Homeless
mesaj-gonder
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
TAKİP ET
Homeless
@semptomania
Ne mutlu kendi yanlışlarını yakalayınca sevinen eleştirel kafalara!
v3_profil_bos
27 kütüphaneci puanı
v3_profil_bos
3397 okur puanı
gecmis
03 Oca 2018 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
pin
Sabitlenmiş gönderi
140 syf.
İki dünya arasında mıydım ne?
HER ŞEYİ FAZLASIYLA ANLAMAK BİR HASTALIKTIR. Edebiyatın psikoloğu olan, çağ açıp çağ kapatan, yeni bir tür oluşturup o türün bir mevsimi olan yazarın koltuğunun karşısındayız. Israrla kaçan aynamızı yüzümüze tutuyor. Bu eser bir tutum olarak, modern Rus toplumunun kaçınılmaz olarak ürettiği türden sorunların bir örneği. Rasyonel egoizm ve diğer tehlikeli totaliter ütopya vizyonları (ki vizyonsuzluğun alası) dünyanın hiçbir ikliminde, hiçbir çağında, MÖ, MS kendine yer bulamaz. Dünya daima zehir saçan kötülüklerle doluydu ve gitgide daha da kötü olacağına neredeyse şüphe yok. Her türlü dogmacılığı doğruyor bu kitabında Dostoyevski, acımasızca eleştiriyor. Zaten dünümüzü, bugünümüzü bir kolaçan edersek başımıza ne gelmişse bu dogmatizmden gelmiştir. Sosyal etkileşimlerden mahrum olan bir Rus'un Avrupa'ya geçişinden sonra düşünce dünyasında oluşan çatlaklardan sızan güneşin bir yansımasıdır bu eser bana kalırsa. Dünyayla ilişki kurma çabası içerisindedir, ancak başarısızlığı onu yerin daha da altına itmektedir. Farklı renkler, diller, ırklar, etnik kökenler... Her birey iki türlü yaşam arasında sıkışmış ve bu sıkışıklığın arasında bir yaşam idame ettirme uğraşında. Yani bir nevi iki yüzü var, çelişkileri var, korkuları var, sanrıları, tanrıları yaa neler neler... İnsan bu görüntü itibariyle sınırlı, ruhsal bir varlık olarak sonsuzu temsil eder. Her zaman farkına varamadığımız gerçeklerimiz var. Bir bütün olarak zevklerin, üzüntülerin, iyilerin, kötülerin zaman içerisinde şekil değiştirebildiği, dozunun artıp azalabildiği garip bir döngünün içerisindeyiz. Normal bir insan başarı ve mutluluğu arzular ve bunun için çabalar. Bulunduğu toplumun içinde zamanla izole olduktan sonra sınırların, zincirlerin izin verdiği yere kadar üst üste binen olgulara hayat verir. Ne olabilir bunlar, efendime söyleyim, ırksal özelliklerin taşıyıcısı, kültürüyle, inancıyla, eğitimiyle, yaşam geleneklerini uygulayan bir uzantıdan ibarettir. Şimdiye kadar söylediklerim elbette bir genellemeden ibaret. İstisnaların kaideyi bozmadığı bir noktadayız. İnsan kendi ruh hali ve yaşama evreleriyle yukarıdakilerin tam tersi bir noktada olabilir. Elbette toplum bunu normalize edene dek durmayacaktır. Hayata karşı fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla hep bir talep içerisindeyizdir. Bir davamız vardır ona karşı. Emeklerimiz birer kanıt niteliğindedir. Çevremizdeki insanlar ise bu davada tanık olarak gösterdiklerimizdir. Bu taleplerimizin nihayetinde kazanılan miktar itibarıyla kesin olan mutluluktur. Benliğimiz öyle bir karmaşanın ve çelişkinin ürünüdür ki yıllar yılı emek verilen bir mutluluğun hükmü bile ona sahip olunduğu an tesiriyle birlikte nefsimizden uzaklaşacaktır. Gerçi bunu da genellemelere katabiliriz. Hatta bundan emin olabiliriz. Mutluluğun son kullanma tarihi onu açıp kullanmaya başladığımız ana tekabül eder. Bir tavan arasından kendi deyimiyle yeraltından bir farenin fısıldadıkları bunlar. Okuruyla arasında kurduğu bir köprü. Dostoyevskinin karşısında olduğunuzu zannederken bir an karşıdakinin siz değil yine Dostoyevski'nin kendi silüeti olduğunu görünce şaşırıyorsunuz. Çünkü aslında sizin ne dediğinizle işi yok onun. Zaten olsaydı soru sorardı, çıkarım yapmazdı. Ya da çıkarımların yanına birkaç şüphe tohumu ekerdi. Okuyunca anlıyorsunuz ki onun sorunu kendisiyle. Birkaç ana başlıkta toplamak gerekirse kendisinden duyduğu rahatsızlık ve bu rahatsızlığın verdiği kafa karıştırıcı ikilik, tutarlı bir “benlik” ve “öteki” çatışması ve duyguların belirsizliği, kitabın geneline yayılmış tutum ve kararlar. Diğer tüm insanlar gibi içsel bir hesaplaşmanın ürünü bu yazılanlar. Daha doğrusu bir mahkeme salonunu hayal edin. Sanık, avukat, hakim, katip, mübaşir, jüri, tanıklar... Bunların hepsi de Dostoyevski. Kitaptaki karakterimiz, zayıf, kırılgan, depresyonlar barındıran, hassasiyetlerinden doğan bir alçakgönüllülüğe sahip. Güvensizliği kendini aşıp dış dünyaya taşmış biri. Ancak dümdüz bakabilmenin de belirli bir getirisi var elbette. İnsan severse sever, nefret ederse nefret eder. Oysa yeraltı insanı kendisinin ve ötekinin arasında sıkışmıştır. Uyum sağlayamaz çevresine. Bunun farkında olmak ise asıl cehennemdir. Öyle ki; ''yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık.'' demektedir yazar. Yeraltı insanının dış dünya ile kendisi arasında gitgellerden bir tortuya dönüşen paradoksları bir iç düşmanın doğmasına neden olur. Yani insanoğlu o an kendi kendisinin cehennemi olmuştur. Kendi derinliklerinde toplumun sığ oluşundan doğan tahammülsüzlük, toplumun resmi bilinci ve dayatılan palavralara karşı güvensizlikle doludur. Yani zaten kendine olan güvensizliğine bir de topluma güvensizlik eklenince hayat anlamını yitirmiştir. Hükümsüzdür de. Uzun zaman sonra tekrar okumak ne de iyi geldi. Yazarı daha iyi anlamak adına Bir Yazarın Günlüğü'nü muhakkak okuyun. Onu okuduktan sonra bu kitap farklı bir anlam kazandı. Şengül Can'ın Devamsız kitabından bir şiirle bu inceleme burada biter. Kafanızı ütüledim, idare edin. Gövdem parçalanmış gibi, iki dünya arasında mıydım ne? Ruhum bir beden seçip içine gireyazsa. Her gün gittim geldim dört saat yolla birlikte beş. Evlerde odalarda şehirlerde sokaklarda hastanelerde. Ateşin başına oturur gibi dizildik Sonra tekrar tekrar. Küller biriktirdim közler Çevirdim çevirdim pişirdim dünyayı.
kamera
Yeraltından Notlar
kamera
Fyodor Dostoyevski
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.4/10 · 90,1bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
v4_retweet_dolu
Homeless
tekrar paylaştı.
128 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kusursuz Öyküler
kamera
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
adıyla müstesna, başlıkta belirttiğim gibi içinde yer alan her bir öykünün kusursuz olduğu, 10 numara 5 yıldız bir öykü kitabı. En son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim de kalan kısmı okumanıza gerek kalmasın. Hemen alıp okuyun, okutturun. Hatta öykü sevmeyen biriyseniz bile alıp okuyun. Pişman olma ihtimaliniz mümkün değil. Bundan sonra yazacaklarım da tamamen edebi zırvalıklardır, boşuna vaktinizi tüketmeyin. Kitabı daha elime almadan, yayımlanacağını duyduğum ilk gün harikulade bir eserle karşılacağımı zaten biliyordum, bundandır ki beni şaşırtan herhangi bir durum olmadı. Hatta bu kitabı bana soran, öykü sever bir arkadaşıma "Kötü olabilme ihtimali yok," demiştim. Tahmin ettiğim gibi de çıktı. Peki, hiç okumadan, kitaba karşı böylesine güven duymamın sebebi neydi? Pek tabii ki
kamera
Metin T.
'nin şahsıdır. Onunla İshak Edebiyat'taki arkadaşlarımız kadar sohbet imkanım olamasa da bugüne kadar edebi birikiminden çokça faydalandığımı söyleyebilirim. Kendisiyle yaptığımız "sen" anlatıcı konuşmalarından sonra şeytanın bacağını kırıp ikinci şahıs anlatıcılı öyküler kaleme aldım. Hatta bir tanesi "ben" anlatıcıyla birazı yazılmış, tam on yıldır bekleyen bir metindi. Öyküyü görmek için: parsomenfanzin.com/2022/05/24/sip-turh... İşim kuram kısmını yalayıp yutmuş, edebi birikimi arşa çıkmış birinden doğaldır ki kusursuza yakın öyküler bekliyorsunuz. Bu eserdeki öyküler kusursuza yakın değil, hepsi kusursuz. İçlerinden herhangi biri için bir tane, ufacık da olsa negatif eleştiri de bulunamam ki yazdığım incelemelerde koca koca yazarların metinleriyle ilgili nasıl olumsuz eleştiriler getirdiğimi görebilirsiniz. (En yoğunu Marcel Proust içindir) İşin yazarlık yönünde Metin abiyle benzer kaynaklardan besleniyor fakat farklı yollardan gidiyoruz. O daha çok "Aslolan hikayedir," kısmında olup işin biçim yönünü ve teknik kısımlarını doğal olarak hikayenin yani içeriğin kendisine hizmet ettirir. Bunun getirdiği artıları ve işin teknik tarafı da iyi yedirilince ne kadar kusursuz bir iş çıkabileceğini zaten bu harika kitaptan da görebiliyoruz. Bense edebiyatın e'sini daha yeni yeni anladığım günlerde bile işin biçim kısmındaydım. Akrostiş şiirler kaleme alıyor, o da yetmeyince düzyazı şiire geçiyordum. Sonrası da öyküyle buluşmam oldu. Fakat içimdeki o yaramaz, muzip çocuğun sesi zihnimden hiç gitmedi. Benim ayağım daha çok biçimde ve dildedir. Metin abinin tersine benim yazarlığımda anlattığım ne kadar güçlü olursa olsun biçime ve dile hizmet eder. Yani kısacası ne yazarsam yazayım dille oynamayı ister, biçimsel bir şeyler yapma ihtiyacı duyarım. Açıkçası bu çok da elimde değil, zihinimin çalışma prensibi böyle sanırım. Yani en azından çocukluktan beri garip biriydim. Yazdıklarım için de söylebileceklerim ancak "garip" oldukları. Ondandır ki kendi yazdıklarımın hiçbir zaman okur yönünde çok sevilecek, bayılacak metinler olmadığını, olamayacağını çok iyi biliyorum. Son yazdığım öyküyü sesli harfleri eksilterek kaleme alıyorum. Bunu yapan birinin öyküleri ne kadar iyi, güzel vesaire olabilir ki? Neyse kendimle dalga geçişimi bitirip Metin abinin yazarlığına geri dönelim.
kamera
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
'nde kurmaca metinlerde yazması en zor şey olan diyalogları kusursuz işlenmiş, aynı öyküde farklı gözlerden anlatım kusursuz, birbirinden farklı sesleri olan karakter yaratma kısmı kusursuz, öykülerin dili kusursuz, tek bir tane bile çıkaracağınız ya da ekleyeceğiniz kelime yok, öykülerin başındaki epigraflarla hayat bulan kurmaca Kemal Koton karakteri kusursuz kurgulanmış, kurmaca epigraflarla yapılan metinlerarasılık kusursuz, "Arabacı Meyhanesi" öyküsündeki iki bölümlük kurgu ve biçimsellik kusursuz, "Yanlış Anlaşılan Masumiyet" öyküsünde Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi romanıyla metinlerarası diyalog halinde bulunma ve üstkurmaca tekniği kusursuz, kitapta en başından beri yapılanı kurgu yönünden de toparlayan tam tamına 21 sayfalık "Hokka Divit" öyküsünün postmodern polisiye ve yine üstkurmaca kısmı kusursuz. Biraz daha uğraşsam daha tonla övülecek şey yazabilirim ama bunlar bile bu kitabı kesinlikle okumanız için yeterli diye düşünüyorum. Metin abiyle ben Fransız Yeni Roman edebiyatı sevgisinde buluşuruz. Benim için o kadar değerlidir ki bu dönemin yazarları, Türkçe basılmış hemen hemen tüm kitapları kütüphanemde bulunmakta ve bir kısmını da okuma şansım oldu. Keza postmodernizm ve Orhan Pamuk edebiyatı noktasında da Metin abiyle kesişiriz. Tabii ki ben onun gibi bir Orhan Pamuk uzmanı değilim ve Orhan Pamuk edebiyatına da o kadar devasa bir sevgim yok belki ama sadece postmodern anlatı özelinde baktığımızda dahi yazdıklarının çok değerli olduğu söylemek elzemdir. Fakat Metin abiyle Oulipo grubu özelinde ayrışırız. Metin abi sağ olsun, onlarla "Lolipopçular" diye dalga geçmeyi sever. Matematiği edebiyat taşımaları ve biçimin sınırlarını sürekli genişletmeleriyle benim için özeldirler. Fakat Metin abinin onların biçimde yaptıklarının hikayenin akışını bozduğu, kimi zaman ruhsuz, duygusuz metinlere yol açtığı düşüncelerini de gayet iyi anlayabiliyorum. Ama dedim ya en baştan, bu biraz da zihnimizin çalışma prensibiyle alakalı. Türk edebiyatında
kamera
Sevim Burak
gibi biçimci yakaladığımda yolda altın bulmuş kadar seviniyorum. Keza Oulipo'nun kurucusu
kamera
Raymond Queneau
ve bu akımın meşhur yazarları
kamera
Georges Perec
ve
kamera
Italo Calvino
ile de zihinsel akrabalığımın olduğunu düşünüyorum. Bu arada ya bunlar da kimmiş, bu adam neler zırvalıyor diyorsanız sizleri şuraya alayım: edebiyatburada.com/turhan-yildirim-yaz... Fransız Yeni Roman ve Oulipo grubu videosu: youtu.be/SBU5YChtFFE Antiroman, deneysel roman, postmodern anlatı videosu: youtu.be/ycbUcOVBF1s Öncelikle ilk paragraftan sonra yazdıklarımı okumadığınız için sizlere teşekkür ederim. Dediğim gibi hepsi edebi zırvalıktan itibaretti, okumamakla iyi yaptınız, elleriniz dert görmesin. Yok ben hala okuyorum diye nadirattan arkadaşlar varsa onlar için de bu kitapla birlikte bonus olarak lütfen şu kitapları da okuyun:
kamera
Cıs
ve
kamera
Kuyruklu Yalan
İstanbul'da olmanın ayrıcalığıyla ben birkaç saat sonra Metin abiyle görüşeceğim. Ama yüzüne söyleyeceğimi buradan da yazmış olayım. Metin abi, pek sevgili, çok sevgili, en sevgili, büyük, yüce, koskocaman İmparator Haydutyus'un Kemal Koton'a selamı var. İmparator Haydutyus'un selamından: "sssz hrflr kllnmy sn bndn snr hlkm sssz hrflr lmdn knsp yzck tbmdn bn ymynlr dm czsn çrptrlck dydk dymdk dmyn klmsn mprtr yc hydtysn ksn dğşmz mrdr sssz hrflr bdyn kldrlmştr çnd sssz hrf blnn yynlr mprtrlk tprklrn sknlr lrs brt lm çn gzlrn ml çklp klklr kslp dl kprlcktr bndn byl sssz hrflr v nktlm şrtlrn kllnn btn mprtrlklr bzm cn dşmnmzdr"
kamera
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
10,5bin öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;