap kullandığınızı düşünün ya da su içtiğinizi, ama bu öyle ki su hiç bitmiyor. Ama bitirmek de istiyorsunuz.
Ya da yemek yemek gibi. Önünüzde hiç bitmeyen bir yemek düşünün ve siz yedikçe yemek istiyorsunuz...
Karamazov Kardeşler bu yüzden zor bi' kitap.
Öncelikle derin, öyle girince 2 kulaç atıp çıkamıyorsunuz. Karayı görene kadar gitmeniz gerekiyor...
Ama Dosto sizi test ediyor onu söyleyeyim :D
200 sayfa boyunca diyor ki "Gel bi' test edeceğim seni, okumaya devam edersen ve ben de seni kabul edersem gerçek cennete ulaşacaksın..."
İşte 200 sayfayı okuyup( Kitabın Dörtte Biri) bütün testleri geçerseniz, kitap size açılıyor. Yeni bir evrene geçiş yapmış oluyorsunuz. Ve artık alacağınız hazlar sonsuz...
İşte bu kitap çok tuhaf, karmaşık, kendine çeken ve bağımlı yapan bir kitap.
Peki kötü tarafı ne biliyor musunuz?
KİTABA BAŞLADIĞIN ANDA DURAMIYORSUN!
Öyle sanki tiyatro izliyormuş gibi çok heyecanlı bir şekilde durmadan izlemen lazım.
İnsanlar birbirine saldırıyor, küfürler ediyor, aşklar yaşanıyor...
Ama bı ra ka mı yor sun.
İşte bu yüzden bu kitap okuması zor bi' kitap.
Basit bi' şekilde açıklamam gerekirse kitabı okumaya başladığınız anda Azrail yanınıza gelse, "Lütfen, birkaç gün ver de şu kitabı bitireyim!" demeye bile zaman ayıracağınızı sanmıyorum :D
Kitaptan kafanızı kaldırabilirseniz bence bu dünyada yapamayacağınız hiçbir şey yok :D
Neyse benim söyleyeceklerim bu kadar.
Sizi çok güzel bir kitapla baş başa bırakayım. Okumak isteyen herkese başarılar dilerim :D
Herkese İyi Okumalar...
Kitabı bitireli uzun zaman oldu. Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’nden okudum. Nedendir bilinmez kitabın çevirisine ısınamadım. 1008 sayfa ilk bakışta gözümü korkutmuş olsa da içimde ukde olarak kalan minik kaygılar yatıştı günden güne. Kitabı elimde görenler “ömür biter bu kitap bitmez Abdullah, ne yaptın sen” deyip durdu. Kitabın kalınlığına bakıp sıcak bir tebessümle “hukuk mu okuyorsun sen?” diyen temiz yürekli insanlar da oldu. Üstümde sürekli bugüne kadar nasıl okuyamadım, neden okumaktan kaçındığımın pişmanlığı hissettim. Büyük bir sabırla sayfaları çevire çevire Dostoyevski’nin keskin kalemine bir kez daha tanık oldum. Aile kavramı, inanç eleştirileri ve alışılmışın dışında bir aşk... Schiller, Platon ve Hamlet ile beraber başka eserlerden bahsedilmesi ilgimi çekti. O zamanların gündeminde olan ve insanların okuduğu kitaplar hakkında kendi çapımda çıkarımlarda bulunma şansı elde edebildim. Kitaptaki ana karakterlerde kendimden izler buldum: İvan’ın soğuk tavırları ve mantıkla hareket edişi. Alyoşa’nın -Dostoyevski'nin üç yaşında ölen oğlunun adıdır aynı zamanda- saf, sakin ve hayat dolu bir ruha sahip olması; onu herkesi seven bir karakter olarak gördüm. Yakın Hissettim. Mitya’nın serzenişleri ve tutkulu halleri, bununla birlikte Rus insanının tavırlarını mizaçlarını en çok Mitya’da gördüm diyebilirim. Bir de staretz Zosima var: kardeşinin ölümü, kendisi ölüm döşeğindeyken söyledikleri beni derinden etkiledi. Alyoşa iyi ki söylenilenleri not almış... Mitya’nın talihsizliği, tereddütlerde kalması, mahkeme anlarını hiç unutamıyorum. Tüm bunlar olurken insanların ‘adalet’ anlayışını tekrardan sorguladım.

İş Bankası Yayınları’ndan okuduğumu söylemiştim en başında. Türkler ile ilgili bir kısma denk geldim ve bu beni araştırmaya yöneltti. Kitabın Türkçe çevirilerinde sansüre maruz kaldığını söyleyenler oldu. Bu konuda emin konuşmaktan yana değilim fakat edindiklerimi paylaşmaktan geri kalmak istemiyorum. Bu durumun herhangi bir ulusal oynama ve çarpıtılabilmek amacıyla yazıldığına kanaat getirmiyorum. Aksine Dostoyevski’nin insanların doğaya ve hayata karşı işlediği suçlara bir çığlık, bir misilleme olarak kaleme döktüğünü düşünüyorum. Sansür var mı yok mu bir şeyler demek benim için bir muammadan ibaret. Alfa ve İletişim yayınlarının alakalı kısımla ilgili çevirisini de bu iletinin altında paylaşıp, herkesin mutlaka bu kitabı okuması gerektiğini dile getirerek noktalamak istiyorum...
Sarmadı bi türlü. Yani böyle kilise, babalar-oğullar, ilişkiler... Ya çok güzel bir hikaye ve anlatım ben olayı kavrayamadım ya da.... Okumalarım arasında çok ara verdim belki de ondan kaptıramadım kendimi. Suç ve Ceza da böyle olmamıştı. Akıp gitmişti. Bi de isimleri her zaman karıştırıyorum ben. Dimitri neciydi. Lakabı neydi onun. İsim ve lakap bolluğu var gibi sanki. Fazla insan sevmiyorum galiba :)))
Of daldım bir klasikler denizine çıkamıyorum. Dostoyevski de iyice dağıttı beni. Aldı götürdü. Kitap bitiyor ama hala onların bir yerlerde yaşadığına inaniyorsunuz ve sonrasında neler olduğunu merak ediyorsunuz. Roman gibi değil birinin ağzından gerçek yaşam öyküsü dinler gibi. Kanlı canlı insanmislar gibi..
Hani biri gelir size bir şeyler anlatır da öyle dalıp gidersiniz uzak diyarlara...Hele ki o 'Biri' DOSTYEVSKİ ise..
Etkinliğe başlarken ne demiştik: 'Bu edebiyat yemeğine ne kadar Dostoyevski koyarsak koyalım tadında bir sorun olmayacak aksine daha da güzelleşecektir'

Kitap 3 bölümden oluşmaktadır; her bölüm kitap başlıklarına ayrılmış olup toplam 12 kitaptan oluşur. İncelememi bölümlere ayırarak yapmakta fayda görüyorum

1. BÖLÜM
Yazar bu bölümde okura kahramanları tanıtmıştır, akrabalık ilişkileri belirtilmiştir. Sırasıyla kim kimdir ; ne nedir ve romandaki işlevi nasıldır? Daha ilk bölümden bize bunun ip uçlarını verir.
Bu bölümde ana temayı biraz da olsa öğrenmiş oluyoruz.
İlk kahramanımız Baba FYODOR PAVLOVİÇ KARAMAZOV ' dur. Huysuz, kaba, acımasız, para ve şehvet düşkünü bir insandır. Olayların gerçekleşmesinde başkahraman olma özelliğindeki bu kişi aklımıza gelebilecek hemen hemen tüm kötülükleri huy edinmiş bir babadır. İlk eşinden bir; ikinci eşinden iki olmak üzere toplam üç oğlu vardır. Daha çocuklar çok küçükken annelerinin ölmesi ile Baba karamazovun sorumsuz olması onun ne denli kötü olduğunu gösterir. Onun bu kötü huyları sadece belli bir yaşa veya döneme ait olmayıp hayatı boyunca devam etmiş evlatlarına gereken sevgiyi verememiştir.
İilk oğlu Dmitri ( mitya ) diğer ikisi ile üveydir. Benim kitabın her yerinde dikkat ettiğim nokta burasıydı. Birbirilerine davranışları ve hissettikleri üvey olmalarıyla alakalı mıydı? Bire iki olmaları kardeşlilerini nasıl etkileyecekti? kutuplaşmaları ne oranda olacaktı? Ben bunlar üzerinde yoğunlaşmışken fark ettim ki üveylikleri sadece sözde kalmıştır. Bu onların çok iyi anlaştığı birbirilerine sıkı sıkıya bağlı olduğu anlamına gelmiyor fakat böyle olmamalarının sebebi kesinlikle üvey olmaları değildi. En küçük kardeş olan Alekseyin iki abisine de sevgisi oldukça samimi olması bu çıkarımı mı destekler. Üveylik ayrımının olmamasının bir sebebi üçünün de babalarının hışmına uğramada ortak kaderi paylaşmış olmasından ileri geiyor olsa bile ; farklı annelerden olmalarının kardeşlik bağını silmediğine mutlu oldum kendimce. Gerçi kardeşlerden İVAN , DMİTRİYİ sevmiyordu fakat yine de bu üvey olmaktan gelen bir şey değildi.
Dmitri kendini belli eden hislerini olduğu gibi dışarı vuran ; uçarı kaçarı bir tiptir. Olur olmaz her yerde her şeyi söyler , kimseden çekinmez, herkese hoyratça davranırdı. Babasına nefretini en çok o dile getirirdi.
İVAN , Fyodor 'un ikinci eşinden ilk oğludur. Bilgili; Dmitri gibi boş konuşmazdı ve onun gibi davranmazdı hatta bu yüzden onu küçük görürdü
ALAKSEY ( Alyoşa) İvan ile öz kardeş aynı zamanda babasının en sonuncu çocuğudur. Oldukça iyi niyetli herkes tarafından sevilen, sözüne itibar edilen birisidir. Kötü olan ne varsa onun karşısında durur bunu kimseyi küçük görmeden yapardı. Diğer iki kardeşinden farklı olarak babasını sevmese bile ona karşı nefreti kendine yakıştıramaz bunun önüne geçmeye çalışırdı. İvan ise o nefreti Dmitri kadar açığa vurmamış fakat o nefreti içinde besleyip büyütmüş sonunda da nefreti ile sınanacaktı.
Çocuklar babalarından ve birbirilerinden ayrı yerlerde büyümüş ve sonunda bir araya gelmişlerdi ; işte hikaye boyle başladı.

Birgün baba ve üç oğlu manastırda toplanma kararı aldılar ve o gün orada büyük bir kavga çıktı. Hristiyanlikta DEDE diye tabir edilen ZOSİMA adlı kişi toplantıyı yönetiyordu . Zaten hasta olan Dede o gün fenalaştı ve kavga edildiği sırada İVAN PAVLOVİÇ'in önünde diz çökerek ona bir şey ima etti. Herkesin çok şaşırdığı bu olay karşısında Zosima dede geniş bir açıklama yapmamış ancak İvanın öünde eğilmesinn bir felaketi işaret ettiğini ( kehanette bulunarak) söylemiştir. Buradan beri İvan karakterine önyargılı oldum ve kitabın neredeyse sonuna kadar onu suçlu gördüğümü de belirtmek isterim.

2.BÖLÜM

Dedenin bu hareketinden sonra çok zaman geçmeden ölmesi ile Aleksey manastırdan Dedenin de daha önce öğütlediği üzere ayrılır. Zosima dedeye olan sevgi ve inancından ötürü abilerinin babalarına olan nefretinden korkar. ve onlar için sürekli dua eder. İvan ve Dmitri ile ayrı ayrı konuşup içlerindeki nefretin ölçüsünü almaya çalışır. ama korkusunu tam olarak dile getiremez. Üstü kapalı şekilde büyük felaketten yani cinayetten ağabeylerine bahseder. Onların vicdanlarına seslenmeye çalışırken kendi de bir yandan babasını sevmemekte onların ne denli haklı olduğunu bilir ;her şeyi düzelteceğine inanır ama korkusu inancından az değildir. ki zaten korktuğu başına gelecektir . Ama nasıl?

3. BÖLÜM

Bu bölümde o büyük felaket yani CİNAYET gerçekleşecektir
Asıl suçludan bahsetmeden önce olayda etkisi büyük olan iki kadından bahsetmek istiyorum.GRUŞENKA VE KATYA...
Katya Dimitrinin terkettiği nişanlısıdır .İyi bir kalbi olmasına rağmen iyiliği ile insanlar üzerinde etkili olmaya çalışması onun tek kötü yanıdır ki bu da bütün iyiliklerinin değerini düşürecektir.
Zengin olduğu için Dmitriye verdiği borç parayı aslında onun har vurup harman savurmasını beklemiş ve bu yolla da onnu kendince küçük düşürmeyi amaçlamıştır.Bu da Dmirtiyi yaşayacağı büyük acılara gebe bırakmıştır; Ondan aldığı parayı ödeyemediği için kendini o kadar suçlar ki sonunda davranışları yoldan çıkacak duruma gelir ve onu acı sona sürükler. İkisi arasında öyle bir var ki birbirilerinden nefret ederken içten içe saygı da duyuyorlar. Hayatımızdaki en önemli kişilerle ilişklerimiz böyle değilmidir? bir yandan acıtmak diğer yandan koruyup kollamak...
GRUŞENKA ,Dmitri nin Katya yerine tercih ettiği kadındır, bu kadına sevgisi o kadar fazladır ki onun için herşeyi yapabileceği kesindir. Bu sevgiyi derinleştiren bir şey var ki o da babasıyla anı kadını seviyor olması. Zaten babasını sevmeyen biri için bu sevgi kazanılması gereken bir savaştır .
Gruşenka paracı bir insandır. 5 yıl önce birisi tarafından terkedildikten sonra gerçekten kimseyi sevmemiştir ve baba oğul arasındaki bu savaşta ikircikli rol oynar
Dmitri aşık olduğu kadının , babası Fyodor pavloviç i seçeceğinden korkar. Bu yüzden olduk olmadık şüphelere bürünür.Fakat Grusenka ikisini de değil kendisini 5 yıl önce terkeden kişiye döner . Dmitri bunu üzülerek ama olgunlukla karşılamıştır.; bu da babasına lan nefretini birkez daha gösterir.
Fakat bunu anlaması ona pahalıya patlayacaktır; gruşenkanın babasına gittiğini sanıp babasının evine gizlice girmesiyle gerçeği anlar ; fakat işte o gün büyük felaket gerçekleşecek , babası öldürülecektir.
Bütün şüpheleri üzerine çeken Dmitri babasını öldürmediği halde evin uşağı Grigoriyi yaralamasıyla suç onun üzerine kalır.

Yazar tam da burada o kadar güzel anlatmış ki sayfalarca Dmitrinin gerçekten yapıp yapmadığını anlayamıyor okur.

Son bölümde Dmitrinin tutuklanması ve ifadesi yer alıyor; sorgulama günümüz yöntemlerine benzer şekilde şüpheliye çelişik sorular sorarak , onu kızdırarak ,onu yorarak yapılıyor.
Dmitri ise Grigoriyi öldürmediğine sevinmenin verdiği şaşkınlık ve Gruşenkanın tekrar kendisine dönmesinin verdiği mutlukla karman çorman oluyor ve acınası hale düşüyor.
peki asıl suçlu kim?
Baba fyodor pavloviç karamazov u gerçek anlamda öldüren bir başka uşak SMARDYAKOVdur.Bir aptal gibi görünür oysa oldukça zekidir her şeyi planlamış ve şüphe bırakmayacak şekilde cinayeti işlemiştir

En önemli kısım ise cinayeti yaparken İvanın buna göz yummasını sağlaması , onun içindeki nefretten faydalanması ve İvanı vicdan azabı ve ruhsal skıntılarla başbaşa bırakmasıdır. . Çünkü cinayeti önceden üstü kapalı şekilde ivana açmış bir gün öncesinden ivanı evden kendi isteğiyle ve imalarla uzaklaştırarak ona sözde iyilik yapmış oysaki İvanın sonradan idrak edeceği büyük bir kötülüğe imza atmıştır

Smardyakovun neden bunu yaptığına geince onun nefreti de KARAMAZOV KARDEŞLER den az değildi. ; Fyodor onu sevmesine sevrdi ama aptal bulurdu .Onu öldürmesinin sebebi, annesinin yarım akıllı bir kadın olmasından dolayı hayatı boyunca bundan utanç duyması ve aşağılanması ve belki de BENCE annesinin kendisine hamile kaldığında dedikoduya göre bunu yapanın Fyodor olmasından duyduğu nefret..

Hayatın her yerinden bir kitap , odaklandığı tek şey şudur diyemem.. her şey o kadar önemsenerek anlatılmış ki, ufak bir ayrıntı insanın içine işleyebiliyor ve kitabi bitirip arkasına yaslaninca insan paslı hislerinden biraz daha kurtulduğunu hissediyor
İyi ki okumuşum ; iyi ki yazmışsın DOSTOYEVSKİ ; ve iyi ki önermişsin QUİDAM
:)))
Aile kavramına bakış açınız değişecek... Dostoyevski'nin bütün kitaplarını okudum.. Karamazov'ları tanıyınca daha da büyülendim.. Bir solukta okuyup bitmesini istemeyeceğiniz şaheser ...
“Yakınlarımı nasıl seveceğimi hiçbir zaman bilemedim. Bence özellikle yakınlarını sevmek, yabancıları sevmekten daha zordur.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Karamazov Kardeşler
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
1025
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944880985
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Братья Карамазовы
Çeviri:
Nihal Yalaza Taluy
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Dostoyevski, yaşamının son yıllarında başyapıtı Karamazov Kardeşler'i tamamladığında, Rus yazınında 'felsefe düzeyinde roman-tragedya denen türün de temelini attığının bilincinde değildi. Dostoyevski'nin yaşam birikiminin tümünü ve sanat gücünün doruğunu içeren bu roman, gerçekte insanı insan yapan ne varsa, onlara adanmış bir destan niteliğini taşır. Yazar, hiçbir romanında "Karamazov Kardeşler"de olduğu denli insan ruhuna inmemiş, insanoğlunu bu denli kesitler biçiminde, içgüdülerinin ve istencinin tüm görünümüyle sergilenmiştir. Bir aileyi konu alan ve bir felaketler zinciri olarak gelişen olay örgüsü, bireysel öğelerin yanı sıra, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki Rus toplumunu da geçirdiği sarsıntıların tümüyle, dünya edebiyatında bir eşi daha bulunmayan bir sanat aynasından yansıtır.
(Tanıtım Yazısından)

Dostoyevski (1821-1881): Gerek 1840'ların ortalarından itibaren yayımlamaya başladığı Beyaz Geceler ve Öteki gibi uzun öykü-kısa romanlarıyla, gerekse Karamazov Kardeşler, 
Suç ve Ceza ve Budala gibi Sibirya sürgünü sonrası büyük romanlarıyla, insanın karanlık yakasını kendinden sonraki bütün romancıları derinden etkileyecek biçimde dile getirmiş büyük bir 
19. yüzyıl ustasıdır. Karamazov Kardeşler, yazarın son başyapıtıdır.
(Arka Kapaktan)

Kitabı okuyanlar 2.738 okur

  • Elif KILICIKAN
  • Eray Bayhan
  • Saadet Küpoğlu
  • İbrahim Aytaç
  • Cihan
  • Nermin
  • KmrnHsn
  • Ömer
  • Çağlar Hayat
  • Bilge Bayrakdar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.6
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%19
25-34 Yaş
%31.2
35-44 Yaş
%26.8
45-54 Yaş
%10.2
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%49.6
Erkek
%50.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%49.2 (432)
9
%24.9 (219)
8
%15.8 (139)
7
%4.6 (40)
6
%2.2 (19)
5
%1.1 (10)
4
%0.7 (6)
3
%0.3 (3)
2
%0.6 (5)
1
%0.5 (4)

Kitabın sıralamaları