Gülün Adı

8,8/10  (194 Oy) · 
592 okunma  · 
187 beğeni  · 
3.858 gösterim
"Gülün Adı" adlı bu dev romanıyla bir anda dünyanın dört bir yanında ünlenen İtalyan yazarı Umberto Eco, aslında çok yönlü bir bilimadamı. İtalya'da, Bologna Üniversitesinde öğretim üyesi, semiolog, tarihçi; filozof, estetikçi, ortaçağ uzmanı ve James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış biri. Umberto Eco'nun bu ilk romanı, 1980'de İtalya'da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yaptı ve dünyanın pek çok diline çevrildi. Dünyada olağanüstü bir ilgi uyandıran bu romanın yankıları hala sürüyor. Filmi de dünyada büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın başarısında, kuşkusuz, yazarın ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin büyük payı var. Tam anlamıyla ve her bakımdan ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte "Gülün Adı" kesinlikle çağdaş bir roman; çağdaş romana yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir roman. Bir anlamda ortaçağda geçen, Hıristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman, bir anlamda da ustaca kurulmuş polisiye ve sürükleyici bir öykü. Ve en önemlisi olağanüstü bir dil ve benzeri az bulunur bir sanat yapıtı. Bu ünlü romanı İtalyanca aslından başarıyla Türkçeye çeviren Şadan Karadeniz'in titiz ve uzun çalışmasını da burada hayranlıkla belirtmemiz gerekiyor. Umberto Eco'nun yayınlarımız arasında çıkan ikinci dev romanı "Foucault Sarkacı" da, "Ortaçağı Düşlemek" adlı deneme kitabı da yine Şadan Karadeniz'in çevirisi...
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2016
  • Sayfa Sayısı:
    736
  • ISBN:
    9789750732737
  • Orijinal Adı:
    Il Nome Della Rosa
  • Çeviri:
    Şadan Karadeniz
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
mithrandir21 | Uğur D. 
 19 Tem 10:39 · Kitabı okudu · 20 günde · Beğendi · 9/10 puan

Acaba ben ne yaptım, ne okudum? Tüm delilleri okuyucuya veren, verdikleri deliller ile beraber cinayetleri okuyucunun da çözmesini isteyen gerçek bir polisiye mi okudum, bir Orta Çağ gerilim romanı mı okudum, dinler arası, mezhepler arası, tarikatların ve rahiplerin başrolde olduğu bir roman mı okudum, gerçek kişi ve toplulukların hâkim olduğu tarihi bir kurgu mu okudum yoksa sağlam bir bilgi yumağı olan koca bir ansiklopedi serisi mi okudum karar veremedim, aslında bu öğelerin hepsini içeren güzel bir roman okudum. Saydıklarımın hepsini içeriyor Gülün Adı, hem de edebi değeri yüksek bir eser olarak. Öncelikle şunu söylemek isterim ki roman hiç beklemediğim şekilde kaliteli öğelerle dolu bir şekilde polisiye bir roman. Okur tarafından kolay kolay bir şekilde hiç dikkat edilmeyecek unsurlar, hareketler Eco tarafından delil olarak biz okura veriliyor ve gerçek bir polisiye romanda olması gerektiği gibi de bu deliller okura ayrıntılı olarak sunuluyor, sunulduktan sonra da her bir delilin, her bir detayın analizi yapılıyor ve karakterler tarafından yapılan her bir analizin üzerine yine karakterlerin karşılıklı yorumu yapılıp okura tekrardan sunuluyor. Gerçek bir polisiye romanda olması gereken hatta bir şart olan en önemli ayrıntıdır bu durum. Yazar, okurdan hiçbir şekilde bir delil saklamamalı ve romanın karakteri ile beraber okurun da cinayete hâkim olup üzerinde düşünüp cinayeti çözmesini istemesidir, günümüz polisiye romanlarının özellikle de seri katil polisiye romanlarında bu durum yoktur çünkü okuyucuya sürpriz yapmak ister yazar ve bu sürprizini de okurdan deliller saklayarak ve sonrasında da pat diye önüne sererek yapar; ama dediğim gibi gerçek polisiye romanda bu hususlar kabul edilmez, Eco’nun yaptığı gibi her bir ince detay okura verilmelidir, okurun da soruşturmanın içinde olduğu düşünülüp çözmesine yardımcı olunmalıdır. Eco da bunu yapmış ve en ince detayına kadar William’ın bulduğu delilleri bize verip bizim de çözmemizi istemiş, çözmemiz zor olsa da en azından yorumlamamızı istemiş, istemiş ve biz okura yardım da etmiş. Yardım ama ne yardım, çok büyük bir yardım ama cinayetler de bir o kadar karışık yani çözmek maalesef o kadar da kolay değil; ama Eco delilleri bize verip sundukça William’ın zihnine, Adso’nun sorularına, yorumlarına ve düşüncelerine ortak olmak kitabın bana göre en güzel yeriydi.

Umberto Eco, okuru doğru bir tanım yapmak gerekirse bilgiye boğuyor, Hıristiyanlık inancının derinliklerine iniyor, birçok din adamının eserleri hakkında bilgiler veriyor, Hıristiyan tarikatlarını kısım kısım da olsa detaylıca anlatıp kimin imparatora daha yakın, kimin papaya daha yakın olduğunun bilgilerini verip, romanın kurgusu ile harmanlayıp sayfaların arasına serpiştirmiş. Bazı yerler ağır gelebiliyor, bazı sözler, eser isimleri filan da Latince verildiği için okuma esnasında dipnotlara bakıldığından dolayı ağırlığın üstüne biraz daha ağırlık bindirilmiş. Bu kısımları okumak en azından benim için bazı yerlerde zor oldu. Bu ağır bilgi akışlarının ve detaylıca verilen diyalogların olduğu sayfalarda verilen Latince sözler ağır olan bu kitabın okuma hızını daha da yavaşlatıyor. Zaman zaman da arka arkaya birden fazla olunca daha da olumsuz etki oluyor, bazı Latince yazımların ise çevirisi hiç verilmemiş, sanırım daha önce farklı bir dipnotta çevirisi verilen söylemlerin ikinci bir çevirisi verilmemiş kitapta, ne de çok aklımızda tutarız ya… Tamam biraz önce yukarıda dediğim gibi dipnota bakmak zor ama çevirisi verilmeyince de bu sefer hiç olmuyor, aslında iki durum da kendi içinde farklı farklı iki tür bir sorun oluşturuyor ve maalesef okuma hızına da olumsuz etki ediyor. Verilen tarihi bilgilerde Eco, iki farklı zıt görüşün düşüncelerini, söylemlerini diyaloglar oluşturup sayfa sayfa okutuyor. Hıristiyan tarihine fazla hâkim değilseniz eğer bu kısımlarda neyin Eco’nun kurgusu olduğu neyin ise tarihi bir gerçek olduğu karıştırılabilir; çünkü Eco kurgusunu tarihi gerçekler ile o kadar güzel harmanlayıp, ortaya güzel bir sonuç çıkartıp eserine vermiş ki bunu ayırt etmek keyifli bir şekilde zor oluyor ve keyifli bir anlamsızlık da oluşuyor. Anlamak için çok da gerek yok aslında böyle bir şeye, önemli olan zaten yazarın kurgusunda kaybolmak değil midir? Bence kesinlikle öyledir. Kitap içinde olan birçok bilgi dipnotlar ile desteklenip okura açıklaması yapılmış ama tabii ki de bir dipnot seviyesinde verilmiş, tam manası ile kavranabilecek şekilde değil, onun için okurken yardımcı olarak Hz. Google’dan faydalanılırsa eğer kitabın içine daha rahat girilir.

Gülün Adı denilince akıllara gelen bir başka isim de Orhan Pamuk'tur. Yeni Hayat kitabının daha giriş cümlesinde bile Gülün Adı etkisi görülüyor, Benim Adım Kırmızı ise gerek Orhan Pamuk’un olsun gerekse de Türk Edebiyatı’nın olsun şüphesiz en önemli eserlerinden biri. Bu iki kitap arasında da metinlerarası olarak birçok unsurda benzerlikler vardır. Şimdi öncelikle şunu demek isterim ki, Orhan Pamuk okumayanlar, okumadan karalayanlar ve postmodern edebiyata uzak olanlar hatta postmodern edebiyat okuyunca rahatsız olanlar “metinlerarasılık kuramını” bilmeden Orhan Pamuk’a intihal yakıştırmasını yapabilmekteler. Metinlerarasılık kuramı özellikle postmodern eserlerde fazlası ile karşımıza çıkmaktadır, yani yazarlar bunun zaten varlığını kabul ederlerken çalıntı, hırsız veya intihal demek ne kadar alakalı bir durumdur anlayamadım. Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı isimli eseri ise Gülün Adı ile beraber bu türe güzel birer örnektirler. İki eser için kendimce mukayeseli edebiyat yapmam gerekirse ilk önce kitap isimleri diyebilirim. İki romanda da tarihten beslenme, romanın kurgusunun geçtiği topraklara hâkim olan dinin insanlara olan etkisi, sanat, bilim ve dinin çatışması, sanat ve bilime ilgi duyanların çatıştıkları dinin etkisi yüzünden artık sahip oldukları dertleri, bu zaman içinde kurguya esas olarak hâkim olan cinayet ve cinayetin çözümlenme süreci gibi diyebilirim. İki romanda da karlı kış günleri hava durumuna hâkimdir. Benim Adım Kırmızı 9 günlük bir sürede geçerken Gülün Adı ise 7 günlük bir sürede geçmekte, Gülün Adı’nda mekân olarak sadece Melk Manastırı varken Benim Adım Kırmızı'da ise mekân olarak farklı evler, İstanbul’un sokakları bazen de sarayı vardır. İki eserde de yer yer açık olarak ama aslında bastırılmış şekilde cinsel duygular, cinsel fanteziler vardır. Gülün Adı’ndan ziyade Benim Adım Kırmızı’da hikâyede anlatıcı dikkat çeker, bazen köpek, bazen şeytan, bazen kırmızı renk, bazen bir para, bir ağaç bazen de bir ölü anlatır bize hikâyeyi. Gülün Adı’nda ise anlatıcı çömez olan Adso’dur ama her iki romanın anlatım tarafından ortak noktası ise genel konunun anlatımı anlatıcılar tarafından ara ara kesilip önceki bir döneme, geçmişe gidip gelmekte olmalarıdır. İki romanda da bu unsurlar metinlerarası bağlamda birbiri ile örtüşür. Pamuk için intihal diyenler ise postmodernizme daha yakından bakmaları ve anlamak istemeleri gerekmektedir; çünkü Gülün Adı ve Benim Adım Kırmızı bu duruma örnek olacak tek eserler de değildir. Ve bana göre Benim Adım Kırmızı da Gülün Adı’na göre daha güzel bir roman, tamam Benim Adım Kırmızı’nın içinde de dini bilgiler fazlası ile olsa da Gülün Adı kadar yok, hatta yarısı kadar da yok ama bana göre Benim Adım Kırmızı Gülün Adı’na göre çok daha güzel bir roman; ama sanırım bunda baş etken olarak yazarı kendi dilimizde yazdığı için okumanın ve içinde bizden bir şeyleri bulup okumanın da etkisi olsa gerek.

Ağır bir kitap, okunması yer yer zor ve yoran bir kitap, okurken sakin kafa ile okumanızı, okuma sürenize uzun aralar verip fazla uzatmamanızı tavsiye ettiğim bir kitap. Okuduktan sonra sanırım en çok aklıma gelecek durumlar ise gülmenin dine ve insan zihnine olan etkisi, kösnüllüğün ne derece kötü olabildiği, kösnüllüğe etki eden derisel, tensel zevkin, duyulan ilginin dinen düşüncesi, derinin altında bulunanları düşünerek bu kösnül duyguları köreltilip köreltilemeyeceği, tinsel duygular, dinsel duygular, erk gücü hayatımızda ne kadar olmalı vs. vs. Sırf bu kısımlar için tekrardan okunabilecek bir kitap ve keşke aynı anda okunması daha da kolay olsaydı diyeceğimiz bir kitap da.

https://www.youtube.com/watch?v=Dlr90NLDp-0
https://www.youtube.com/watch?v=d5p_U8J0iRQ
https://www.youtube.com/watch?v=EaHx8S-Jmec
https://www.youtube.com/watch?v=O3ETFI2U9RA

Şuraya da filmin fragmanını bırakayım (kitap hakkında spoiler verebilir),

https://www.youtube.com/watch?v=7-yYJgpQ-CE

Ahmet Y 
 03 Şub 14:40 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

"Roman;yorum üreten bir makinedir" diyor kitabın sonunda Eco.Ben de üstadın bana verdiği yetkiye dayanarak yorumlayabildiğim kadar yorumlayacağım.Çünkü roman yorum üreten bir makine ise benim yorum ve incelemelirim de okur üreten bir makineye dönüşsün isterim.Çünkü ben obskürantist bir insan değilim,Eco’dan kimse mahrum kalmasın isterim.Çünkü Eco’nomiktir onun yapıtları,tek kitap alırsınız 12 ciltlik bir ansiklopedi okumuş olursunuz.Hem de sıkılmadan,çünkü ansiklopediyi rahatlatıcı bir serum yapıp romanın içine öyle bir zerkeder ki müptelası olursunuz.Bazen zarar görürsünüz öyle ki diğer yazarların yapıtlarına imtina ile bakmaktan kendinizi alıkoyamazsınız.Çünkü siz artık Eco’(i)stiyen bir okur olmuşsunuzdur.Neyse Eco’yu övmeyi bir kenara bırakıp biraz da romanın içine girelim..

İncelemeye kitabın sonundan başladım.Çünkü bu başsız bir romandır.İlk 100 sayfasını kefaret sayar Eco,o kısmı geçenlerin beğeneceğine inanır.Lakin ilk 100 sayfa da yabana atılacak cinsten değildir.Adso’nun ağzından anlatılmaya başlar hikaye..Yazar artık kenara çekilmiş gibi gözükür.Ama hiçbir zaman çekilmez,zekasını öyle bir gösterir ki kendinizi aptal hissedebilirsiniz ve bu mazoşist bir haza dönüşür.Metinler birbirlerini doğurur,suçlarsa ötekini..Ve labirentlerin içinde kaybolan bir okuyucu zihni.Birbirini doğuran cinayetlerin,tesadüfi bir biçimde İncil’deki alametleri benzemesinden hem okuyucuyu hem dedektifi belki de yazarını bile ters köşe yapan bir polisiye.Polisiye içinde tarih,Tarih içinde felsefe,felsefe içinde sosyoloji,sosyoloji içinde dil,Dilin içinde göstergebilim.Her türe ait olup,hiçbir türe benzemeyen bir roman.Yani romanın yazılışından beri sayısız yoruma ve varsayıma maruz kalmasını haksız çıkarmayan endemik bir yazın.Obskürantizm’in,ortaçağın yavan ikliminde karanlık çağla birleşmiş gizli bir eleştrisi.

Neyse yine daldım gittim.Kütüphanede bir cinayet işlenir.Bunu çözmek için William adlı bir dedektif çağrılır.William Sherlock Holmesvari bir çıkarım yapma ustasıdır.Analitik düşünce sistemiyle(Pozitivist ve duygusuz olmaması yönüyle sherlocktan ayrılır) olayları ustaca çözümleyen ama manastıra geldikten sonra olayın anlatıcısı Adso ile daha karmaşık olayların içinde kendini bulan bir bilge.Kitaplıkta saklanan kitap etrafında işlenen cinayetler….
Bu cinayetler bize ortaçağın karanlık çağlarının düşünce sistemini öyle bir gösterir ki üstadın dediği gibi şu çağdan pek de farklı olmadığını görürüz.Bir kitabın toplumu kandıran bir zehir sayılması,kütüpanenin manastırda herkesten gizlenmesi,kitapların okunmak değil korunmak için ayakta tutulması düşüncesi bilginin hiyerarşisinin,gücünün en büyük göstergesi.Ve saklanması konusunda rahiplerin gösterdiği ivedilik ise “obskürantizm”in en acı yüzü.

Romanda en çok dikkatimi çeken şey saklanan kitabın gülmek ile alakalı bir kitap olmasıydı.Bazen somurtursunuz ve biri size gelip “sen neden gülmüyorsun” diye sorar.Gülmek zorunda değilsinizdir ama bunu anlatamazsınız çünkü karşıdakinin de gülmenin patolojik bir durum olmadığını bildiği gibi mecburiyet olmadığını da bilmesi gerekir.Çünkü gülmek salt bir istence dayanmaksızın anlık bir dışavurumdur.İnsana verilmiş en tabii ve ayırıcı velinimettir,çünkü ağlayan bir hayvan görebilirsiniz ama bir hayvan asla gülmez.Romanda aranan ve uğruna cinayet işlenen kitap da gülmeyi erdem sayan,hristiyanların İsa asla gülmez,gülmek günahtır savlarına ters düşen ve okunması durumunda toplumda bir uyuşturucu etkisi yapacağı düşünülen bir kitaptır.Yani diyebiliriz ki aynı zamanda gülmenin psikopatolojik ve gelotolojik,aynı zamanda da felsefi nitelikleri de eserde gün yüzüne çıkmıştır.Romanda en çok dikkatimi çeken bunlardı.Hikayeyi anlatıp okuyanlara hakaret etmenin okumayanlara küfür ettirmenin manası yok 
Ayrıca aranan kitabın birçok dilin bir araya getirilerek yazılmış olması ve başının olmaması bana James Joyce’nin dünya edebiyatını yerle bir eden 40 dili birleştirerek yazdığı ve Eco’nun üzerinde çalışmalar yaptığı dünyada okunması en zor roman olarak gösterilen “Finnegan Uyanması” kitabını hatırlattı.Tabi bu sadece bir varsayım..
Son olarak en çok tartışma konusu olan romanın ismi konusunda konuşmak istiyorum.Eco;"ismi “Gülün Adı” çünkü gül o kadar çok anlama sahiptir ki neredeyse hiçbir anlamı yoktur.Çünkü bir gül bir güldür,gül güldür,gül güldür,gül güldür..Romanlar okunur geriye sadece adları kalır" diyor.Bu ismi romanın sonundaki bir şiirden almış ve nedensizce koymuş.İşte bu noktada yazarlığını ortaya koyuyor,yazar belli bir mantaliteye göre hareket etmek durumunda değildir metinler birbirini doğurur,isimler bir şekilde bulunur,kimileri ivedilikle kimileri rastantı sonucu.Önemli olan okuyucuda bırakılan tattır.Bu tattan mahrum kalmayın,okuyun okutun..Son olarak da Eco yaşasaydı ve görüşme imkanımız olsaydı ona Ahmet Hamdi’nin şu dizelerini takdim etmek isterdim;

Bir adın kalmalı geriye,
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde,
Aynaların ardında sır(romanda enterasan biçimde aynanın ardında sır var gerçekten 
Yalnızlığın peşinde kuvvet,evet nihayet
Bir adın kalmalı geriye,bir de o kahreden gurbet 

Romanı okuyanlar anlatmak istediklerimi çözmüşlerdir  Okuyan herkese teşekkürler…

Ha unutmadan biraz şizofrenikçe bir inceleme oldu ama neden bu incelemeyi yazdın diyenler olursa (Eco çünkü canım bir roman yazmak istedi demesine binaen) Çünkü canım bir inceleme yapmak istedi ya da yapacak daha önemli bir işim yoktu diyerek veda ediyorum.

KörKalem | Halil K. 
18 Mar 01:17 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Çoook uzun ve yorucu bir hikayeden koptum geldim. Zor oldu, okuması, anlaması, sindirmesi... Tuğla gibi kitaptı, zira kolay olmadı.

İçerisinde yoğun tarih, yoğun felsefe olan aynı zamanda -ilahiyatçı olan bana bile fazlasıyla ağır gelen- yoğun dinler tarihi içeren bir kitapla karşı karşıyayız. Gülün Adı bana bir çok şeyi şeffaf olarak gösterdi.

1)Bazı hadislerde bize din diye aktarılan bazı şeylerin, aslında bize Hristiyanlıktan gelme şeyler olduğunu elim bir şekilde öğrendim... -Dinler tarihi ile bu kadar yakın ilgim olmasına rağmen, bu kitap çok ciddi gerçekleri gözümün önüne serdi.-

2)Çok şaşırdığım bir gerçek daha şuydu:
Batılıların en basit düşünceleri bile Müslümanlardan aldıklarını, sonra da onları bize kendi düşünceleriymiş gibi yutturduklarının farkına vardım.

3)Kitap bazı insanlara çok ağır gelebilir çünkü içinde çok bariz bir islamofobi vardı.

Genel olarak kitaba gelirsek, dili gerçekten çok ağırdı ve ağır ilerleyen bir kitaptı. Konusu polisiye olarak geçiyor ama, yukarıda tekrar ettiğim üzere, içerisinde polisiyeden çok, iktidar kavgası, dinler tarihi ve felsefe konusu ağırlıklıydı.
Polisiye yazmasına kanıp almayın derim, ilgisi olmayan arkadaşlarıma önermiyorum çünkü sıkılıp elinizden bırakmak isteyebilirsiniz.

Çok büyük emek isteyen bir kitap olmuş, çok büyük araştırmalar sonucunda ortaya çıktığı çok belli. Ve Eco gerçekten büyük bir zeka örneği.

Ben kitabın sonunu daha karışık, daha kitabın kalınlığına, bu olay örgüsüne uygun bekliyordum ama, sonunu biraz uygunsuz buldum. Kitabın büyüleyici atmosferine pek uymamış açıkçası.

Velhasılıkelam kitap güzeldi, kendini okuttu, biraz da ilgim olduğundan götürebildim, ama ilgisi olmayanların okumasını önermiyorum.
Bol okumalı günler dilerim...

fazi 
 22 Nis 18:21 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Nihayet okuduğum bu efsane romanla ilgili bir şeyler yazacağım elbette. Ama önce, Dante - İlahi Komedya'da okuduğum ve bildiğim birçok olayın kitapta karşıma çıkması çok sevindiriciydi. Hatta bir yerde Dante'den de bahsedilmişti.
Kitap, zor ama Hıristiyanlık ve din ile ilgilenen kimselerin rahat okuyabileceği şekilde yazılmıştı. Ayrıca eserin polisiye roman olması da heyecanımı perçinledi okurken..
Kitapla ilgili yapılan eleştiri ve incelemeleri okuduğumda, insanların sadece görüş belirtmekle kalmayıp kitabı da bir hayli anlattıklarını farkettim. O zaman nerede kalıyor kitabın gizemi ve zevki değil mi ama!
1327 yılında Italya'da bir manastırda işlenen yedi cinayeti, yedi güne bölerek anlatıyor eser. Cinayeti çözmek için manastıra gelen Baskervilleli William ve tabiri yerindeyse William'ın öğrencisi ve aynı zamanda yazıcısı Dom Adso, dini inançlarını sorgularken bir yandan da manastırda olup bitenleri anlamaya çalışırlar. Ve bu esnada yaşanan olaylar Adso tarafından okuyucuya anlatılır.
Özellikle dikkat çekmek istediğim konu ise;
Eco, Aristotales'in Poetika'sının hiç yazılmamış ikinci kısmının Baskervilleli William'ın eline geçişini kurgulamış ve kendince ikinci kitabın ilk satırlarını yazmıştır. (Okurken keşke gerçek olsa dedirtiyor)
Kitabın basımı da gerçekten çok iyiydi. Ancak birçok kişinin yorumlarında gördüğüm şey ise; yabancı kelimelerin çok fazla olduğuydu. Aslında önsözün okunmamasından kaynaklı bu yorumlar. Çünkü konu ve cümle bütünlüğü bozulmaması adına bu şekilde bırakılmış kelimeler.. Okumaya başlamadan önce açıklamalar, yeni baskı notları ve çevirici notlarının yanı sıra, manastırın haritasını da görmek çok etkili oldu.
Mutlaka dikkatle, özenle ve yavaş yavaş okunması gereken, büyüleyici bir kitaptı.. Filminin de olduğunu duydum ama kitapla aynı zevki vermeyeceğini düşünüyorum nedense.. Ama izlemek isteyenlere duyurulur elbette..

Tuco Herrera 
18 Nis 19:46 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir başka kritikten daha hepinize merhaba ..dilim döndüğünce bu güzel kitabı anlatmaya ,sizlere tanıtmaya çalışıcam.. ardından en güzel parcalarıyla metalika sizlerle beraber olacak...

- ORTAÇAĞ MANASTIR HAYATINDA POLİSİYE OLUR MU? -

Şakayı bir yana bırakırsak olaylar ortaçağda 1300 lü yılların ilk çeyreginde avrupada - ortaçağın , hakikaten karanlık diye tabir edilen ve engiziyon mahkemelerinin cayır cayır kafir suclamalarıyla insanları kazıklı ocakbaşı alevlerine atıp şiş kebab misali yaktıkları dönemlerinde geçiyor..kahramanlarımız ,(eski bir engizisyon sorgu rahibi ) bir gezgin rahip ve yanındaki çömezi.. olaylarda bu ikili ve konuk oldukları amiyane tabirle kör itin öldüğü ,dağ başındaki kuş uçmaz kervan geçmez manastırda yaşayan ve işlenen esrarengiz , ilk bakışta açıklanamaz cinayetleri aydınlatmaları için bizim ikilinin yardımlarını istedikleri bahse konu manastırın rahipleri etrafında gelişiyor..kitap benim için şu açıdan çok ayrı bir yere sahip : dinler insanlara ne akla mantığa zarar şeyler yaptırıyor dedirtiyor ki bunun sizde okuduğunuz zaman ciddi ciddi farkına varacaksınız..bunların haricinde Umberto Eco dediğimiz adam yani yazarımız , o dönem avrupasını ve ortadoğusunu daha da ötesi ortaçağ tarihini yalayıp yutmuş sular seller gibi içmiş bir şahsiyet.. kendi adıma dinler ( ki özellikle semavi diye adlandırılanlar) tarihini ve gizli tarikatları daha önceden arastıran biri olarak kitabı okurken bunun açık ara baya bir faydasını gördüm.. ama tüm bunlara rağmen , belli bir altyapım olmasına karşın ben de bazı yerleri okurken kitaptan kopma noktasına geldim sanki biskremle ayran içiyormuş hissiyatına kapılıp..konu ve kurgu çok güzel inanılmaz bir gerçekçilik var.bunu okuyan herkes anlayacaktır lakin anlatılanları belli bir tabana oturtmak için verilen ek bilgiler kimi yerde insanı yoruyor hatta boğuyor. bu arada verilen ve kitabın arkaplanına yamanan detaylar ve olaylar %100 GERÇEK orası ayrı bir şapka çıkarılacak nokta! bunlardan hariç kitap o dönemin , krallıkları yöneten , kitleler üzerinde neredeyse tek söz sahibi olan klise müseessesinin , manastır hayatının ve hristiyanlığın karanlığını çok guzel veriyor insana.. ambians müthiş.. kitapta, bilginin nükleer silah misali saklandığı halka açıklanmadığı dönemlerde bir kütüphane ortamı var ki ben okurken zevkten yeşerdim ..keza gene sözde dinleri adına insanları kırıp geçiren engizisyoncular ve acımasızlıkları çok güzel işlenmiş.. 660 KÜSÜR SAYFA sizi korkutmasın. ortaçağ tarihi ve polisiye seven herkes okumalı ..

Aykut 
30 Tem 2016 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yine Eco, yine insanı içine çeken tarihsellik. Eco okuyanlar bilir; romanlarını okumanın yanı sıra bir de her romanda belli bir tarihe yolculuk yapıp roman boyunca orada yaşamak vardır. Öyle ki, romanın sonlarına doğru istemsizce üzülürsünüz o tarihten günümüze geleceğinize. İnsanı içine alıp götürür. Karakterlerin yanında sanki siz de varsınızdır, gerçek tarihsel olayları beraber karşılarsınız. Bir yanda bu büyülü gerçekçilik, bir yanda ise romanın gerçek tarihsel olayları barındıran müthiş yapısı. Kurgu olan tarihsel romanlarda durum farklıdır; ne kadar okursanız okuyun olayların gerçek olmadığını bilirsiniz. Yalnızca tarihler gerçektir. Ama Eco söz konusu olduğunda işler değişiyor. Hem tarihi belgelere dayanan bir büyülü bir gerçekçilik, hem de bu büyülü gerçekçilik içinde yaşayan siz... Gülün Adı ise ortaçağdan günümüze gelen, Adso adlı başrahibin yazmış olduğu el yazmasından yola çıkılarak oluşturulmuş bir yapıt. Polisiye tarzının tarihsel romanda can bulmuş hali diyebiliriz. Bir manastırda ardı ardına işlenen cinayetler ve artan heyecan... Hikaye Adso ve rahibi William etrafında dönüyor. Hristiyanlıkta çömez - rahip ilişkisi dolayısı ile her ne kadar cinayetleri çözmesi için sorgucu olarak William gönderilse de, Adso William'ın çömezi olduğundan dolayı olaylara Adso da şahit oluyor. Siz de bu büyülü tarihsellik bir yandan, polisiyenin heyecanı ve merak attıran yapısı bir yandan derken kaybolup gidiyorsunuz tarihin gizemli köşelerinde. Tarihi sevdiren yapısıyla olsun, büyülü gerçekçiliği ile olsun Gülün Adı mükemmel bir roman.

Oğuz Aktürk 
17 Şub 23:02 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Mimari detayları olağanüstü. Aedificium gibi dominant bir binanın nasıl tam olarak ortaçağ mimarisini yansıttığını anlıyoruz. İçinde gizleri barındıran ve tasarlanılan mimarinin insan ölçeğinde olmadığını anladıkları bir çağdı. Bundan sonraki gotik ve özellikle barok toplumlarda ortaçağın açtığı yaralara çözüm bulabildiler. Bu bakımdan Aedificium'un mimarisi bu yüzden insana çok iç bunaltıcı ve kasvetli geliyor. Umberto Eco da mutlaka bunun farkında ve her cephesini, içini, detaylarını çok güzel aktarmış.

Girilmesinin yasak olduğu kütüphane olayını ortaçağ kültürünün insan olgusunu hiçbir koşulda dikkate almayıp sokakların genişliğini bile at arabalarına göre tasarlamalarına bile bağlayabiliyorum bu yüzden.

Olayın dini boyutuna gelince hristiyan dünyası müslüman dünyasını her zaman eleştirir çeşitli mezheplere bölündüğümüz için. Fakat kendilerine bakılınca sapkınlıkların ve yanlış aktarmaların pek fazla olduklarını görüyoruz.

Böyle bir kitap okumuş olduğumuz için şanslıyız!

Güler Bilkay Aygün 
22 Tem 20:03 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yıllar önce okumuştum. Daha sonra filmini de izledim. Konusuna gelince; Her şey Ortaçağ'da bir manastırda bir rahibin öldürülmesi ile başlar. Kitap polisiye bir roman olmasının çok ötesinde, çok dolu, pek çok bilgi de veriyor. Ben çok beğenerek okumuştum.

Nazlı Demir 
04 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Sınavda çıkacak olması nedeniyle okuduğum bir kitap. Değişik bir anlatım tarzı olan bu kitabı Labirent kütüphane paradoksunun güzelliğinden dolayı sevmiştim. Tarihi kitap sevmeyenler için alternatif olan ve tarihide içinde barındırarak sevdiren bir kitap

insan_okur 
08 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı; Kitap Ağacı topluluğunun Eylül Ayı kitabı seçilmesi sebebiyle okudum. İncelemeye nasıl başlasam bilemiyorum ama bir şeyler karalayacağım inşallah verimli olur sizlere. Kitabın türü polisiye diye geçiyor ama buna bakarak bu kitabı okumaya kalkmayın. Çünkü kitabın içinde derin bir felsefe, ortaçağ tarihi, bilim, siyaset ve din konuları mevcut. Öncelikle kitapta ilerlemek bayağı bir zor; neden derseniz yazar çok ama çok usta. Kalemi gayet sade ve başarılı gel gelelim konular derin.

Kitaba geçersek manastırda işlenen cinayetler üzerine gelen sorgucu ve öğrencisi ile başlıyor. Kitap 7 günden oluşuyor ve her gün birisinin ölmesi ile devam ediyor. Kitap aslında bir anı şeklinde de denilebilir. Çünkü ana karakterdeki Adso adlı kişi bu geçmişinde yaşanan 7 günü anı olarak kaleme almış. Bu 7 günün içerisinde ara ara cinayet soruşturmaları, ara ara felsefe ve (benim açımdan sıkıcıydı bunu belirtmek isterim) İtalya tarihi, papalık, dinin irdelenişi konuları işlenmesi ile ilerliyor. Bu arada Hristiyanlık’ta öylesine tarikatlar varmış ki pes dedim. Hala var mı acaba bunlar? Araya felsefi konular girince elbette ki kitabı okumak güçleşiyor, karışık bir hal alıyor ve yavaşlıyor. Manastırdaki eş cinsellik ve kadınlara düşkünlüğü de aralara sokmuş yazar. Bitki bilim ve ilaçlarla ilgili bir sürü bilgi de mevcut. Sonuna kadar katili ben bulamadım. Sonu sürprizdi ama tam bir filmlik yapıt; ki varmış zaten. Benim not aldığım kısa kısa konular; Bacon’dan kısa bilgiler, gizem, laiklik, bilim, din, tarikatlar, kilise, kitaplık, kitaplar, büyüler, labirent, bitkisel ilaçlar, eski bilim insanları, iksirler, büyü, metafizik, İtalya, Aristo, İbn-i Sina, Kur-an’ı Kerim, uygarlık tarihi… bir sürü daha gidebilir. Şu bariz bir gerçek ama kitapta öylesine güzel cümleler ve mesajlar var ki çok muazzam sözler bulacaksınız. Sırf bu yüzden dahi okunur.

Şimdi eleştireceğim noktalara değinmek istiyorum. İslam düşmanlığı çok ama çok bariz şekilde kitapta var. Kutsal kitabımıza, peygamber ve ilim insanlarına, Allah’a dahi bir sürü kötü söz içermekte. Bununla ilgili alıntıları da paylaşmadım ama işaretledim kitabımda. İnançlarımıza baya aykırı cümleler var. Bütün bunları göz önüne alırsak bazı kişiler bu kitabı okumayabilir. Diğer bir konuda çok fazla örnekleme yapılması. Bazı bölümlerde örnekler öylesine çok ki 1 sayfa örnek vardı.

Son bölümde diyeceklerim de kitap bittikten sonraki yazarın kitabı nasıl yazdığına dair anlatımı çok ama çok güzel. Sırf oradan 1 puan verilir. Tarihi kısımların detayı ve derin felsefe hariç kitabı beğenmemek biraz zor. Kişiye göre değişiyor kitap beğenisi zaten. Kitap kalınlığı sizi çok aldatmasın benim gibi kitap okuma delisi ve sürükleyici bir eser olduğu için biraz zorlandığım doğrudur ama yine de hızlı okuduğum da aşikar. Çünkü 7 günde bitecek bir eser değil. Hele okumaya yeni başlayan biri ise tamamen yanlış bir seçim.

Beklentimin üstünde bir dil ile karşılaştım. Kitabı da güzel bulduğumu ve sizlerede tavsiye ederek bitiriyorum.

“İnsan susarak da bir şey söyleyebilir.” (Sayfa 401 - Can Yayınları)

5 /

Kitaptan 194 Alıntı

Deniz 
02 May 23:05 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kent bugün sizin, bizim çobanı olduğumuz, Tanrı'nın kullarının yaşadığı yerdir. Zengin din adamlarının yoksul ve aç insanlara erdem üstüne vaaz verdikleri bir rezillik yeridir.

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 222)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 222)
mithrandir21 | Uğur D. 
14 Tem 09:17 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Ah bir de anlasalar...
"Kitaplar inanmak için değil, araştırmak için yazılır. Bir kitap karşısında onun ne dediğini değil, ne demek istediğini sormalıyız kendi kendimize; kutsal kitapların eski yorumcuları bu düşünceye açık seçik sahiptiler."

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 442 - Can Yayınları)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 442 - Can Yayınları)
insan_okur 
07 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Dürüst bir insan yargılanırken tedirgindir!

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 422 - Can Yayınları)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 422 - Can Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D. 
05 Tem 20:18 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Siz de Farkına Varmışsınızdır
Burada hepimiz çok konuşuyoruz, siz de farkına varmışsınızdır. Bir bakıma, burada hiç kimse suskunluğa saygı duymuyor artık. Bir bakıma da gereğinden çok saygı duyuluyor.

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 187 - Can Yayınları)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 187 - Can Yayınları)
fazi 
19 Nis 00:47 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Umberto Eco - Gülün Adı
"...Gençler artık hiçbir şey öğrenmek istemiyorlar, bilim geriliyor, tüm dünya tepetaklak olmuş, körler körleri yönetiyor ve onları uçuruma sürüklüyorlar, kuşlar daha uçmayı öğrenmeden yuvadan ayrılıyor, eşekler çalıyor, öküzler oynuyor."

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 39 - Can Sanat Yayınları , 36. Basım)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 39 - Can Sanat Yayınları , 36. Basım)
insan_okur 
07 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Harika Cümleler
“İnsan susarak da bir şey söyleyebilir.”

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 401 - Can Yayınları)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 401 - Can Yayınları)

Bizler kitaplar için yaşıyoruz. Kargaşa ve yozlaşmanın egemen olduğu dünyada hoş bir görev bu.

Gülün Adı, Umberto EcoGülün Adı, Umberto Eco
fazi 
26 Nis 00:12 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Umberto Eco - Gülün Adı
"Sevgi nedir? Dünyada bana sevgi kadar anlaşılmaz gelen hiçbir şey yoktur; ne insan ne Şeytan ne de başka bir şey, çünkü sevgi her şeyden daha çok işler ruha. Yüreği böylesine kaplayan, böylesine bağlayan hiçbir şey yoktur. Bu nedenle, onu yöneten silahlar olmayınca, ruh, derin bir uçuruma atılırcasına sevgiye atılır."

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 326 - Can Sanat Yayınları , 36. Basım)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 326 - Can Sanat Yayınları , 36. Basım)

Kitapla ilgili 3 Haber

Dünya Çapında En Çok Okunan Kitaplar
Dünya Çapında En Çok Okunan Kitaplar Dünyada bugüne kadar birçok kitap yayımlandı. Bunlardan birçoğu filme uyarlandı, tiyatro oyunu olarak sahnelendi ya da çeşitli ürünlere çevrilerek edebiyatseverlere sunuldu. Bizde en çok tercih edilen 20 kitaptan oluşan bir liste hazırladık…
Can Yayınları Umberto Eco kitaplarının indirimli fiyatlarını açıkladı!
Can Yayınları Umberto Eco kitaplarının indirimli fiyatlarını açıkladı! Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz, Umberto Eco’nun ölümünün ardından aldığı bir kararla, yazarın kitaplarında indirim yapacaklarını duyurmuştu. Yayınevi bugün kitapların yeni satış fiyatlarını açıkladı.
Umberto Eco Yaşamını Yitirdi
Umberto Eco Yaşamını Yitirdi İtalyan La Repubblica dünyaca ünlü yazar ve düşünür Umberto Eco'nun 84 yaşında hayatını kaybettiğini duyurdu.