Selam arkadaşlar, gelirleriyle ve giderleriyle tüm insanlığa faydamın dokunduğu youtube linkini aşağı bırak... yok yok öyle bir derdim, merak etmeyin. Bu yalnızca kamusal bir incelemedir, dileyen okur, dileyen okumaz. Sizi birer araç olarak görmüyorum, birbirimize katacağımız çok şey var.
Hepimizin içinde bir nebze de olsa kendini bulabildiği ''meşhur'' Tutunamayanlar'ı okuyalı baya oldu. O vakitten beri hakkında birçok inceleme, araştırma yazısı gördüm ancak değinilenler değinilmeyenlere hakaret ediyor adeta. Oğuz Atay bu kitabı bir yarışma için derlemiş olabilir evet fakat yazarımızın dillere destan bir dileği vardı hepimizden: ANLAŞILMAK... Birçok yazarda vardır bu. Bestseller olmak, çok okunmak, dillere düşmek hem ekonomik hem de ego açısından önemli. Her kesimde olmasa çoğunun öz amacı anlaşılmak. Kutsal kitapların bile amacı budur, değil mi? :)
Tutunamayanlar barındırdığı teknikler, başvurulan edebi akımlar, kitaplar, yazarlar olarak bütünsel olarak ele alınamaz. Bu hem yazara hem de 724 sayfaya ihanettir! Bir yerden başlamak gerekirse bu kitap bir deneydir. Hızlıca postmodern kalıbına sığdırmadan ne demek istediğimi izah edeyim: Türk edebiyatında bir çığır gerçekleştirmiştir! Bilinç akışı tekniği mi yalnızca bu çığırın hammaddesi, elbette hayır. Yusuf Atılgan Oğuz Atay'dan önce bunun başarılı bir örneğini zaten vücuda getirmişti. O halde; nedir bu eserin Türk edebiyatı için ilk ya da özel kılan? 70 sayfalık bir noktalama işareti olmayan bir kısım var. Bunun örneğini James Joyce'un Ulysses'inde görmüştük, o zamanlara gidince Ulysses'in okunma oranına bir bakarsak okuyucu için çıkılmamış bir yolculuk değeri taşıyor. Evet yanlış duymadınız Ulysses'in Türk okuyucusu arasındaki ''tanınırlığının evveliyatı'' öyle çok da öncelere dayanmaz. Bu açıdan bakınca o 70