1000Kitap Logosu

Gönderi

ZEYNEP
Karamazov Kardeşler'i inceledi.
1025 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
karamazov kardeşler pide salonu
Karamazovlar’ı Dostoyevski’nin zirvesine hatta cahilliğimden cüret alarak edebiyat tarihinin zirvesine koyarak başlamak istiyorum. Bu noktada Suç ve Ceza’yı öne atarak itiraz edenler olacaktır ki bana kalırsa bu iddiada bulunanlar henüz Karamazovlar’ı okumayanlardır. Ecinniler de Raskolnikov karakterini şöyle böyle içinde barındırdığından Suç ve Ceza’dan daha dolu bir kitaptır. Ama hepsinin üstüne, Dostoyevski’yi bugüne taşımış ve yarınlara taşıyacak olan bu bin sayfalık dev eseri koymak gerekir. Ömrünün son yılları hariç neredeyse hiçbir zaman iki yakasını bir araya getiremeyen Dostoyevski, Ecinniler’i planladığı dönemde, bir arkadaşına,”geçim derdim olmasa ben de Turgenyev, Tolstoy, Gonçarov gibi yüzyıllar sonra bile hatırlanacak eserler yazabilirdim, onlar benden çok mu yetenekli sanki!”diye yazmıştır. Suç ve Ceza’yla çok büyük bir ün yakalamıştı ama gel gelelim ardından gelen Budala kimsenin ilgisini çekmedi. Hatta, iyi ki varlar dediği eleştirmenler bile aşk romanı görünümlü bu kitabı görmezden geldiler. Ardından Ecinniler’in yayınlanmasıyla, Dostoyevski; düşmüş, yeteceğini kaybetmiş, zırvalayan bir yazar olarak ilan edildi. O dönem Rusya, Turgenyev’le büyüleniyordu ve dönemi karikatürize edip hepsiyle açık açık dalga geçen bu kitap kimsenin hoşuna gitmemişti. Hakkında idam kararı verilmiş, kürek cezasına çarptırılmış bu düzen karşıtı adam ne ara Çar yanlısı ( bizim deyimimizle “çomar”) oluvermişti!! Yavaş yavaş iki yakası bir araya gelen Dostoyevski, en büyük eseri “Karamazov” için çalışmaya başladı. Karakteri kesinleştirmek için dönemin ünlü yazarlarının sığındığı manastırlara bile gitti. Üç yıl süren çalışmanın ardından, Dostoyevski hak ettiği üne kavuşmuş oldu. Karamazov’lar onu zirveye taşımıştı. Belki de en nefret ettiği insan olan Turgenyev’den daha çok ilgi görüyor ve seviliyordu. Dostoyevski’nin her karakteri bir düşüncedir. Düşünceler uğruna bedenler ve günlük sıkıntılar kurban edilir. Örneğin, İvan Karamazov’u hasta eden bakteriler değil Tanrı’dır. Dostoyevski’yi hayatı boyunca rahatsız eden sorun budur zaten: Tanrı’nın varlığı… Bu, düşünceden ibaret bedenler, Karamazov Kardeşler, yazarın kendisidir. Alyoşa, yazarın belki de asla ulaşamadığı, ideal insandır. Henüz kirlenmemiştir ama Prens Mışkın gibi de değildir. Kötülüğü, şehveti bilir yine de Tanrı yolundan yürür. İvan, Tanrı sorunuyla kafayı bozmuş bir sara hastasıdır. Dostoyevski felsefesinin sonucu, onun kahramanlarının sentezi aynı zamanda bir çoğunun da yıkımıdır. Dmitri babası gibi şehvet düşkünü bir adamdır. Nişanlısından aldığı parayı içki sofralarında metresiyle yer, para için babasını öldürmeyi düşünür hatta sonunda alçaklığından intihar etmeye karar verir. Dostoyevski’nin kumarbaz yönünü temsil eder. Fyodor Pavloviç’i de kendi babasından esinlenerek yaratır. Bir de Fyodor Pavloviç’in oğlu olduğu söylenen, dilsiz bir kadından doğma Smerdyakov vardır. Annesi onu doğururken ölmüştür ve babasının evinde uşaklık yapmaktadır. Aslında son derece sadık ve güvenilir olan Smerdyakov, sonradan İvan’ın özgür, sınır tanımaz düşüncelerinin kurbanı olacaktır. Tanrı yoksa her şey mübahtır!! Alyoşa, şehvet düşkünlüğüyle tanınan bir aileden olsa bile yoldan çıkmamış,inancını korumuş bir gençtir. Rahip adayı olarak manastıra sığınmıştır ve Staretz Zosima denen kutsal bir adamın öğrencisidir. Dostoyevski’nin Tanrı’dan çok İsa’ya inanması gibi Alyoşa da Zosima’ya inanır. Gerçi Dostoyevski için İsa vazgeçilmezdir, Tanrı’nın olmadığını, bütün bu şeylerin saçmalıktan ibaret olduğunu bilse bile İsa’ya inanacağını söyler. Alyoşacığı için bu kadar kıymetli olan Zosima’yı, ölümünden sonra kokutması da tanrısız İsa düşüncesine bir göndermedir bence. Zosima’nın Alyoşa’ya, kendisinin ölümünden sonra manastırdan ayrılmasını öğüt vermesi, inancını dış dünyada da koruyacağını söylemesi bunu kanıtlar niteliktedir. Alyoşa İsa’sını bulmuştur zaten, artık Tanrı’ya, yani manastıra ihtiyacı yoktur. Belki de Dostoyevski için Nietzsche’nin üst-insanı olmuştur artık. Karamazov ailesinin yıkılışıyla hiç alakası olmayan çocuklar da Alyoşa güzellemesi yapmak için dahil edilmiştir kitaba. Olaylar sonunda İvan kafayı yer, Dmitri Sibirya yoluna düşer, Smerdyakov intihar eder… Kısacası inançsız olanlar kurtuluş yolu bulamaz ve felaketlere sürüklenirken Ortodoks bir Rus olan Alyoşa çocuklara öbürkü dünyada tekrar kavuşacaklarını, sevinç içinde birbirlerine olanı biteni anlatacaklarını söyler. Bu noktada Raskolnikov ve Stavrogin’in akıbetlerini de karşılaştırmak gerekir. İkisi de özgürlüklerini ararken yanlış yola sapıp suça batmışlar ve vicdan azabı içinde can çekişiyorlardır. Raskolnikov bu sırada Tanrı’yı bulur ve şöyle böyle felaketinden kurtulur, Tanrı’sını bulamayan Stavrogin ise buhranlar içinde intihar eder. Yukarıda söz ettiğimiz karakterler ve sözünü etmeye değer olan diğer Dostoyevski karakterleri hepsi sıradaşı tiplerdir ve hep bir uç noktalarıyla, aşırılıklarıyla öne çıkarlar. Ama Karamazov’un Alyoşa’sı bir çok yönden sıradan, hatta olaylar içinde silik kalan bir tiptir. Dostoyevski de böyle başkarakterlere alışık değiliz. Kendisi bu konuya açıklık getirebilmek için ufak bir önsöz yazmış, Alyoşa’yı neden başkarakter seçtiğini kitabın sonunda anlayacağımızı söylemiştir. Bana kalırsa sebep şudur: Alyoşa, Dosto için ideal insandır. Dostoyevski büyük ihtimalle ömrünün son yıllarını böyle bir insan olmak için harcamıştı. Son kitabı olduğundan ve o yıllarda Ortodoks Rusya diye diye kafayı yediğinden, İvan yerine Alyoşa’nın başkarakter olmasına şaşmamak gerek. Tehlikeli düşünceleri hakkında düşüncesizce davranıp dolaylı olarak baba katili olan İvan, Dostoyevski’nin en yakışıklı karakteridir. Tanrı katili değildir, bu konuda düşünmeyi çok önce bırakmıştır. Tanrı varsa bile, çocuklara işkence edilen böyle bir düzeni kabullenmeyeceğini söyler. Onu reddederek, ölümsüz yaşam için giriş biletini geri verir. Dostoyevski,İvan’la birliktedir. Alyoşa, onun için bir hedeftir sadece. Bana kalırsa Dostoyevski ölürken bile İvan’ın tarafındaydı, Tanrı’yı bulmuşsa bile ona inanmamıştı. İvan, düşünceden ibaret gibi dursa da Karamazov kanını taşıdığından şehvet ve arzularından sıyrılmış değildir. Albert Camus’un “Sisifos Söyleni”de uzun uzun ele aldığı Tanrı’nın yokluğu durumunda intihar konusuna da Schopenhauer’ın kendisini tokat manyağına çevireceği bir cevap verir: “Hayata inanmasam, sevdiğim kadına sırt çevirsem, dünyanın gidişine inancım kalmasa, hatta tam tersine, her şeyin karmakarışık, uğursuz, belki de şeytanca bir kaos olduğuna iman etsem, insanların hayal kırıklığından uğradığı bütün korkulara tutulsam gene de yaşamayı isteyeceğim, hayat kadehini ağzıma götürünce bitirene kadar bırakmayacağım!” İvan, gençlik yıllarında duyulan arzu ve hazlar uğruna hayatın yaşamaya değdiğini, belki 30 yaşında kadehi ağzından çekebileceğini söyler. Dünyanın acılarla dolu bir feryat, bir sefalet vadisi olduğunu, insanın arzularından ve hazlarından tamamen sıyrılarak yaşaması gerektiğini söyleyen Schopenhauer, Karamazov ailesine güzel bir cevaptır bence. Körlerin nedensiz istençlerinin sonucu olan dünya, aslında olmaması gereken kötü bir şey, bir suçtur. İvan da bu konuda Schopenhauer’la birliktedir. Öklid geometrisiyle sınırlı aklımız, dünyanın ötesiyle ilgili anlayışa sahip olamaz ve bu şartlar altında, kavrayamadığımız hayat hakkında sınanamayız. İnsanları sonradan, yaptıkları zulümden, haksızlıklardan, çektirdikleri acılardan dolayı bağışlayacak, onları temize çıkaracak bir şey olsa bile, bunu asla kabullenemez ve Tanrı’yı bulsa bile onun cennetini reddeder. Karamazov cinayetini açıklamak için İvan ile şeytanın konuşmasından başlamak gerekir. İvan olanı biteni öğrenip de kafayı yiyince odasında şeytanı görür. Karşısında bir Rus mujiği oturmaktadır, onun gerçekten şeytan mı olduğunu yoksa şeytan diye kendi kendisiyle mi konuştuğunu anlayamaz. Şeytan sürekli konuşur, İvan kulaklarını tıkar, onun ağzından çıkan laflara dayanamaz. Aslında söylenenler önceden kendisinin düşündüğü şeylerdir, karşısında oturan mujik bizzat kendisidir zaten. Şeytan’ın şu lafları Karamazov cinayetinin sebebidir: Bir gün herkesin gerçeği anlayacağı devirin gelmesine imkan var mı? Varsa, mesele yok, insanlığın hayat sorunu çözülmüş demektir. Fakat insanlığın kökleşmiş ahmaklığı yüzünden mesele belki daha bin yıl çözülemeyeceğine göre, zamanımızda gerçeğe varan herkes hayatını yeni ilkelere göre düzenlemekte serbesttir. Bu anlamda onun için her şey mübahtır. Dahası var, böyle bir devir gelmese bile, tanrı ve ölümsüzlük olmadığına göre yeni insan, bir başına bile kalsa tanrısal insan olabilecek ve yeni sıfatına dayanarak gerekirse kalp huzuruyla eski köle, insanın bütün manevi engellerini aşabilecektir. Tanrı’ya kanun yoktur. Her yer Tanrınındır, ayak bastığı her yer yücelir… kısacası her şey mubahtır. Smerdyakov bu düşüncelerle büyülenir ve İvan’ın gizli isteğini yerine getirmek ister. Kendisi sonradan böyle bir isteği olmadığını, düşüncelerini böyle bir amaca hizmet etmek için açıklamadığını söyler. Ama aslında o da babasının ölümünü içten içte istiyordur ve bunun için farkında olmadan Smerdyakov’a yardım eder. Böylece baba Karamazov oğulları tarafından öldürülür. İvan,cinayet itirafına kimseyi inandıramaz çünkü saralı bir delidir o artık. Dmitri’nin ise masum olduğuna inanmazlar. O zaten masum olmadığını, babasının ölümünü içten içe istediği için katil kadar suçlu olduğunu söyler. Peki gerçekten suçlu mudur? Staretz Zosima’yı ziyaretten dönüşte babası için “ bu adam neden yaşıyor ki?” dememiş miydi? Aslında bakacak olursak Dmitri babasından pek de farklı bir karakter değildir. Zamanın köylüsünü temsil eder, sürekli içki içer, her şeye bodoslama girer. En önemli özelliği ise düşünceden yoksun olmasıdır. Aynı zamanda romanın en net kişisi ve içgüdüleriyle hareket eden tek kişisidir. Nişanlı olmasına rağmen intikam hırsına tutuşmuş bir afüşteyi metres edinir. Babası da aynı kadına aşıktır ve onunla evlenmeyi düşünüyordur. Dmitri’nin annesinden ona kalan parayı , evlilik teşviği olarak Gruşenka’ya vermek ister, bu sırada Dmitri beş parasızdır. Aynı zamanda nişanlısı Katerina’dan, bir akrabaya götürmesi için aldığı parayı metresiyle içki alemlerinde harcar. Söylediğine göre paranın sadece yarısını harcamıştır, kalan parayı geri verecek ve hırsız olmadığını kanıtlayacaktır. Uzun süre boynunda bir bez parçasından dikilmiş muskanın içinde saklar parayı. Mahkemede bunları itiraf edince herkes “hadi lan ordan!” ayarında bir cevap verir. Katerina, bahsi geçen parayı akrabaya ulaştırması için vermemiş, Dmitri’nin, sevdiği adamın, ne kadar alçalacağını görmek için vermiştir! Cinayetin işlendiği gece, alçaklığından intihar etmeye karar verir. Önce gidip Gruşenka’yı bulur sonra da muskada kalan üç bin rubleyle bir güzel eğlenir. Asıl planı şudur: gidip güzelce eğleneyim, parayı son kuruşuna kadar harcayayım sonra sabaha karşı kafama kurşunu sıkarım. Şu olayıyla Dmitri benim gözümde Dostoyevski’nin en alçak, gurursuz ve onursuz karakterlerinden biridir. Katerina ve Gruşenka; Dostoyevski’de görmeye alışık olduğumuz kadın tiplemeleridir. Karamazov kardeşler gibi gündelik hayattan soyutlanmış düşünce yüklü bedenler değillerdir. Asıl karakterlerin izleyecekleri yolda şöyle böyle rol alan yardımcılardır ancak. Zaten ne Dmitri’nin ne babası ne de İvan’ın aşkı gerçek aşk değildir. Ruhu yakıp kavuran istekler ve bazen acıma duygusu üzerine yaşanan hislerdir. Gruşenka, uzun zaman önce lekelenmiş, bu yüzden erkeklere karşı hırslanmış, intikam duygusu içinde basit bir kadındır. Dmitri’yi de Fyodor Pavloviç’i de sevmez, ikisini de kandırır. Baba oğulun arasının açılmasındaki en büyük sebeplerden biri odur. Katerina ise namuslu olduğu herkes tarafından bilinen saygıdeğer bir hanımefendidir ama gel gör ki Dmitri gibi bir alçağa aşık olmuştur. Aynı zamanda İvan’ın da aşık olduğu bu genç kadın gerçek aşkı bulabilmiş değildir. Kısacası kutsal Alyoşa hariç tüm karakterler ihtiras buhranları içinde kıvranmaktadır. Karamazov Kardeşler’in herbiri ayrı ayrı Dostoyevski’dir. Dmitri, sürgünde son bulan romantik devri; İvan, sosyalistlik uğruna imanını kaybettiği yılları; Alyoşa ise dine geri döndüğü yılları temsil eder. Peki hangisi en çok Dostoyevski’dir? Misal Nabakov’un incelemesinde bahsettiği gibi yazar, en çok Dmitri’yi takip ederken coşar. Tasvirler güçlenir, karakterin iç dünyası en derinine kadar sayfalara yansır. Kumarbazlıktan çok çekmiş Dostoyevski, Dmitri’nin cinayet günündeki “dibe vurma” hissiyatını, “battı balık yan gider” düşüncesiyle kapıp koyverişini çok iyi anlıyor olsa gerek. Alyoşa’nın inandırıcılığı olmayan peygambervari karakterini anlatırken aynı havaya giremiyor. Karamazov Kardeşler’in başarısını sağlayan, bin sayfalık dev bir eser olmasının yanında filozof olan bir sanatçı tarafından yazılmış olması, felsefi tiradların bolca oluşundan dolayı 5 dakika sonra ölecekmişsin de hızlıca okuyup evrenin sırrını kavraman gerekiyormuş gibi hızlıca kendini okutmasıdır. Bitirdiğinde sana bir şey öğretir mi bilinmez ama kendini özletir. Dostoyevski’nin neşeli sesini, karakterlerin oradan oraya savruluşunu özletir. İçinde bir şeyler bulabilmek için önceden Dostoyevski’nin üç beş tane kitabının okunması gerekir. Aksi taktirde Aşkı Memnu izler gibi okunur. Alyoşa ve abilerinin çelişkilerini görüp Dostoyevski’nin kendisiyle savaştığını fark etmek gerekir. Alyoşa gibi pısırık olacağınıza, İvan gibi hakkıyla delirmeniz dileğiyle..
Karamazov Kardeşler
9.2/10
· 19,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
Yorum
4
Paylaşım
175
Beğeni
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.
En Yeniler 
Azat Karakurt
Kitabı okuyalı bir yıl oldu ama şu yazıdan sonra ikinci kez okudum diyebilirim. Baştan sona canlandı kafamda. Kişisel yorumlara, tespitlere ve örneklere aynen katılabilirim. Gerçekten çok başarılı bir yazı olmuş. Tebrik ederim. Ben kitabı okuduğum için yazının hiçbir yerinde okumakta tereddüt etmedim, fakat başkaları için spoiler sorunu olabilir. Zaten bu yazının kitabı okuyanlara yönelik olduğu söylenebilir. Bu yüzden, bence, bir spoiler uyarısı eklenebilir. Teşekkürler.
1