Karamazov Kardeşler

8,9/10  (633 Oy) · 
2.028 okunma  · 
642 beğeni  · 
15.995 gösterim
Dostoyevski, yaşamının son yıllarında başyapıtı Karamazov Kardeşler'i tamamladığında, Rus yazınında 'felsefe düzeyinde roman-tragedya denen türün de temelini attığının bilincinde değildi. Dostoyevski'nin yaşam birikiminin tümünü ve sanat gücünün doruğunu içeren bu roman, gerçekte insanı insan yapan ne varsa, onlara adanmış bir destan niteliğini taşır. Yazar, hiçbir romanında "Karamazov Kardeşler"de olduğu denli insan ruhuna inmemiş, insanoğlunu bu denli kesitler biçiminde, içgüdülerinin ve istencinin tüm görünümüyle sergilenmiştir. Bir aileyi konu alan ve bir felaketler zinciri olarak gelişen olay örgüsü, bireysel öğelerin yanı sıra, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki Rus toplumunu da geçirdiği sarsıntıların tümüyle, dünya edebiyatında bir eşi daha bulunmayan bir sanat aynasından yansıtır.
(Tanıtım Yazısından)

Dostoyevski (1821-1881): Gerek 1840'ların ortalarından itibaren yayımlamaya başladığı Beyaz Geceler ve Öteki gibi uzun öykü-kısa romanlarıyla, gerekse Karamazov Kardeşler, 
Suç ve Ceza ve Budala gibi Sibirya sürgünü sonrası büyük romanlarıyla, insanın karanlık yakasını kendinden sonraki bütün romancıları derinden etkileyecek biçimde dile getirmiş büyük bir 
19. yüzyıl ustasıdır. Karamazov Kardeşler, yazarın son başyapıtıdır.
(Arka Kapaktan)
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2013
  • Sayfa Sayısı:
    1025
  • ISBN:
    9789944880985
  • Orijinal Adı:
    Братья Карамазовы
  • Çeviri:
    Nihal Yalaza Taluy
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Quidam 
 16 Şub 06:49 · Kitabı okudu · 14 günde · 10/10 puan

Baylar ve bayanlar, sizlere birazdan gerçeği sunacağım. Tüm çıplaklığıyla kendi gerçekliğimi ortaya koyacağım. Yazacaklarım ne romanla ilgili ne de romanın dışındadır. Ne incelemenin hakkını verecektir ne de incelemeden bağımsız olacaktır. Ne okunmayacak kadar değersizdır ne de okuyunca aydınlanacak kadar değer doludur. Uzun lafın kısası, her şeyi barındıracaktır ama hiçbir şey bulunmayacaktır.

Her şeyden önce Dostoyevski'ye bakışımı görüşlerimi aktarmak isterim. Bunun için de ilk başta kendimle alâkalı bir paylaşımda bulunacağım. Kendimi bildim bileli, beni tanıyan ve/veya bir şekilde izlenim oluşturabilecek kadar algısına girdiğim insanlar, beni hep 'anormal' veya 'farklı' diye nitelendirmişti. Tabii onların, bu şekilde düşünmelerini sağlayan çok fazla unsur var.
Ancak onlardan şimdi burada bahsetmeyeceğim. Kendimi ve hayatı gerçekten anlamaya başladığım ilk andan, bu ana kadar sadece üç tane olguyu ilginç buldum ve bu olgulardan dolayı da sadece iki eyleme -biri teknik olarak eylem sayılmaz-
tutkuyla bağlandım.
Olgular: 1-) Doğa 2-) İnsan Psikolojisi 3-) Felsefe
Eylemler: 1-) Gözlem 2-) Anlama
Şimdi, tüm bunları göz önüne alınca; Dostoyevski okuyanlar, ona karşı nasıl bir hayranlık beslediğimi sezinlemiştir. Ama onlara, şunu söylemek isterim:
"Siz daha bir şey görmediniz!"
Okumayanlar için ise tüm samimiyetimle şunu söylemek isterim ki:
"Mağaranızdan çıkın, lütfen! Çok şey kaçırıyorsunuz."
Hazırsam başlıyorum.

Kurgusal romanlarda, Dostoyevski en iyi yazar olmayabilir. Fakat eldeki kurguyu doldurma konusunda, ondan iyisi olmadığını düşünüyorum. Bunu, şu şekilde anlatabilirim; yaşamış ve yaşayan bütün yazarların -en bilinmeyenleri de dahil- hepsine aynı bitkinin tohumunu -kurgu- ve aynı büyüklükte bir toprak parçası -kağıt ve kalem- verelim ve kendi hallerine bırakalım. Yaklaşık bir yıllık bir süre boyunca hepsini, kendi hâline bırakalım. Sonrasında hepsini tek tek gezelim. Kimilerinin tohumu fidan vermeye başlamış olur, kimilerinin hâlâ toprağın altında kalmıştır veya girip gitmiştir, kimilerinin yeşerdikten sonra kurumuştur, kimilerinin güzel bir fidana dönmüştür vb. bir çok ve neredeyse hepsi birbirinden farklı şekillerde sonuca ulaştırmıştır. Fakat Dostoyevski'yi benim gözümde ayıran; tohumdan önce toprağa vereceği ilgi ve anlayıştır. Onun alanındaki toprak bambaşka bir şekil almıştır. Neden mi böyle düşünüyorum? Çünkü, Dostoyevski tohumu ne kadar iyi anlayacaksa, toprağı da bir o kadar iyi anlayacaktır. Derin anlayışı ile gelecek olan yaklaşımlar da en iyisi olacaktır. Tohum için en iyi yeşerme noktasını, ne kadar suyu alması gerektiğini, toprağın ona neler sunabileceğini/sunamayacağını vs. tohum ve toprak ilişkisine dair en ufak ayrıntıya kadar irdeleyerek en iyi sonuca varacağından eminim. Süre uzun olsaydı eğer; 10 yıl, 20 yıl vs. gibi zaman dilimlerinde ortaya çıkacak bahçelerden, gölgesi ve güzelliği için gideceğim Dostoyevski'ninki olurdu. Çünkü, doğaya, yani 'gerçek'liğe en yakını onunki olurdu.

Dostoyevski ve Psikoloji. İki ayrı kelime, bir insan ve bir kavram, ama benim gözümde hepsi bütünleşmiş. Dostoyevski'nin, insanın içinde hissettiklerini ve kafasında dönüp duran düşüncelerini anlama yetisi gerçekten muazzam derecede güzel ve korkutucu. Bu durumu, şu şekilde açıklamak isterim; bütün insanlar bir araya gelmişiz ve önümüzde hepimizin yan yana ilerleyebileceği büyüklükte bir mağara -insanın kafası ve ruhu- var. Ve herkes içeride özgürce ve rastgele hareket edebilse bile, kimse kimseye rahatsızlık veremeyecek kadar içi büyük. Bizi mağaranın içinde ne beklediğini bilmiyoruz. Hatta kimileri, neden mağaranın önünde ve diğerleri ile beraber olduğunu da bilmiyor. Ama içgüdüsel olarak, hepimiz oraya doğru çekiliyoruz. Mağaraların derinliklerine ve bulundukları yerlerine göre ilerlemeyi güçleştiren durumları vardır. Aklıma hızlıca gelenlerden bir tanesi ilerledikçe oksijen seviyesi azalır. Attığımız her adımda nefes almak güçleşir. İkincisi ise ilerledikçe ışık da azalır. Görme duyusu ve sıcaklık gittikçe kaybolmaya başlar. Üçüncüsü ise, ilk ikisinin ve başka yan sebeplerin oluşturacağı etkisiyle bilinmeyenin getireceği korku duygusu tetiklenir. Bu da her adım attığımızda kendimizle savaş vereceğiz, demek oluyor. Şimdi, bu ve bunun gibi zorluklar var. İlk adımı kim atacak bilmiyorum, ancak ilk adımı atmadan ve ilk adımı atar atmaz bir çok kişinin vazgeçmesi kaçınılmaz olacaktır. Neyse, gelmeyecekleri bırakıp ilerleyenlerle devam edelim. İlerlemeye devam ettikçe, yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı vazgeçip geri dönenler olacaktır. Kimisi nefes almakta zorlandığı için, kimisi görememeye başlayınca anlamsız bir ilerleyiş olacağını düşüneceği veya bir şey yapamayacağını düşüneceği için, kimisi bulacaklarından korkacağı için, kimisi de bunların hepsinden dolayı ya da bunlardan bağımsız başka bir sebepten dolayı vazgeçip geri dönecektir. Dostoyevski ve ben ilerleyeceğiz. Açıkçası, bende de bunlardan dolayı vazgeçme istemi var. Ancak onun yanında iken ilerleyebiliyorum. Bana güç veriyor. Onun gözlemciliğini ve anlama yetisini, gözlemliyor ve anlamaya çalışıyorum. Mağaranın içinde ışığın yok denilecek kadar az olduğu yerlere geldik. Ben hiçbir şey görmüyorum. Onunla da ses ve dokunma yoluyla iletişim kuruyorum. O ise her şeyi görüyor. Gözleri ile bile olmasa da benim anlamadığım başka bir şeyle görüyor. Bana mağaranın içindeki taşları, ışığa ihtiyaç duymadan yaşayan hayvanları, orada çok az bulunan suyu, havadaki kokuları vs. her şeyi söylemeye ve anlatmaya başlıyor. Nelerden bahsettiği ancak o bahsettiğinde fark ediyorum. O söylemeden önce hiçbir şey yoktu. Fakat şimdi, mağarayı ve içindekileri aklımda canlandırabiliyorum. Bana taşların yapısındakileri ve dışarıdaki taşlardan farklılıkları ile benzerliklerini; ışıksız yaşayan canlıların neye benzediklerini, nasıl beslendiklerini, nasıl yaşadıkları ve aralarındaki ilişkileri; suyun burada nasıl olduğunu ve mağaranın içindeki yaşamı nasıl etkilediğini; havadaki kokuların nereden geldiklerini ve etkilerini anlattı. Bu güzel konuşmalara dalıp gitmişken bir anda fark ettim ki, biz hariç kimse kalmamış. Herkes vazgeçip geri dönmüştü. O anda tüm benliğime bir korku hâkim oldu. Dostoyevski'ye rağmen daha fazla ilerleyemeyeceğimi anladım ve ona söyledim. O ise "Sen git. Ben daha ilerleyeceğim. Şimdilik bir sıkıntım yok.'' dedi. Ve ilerlemeye devam etti. Geri döndükten sonra oluşan kargaşadan dolayı bir daha Dostoyevski'ye denk gelmedim. Mağaranın en sonuna kadar ulaştı mı, yoksa o da mı belli bir yere kadar gidebildi bilmiyorum. Ancak şunu biliyorum ki, en derine o gitti.

Roman hakkında söylemek istediğim az bir şey var. Onu da benzetme yoluyla söyleyeceğim. Çünkü, inceleme biraz uzun olduğundan sizleri daha fazla baymak istemiyorum ve düşüncelerimi daha iyi nasıl ifade edebilirim bilmiyorum.
Ressam: Dostoyevski.
Tuval: Roman.
Boyalar: İnsan.
Resim: Her renk kullanılarak ortaya çıkarılmış olağanüstü bir eser. Renklerin ahengi, birbirlerine olan uyumu ve güzellikleri ile çirkinlikleri bir arada.

İşte böyle, baylar ve bayanlar. İncelemem buraya kadardı. Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ediyorum. Dostoyevski ile sağlıcakla kalın. Saygılarımla.

Dip Not: Hatalarım, noksanlıklarım ve saçmalıklarım için affınıza ve anlayışınıza sığınırım. Duygu ve düşünce yoğunluğundan uyuyamadım. Sıfır uyku ile bunu yazdım. Ki bu da sanrılı düşünceler oluşturmuş olabilir.

Anıl 
 31 Ara 2017 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Uzun bir aradan sonra tekrardan aranızdayım. Bu uzun arayı oldukça tuhaf bir adamla beraber geçirdim. Müsade ederseniz bu yeni arkadaşımın hikayesini sizlere anlatmak isterim. İsmini vermeyeceğim, lakin siz onu, hikayemde 'Yabancı' olarak bileceksiniz...

Gözaltındaki yedinci günümüz...

Küçük bir pencere, epeyce uzun bir koridor ve koridor boyunca konumlanmış kafes şeklinde sayısız nezarethaneler. Biz Yabancı ile beraber tuvaletin karşısındaki, diğerleri gibi karanlık ve yalnızca koridor florasanlarının yeteri kadar aydınlatamadığı 17 numaralı nezarethane odasındayız ya da hücresindeyiz... "Nefes alamıyorum Yabancı, neden zaman geçmiyor? Şu lanet kediye bakar mısın, hala bizi izliyor... Bizi ne zaman bırakacaklar dersin? -Bırakacaklarından emin değilim dostum hem ne istiyorsun şu güzelim kediden, baksana şunun güzelliğine yaklaş bakalım, aferin, işte böyle, ne olursa olsun çevrene öfke ile bakmamalısın. Öfke, yolunu kaybetmiş bir kurşun gibidir. Asla istediğin hedefe varmaz. Seninki de bak bu güzelim hayvana isabet etti yazık değil mi. -Nefes alamıyorum Yabancı anlıyor musun? Öğrencilerim var benim! Merak etmişlerdir hem yeni öğretmen oldum ben lanet olsun, gözümün önünden çocukların gülüşleri gitmiyor. Bir gün, insan sevmemin bedelini, demir parmaklıklar ardına tıkılıp yapayalnız bırakılarak mı ödeyecektim. -İnsan sevmenin bedeli her zaman ağır olmuştur dostum, bu senin yaratılışında var. Vaz mı geçeceksin. Elbette hayır. Bu sebeple biraz daha sakin kalmanı öneririm. Evet gelelim zaman hususuna. Zaman gerçek gibi değil mi, aslında zaman, sadece bizim zihnimizin ürünü. Lakin dokunulamaz bir şimdisi var. Zamanı bizde gerçek kılan şimdisidir. Şimdi ise tamamen görecelidir dostum. İşte tamda bu nedenden dolayı bize ve şu an dışarıda özgür bir insan için zaman olgusu farklı işler. Senden koskocaman, çalışan bir duvar saati düşünmeni istiyorum. Bu saatin üzerinde de yine aynı orantıda akrep ve yelkovan olduğunu varsayalım. Buraya dikkat et lütfen! Zannediyorum ki biz şu an akrebin üzerindeyiz, özgür insanlar ise yelkovanın. Bir saatlik zaman zarfında biz sadece iki sayı arasındaki mesafeyi katederken özgür bir insan sadece bir dakikada tüm alanı dolaşacak ve bir saatte tam altmış defa tüm alanı turlamış olacaktır. -Oldukça farklı bir yaklaşım bu hiç böylesine düşünmemiştim. -İşin güzel yanı ise zaman bizim için verimli durumda ve değerlendirmek gerek, aklını daha fazla bu konularla meşgul etme de şu Knut Hamsun'un kitabına başla. -Haklısın belki orada zaman daha hızlı ilerliyordur..."

Gözaltındaki ondördüncü günümüz...

Açlık, Frenkeştayn, Köpek Kalbi, Altıncı Koğuş, Satranç kitapları bitti. Ölmeden önce her kitabın bir hikayesi olmalı derdim ama ben böyle bir hikayeyi kastetmemiştim. Bir dakika, ben ölmeden önce mi dedim. Hayır ölmüş olamam. Polisler gelip tuvalet için kapıları açıyorlar, her öğün bir kap, köpeğin önüne atarcasına, yemek veriyorlar ve ayrıca Yabancı da var yoksa onunla konuşuyor olur muydum. Gerçeklik algımı yitirmek üzreyim burada. Bu nezarethane tam bir mezar gibi, yerin bilmem kaç kat altındayız. Güneş! evet güneş, hala eskisi gibi doğuyor mu acaba!

Mahkeme günü...

Birazdan sulh ceza da hakim karşısına çıkacağız. Ne diyeceğim ben şimdi? Hakim Bey, ben adam öldürmedim, hırsızlık yapmadım, kimseye tecavüz etmedim neden burada beni tutyorsunuz bırakın gideyim. Evet evet güzel bir savunma kesin bırakır beni, gerçi Yabancı, bize Silivri yolu gözüktü, diyor ama ben onun kadar karamsar değilim. İyi yürekli bir hakim, suçsuz olduğumu anlayıp beni bırakacaktır. Yabancı'yı da öyle ve biz bu sefer, dışarıda test edeceğiz zamanın hızını... Asansör beşinci katta durdu. O da nesi? Ağlayan, fenalık geçiren, bağıran bir aileler topluluğu. Annemle babamda orada olsa gerek. Lanet olsun sanki yüreğimin eli var, pençe atıp boğazımı sıkıyor, nefesime engel oluyor, ağlamak üzereyim. Saçmalama seni ağlatacak kadar yavaş geçme önlerinden. Hızlı adımlarla uzaklaştım oradan. En nihayetinde o geçmek bilmez on dört günün ardından mahkemedeyiz ve ben buradan çıkıp öğrencilerime kavuşacağım...

Sesler epeyce boğuk geliyor, tam olarak anlayamadım ama yolunda gitmeyen bir şeyler olmalı. Bir dakika evet ismim okunuyor... Tutuklanmasına mı dedi? Hayır bir yanlışlık olmalı...

Silivri Günleri...

Tam üç ay oldu öğrencilerim beni unutmuş olmalı. Yapayalnız kitaplarla kalıverdim. Sanırım bu gidişatın en güzel yanı, Yabancı ile aynı koğuşa düşmüş olmamız. Ben bu koğuşta kimsesizlikten ölürüm sanıyordum. Oysa ki, geceleri Sait Faik ile İstanbul'un 1900lü yıllarına yolculuk ediyor, Hasan Ali Toptaş ile Anadolu'nun ücra köylerinde çay içiyor, Zweig ile savaş yıllarını konuşuyoruz. Ve daha bir sürü yazar kimsesizliğime ket vuruyor...

Hikayeye Kramazov Kardeşler arası...

Ölmeden önce, bu kitabı ne zaman ve nerede okuyacağım diye aklımı kısa bir zaman meşgul ettiğimi hatırlıyorum. Silivriye kısmetmiş. Kısmet, tesadüf, tevafuk ne derseniz deyin, bu kitabı anlamak bir yana, hissetmek için ceza evinde okumak gerekirmiş. Dimitri'nin iç dünyasını, hücrelerimin her zerresince hissettim. Sonrasında adalet, adalet, adalet diye bağırdım. Kimse duymadı. Hayır Yabancı duydu. Ah Dostoyevski! Çocuklara karşı hassas olduğumu bilmezmişsin gibi İlyuşka'nın hikayesini anlatıverdin sanki. Kendisinin yaramazlığı yüzünden ölen köpek için hastalanıp ölen Eyyy İlyuşka! Sana sesleniyorum, bende artık ölü sayılırım. Ölüler, ölülerin sesini duyarmış. Ne kadarda göz yaşı döktüm ardından bir bilsen. Ah bilsen.Yabancı mı? Hayır Yabancı da okudu ama o ağlamadı. Bu Yabancı, hisleri alınmış tamamen mantık abidesi bir insan gibi davranıyor, sinirlerimi bozuyor. Koğuşta bir tutuklunun annesi öldüğünde de tüm koğuş hıçkırıklarla ağlarken o yine ağlamamıştı. Hayır sormayacağım neden ağlamadığını.

Ağır Ceza Mahkemesi...

Yabancı ile beraber yarın duruşmamız var erken yatmalıyız ancak ne o ne de ben elimizdeki kitapları bitirmeden uyumaya niyetimiz yok... Sabah oldu. Bekledik gelmediler.

Gerçekleşmesi gereken ancak hiç gerçekleşmemiş duruşmadan bir ay sonra gardiyanlar Yabancı ile mahkemeniz var hazır olun sabaha dediler. Hazır olduk Mahkeme nezarethanesine kadar götürdüler ancak yine mahkeme olmadı.

Neyse ki artık Yabancı ile alıştık bu durumlara. Bekliyoruz elbet çıkacağız bir gün mahkemeye.

Tahliye Günü...

28 Aralık Perşembe günü tahliye olduk. Koğuştakiler Yabancı ve ben için sevindiler ancak biz ise onlar için üzüldük. Silivri'den apar topar kapı dışarı ettiler bizi. Müthiş bir kalabalık var. Bakıyorum, tanıdık kimse yok. Bir taksi tutup eve yollandık. Araçtan indik ve yürümeye başladık. Yabancı son zamanlarda konuşmamaya başladı. Bir gariplik seziyorum. Yol boyunca sisli havada yürüdük ve bir zaman sonra yabancı sokak ışığının tam olarak aydınlatamadığı bir yerden geçerken silikleşti ve tek bedende yola devam ettik...

Kapı açıldı. Annem şaşkın.

Ben geldim...

Serpil Ağ 
 17 Şub 2017 · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 10/10 puan

Değerli okurlar siteye üye olmadan önce, okuyacağım kitapları ben seçerdim. Seçtiğim kitaplarda da genellikle uygun fiyat seçeneği, daha çok dikkat ettiğim bir unsurdu. Ama siteye üye olduktan sonra, kitapların beni seçtiğinin ayrımına vardım. Ne garip bir hissiyat değil mi? Bir zamanlar otorite senin elindeyken, bu otoriteyi kitapların sahiplenmesi. Ama hiç şikâyetçi değilim. Bilâkis bu sayede, önceden niteliksiz bir okur iken, nitelikli bir okura dönüşmek yüreğimin en gizli köşelerinde tarifi olunamaz sevinçler yaratmakta. Ve biliyorum ki, bu fani dünyadan ayrılıp veda vakti geldiğinde ardımda, çocuklarıma çok değerli kitaplar bırakabileceğim.

Bazen hissettiğimiz hisler o kadar çok yoğundur ki, hislerimizi telaffuz ederken uygun cümleleri dile getirmede zorlanırız. Bilgi eksikliğimiz değildir, hislerimizi tercüman etmemize engel teşkil eden. Çünkü biliriz ki, hislerimizin izahında hangi kelimeleri kullanırsak kullanalım, kelimelerimizin kifayetsiz kalacağının ayrımındayızdır.

" Karamazov Kardeşler " Dostoyevski'nin eşsiz kaleminden hasıl olmuş bir eser. Kitaplığımda uzun bir süredir mevcut iken, neden bu zamana kadar okumayıp da muallakta bıraktığım için, kendi kendimi sorguladığım bir eser. Belki de, kitabın kalın olmasıydı gözümü korkutan. Kim bilir... Ne kadar da yersiz bir düşünceymiş hissettiğim. Kitabın kalınlığı ilk etapta gözümü korkutsa da, sayfalar arasında ilerledikçe, nasıl yanlış bir yargıya vardığımın ayırdına vardım. Evet, Dostoyevski'nin okuru yormayan yalın bir anlatımla okurun beğenisine sunduğu kitabı, kalın olmasının yanı sıra, bölümler arası geçişlerde dahi, takılmadan ve zorlanmadan ilerleyebilecek bir atmosfere sahip.

Dostoyevski'nin kitaplarını okuyan arkadaşlar bilirler. Yazarın din ve geleneklere nasıl bağlı olduğunu ve bu bağlılığını da bir şekilde kitaplarına yansıttığını. Bu durum Dostoyevski okuyucusunun yabancı olduğu bir şey değildir zira, okur aşağı yukarı bütün romanlarında aynı temanın işlendiğine şahittir. Bu kitabında da ayan bir şekilde, Tanrısal inancını verdiği örneklerle kahramanları vasıtasıyla hem sorgulamış, hem de biz okurların sorgulamasını sağlamıştır.

Dostoyevski'nin betimlemelerinde vurgulamış olduğu, kişi ve yer tasvirleri ayrıca psikolojik analizleri karşısında etkilenmemek yada büyülenmemek mümkün mü? Anlatım o kadar eşsiz ki sanki, siz de kurguya dahil olmuşsunuz.

Esere kısaca değinecek olursak; babaları olan Fyodor Pavloviç ve birinci eşinden olan Dmitri Fyodoroviç, ile ikinci eşinden olan İvan ve Aleksey Fyodoroviç arasında gelişen sevgisizliğin tetiklediği çıkar çatışmalarına değinilmiş. Üstüne üstlük baba ve oğulun Gruşenka isimli acılarla yoğrulduğu için, hayatı tiye alan bir kadına aşık olmaları kurgunun ana teması. Çocukların anneleri sağ olsaydı belki de, baba ve çocuklar arasındaki iletişim daha farklı bir boyutta gelişecekti. Kim bilir....

Annesi olmayan çocuğun görünmez olduğunu söylerler. Maalesef hayat herkese eşit davranmıyor. Kimileri rahat ve sıcacık aile yuvasında hayattan bihaber iken, kimilerinin de daha küçücük yaşta omuzlarına taşımakla mükellef oldukları ağır sorumluluklar yüklenmekte! Hem boşuna mı, demiş atalarımız, " Yuvayı yapan dişi kuştur. " diye!

Dostoyevski'nin keskin zekâsı ile harmanlamış olduğu ve sayfalar arasında ilerledikçe benim gibi, kendi hayatınızdan bir parça bulacağınız " Karamazov Kardeşler " isimli kitabı mutlaka okuyun!...

İbrahim (Sisifos) 
 26 Mar 2017 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Benim için incelenmesi en zor eser bu olacak sanırım. Eser son söz ile beraber on üç kitaptan oluşuyor. Kanaatimce günde bir bölüm okunup hepsi ayrı ayrı değerlendirildikten sonra eserin özü anlaşılabilir. Bu da ancak eserin iki veya daha fazla okunmasından sonra mümkün. Ben genelde incelemelerimde çok uzun boylu değerlendirmeler yapmaktan kaçınırım, yine de bu esere ilişkin söylenecek o kadar çok şey var ki; değerlendirmenin uzunluğundan ötürü kusura bakmayın. Biraz daha kısa olması için eserin olay kurgusundan ziyade felsefesini anladığım kadarıyla aktarmaya çalışacağım.

Eser ilgili değerlendirmelerime gelecek olursak; eseri iki kitaba ayırmak mümkün, bu kitaplardan ilki, Dostoyevski’nin bütün büyük romanlarında yer alan Katolik kilisesine yapılan eleştiriler ile Ortodoks kilisesi hakkındaki değerlendirilmelerden oluşuyor.
Katolik kilisesine yapılan eleştiriler Büyük Egzinisyoncu başlığı altında toplanmış. Bu bölüm kısaca şu şekilde; İsa bir kiliseye gelir, kilisenin baş rahibi onu doğrudan zindana attırır. Aralarında geçen konuşmada baş rahip, İsa’nın suçlu olduğunu, çünkü topluma iyi ile kötülüğü ayırmak gibi bir görev yüklediğini ancak insanların bu bağımsızlığı kaldıramadığını, bu yüzden mutsuz olduklarını söyler. İsa’nın ölümünden sonra kilise insanlardan bu bağımsızlığı almış ve onların mutluluğunu sağlamıştır. Bu konuşmadan sonra başrahip İsa’yı kovar ve İsa’da hiçbir şey söylemeden gider. Burada Dostoyevski, Katolik kilisesinin Hıristiyanlığı dünyevi arzular uğruna özünden nasıl kopardığını gözler önüne sermiştir.

Ortodoks kilisesine ilişkin değerlendirmeler ise neredeyse ilk kitabın tamamını kapsamaktadır. Kanaatimce bu kısımda Kilise ve Staretz Zoşima’yı ayrı ayrı değerlendirmek gerekmektedir. Kilise, Ortodoks kilisesinin o an ki durumunu, Zoşimanın felsefesiyse olması gerekeni vurgulamaktadır. Ortodoks kilisesi, her ne kadar Katolik kilisesine göre daha masum olsa da, o da halktan kopuktur. Papazlar kiliseye kapanmakla, perhizlerle dini yaşadıklarını düşünmektedirler. Zoşima’ya göre din adamının görevi bunlar değildir. Din adamının görevi toplumla iç içe olmaktır. Din adamı dünya üzerinde işlenen her günahtan en az işleyen kadar sorumludur. Tanrı kilisenin içinde değil dış dünyadadır. Tanrıya ancak dünyayı sevmekle, işlenen günahlardaki sorumluluğu bilmekle ulaşılabilir. Zoşima’nın Alyoşa’yı işinin kilisede değil dışarıda olduğunu söylemesi de, gerçek bir din adamının görevinin ne olduğunun uygulamasıdır. Nitekim Alyoşa romanın ilerleyen bölümlerinde yeni nesile bir yol gösterici olacaktır.
Halk mucizelerle dinin bütünlüğüne inanmaktadır. Oysa Tanrı mucizede değil gerçektedir. İnsan Tanrı’ya inanmak istediği için mucizelere inanır. Yoksa Tanrı’yı inkar eden birisi için bu mucize değil, bilmediği yeni bir bilgidir. Ölen Zoşima’nın kokması da Tanrı’nın mucize de değil gerçekte olduğunun açık göstergesidir.

Eserin ikinci kısmındaysa daha çok olay örgüsü yer alıyor. Burada Alyoşa inancın, İvan İnançsızlığın, Dimitri dünyevi arzunun simgesidir. Bu kısımda Tanrı’nın varlığı, ölümsüzlük, Şeytanın varlığı gibi mistik konulardan izler mevcuttur. Ayrıca bu üç karakter eski Rusya’nın, çocuklar ise yeni Rusya’nın temsilcileridir. Çocukların içerisinde de İvanlar ve Alyoşalar bulunmaktadır. Eserin sonunda yer alan sahneyse, inancın eski ile yeni arasında bir köprü oluşturduğu ve yeni nesilin inanç, iyilik üzerine yönlendirilmesi gerektiği şeklinde yorumlanabilir. Kanaatimce bu son Ecinniler’ e de bir cevap niteliği taşımaktadır.

Çeviri ve zorluk seviyesine gelecek olursak; benim okuduğum eser İş bankası yayınlarının Nihal Yalaza TALUY çevirisiydi. Yayıncı açısından herhangi bir imla hatasına rastlamadım, ancak çevirmenle enerjimiz bir türlü tutmuyor. Kesinlikle kötü çeviri değil ama ben Ergin ALTAY, Mazlum Beyhan, Hasan Ali EDİZ’ den aldığım tadı Nihal Yalaza TALUY’ dan alamıyorum.
Okuma zorluğu konusunda ise;eseri okumaktan ziyade idrak etmenin zor olduğunu, eserin içinde okuyucuyu dinlendiren, sadece diyalog içeren kısımlarında bulunduğunu söyleyebilirim. Ayrıca eserde olay örgüsü 600. Sayfa gibi başlıyor. İlk kısım daha çok ayrı bir felsefe kitabı gibi. Felsefeden zevk almayanlar yada Dostoyevski’ye yatkın olmayan okuyucular bu kısımda biraz zorlanabilirler.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

Yasin YALÇIN 
 22 Ara 2016 · Kitabı okudu · 22 günde · Beğendi · 9/10 puan

Anitk Yunan yazarı Sophokles'in Kral Oedipus adlı bir tragedyası vardır. Hatta bu oyunun Freud tarafından tanımlanmış sendromu bile vardır. Oedipus sonradan annesi olduğunu öğrendiği bir kadınla evlenir, sonradan babası olduğunu öğrendiği bir adamı öldürür. Karamazov Kardeşler'i okurken sıklıkla baba-oğul arasındaki nefreti inceleyen Kral Oedipus sendromu geldi aklıma. Bir kadını paylaşamayan baba ile oğulun arasındaki rekabet...

Birinci cildini kütüphanede bulamadığım için sadece ikinci cildini okuyabildim ama bu kadarı bile yetti. Yaklaşık 200 sayfa olan mahkeme sahnesini ve 100 sayfayı aşan sorgu sahnesini okuduğunuzda kitabın neden bu kadar kalın olduğunu da anlıyorsunuz.

Önce kitapta kullanılan üsluptan söz etmek istiyorum. Dostoyevski bu son romanında dönemine göre farklı bir üslup kullanmış. Anlatıcı, her şeyi bildiği halde hiçbir şeyi olduğu gibi açıklamayan, olayları sırası gelince tanrısal bakış açısıyla aktaran, şehirde yaşayan bir vatandaş olarak nakledilmiş. Kahraman bakış açısından büyük bir doğallıkla ve okuyucuya hiç çaktırılmadan tanrısal bakış açısına geçiliyor. Bu da Dostoyevski'nin sadece edebi anlamda değil teknik bağlamda da gayet usta bir yazar olduğunu bizlere gösteriyor. Sevmediğim şey ise bazı aynı sözlerin sürekli olarak tekrarlanması.

Kitap konu itibariyle üç kardeşin ve muhtemel bir üvey evladın hikayesidir. Fiyodor Pavloviç'in üç oğlu Dimitriy, İvan, Aleksey Karamazov ve evin uşağı Smerdyakov. Kardeşlerden biri birazcık serseri aşık, biri tanrıtanımaz, biri ise papaz. Baba Karamazov en büyük oğlu Dimitriy ile aynı kadına aşık olur ve aralarında amansız bir mücadele başlar. Kitap boyunca da baba ile oğulların ilişkileri ve aralarında tırmanıp giden gerilim, kardeşlerin birbirleriyle dayanışması, kadının paraya, erkeğin kadına olan aşkı ve toplumun tüm bunların hepsine verdiği tepki anlatılmaktadır. Kitabın kendi içindeki felsefesi olay örgüsüne güzelce yedirilmiş, kitap sıkıcılıktan uzak, akıcı bir roman haline getirilmiş.

Avukat Fetyukoviç'in mahkemede babalar ve oğullarla ilgili konuşması ve en merak ettiğim karakter İvan Karamazov'un içindeki şeytanla konuşması kitabın en sevdiğim ve en ilgimi çeken bölümleri oldu. Bunun dışındaki bölümler de gayet kaliteliydi.

Kalın ve ağır roman okumayı sevmeyenler sıkılabilir. Yine de ben herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar...

murat çelik 
05 Kas 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 8/10 puan

Dostoyevski'nin ağır psikolojik analiz ve insanı fazlasıyla düşünmeye yoran bir romanı.
Geçmişe bakıldığında özellikle insanlar tarafından din adamlarının,büyücülerin,putların hatta fiziki kusurla doğan insanların bile tanrı yerine ilahlaştırıldığı gözükmekte.Dostoyevski karamazov kardeşler romanında din unsuruna ve dinlerdeki aşırı bağnazlığa geniş yer vermiş.

Gecmişten günümüze din farketmeksizin bir ilah gibi cübbe öptürenler,tanrı buyruğu verenler,şifa dağıttığını söyleyenler,günah affedenler hala mevcut zira bunların devam etmesinin sebebi yine biz insanlarız.İnsanların kendi coğrafyasındaki inançlarını savunup diğerlerini kötülemesi fazlasıyla anlatılmaktayken yaşadıkları toplum ve çaresizlikleri,fakirlikleri açısından tanrı unsurunu insanların yarattığı vurgulanırken,tanrı dusmanı şeytanında aslında insanın ta kendisi olduğu açıkça anlatılmakta.

Anneleri daha onlar çocukken ölen ve sorumsuz,içki aşığı,ilgisiz bir babaları olan üç kardeşin hikayesini anlatmakta daha çok roman.Başkalarının yanında büyüyüp yetiştikleri ve anne baba sevgisinden mahrum kaldıkları için hayat bu üç kardeşi zorlu psikolojik savaşın içine kimi zaman bir eziklik duygusuyla,kimi zaman hırsla,kimi zaman asilik ve serserilikle en kötüsü de babalarına duydukları nefretle karşı karşıya bırakmakta.Çocukların yaşamda ki en temiz varlık ve saflık simgesi olduğunu ısrarla vurgulayan ve bunu romandaki Alyoşa karakteriyle yansıtan dostoyevski bir çoçuğun üzüntüsünün,çektiği acının,gözyaşının hiçbir şeyle mukayese edilemeyeceğini ve bir çocuğun hayatında acı iz bırakacak bir insana verilen en kötü cezanın bile fayda etmeyeceğini söylemekte.

Bunun yanı sıra o dönem popüler olan hristiyanlık ortadoksluğundaki staretz akımından sıkça söz edilmekte ve bu akımın o dönemki lideri rahip zosima'nın insanlar üzerindeki büyük beyin yıkıcı etkileri ve gücü göz önüne alınmakta.

Ömrü boyunca hayatında türlü zorluklar,sıkıntılar,çileler çeken yazar hayat kavgalarını,tecrübelerini,yaşanmışlıklarının tamamını biz okuyucuyla paylaşmıştır.
Karamazov kardeşleri okurken Dostoyevski'nin anlattıklarının bugünle benzer olmasına hiç şaşırmadım.

Aslı 
31 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Of daldım bir klasikler denizine çıkamıyorum. Dostoyevski de iyice dağıttı beni. Aldı götürdü. Kitap bitiyor ama hala onların bir yerlerde yaşadığına inaniyorsunuz ve sonrasında neler olduğunu merak ediyorsunuz. Roman gibi değil birinin ağzından gerçek yaşam öyküsü dinler gibi. Kanlı canlı insanmislar gibi..

Çiğdem Karataş 
17 Ara 2017 · Kitabı okudu · 28 günde · 10/10 puan

1879 yılında yayınlanan Dostoyevski' nin son eseri olan Karamazov Kardeşler, 12 bölümden oluşuyor,
Kitabın ön söz bölümünde Karamazov Kardeşler' in kökeninin Dostoyevski' nin Sibirya' daki kürek zindanları yıllarına dayandığı söyleniyor. Ölüler Evinden Anılar'da da geçen baba katili olmakla suçlanan bir subayın öyküsü, bu romanın biraz daha kesin şemasını oluşturmayı sağlamış.

Kitap ile ilgili araştırmalarımda Dostoyevski' nin babasının bir cinayete kurban gitmesiyle kitaptaki baba cinayetinin bağdaştığını ve Dostoyevski' nin kitaptaki Smeryakov gibi sara nöbetleri geçirdiğini de öğrendim. Babasının ölümü ile oldukça sarsılan Dostoyevski' nin babasının ölümünü istediği düşüncesi hiç peşini bırakmamış ve sara nöbetlerinin başlamasına sebep olmuş.

Kitap karakterlerinden olan, üç kardeşin ortancası Ivan da babasının ölümünden kendisini sorumlu tutarak ruhen intihara sürükleniyor. Ivan' nın şizofrenik halleri kitabın en etkileyici bölümlerinden birisi oldu benim için. Yine Ivan' nın Engizisyon Başrahibi' nin öyküsünü anlattığı bölüm ve Ivan ile Alyoşa' nın inanç ile ilgili sohbeti kitabın düşündürücü bölümlerinden. Bu arada Engizisyon Başrahibi Öyküsü üzerine yazar 3.5 aydan fazla bir süre çalışmış.

Küçüklüğünden beri ahlak yoksunu bir baba tarafından yok sayılmış Dimitry için baba figürü nefreti simgeliyor. Tutkusuna ortak olmasıyla nefreti daha çok büyüyen Dimitry' nin gözü baba katili olmak isteyecek kadar dönüyor. Dimitry' nin mahkeme sahnesinde baba-oğul ilişkisi psikolojik olarak detaylı analiz ediliyor.

En küçük kardeş Alyoşa iyilik ve inancı temsil ediyor. Çocuklara verdiği öğütlerle aslında gelecek Rusya için idealini ortaya koyuyor.

Keşiş Zosima' nın felsefesinde Tanrı' nın manastır dışında da olduğu vurgulanarak, din adamlarının manastırlara kapanarak halktan kopmasına eleştiri yapılıyor. Zosima günahkarları da çok seviyor ve onlar için de dua edilmesini öğütlüyor son konuşmasında.

Kitabın kendimce eleştiri yapılabilecek değil fakat beni inciten bir bölümü oldu tabi ki. Ivan'nın Alyoşa ile sohbetinde Türklerden barbar olarak bahsetmesi bir Türk olarak ister istemez beni üzdü.

Bunun dışında psikolojik karakter analizleri, felsefe, din gibi konulara değinmesiyle okuduğum en iyi kitap oldu.

İnceleme yapmak için çok yetersiz birisi olarak bu kitapla ilgili yazdıklarımda yanlışlarım varsa affola. Bu kitap bir kereden fazla okumakla analiz edilmeli diyorum. Umarım bir kez daha okuma fırsatını bulabilirim :)

Esma Tezgi 
01 Tem 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Herkes bir yana Dostoyevski bir yanadır benim için, onu ilk okuduğumdan beri hep ayrı bir severim, beni etkileyen çok farklı bir hali vardır onun ve bunun sebebini okudukça daha iyi anlıyorum ve Karamazov Kardeşler ile tamamen emin oldum. Öncelikle Dostoyevski mükemmel, yazım gücü, seçtiği özgün karakterler, olaylar hepsi ayrı ayrı değerli ama benim en sevdiğim tarafı insan ruhunun en derinlere kadar inebilmesi, çok çeşitli karakterleri konu alıyor ve hepsini öyle güzel sunuyor ki bize, onun kitaplarında insanın kendisini ve çevresini bulmaması imkansız!

Karamazov Kardeşler'in Dostoyevski'nin zirvesi olduğuna inanılır ki gerçekten mükemmel bir kitap, Dostoyevski kitaba biraz yavaş başlıyor, karakterleri, felsefelerini okura aktarıyor ki bu bölümlerden acayip keyif aldım, kitabın ikinci yarısında ise kurgu ve olayı da ön plana çıkararak ortaya enfes bir edebiyat şöleni çıkarıyor. Sayfaların nasıl akıp gittiğini anlamadım, karakterler ve olaylar öyle yoğundu ki bazen sindirmek için kitabı bıraktığım oldu.

Sözü fazla da uzatmak istemiyorum, edebiyatta sırf edebi değeri ile bile o kadar önemli bir roman ki okumadan ölmemek gerek bence. Freud'a ve nicelerine ilham veren bu kitapta herkesin kendinden ve Dostoyevski'den bulacağı bir çok şey var. Bu kitapla onu daha iyi tanıdım, ve ileride bir kaç kez daha okuyarak kaçırdığım noktaları yakalamak ve yaşadığım bu zevki yeniden tatmak istiyorum. Herkese öneririm.

Hülya Bilgin 
13 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Aile kavramına bakış açınız değişecek... Dostoyevski'nin bütün kitaplarını okudum.. Karamazov'ları tanıyınca daha da büyülendim.. Bir solukta okuyup bitmesini istemeyeceğiniz şaheser ...

“Yakınlarımı nasıl seveceğimi hiçbir zaman bilemedim. Bence özellikle yakınlarını sevmek, yabancıları sevmekten daha zordur.”

Karamazov Kardeşler, DostoyevskiKaramazov Kardeşler, Dostoyevski
Serpil Ağ 
12 Şub 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Mitya
İnsanları ezmemeli, eziyet etmemeli, hem yalnız insana değil, hiçbir canlıya yapmamalı bunu, nihayet hepsi Tanrı yaratıkları değil mi?

Karamazov Kardeşler, Dostoyevski (Sayfa 549 - Türkiye İş Bankası)Karamazov Kardeşler, Dostoyevski (Sayfa 549 - Türkiye İş Bankası)
Hülya Bilgin 
24 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Hayattan pek çok şey öğrenen insanlar, neşeli ve masum kalamazlar.

Karamazov Kardeşler, DostoyevskiKaramazov Kardeşler, Dostoyevski
Serpil Ağ 
10 Şub 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Alyoşa
Hüküm vermek insanların değil, Tanrının işidir.

Karamazov Kardeşler, Dostoyevski (Sayfa 448 - Türkiye İş Bankası)Karamazov Kardeşler, Dostoyevski (Sayfa 448 - Türkiye İş Bankası)

''....kendi kendinize yalan söylemeyin.
Kendi kendine yalan söyleyip yalanını ciddiye alan insan sonunda ne kendinde ne de etrafta gerçeği seçemez olur. böylece hem kendisine hem başkalarına saygısızlık eder. Saygının olmadığı yerde sevgi de kaybolmaya başlar....''

Karamazov Kardeşler, DostoyevskiKaramazov Kardeşler, Dostoyevski

''... 'İnsanlığı seviyorum' dedi ama ilginçtir ki insanlığı bir bütün olarak sevdikçe, insanın kendisini daha az seviyorum...''

Karamazov Kardeşler, DostoyevskiKaramazov Kardeşler, Dostoyevski
130 /

Kitapla ilgili 2 Haber

Dünyaca Ünlü 29 İsmin En Sevdikleri Kitaplar Sorulduğunda Verdikler Cevaplar
Dünyaca Ünlü 29 İsmin En Sevdikleri Kitaplar Sorulduğunda Verdikler Cevaplar Sevdiğiniz oyuncuların, yazarların favori kitaplarını öğrenince onlarla aynı zevke sahip olduğunuzu görebilirsiniz. Okumadıklarınızı ise bir an önce okumak isteyebilirsiniz. İşte dünyaca ünlü 29 ismin favori kitapları:
Cemal Süreya'nın Sevdiği ve Defalarca Okuduğu 4 Kitap
Cemal Süreya'nın Sevdiği ve Defalarca Okuduğu 4 Kitap Kötü bir romanı okuyamıyorum. On beş yirmi sayfa ilerledikten sonra elimden atıyorum. Buna karşılık şiirin her türlüsü çekici geliyor bana...