Gülün Adı

8,7/10  (158 Oy) · 
485 okunma  · 
140 beğeni  · 
3.442 gösterim
"Gülün Adı" adlı bu dev romanıyla bir anda dünyanın dört bir yanında ünlenen İtalyan yazarı Umberto Eco, aslında çok yönlü bir bilimadamı. İtalya'da, Bologna Üniversitesinde öğretim üyesi, semiolog, tarihçi; filozof, estetikçi, ortaçağ uzmanı ve James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış biri. Umberto Eco'nun bu ilk romanı, 1980'de İtalya'da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yaptı ve dünyanın pek çok diline çevrildi. Dünyada olağanüstü bir ilgi uyandıran bu romanın yankıları hala sürüyor. Filmi de dünyada büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın başarısında, kuşkusuz, yazarın ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin büyük payı var. Tam anlamıyla ve her bakımdan ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte "Gülün Adı" kesinlikle çağdaş bir roman; çağdaş romana yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir roman. Bir anlamda ortaçağda geçen, Hıristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman, bir anlamda da ustaca kurulmuş polisiye ve sürükleyici bir öykü. Ve en önemlisi olağanüstü bir dil ve benzeri az bulunur bir sanat yapıtı. Bu ünlü romanı İtalyanca aslından başarıyla Türkçeye çeviren Şadan Karadeniz'in titiz ve uzun çalışmasını da burada hayranlıkla belirtmemiz gerekiyor. Umberto Eco'nun yayınlarımız arasında çıkan ikinci dev romanı "Foucault Sarkacı" da, "Ortaçağı Düşlemek" adlı deneme kitabı da yine Şadan Karadeniz'in çevirisi...
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2016
  • Sayfa Sayısı:
    736
  • ISBN:
    9789750732737
  • Orijinal Adı:
    Il Nome Della Rosa
  • Çeviri:
    Şadan Karadeniz
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Ahmet Yavilioğlu 
 03 Şub 14:40 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

"Roman;yorum üreten bir makinedir" diyor kitabın sonunda Eco.Ben de üstadın bana verdiği yetkiye dayanarak yorumlayabildiğim kadar yorumlayacağım.Çünkü roman yorum üreten bir makine ise benim yorum ve incelemelirim de okur üreten bir makineye dönüşsün isterim.Çünkü ben obskürantist bir insan değilim,Eco’dan kimse mahrum kalmasın isterim.Çünkü Eco’nomiktir onun yapıtları,tek kitap alırsınız 12 ciltlik bir ansiklopedi okumuş olursunuz.Hem de sıkılmadan,çünkü ansiklopediyi rahatlatıcı bir serum yapıp romanın içine öyle bir zerkeder ki müptelası olursunuz.Bazen zarar görürsünüz öyle ki diğer yazarların yapıtlarına imtina ile bakmaktan kendinizi alıkoyamazsınız.Çünkü siz artık Eco’(i)stiyen bir okur olmuşsunuzdur.Neyse Eco’yu övmeyi bir kenara bırakıp biraz da romanın içine girelim..

İncelemeye kitabın sonundan başladım.Çünkü bu başsız bir romandır.İlk 100 sayfasını kefaret sayar Eco,o kısmı geçenlerin beğeneceğine inanır.Lakin ilk 100 sayfa da yabana atılacak cinsten değildir.Adso’nun ağzından anlatılmaya başlar hikaye..Yazar artık kenara çekilmiş gibi gözükür.Ama hiçbir zaman çekilmez,zekasını öyle bir gösterir ki kendinizi aptal hissedebilirsiniz ve bu mazoşist bir haza dönüşür.Metinler birbirlerini doğurur,suçlarsa ötekini..Ve labirentlerin içinde kaybolan bir okuyucu zihni.Birbirini doğuran cinayetlerin,tesadüfi bir biçimde İncil’deki alametleri benzemesinden hem okuyucuyu hem dedektifi belki de yazarını bile ters köşe yapan bir polisiye.Polisiye içinde tarih,Tarih içinde felsefe,felsefe içinde sosyoloji,sosyoloji içinde dil,Dilin içinde göstergebilim.Her türe ait olup,hiçbir türe benzemeyen bir roman.Yani romanın yazılışından beri sayısız yoruma ve varsayıma maruz kalmasını haksız çıkarmayan endemik bir yazın.Obskürantizm’in,ortaçağın yavan ikliminde karanlık çağla birleşmiş gizli bir eleştrisi.

Neyse yine daldım gittim.Kütüphanede bir cinayet işlenir.Bunu çözmek için William adlı bir dedektif çağrılır.William Sherlock Holmesvari bir çıkarım yapma ustasıdır.Analitik düşünce sistemiyle(Pozitivist ve duygusuz olmaması yönüyle sherlocktan ayrılır) olayları ustaca çözümleyen ama manastıra geldikten sonra olayın anlatıcısı Adso ile daha karmaşık olayların içinde kendini bulan bir bilge.Kitaplıkta saklanan kitap etrafında işlenen cinayetler….
Bu cinayetler bize ortaçağın karanlık çağlarının düşünce sistemini öyle bir gösterir ki üstadın dediği gibi şu çağdan pek de farklı olmadığını görürüz.Bir kitabın toplumu kandıran bir zehir sayılması,kütüpanenin manastırda herkesten gizlenmesi,kitapların okunmak değil korunmak için ayakta tutulması düşüncesi bilginin hiyerarşisinin,gücünün en büyük göstergesi.Ve saklanması konusunda rahiplerin gösterdiği ivedilik ise “obskürantizm”in en acı yüzü.

Romanda en çok dikkatimi çeken şey saklanan kitabın gülmek ile alakalı bir kitap olmasıydı.Bazen somurtursunuz ve biri size gelip “sen neden gülmüyorsun” diye sorar.Gülmek zorunda değilsinizdir ama bunu anlatamazsınız çünkü karşıdakinin de gülmenin patolojik bir durum olmadığını bildiği gibi mecburiyet olmadığını da bilmesi gerekir.Çünkü gülmek salt bir istence dayanmaksızın anlık bir dışavurumdur.İnsana verilmiş en tabii ve ayırıcı velinimettir,çünkü ağlayan bir hayvan görebilirsiniz ama bir hayvan asla gülmez.Romanda aranan ve uğruna cinayet işlenen kitap da gülmeyi erdem sayan,hristiyanların İsa asla gülmez,gülmek günahtır savlarına ters düşen ve okunması durumunda toplumda bir uyuşturucu etkisi yapacağı düşünülen bir kitaptır.Yani diyebiliriz ki aynı zamanda gülmenin psikopatolojik ve gelotolojik,aynı zamanda da felsefi nitelikleri de eserde gün yüzüne çıkmıştır.Romanda en çok dikkatimi çeken bunlardı.Hikayeyi anlatıp okuyanlara hakaret etmenin okumayanlara küfür ettirmenin manası yok 
Ayrıca aranan kitabın birçok dilin bir araya getirilerek yazılmış olması ve başının olmaması bana James Joyce’nin dünya edebiyatını yerle bir eden 40 dili birleştirerek yazdığı ve Eco’nun üzerinde çalışmalar yaptığı dünyada okunması en zor roman olarak gösterilen “Finnegan Uyanması” kitabını hatırlattı.Tabi bu sadece bir varsayım..
Son olarak en çok tartışma konusu olan romanın ismi konusunda konuşmak istiyorum.Eco;"ismi “Gülün Adı” çünkü gül o kadar çok anlama sahiptir ki neredeyse hiçbir anlamı yoktur.Çünkü bir gül bir güldür,gül güldür,gül güldür,gül güldür..Romanlar okunur geriye sadece adları kalır" diyor.Bu ismi romanın sonundaki bir şiirden almış ve nedensizce koymuş.İşte bu noktada yazarlığını ortaya koyuyor,yazar belli bir mantaliteye göre hareket etmek durumunda değildir metinler birbirini doğurur,isimler bir şekilde bulunur,kimileri ivedilikle kimileri rastantı sonucu.Önemli olan okuyucuda bırakılan tattır.Bu tattan mahrum kalmayın,okuyun okutun..Son olarak da Eco yaşasaydı ve görüşme imkanımız olsaydı ona Ahmet Hamdi’nin şu dizelerini takdim etmek isterdim;

Bir adın kalmalı geriye,
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde,
Aynaların ardında sır(romanda enterasan biçimde aynanın ardında sır var gerçekten 
Yalnızlığın peşinde kuvvet,evet nihayet
Bir adın kalmalı geriye,bir de o kahreden gurbet 

Romanı okuyanlar anlatmak istediklerimi çözmüşlerdir  Okuyan herkese teşekkürler…

Ha unutmadan biraz şizofrenikçe bir inceleme oldu ama neden bu incelemeyi yazdın diyenler olursa (Eco çünkü canım bir roman yazmak istedi demesine binaen) Çünkü canım bir inceleme yapmak istedi ya da yapacak daha önemli bir işim yoktu diyerek veda ediyorum.

Tuco Herrera 
18 Nis 19:46 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir başka kritikten daha hepinize merhaba ..dilim döndüğünce bu güzel kitabı anlatmaya ,sizlere tanıtmaya çalışıcam.. ardından en güzel parcalarıyla metalika sizlerle beraber olacak...

- ORTAÇAĞ MANASTIR HAYATINDA POLİSİYE OLUR MU? -

Şakayı bir yana bırakırsak olaylar ortaçağda 1300 lü yılların ilk çeyreginde avrupada - ortaçağın , hakikaten karanlık diye tabir edilen ve engiziyon mahkemelerinin cayır cayır kafir suclamalarıyla insanları kazıklı ocakbaşı alevlerine atıp şiş kebab misali yaktıkları dönemlerinde geçiyor..kahramanlarımız ,(eski bir engizisyon sorgu rahibi ) bir gezgin rahip ve yanındaki çömezi.. olaylarda bu ikili ve konuk oldukları amiyane tabirle kör itin öldüğü ,dağ başındaki kuş uçmaz kervan geçmez manastırda yaşayan ve işlenen esrarengiz , ilk bakışta açıklanamaz cinayetleri aydınlatmaları için bizim ikilinin yardımlarını istedikleri bahse konu manastırın rahipleri etrafında gelişiyor..kitap benim için şu açıdan çok ayrı bir yere sahip : dinler insanlara ne akla mantığa zarar şeyler yaptırıyor dedirtiyor ki bunun sizde okuduğunuz zaman ciddi ciddi farkına varacaksınız..bunların haricinde Umberto Eco dediğimiz adam yani yazarımız , o dönem avrupasını ve ortadoğusunu daha da ötesi ortaçağ tarihini yalayıp yutmuş sular seller gibi içmiş bir şahsiyet.. kendi adıma dinler ( ki özellikle semavi diye adlandırılanlar) tarihini ve gizli tarikatları daha önceden arastıran biri olarak kitabı okurken bunun açık ara baya bir faydasını gördüm.. ama tüm bunlara rağmen , belli bir altyapım olmasına karşın ben de bazı yerleri okurken kitaptan kopma noktasına geldim sanki biskremle ayran içiyormuş hissiyatına kapılıp..konu ve kurgu çok güzel inanılmaz bir gerçekçilik var.bunu okuyan herkes anlayacaktır lakin anlatılanları belli bir tabana oturtmak için verilen ek bilgiler kimi yerde insanı yoruyor hatta boğuyor. bu arada verilen ve kitabın arkaplanına yamanan detaylar ve olaylar %100 GERÇEK orası ayrı bir şapka çıkarılacak nokta! bunlardan hariç kitap o dönemin , krallıkları yöneten , kitleler üzerinde neredeyse tek söz sahibi olan klise müseessesinin , manastır hayatının ve hristiyanlığın karanlığını çok guzel veriyor insana.. ambians müthiş.. kitapta, bilginin nükleer silah misali saklandığı halka açıklanmadığı dönemlerde bir kütüphane ortamı var ki ben okurken zevkten yeşerdim ..keza gene sözde dinleri adına insanları kırıp geçiren engizisyoncular ve acımasızlıkları çok güzel işlenmiş.. 660 KÜSÜR SAYFA sizi korkutmasın. ortaçağ tarihi ve polisiye seven herkes okumalı ..

Aykut 
30 Tem 2016 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yine Eco, yine insanı içine çeken tarihsellik. Eco okuyanlar bilir; romanlarını okumanın yanı sıra bir de her romanda belli bir tarihe yolculuk yapıp roman boyunca orada yaşamak vardır. Öyle ki, romanın sonlarına doğru istemsizce üzülürsünüz o tarihten günümüze geleceğinize. İnsanı içine alıp götürür. Karakterlerin yanında sanki siz de varsınızdır, gerçek tarihsel olayları beraber karşılarsınız. Bir yanda bu büyülü gerçekçilik, bir yanda ise romanın gerçek tarihsel olayları barındıran müthiş yapısı. Kurgu olan tarihsel romanlarda durum farklıdır; ne kadar okursanız okuyun olayların gerçek olmadığını bilirsiniz. Yalnızca tarihler gerçektir. Ama Eco söz konusu olduğunda işler değişiyor. Hem tarihi belgelere dayanan bir büyülü bir gerçekçilik, hem de bu büyülü gerçekçilik içinde yaşayan siz... Gülün Adı ise ortaçağdan günümüze gelen, Adso adlı başrahibin yazmış olduğu el yazmasından yola çıkılarak oluşturulmuş bir yapıt. Polisiye tarzının tarihsel romanda can bulmuş hali diyebiliriz. Bir manastırda ardı ardına işlenen cinayetler ve artan heyecan... Hikaye Adso ve rahibi William etrafında dönüyor. Hristiyanlıkta çömez - rahip ilişkisi dolayısı ile her ne kadar cinayetleri çözmesi için sorgucu olarak William gönderilse de, Adso William'ın çömezi olduğundan dolayı olaylara Adso da şahit oluyor. Siz de bu büyülü tarihsellik bir yandan, polisiyenin heyecanı ve merak attıran yapısı bir yandan derken kaybolup gidiyorsunuz tarihin gizemli köşelerinde. Tarihi sevdiren yapısıyla olsun, büyülü gerçekçiliği ile olsun Gülün Adı mükemmel bir roman.

Oğuz Aktürk 
17 Şub 23:02 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Mimari detayları olağanüstü. Aedificium gibi dominant bir binanın nasıl tam olarak ortaçağ mimarisini yansıttığını anlıyoruz. İçinde gizleri barındıran ve tasarlanılan mimarinin insan ölçeğinde olmadığını anladıkları bir çağdı. Bundan sonraki gotik ve özellikle barok toplumlarda ortaçağın açtığı yaralara çözüm bulabildiler. Bu bakımdan Aedificium'un mimarisi bu yüzden insana çok iç bunaltıcı ve kasvetli geliyor. Umberto Eco da mutlaka bunun farkında ve her cephesini, içini, detaylarını çok güzel aktarmış.

Girilmesinin yasak olduğu kütüphane olayını ortaçağ kültürünün insan olgusunu hiçbir koşulda dikkate almayıp sokakların genişliğini bile at arabalarına göre tasarlamalarına bile bağlayabiliyorum bu yüzden.

Olayın dini boyutuna gelince hristiyan dünyası müslüman dünyasını her zaman eleştirir çeşitli mezheplere bölündüğümüz için. Fakat kendilerine bakılınca sapkınlıkların ve yanlış aktarmaların pek fazla olduklarını görüyoruz.

Böyle bir kitap okumuş olduğumuz için şanslıyız!

KörKalem 
18 Mar 01:17 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Çoook uzun ve yorucu bir hikayeden koptum geldim. Zor oldu, okuması, anlaması, sindirmesi... Tuğla gibi kitaptı, zira kolay olmadı.

İçerisinde yoğun tarih, yoğun felsefe olan aynı zamanda -ilahiyatçı olan bana bile fazlasıyla ağır gelen- yoğun dinler tarihi içeren bir kitapla karşı karşıyayız. Gülün Adı bana bir çok şeyi şeffaf olarak gösterdi.

1)Bazı hadislerde bize din diye aktarılan bazı şeylerin, aslında bize Hristiyanlıktan gelme şeyler olduğunu elim bir şekilde öğrendim... -Dinler tarihi ile bu kadar yakın ilgim olmasına rağmen, bu kitap çok ciddi gerçekleri gözümün önüne serdi.-

2)Çok şaşırdığım bir gerçek daha şuydu:
Batılıların en basit düşünceleri bile Müslümanlardan aldıklarını, sonra da onları bize kendi düşünceleriymiş gibi yutturduklarının farkına vardım.

3)Kitap bazı insanlara çok ağır gelebilir çünkü içinde çok bariz bir islamofobi vardı.

Genel olarak kitaba gelirsek, dili gerçekten çok ağırdı ve ağır ilerleyen bir kitaptı. Konusu polisiye olarak geçiyor ama, yukarıda tekrar ettiğim üzere, içerisinde polisiyeden çok, iktidar kavgası, dinler tarihi ve felsefe konusu ağırlıklıydı.
Polisiye yazmasına kanıp almayın derim, ilgisi olmayan arkadaşlarıma önermiyorum çünkü sıkılıp elinizden bırakmak isteyebilirsiniz.

Çok büyük emek isteyen bir kitap olmuş, çok büyük araştırmalar sonucunda ortaya çıktığı çok belli. Ve Eco gerçekten büyük bir zeka örneği.

Ben kitabın sonunu daha karışık, daha kitabın kalınlığına, bu olay örgüsüne uygun bekliyordum ama, sonunu biraz uygunsuz buldum. Kitabın büyüleyici atmosferine pek uymamış açıkçası.

Velhasılıkelam kitap güzeldi, kendini okuttu, biraz da ilgim olduğundan götürebildim, ama ilgisi olmayanların okumasını önermiyorum.
Bol okumalı günler dilerim...

Nazlı Demir 
04 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Sınavda çıkacak olması nedeniyle okuduğum bir kitap. Değişik bir anlatım tarzı olan bu kitabı Labirent kütüphane paradoksunun güzelliğinden dolayı sevmiştim. Tarihi kitap sevmeyenler için alternatif olan ve tarihide içinde barındırarak sevdiren bir kitap

KeMâL 
08 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı; Kitap Ağacı topluluğunun Eylül Ayı kitabı seçilmesi sebebiyle okudum. İncelemeye nasıl başlasam bilemiyorum ama bir şeyler karalayacağım inşallah verimli olur sizlere. Kitabın türü polisiye diye geçiyor ama buna bakarak bu kitabı okumaya kalkmayın. Çünkü kitabın içinde derin bir felsefe, ortaçağ tarihi, bilim, siyaset ve din konuları mevcut. Öncelikle kitapta ilerlemek bayağı bir zor; neden derseniz yazar çok ama çok usta. Kalemi gayet sade ve başarılı gel gelelim konular derin.

Kitaba geçersek manastırda işlenen cinayetler üzerine gelen sorgucu ve öğrencisi ile başlıyor. Kitap 7 günden oluşuyor ve her gün birisinin ölmesi ile devam ediyor. Kitap aslında bir anı şeklinde de denilebilir. Çünkü ana karakterdeki Adso adlı kişi bu geçmişinde yaşanan 7 günü anı olarak kaleme almış. Bu 7 günün içerisinde ara ara cinayet soruşturmaları, ara ara felsefe ve (benim açımdan sıkıcıydı bunu belirtmek isterim) İtalya tarihi, papalık, dinin irdelenişi konuları işlenmesi ile ilerliyor. Bu arada Hristiyanlık’ta öylesine tarikatlar varmış ki pes dedim. Hala var mı acaba bunlar? Araya felsefi konular girince elbette ki kitabı okumak güçleşiyor, karışık bir hal alıyor ve yavaşlıyor. Manastırdaki eş cinsellik ve kadınlara düşkünlüğü de aralara sokmuş yazar. Bitki bilim ve ilaçlarla ilgili bir sürü bilgi de mevcut. Sonuna kadar katili ben bulamadım. Sonu sürprizdi ama tam bir filmlik yapıt; ki varmış zaten. Benim not aldığım kısa kısa konular; Bacon’dan kısa bilgiler, gizem, laiklik, bilim, din, tarikatlar, kilise, kitaplık, kitaplar, büyüler, labirent, bitkisel ilaçlar, eski bilim insanları, iksirler, büyü, metafizik, İtalya, Aristo, İbn-i Sina, Kur-an’ı Kerim, uygarlık tarihi… bir sürü daha gidebilir. Şu bariz bir gerçek ama kitapta öylesine güzel cümleler ve mesajlar var ki çok muazzam sözler bulacaksınız. Sırf bu yüzden dahi okunur.

Şimdi eleştireceğim noktalara değinmek istiyorum. İslam düşmanlığı çok ama çok bariz şekilde kitapta var. Kutsal kitabımıza, peygamber ve ilim insanlarına, Allah’a dahi bir sürü kötü söz içermekte. Bununla ilgili alıntıları da paylaşmadım ama işaretledim kitabımda. İnançlarımıza baya aykırı cümleler var. Bütün bunları göz önüne alırsak bazı kişiler bu kitabı okumayabilir. Diğer bir konuda çok fazla örnekleme yapılması. Bazı bölümlerde örnekler öylesine çok ki 1 sayfa örnek vardı.

Son bölümde diyeceklerim de kitap bittikten sonraki yazarın kitabı nasıl yazdığına dair anlatımı çok ama çok güzel. Sırf oradan 1 puan verilir. Tarihi kısımların detayı ve derin felsefe hariç kitabı beğenmemek biraz zor. Kişiye göre değişiyor kitap beğenisi zaten. Kitap kalınlığı sizi çok aldatmasın benim gibi kitap okuma delisi ve sürükleyici bir eser olduğu için biraz zorlandığım doğrudur ama yine de hızlı okuduğum da aşikar. Çünkü 7 günde bitecek bir eser değil. Hele okumaya yeni başlayan biri ise tamamen yanlış bir seçim.

Beklentimin üstünde bir dil ile karşılaştım. Kitabı da güzel bulduğumu ve sizlerede tavsiye ederek bitiriyorum.

“İnsan susarak da bir şey söyleyebilir.” (Sayfa 401 - Can Yayınları)

fazi 
22 Nis 18:21 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Nihayet okuduğum bu efsane romanla ilgili bir şeyler yazacağım elbette. Ama önce, Dante - İlahi Komedya'da okuduğum ve bildiğim birçok olayın kitapta karşıma çıkması çok sevindiriciydi. Hatta bir yerde Dante'den de bahsedilmişti.
Kitap, zor ama Hıristiyanlık ve din ile ilgilenen kimselerin rahat okuyabileceği şekilde yazılmıştı. Ayrıca eserin polisiye roman olması da heyecanımı perçinledi okurken..
Kitapla ilgili yapılan eleştiri ve incelemeleri okuduğumda, insanların sadece görüş belirtmekle kalmayıp kitabı da bir hayli anlattıklarını farkettim. O zaman nerede kalıyor kitabın gizemi ve zevki değil mi ama!
Olay, 1327 yılında Italya'da bir manastırda işlenen yedi cinayeti, yedi güne bölerek anlatıyor. Cinayeti çözmek için manastıra gelen Baskervilleli William ve tabiri yerindeyse William'ın öğrencisi ve aynı zamanda yazıcısı Dom Adso, dini inançlarını sorgularken bir yandan da manastırda olup bitenleri anlamaya çalışırlar. Ve bu esnada yaşanan olaylar Adso tarafından okuyucuya anlatılır.
Kitabın basımı da çok iyiydi. Okumaya başlamadan önce açıklamalar, yeni baskı notları ve çevirici notlarının yanı sıra, manastırın haritasını da görmek çok etkili oluyor okurken.
Mutlaka dikkatle, özenle ve yavaş yavaş okunması gereken, büyüleyici bir kitaptı.. Filminin de olduğunu duydum ama kitapla aynı zevki vermeyeceğini düşünüyorum nedense..

Oğuz Oğuz 
04 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir manastırda işlenen gizemli bir cinayet ve bunu araştırırken ortaya çıkan bir sürü sır. Aynı kıyafetler içinde, aynı hayat tarzını benimsemiş,farksızmış gibi görünen onlarca rahip; ama onlarca farklı karakter, onlarca farklı sır. Polisiye desen tam değil, felsefe desen değil, tarih de değil. Hepsinden biraz biraz, ama tam dozunda. Tuğla gibi görünen bi kitap, kum taneleri gibi akacak içinize. Okumaktan zevk alanlar için kaçırılmaması gereken bir eser. Kitabı bitirdiğiniz akşam , hemen filmini de açıp izleyin derim.

Eylül 
01 Nis 2016 · Kitabı okudu · 15 günde · 7/10 puan

Kitabın ana teması ne kadar manastırda işlenen cinayetler olsa da aslında o kadarla kalmamış.Polisiye,felsefe,tarihi birbiri içine katmış.Tabi bu da kitabı karışık hale sokmuş.
Ara ara soruşturma ve gizemli olaylar oluyorken bir denizin dalgası misali bazen de olaylar bir o kadar sakin ve yavaş ilerliyor.
Polisiye yönünden incelersek;en beğendim kısımlar bunlar oldu.Her hafta bir cinayet işleniyor ve kimsenin elinde delil bulunamayışı ister istemez okuyucu sonuna kadar merak ettiriyor.Son kısımına kadar gizemlilik sürdürülmüş ve aralarda okurun bile bile kafasını karıştırmak için aslında hiçbir şeyle alakası olmayan paragraflar bulunduğunu anlıyorsunuz.
Felsefi yönden ise gerçekliği irdelemiştir.Gerçekliğin bir özünün var olduğunu mu yoksa kişinin kendi gerçekliğini kendisinin mi oluşturduğun sorgulamıştır.Kitap,körü körüne inandığımız,bağlı kaldığımız gerçeklerin değişmesinden korkmak ve kaybetmemek için her şeyin yapılabileceğini baz almıştır.İnançlarımıza ters düşen her şeye karşı tahammülsüzlük de denebilir.
Tarih olarak da; Hristiyan tarihi bence ne kadar anlatılmak istenilse de bu kısımları çok karışık anlatılmış.Bazı şeyler askıda kalabiliyor.
Bütününe bakıldığında aslında güzel bir kitap.Sadece tarihe değindiği kısımları sevemedim.Yine de okumaktan fazla sıkıldığım söylenemez.Herkesin beğeneceğini sanmıyorum ama bir kitapkolikseniz okumaya değer :)

4 /

Kitaptan 153 Alıntı

Deniz 
02 May 23:05 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kent bugün sizin, bizim çobanı olduğumuz, Tanrı'nın kullarının yaşadığı yerdir. Zengin din adamlarının yoksul ve aç insanlara erdem üstüne vaaz verdikleri bir rezillik yeridir.

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 222)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 222)
KeMâL 
07 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Harika Cümleler
“İnsan susarak da bir şey söyleyebilir.”

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 401 - Can Yayınları)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 401 - Can Yayınları)
KeMâL 
07 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Dürüst bir insan yargılanırken tedirgindir!

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 422 - Can Yayınları)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 422 - Can Yayınları)
fazi 
19 Nis 00:47 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Umberto Eco - Gülün Adı
"...Gençler artık hiçbir şey öğrenmek istemiyorlar, bilim geriliyor, tüm dünya tepetaklak olmuş, körler körleri yönetiyor ve onları uçuruma sürüklüyorlar, kuşlar daha uçmayı öğrenmeden yuvadan ayrılıyor, eşekler çalıyor, öküzler oynuyor."

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 39 - Can Sanat Yayınları , 36. Basım)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 39 - Can Sanat Yayınları , 36. Basım)
KörKalem 
14 Mar 00:00 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Kısaca her kitap onun için bilinmeyen bir ülkede rastladığı bir masal hayvanı gibiydi.

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 434 - Can Yayınları)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 434 - Can Yayınları)
Irem 
26 Eki 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İbni Sina aşkı, insanın karşı cinsten birinin yüz çizgilerini, el kol devinimlerini ve davranışların durup durup düşünmekten doğan sürekli bir hüzün düşüncesi olarak tanımlıyordu...

Gülün Adı, Umberto EcoGülün Adı, Umberto Eco
KeMâL 
05 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Kutsal bir savaş da önünde sonunda bir savaştır. Belki de bu nedenle kutsal savaşlar olmamalıdır.

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 181 - Can Yayınları)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 181 - Can Yayınları)
fazi 
23 Nis 17:58 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Umberto Eco - Gülün Adı
"Bu dünya tipik bir labirent gibidir. Girişi kolay, çıkışı çetindir."

Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 230 - Can Sanat Yayınları , 36. Basım)Gülün Adı, Umberto Eco (Sayfa 230 - Can Sanat Yayınları , 36. Basım)

Kitapla ilgili 3 Haber

Dünya Çapında En Çok Okunan Kitaplar
Dünya Çapında En Çok Okunan Kitaplar Dünyada bugüne kadar birçok kitap yayımlandı. Bunlardan birçoğu filme uyarlandı, tiyatro oyunu olarak sahnelendi ya da çeşitli ürünlere çevrilerek edebiyatseverlere sunuldu. Bizde en çok tercih edilen 20 kitaptan oluşan bir liste hazırladık…
Can Yayınları Umberto Eco kitaplarının indirimli fiyatlarını açıkladı!
Can Yayınları Umberto Eco kitaplarının indirimli fiyatlarını açıkladı! Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz, Umberto Eco’nun ölümünün ardından aldığı bir kararla, yazarın kitaplarında indirim yapacaklarını duyurmuştu. Yayınevi bugün kitapların yeni satış fiyatlarını açıkladı.
Umberto Eco Yaşamını Yitirdi
Umberto Eco Yaşamını Yitirdi İtalyan La Repubblica dünyaca ünlü yazar ve düşünür Umberto Eco'nun 84 yaşında hayatını kaybettiğini duyurdu.