Umberto Eco

Umberto Eco

Yazar
8.4/10
3.026 Kişi
·
9,4bin
Okunma
·
1.693
Beğeni
·
39,2bin
Gösterim
Adı:
Umberto Eco
Unvan:
İtalyan Bilim Adamı, Yazar, Edebiyatçı, Eleştirmen ve Düşünür
Doğum:
Alessandria, İtalya, 5 Ocak 1932
Ölüm:
Milano, İtalya, 19 Şubat 2016
Umberto Eco (d. 5 Ocak 1932, Alessandria), İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür. Takma ismi Dedalus'tur.

Dünya kamuoyunun gündemine Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi romanlarıyla giren İtalyan yazar, aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve göstergebilim dalının ustalarındandır. Eco, 1971'den bu yana Bologna Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaktadır ve yapısalcılık sonrası göstergebilim gelişmelerine önemli katkılarıyla tanınmaktadır. Eco, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Thomasçılık akımı ve bu akımın estetik anlayışı üzerine yaptı. Tarihçi, filozof, Orta Çağ uzmanı, James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış bir yazar. Yazarın ilk romanı Gülün Adı 1980'de yayımlandı. 1962'de Torino Üniversitesi'nde doçent, 1969'da ise Floransa Üniversitesi'nde görsel iletişim dalında profesör oldu. 1971'de Bologna Üniversitesi'ne geçti ve 1975 yılında bu üniversitenin Gösteri ve İletişim Bilimleri Enstitüsü'nün başına getirildi.

Eco'nun çalışmaları 1960'ların ortasından itibaren avantgarde yapıtlara, kitle kültürüne yönelmiştir. Son dönemlerde ise, güncel olay ve olguları da ele alan çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar arasında edebiyat eleştirileri, tarih ve iletişim yazıları önemli bir yer tutmaktadır. Eco özellikle tarih bilgisiyle süslediği eserlerinde tam bir ustalık gösterir. Özellikle Baudolino adlı eserinde Bizans ve IV. Haçlı Seferi hakkındaki anlatılar sürükleyicidir.
Roland Barthes'tan sonra, "ayrıntıların anlamı" ya da "ayrıntıların sosyolojisi" adı verilen bir anlayışın önemli köşe taşlarından birisi olan Umberto Eco'nun pek çok eseri Türkiye'de yayınlandı.

Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 2., 2008 yılında 14. sırada yer almıştır.
Kent bugün sizin, bizim çobanı olduğumuz, Tanrı'nın kullarının yaşadığı yerdir. Zengin din adamlarının yoksul ve aç insanlara erdem üstüne vaaz verdikleri bir rezillik yeridir.
Insan aşk gereksinimi duyduğu için âşık olur. İçinde âşık olma isteği duyduğu zaman bastığı yere dikkat etmeli insan: aşk iksiri içmiş gibi ilk önüne gelene âşık olur. Bir maymuna bile.
736 syf.
·6 günde·10/10
"Roman;yorum üreten bir makinedir" diyor kitabın sonunda Eco.Ben de üstadın bana verdiği yetkiye dayanarak yorumlayabildiğim kadar yorumlayacağım.Çünkü roman yorum üreten bir makine ise benim yorum ve incelemelirim de okur üreten bir makineye dönüşsün isterim.Çünkü ben obskürantist bir insan değilim,Eco’dan kimse mahrum kalmasın isterim.Çünkü Eco’nomiktir onun yapıtları,tek kitap alırsınız 12 ciltlik bir ansiklopedi okumuş olursunuz.Hem de sıkılmadan,çünkü ansiklopediyi rahatlatıcı bir serum yapıp romanın içine öyle bir zerkeder ki müptelası olursunuz.Bazen zarar görürsünüz öyle ki diğer yazarların yapıtlarına imtina ile bakmaktan kendinizi alıkoyamazsınız.Çünkü siz artık Eco’(i)stiyen bir okur olmuşsunuzdur.Neyse Eco’yu övmeyi bir kenara bırakıp biraz da romanın içine girelim..

İncelemeye kitabın sonundan başladım.Çünkü bu başsız bir romandır.İlk 100 sayfasını kefaret sayar Eco,o kısmı geçenlerin beğeneceğine inanır.Lakin ilk 100 sayfa da yabana atılacak cinsten değildir.Adso’nun ağzından anlatılmaya başlar hikaye..Yazar artık kenara çekilmiş gibi gözükür.Ama hiçbir zaman çekilmez,zekasını öyle bir gösterir ki kendinizi aptal hissedebilirsiniz ve bu mazoşist bir haza dönüşür.Metinler birbirlerini doğurur,suçlarsa ötekini..Ve labirentlerin içinde kaybolan bir okuyucu zihni.Birbirini doğuran cinayetlerin,tesadüfi bir biçimde İncil’deki alametleri benzemesinden hem okuyucuyu hem dedektifi belki de yazarını bile ters köşe yapan bir polisiye.Polisiye içinde tarih,Tarih içinde felsefe,felsefe içinde sosyoloji,sosyoloji içinde dil,Dilin içinde göstergebilim.Her türe ait olup,hiçbir türe benzemeyen bir roman.Yani romanın yazılışından beri sayısız yoruma ve varsayıma maruz kalmasını haksız çıkarmayan endemik bir yazın.Obskürantizm’in,ortaçağın yavan ikliminde karanlık çağla birleşmiş gizli bir eleştrisi.

Neyse yine daldım gittim.Kütüphanede bir cinayet işlenir.Bunu çözmek için William adlı bir dedektif çağrılır.William Sherlock Holmesvari bir çıkarım yapma ustasıdır.Analitik düşünce sistemiyle(Pozitivist ve duygusuz olmaması yönüyle sherlocktan ayrılır) olayları ustaca çözümleyen ama manastıra geldikten sonra olayın anlatıcısı Adso ile daha karmaşık olayların içinde kendini bulan bir bilge.Kitaplıkta saklanan kitap etrafında işlenen cinayetler….
Bu cinayetler bize ortaçağın karanlık çağlarının düşünce sistemini öyle bir gösterir ki üstadın dediği gibi şu çağdan pek de farklı olmadığını görürüz.Bir kitabın toplumu kandıran bir zehir sayılması,kütüpanenin manastırda herkesten gizlenmesi,kitapların okunmak değil korunmak için ayakta tutulması düşüncesi bilginin hiyerarşisinin,gücünün en büyük göstergesi.Ve saklanması konusunda rahiplerin gösterdiği ivedilik ise “obskürantizm”in en acı yüzü.

Romanda en çok dikkatimi çeken şey saklanan kitabın gülmek ile alakalı bir kitap olmasıydı.Bazen somurtursunuz ve biri size gelip “sen neden gülmüyorsun” diye sorar.Gülmek zorunda değilsinizdir ama bunu anlatamazsınız çünkü karşıdakinin de gülmenin patolojik bir durum olmadığını bildiği gibi mecburiyet olmadığını da bilmesi gerekir.Çünkü gülmek salt bir istence dayanmaksızın anlık bir dışavurumdur.İnsana verilmiş en tabii ve ayırıcı velinimettir,çünkü ağlayan bir hayvan görebilirsiniz ama bir hayvan asla gülmez.Romanda aranan ve uğruna cinayet işlenen kitap da gülmeyi erdem sayan,hristiyanların İsa asla gülmez,gülmek günahtır savlarına ters düşen ve okunması durumunda toplumda bir uyuşturucu etkisi yapacağı düşünülen bir kitaptır.Yani diyebiliriz ki aynı zamanda gülmenin psikopatolojik ve gelotolojik,aynı zamanda da felsefi nitelikleri de eserde gün yüzüne çıkmıştır.Romanda en çok dikkatimi çeken bunlardı.Hikayeyi anlatıp okuyanlara hakaret etmenin okumayanlara küfür ettirmenin manası yok 
Ayrıca aranan kitabın birçok dilin bir araya getirilerek yazılmış olması ve başının olmaması bana James Joyce’nin dünya edebiyatını yerle bir eden 40 dili birleştirerek yazdığı ve Eco’nun üzerinde çalışmalar yaptığı dünyada okunması en zor roman olarak gösterilen “Finnegan Uyanması” kitabını hatırlattı.Tabi bu sadece bir varsayım..
Son olarak en çok tartışma konusu olan romanın ismi konusunda konuşmak istiyorum.Eco;"ismi “Gülün Adı” çünkü gül o kadar çok anlama sahiptir ki neredeyse hiçbir anlamı yoktur.Çünkü bir gül bir güldür,gül güldür,gül güldür,gül güldür..Romanlar okunur geriye sadece adları kalır" diyor.Bu ismi romanın sonundaki bir şiirden almış ve nedensizce koymuş.İşte bu noktada yazarlığını ortaya koyuyor,yazar belli bir mantaliteye göre hareket etmek durumunda değildir metinler birbirini doğurur,isimler bir şekilde bulunur,kimileri ivedilikle kimileri rastantı sonucu.Önemli olan okuyucuda bırakılan tattır.Bu tattan mahrum kalmayın,okuyun okutun..Son olarak da Eco yaşasaydı ve görüşme imkanımız olsaydı ona Ahmet Hamdi’nin şu dizelerini takdim etmek isterdim;

Bir adın kalmalı geriye,
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde,
Aynaların ardında sır(romanda enterasan biçimde aynanın ardında sır var gerçekten 
Yalnızlığın peşinde kuvvet,evet nihayet
Bir adın kalmalı geriye,bir de o kahreden gurbet 

Romanı okuyanlar anlatmak istediklerimi çözmüşlerdir  Okuyan herkese teşekkürler…

Ha unutmadan biraz şizofrenikçe bir inceleme oldu ama neden bu incelemeyi yazdın diyenler olursa (Eco çünkü canım bir roman yazmak istedi demesine binaen) Çünkü canım bir inceleme yapmak istedi ya da yapacak daha önemli bir işim yoktu diyerek veda ediyorum.
912 syf.
Kitap değil kütüphane!!!


Hiçbir kategoriye tam olarak sığdırılamayacak türden, müthiş bir bilgi ve donanımın imzasını taşıyor. Tamamıyla her şeyi özümseyip anlamak bir tarafa, bıraktığı soru işaretlerini bile cevaplayabilmek için onlarca kitap okumak lazım.

Büyüyü anlattığı kadar büyülü olduğu da muhakkak. Alıyor, götürüyor, düşündürüyor, tekrar okutuyor.
Hatta tekrar okutmadan pes bile dedirtebiliyor bazen.

Foucault Sarkacı..
Dünyanın döndüğünün ilk kanıtı.
Sade, etkileyici ve estetik bir düzenek.
Presesyon, açısal momentum, yer çekimi...
Günlük hayattan çok mu uzak geldi? Değil aslında. Okuduğumuz her şey algıda seçiciliğimizi artırıyor.

O kadar çok konu ve o kadar derin bilgiler var ki hepsine değinmek mümkün değil. Ama iskelet, Tapınak Şövalyeleri diye düşünüyorum.
Ve tabi ki Kudüs.

Tapınak Şövalyeleri ilk kez Kudüs 'te meydana gelen bir oluşum. Önce dokuz kişiler sonra sayıları giderek artıyor. Papa tarafından imtiyazlı hale getiriliyorlar.
"İlk dokuzu Haçlı Seferleri' nin gizemine kapılmış idealistlerdi. Ama sonrakiler onların serüven arayan oğulları olsa gerek."
Yaşayışları, yapmak ve yapmamak zorunda oldukları şeyler, hepsinden bahsediliyor.
Ardından işin içine para girince Floransalı bankerlerden önce çek hesabını icat eden çok uluslu bir şirket haline geliyorlar.
Haçlılardan farklılar. Onların aksine hem gittikleri yerleri çok iyi tanıyorlar, hem de oralarda neyle karşılaşacaklarını çok iyi biliyorlar.

1291'de Kudüs 'ün ellerinden çıkmasıyla, Avrupa' nın dört bir yanına dağılıyorlar. Daha sonra farklı ülkelerde yakalanıp, tutuklanıp infaz ediliyorlar. Ve böylece Tapınak Şövalyeleri tarihe karışıyor.

Mu acaba?
Bu kadar basit miydi?
Gerçekten bitmiş miydi her şey?
Tabi ki hayır!
Belki de tam olarak buradan başlıyor.
Antik kelt bilgisi nedir?
Peki ya Graal, taş mıdır, kutsal kase mi?
Cizvitlik?
Magnetizm?
Martinizm?
Felsefe taşı?
Eklektizm?
Gül-Haçlılar?
Masonlar?


"Saman arabasından 36 yıl sonra, 1344 yılının Ermiş Yuhanna gecesi, beyaz pelerinli şövalyeler, yeniden inançlarına dönen Prains Şövalyelerinin öç almaları için altı mühürlü mesaj, altı yerde altı kez altı, her kez yirmi yıl arayla toplam yüz yirmi yıl, plan bu.

Birinci kaleye, sonra ekmek yiyenlerin bulundukları yere, sonra sığınağa, sonra ırmağın ötesindeki Meryem Ana 'ya, sonra poplikanların barınağına, sonra taşa...

Düşünelim, kaçan Tapınakçıların yerinde siz olsaydınız, ikinci grubu oluşturmak için nereye giderdiniz? "

Portekiz?
İngiltere?
Almanya?
Bulgaristan?
Kudüs?


Peki, ne zaman sıra Shakespeare' e geliyor?
" Ermiş Yuhanna Yortusu, Bir Yaz Gecesi Rüyası. "
Şimdi böyle düşünüp tekrar okumak lazım. :)
Sonra Hasan Sabbah ve Haşhaşilik karşımıza çıkıyor.
Taş acaba Alamut mu?
Ve daha neler neler..

Spoiler verdiğimi düşünmeyin, yazdıklarım devede kulak etmez.

"Bizim sorunumuz giz
içinde gizdir. Bir gizin gizi, ancak başka bir gizin açıklayabileceği bir giz; bir gizin gizlediği bir gize ilişkin bir giz."

(Cafer üs-Sâdık, Altıncı İmam)

İşte özeti bu.
Keyifli okumalar..
912 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10
Umberto Eco, derin bir bilgi birikimi ve akıl üstü bir düşünceyle, kendine has tarzıyla muhteşem bir eser sunmuş biz okurlarına. Foucault Sarkacı, yalnızca düz bir okumayla anlaşılacak bir eser olmadığını özellikle belirtmek gerekir. Sindire sindire okunup, anlaşılmayan konular için Google yada ansiklopediye danışılması gereken bir kitap.
O kadar çok bilgi ve konu var ki, konu bir anda dağılıyor zannediyorsun ancak konuların ve bilgilerin birbiriyle bağlanışı, tam Ecovari bir ustalıkla biz okurların kavrayışını sağlıyor.
Romanın konusu, hayali olarak tasarlanan bir PLAN ve bunu tasarlayan, zaman geçtikten sonra bunun gerçek olduğuna inan üç gizemci arkadaşın yaşadığı, kah polisiye, kah gerilim, kah tarihin geçmiş sayfalarına dönüşün gerçekleştiği bir olaylar zinciri. Tapınakçılar ve onların gizemlerinin ana fikir olduğu eserde; Malta Şövalyelerinden - gül-haç biraderlere, Haşhaşilerden – Hitlere, masonlardan – Cizvitlere, İtalyan Partizanlarından – faşistlerine kadar bir çok konu hakkında bilgeler bulabilirsiniz. Mekan olarak kimi zaman Portekiz mağaralarında kaybolup İskoç tepelerinden çıkabilir, Moskova metrosundan girip Paris’in kanalizasyonlarında dolaşabilir, İtalya’nın dağ köylerinde yıldızlara bakarken Süleyman mabedinin zenginliği içerisinde kendinizi Kudüs’te bulabilirsiniz.
Bacon, Shakespeare, İbn’ül Arabi, Newton, Hasan Sabbah gibi birçok tarihe mal olmuş kişiler hakkında bilgilerinde bulunduğu eser, ünlü LOST dizisinin de ilham kaynağı bence.
736 syf.
·17 günde·Beğendi
"Seni iki yüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü daha iyi görürsün."
- Matta İncil'i -

İtalyan bilim insanı, edebiyatçı, düşünür ve ortaçağ estetiği uzmanı olan Umberto Eco'nun (1932-2016) okuduğum ilk kitabı  Gülün Adı oldu. Gülün Adı, yazarın 1980 yılında yazdığı ilk kitabı ve yazar bu kitabı sayesinde dünyada tanınmış.

Kitabın konusu, 1327 yılında İtalya'da  bir manastırda geçiyor. Manastırda işlenen cinayetleri çözmek ve bu olayı aydınlatmak için sorgucu rahip William ve yardımcısı Adso görevlendiriliyor.  Willam ve Adso manastıra geldikten sonra da bu cinayetler devam ediyor. Rahip William kendine has yöntemlerle cinayetleri ve gizemli olayları çözmeye çalışıyor.  Katil kim? Papaz mı yoksa?  Merak etmeyin, merakkaçıran vermedim, çünkü manastırda herkes rahip. Olaylar yardımcı Adso tarafından bizlere anlatılıyor.

Kitaba tür olarak tarihi-polisiye roman denebilir. Bu anlamda türünün ilk örneklerinden olduğu söyleniyor. Eco, Orta Çağ konusundaki uzmanlığı sayesinde  tarihi bilgilerle oluşmuş güzel bir kurmaca eser ortaya çıkarmış. Kitap için zor dendiğinde ben yazarın dilinin ağır olduğunu düşünmüştüm. Evet, zor bir kitap ama zorluğu yazarın dilinden kaynaklı değil. Yazarın gayet akıcı ve insanı yormayan bir dili var. Ayrıca anlatımı da oldukça sürükleyici. Bence kitaba zor denilmesinin sebebi içeriğinde  barındırdığı konular. Eğer
- benim gibi- Orta Çağ, Hristiyanlık inancı, Hristiyanlıktaki farklı mezhepler ve İncil hakkında fazla bilginiz yoksa zorlanırsınız. Ben okurken zorlandım. Kitabı on yedi gün gibi uzun bir sürede okudum ve okurken sürekli araştırmalar yaptım. Bu araştırmalar sayesinde Orta Çağ Hristiyanlığı, yanlış öğretileri ve sapkınlıkları hakkında birçok bilgi  öğrendim. Bu anlamda da faydalı bir okuma oldu benim için.

Eco kitabında, yozlaşan Hristiyan dinini, yanlış öğretilerini, rahiplerin sapkınlıklarını, yobazlıklarını, kilisenin halk üzerindeki baskıcı etkisini bolca eleştirmiş. Bu yüzden de yazıldığı dönemde Vatikan ve Hristiyan dünyasından tepki almış. Filmi çekilmiş ve filme bu tepki çeken sahneler konmamış. Ayrıca bu güzel kitap dünyanın bütün dillerine çevrilmiş.

Kitaba getirebileceğim tek olumsuz eleştiri ise çok uzun olması diyebilirim. 730 sayfalık kitabı okurken sıkıldığım yerler oldu. Uzun olmasında etken ise, Eco'nun bitmek bilmeyen uzun tasvirleri. Yine de kitabın kalınlığı gözünüzü korkutmasın. Kesinlikle her okurun okuması gereken bir başyapıt.
176 syf.
·15 günde·Beğendi·8/10
Umberto Eco oldukça iyi tanınan, ama, o kadar da çok okunmayan bir yazar ülkemizde. Şubat 2016'da hayata gözlerini yumduğunda yedi romanın yanı sıra tarih, edebiyat vb. konularda onlarca eser bırakmıştı bizlere. Ortaçağ ve göstergebilim konusunda dünyanın sayılı isimlerinden birisi olan Eco ülkemizde Sean Connery'nin oynadığı filme konu olan “Gülün Adı” romanı ile tanındı daha çok.

Gerçek bir modern çağ klasiği olan Gülün Adı'ndan öte Foucault Sarkacı diye bir kitabı var ünlü yazarın. Okumak ve anlamak için önemli bir zamanınızı feda edeceğiniz, bitirdikten sonra o hazzı bir kere daha yaşamak için her şeyinizi verebilecek olsanız da, benzer bir deneyim yaşamanızın imkansız olduğunu fark edeceğiniz bir kitap. Sıfır Sayı'da da benzer bir şey deneyimlemek istemiş yazar.

Bilen bilir, Umberto Eco kitapları öyle bir oturuşta okunan kitaplar değil, sıkıcılığından ya da durağanlığından değil ama kesinlikle. Kitap içinde geçen olayların, terimlerin, göndermelerin yani çoğu şeyin derin bir bilgi birikimi gerektirmesi, bir bilgi kaynağına başvurmadan kitapları bitirmeyi hafiften imkansız kılıyor. Yani tabi ki okuyabilirsiniz, ama bu ne bileyim, Wikipedia'sız İnternet'e benzer belki. Yani aradığınız her şeyi İnternet'te bulamadığınız o eski, karanlık günleri düşünün. Neyse ki yıl 2019 ve biz kitaplarda gördüğümüz her türlü şeyi telefonumuzun tek bir tuşuyla kolaylıkla öğreniyoruz bu bilgiye aç ülkede. Evet, bu kitap da verdiğim örneğe bir istisna değil tabi ki.

Sıfır sayı (Necip G. daha iyi bilir gerçi burayı) gazete ver dergilerin dağıtımdan önce hazırladıkları deneme sayısıymış ekşi sözlüğe göre (orası da kapanırsa artık gazetelerden öğrenebiliriz bilgileri). Temel olarak gazeteciliğe sarmış Eco bu kitapta. İnternet'in emekleme aşamasında olduğu, gazetelerin haber aktarımında hala temel araç olduğu 1992 yılında, kitabın arkasında da belirttiği gibi tam bir gazetecilik dersi veriyor bizlere. Gerçi kitabın araksında kötü gazetecilik diyor ama iyi gazetecilik konusunda bir örnek bulunmadığı için şu an önümüzde, hemen her gazetecinin benzer şeylerle haşır neşir olduğunu düşünüyorum çalışabilmek için.

Foucoult Sarkacı gibi sonlardan başlıyor kitap ve yetenekli ama “kaybeden” biri olan Commoli'nin iki ayını anlatıyor. Simei diye bir gazeteci, hayırsever bir işadamı tarafında çıkarılacak – aslında hiç bir zaman çıkarılmayacak- Yarın isimli bir gazetenin sorumluluğunu teklif ediyor Commoli'ye. 12 ay için 12 sıfır sayı basılacak. Ve sonunda Commoli bu gazetenin hazırlanma hikayesini içeren bir kitap yazacak.

Evet, olaylar böyle başlıyor, ilgi çekici karakterler var gazetede ve ilk bölümlerde onlarla birlikte tüm pisliklerini öğreniyoruz işte bu gazetecilik işinin. Aslında o kadar çok manipülasyona maruz kalmışız ki şu ana kadar, çoğunun aslında bildiğimiz şeyler olduğunu görüp seviniyoruz. Neyse ki İnternet var diyoruz, Twitter vb. siteler var da, bize her söylenene inanmıyoruz.

Aynı Foucoult Sarkacı gibi ortalarına doğru komplo teorileri üzerinden şekillenmeye başlıyor bu kitap da. Milano sokaklarını gezerken, bir anda kendinizi ikinci dünya savaşının sonundan itibaren başlayan bir olaylar zincirinde buluyorsunuz. Mussolini, Gladio, Stay Behind, Vatikan, Aldo Moro Arjantin vb. derken kitap bitiyor ve sonlardaki şu paragraf (#38652964) ile 90'ların İtalya'sı ile aslında fazla bir farkımız olmadığını düşünüyorsunuz.

Foucoult Sarkacı gibi tamlamasını bolca kullandım biliyorum, ama elbette o kadar yoğun değil bu roman, topu topu 176 sayfacık. Ama hakkını vererek okursanız – ben Bagnera sokağında gezdim mesela Google Street View'de- çok güzel bir tecrübe oluyor bu kitap da. Çeviri kötü değil,Umberto Eco'nun kıvrak diline uyum sağlamış. Kitap boyunca bilgi sağanağına tutulmanıza rağmen hiç sıkılmıyorsunuz anlatımdan.

Bazı arkadaşların söylediği gibi Umberto Eco'ya başlamak için iyi bir kitap olabilir kendisinin bu son eseri. Ama en iyisini, en zorlusunu tercih ederseniz her zaman için Foucoult Sarkacı'nı önerebilirim size. İyi okumalar.
736 syf.
·Beğendi·10/10
Bir başka kritikten daha hepinize merhaba ..dilim döndüğünce bu güzel kitabı anlatmaya ,sizlere tanıtmaya çalışıcam.. ardından en güzel parcalarıyla metalika sizlerle beraber olacak...

- ORTAÇAĞ MANASTIR HAYATINDA POLİSİYE OLUR MU? -

Şakayı bir yana bırakırsak olaylar ortaçağda 1300 lü yılların ilk çeyreginde avrupada - ortaçağın , hakikaten karanlık diye tabir edilen ve engiziyon mahkemelerinin cayır cayır kafir suclamalarıyla insanları kazıklı ocakbaşı alevlerine atıp şiş kebab misali yaktıkları dönemlerinde geçiyor..kahramanlarımız ,(eski bir engizisyon sorgu rahibi ) bir gezgin rahip ve yanındaki çömezi.. olaylarda bu ikili ve konuk oldukları amiyane tabirle kör itin öldüğü ,dağ başındaki kuş uçmaz kervan geçmez manastırda yaşayan ve işlenen esrarengiz , ilk bakışta açıklanamaz cinayetleri aydınlatmaları için bizim ikilinin yardımlarını istedikleri bahse konu manastırın rahipleri etrafında gelişiyor..kitap benim için şu açıdan çok ayrı bir yere sahip : dinler insanlara ne akla mantığa zarar şeyler yaptırıyor dedirtiyor ki bunun sizde okuduğunuz zaman ciddi ciddi farkına varacaksınız..bunların haricinde Umberto Eco dediğimiz adam yani yazarımız , o dönem avrupasını ve ortadoğusunu daha da ötesi ortaçağ tarihini yalayıp yutmuş sular seller gibi içmiş bir şahsiyet.. kendi adıma dinler ( ki özellikle semavi diye adlandırılanlar) tarihini ve gizli tarikatları daha önceden arastıran biri olarak kitabı okurken bunun açık ara baya bir faydasını gördüm.. ama tüm bunlara rağmen , belli bir altyapım olmasına karşın ben de bazı yerleri okurken kitaptan kopma noktasına geldim sanki şekerli menemen yiyormuş hissiyatına kapılıp..konu ve kurgu çok güzel inanılmaz bir gerçekçilik var.bunu okuyan herkes anlayacaktır lakin anlatılanları belli bir tabana oturtmak için verilen ek bilgiler kimi yerde insanı yoruyor hatta boğuyor. bu arada verilen ve kitabın arkaplanına yamanan detaylar ve olaylar %100 GERÇEK orası ayrı bir şapka çıkarılacak nokta! bunlardan hariç kitap o dönemin , krallıkları yöneten , kitleler üzerinde neredeyse tek söz sahibi olan klise müseessesinin , manastır hayatının ve hristiyanlığın karanlığını çok guzel veriyor insana.. ambians müthiş.. kitapta, bilginin nükleer silah misali saklandığı halka açıklanmadığı dönemlerde bir kütüphane ortamı var ki ben okurken zevkten yeşerdim ..keza gene sözde dinleri adına insanları kırıp geçiren engizisyoncular ve acımasızlıkları çok güzel işlenmiş.. 660 KÜSÜR SAYFA sizi korkutmasın. ortaçağ tarihi ve polisiye seven herkes okumalı ..
496 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
#spoiler icerebilir#

"Prag mezarlığını okumak isteyen kitaba otopsi yapmayı göze almalıdır " çünkü kitabı çizersiniz , sayfa kenarlarına notlar alırsınız eğer hunharca kitabın kalbini -cigerini sökemezseniz bu kitabı okuyamazsiniz :)
Prag mezarlığında çok nefret edeceğiniz bir baş karakter var... kişiliği ikiye bölünmüş bir nevi "fight clup " ...tarihe yön verecek sahtecilik uzmanları ,ünlü yazarlar , karanlık karakterler (ben diana sevdim ki kendisi bir parça vanessa ives i anımsattı bana )
Dumas var kırım savaşı var napolyon ve garibaldi var fransa ,almanya ,rusya ıtalya var ..devrimler savaşlar savaşlara sebep olacak ajanlar ,masonlar gizli cemiyet toplantıları şeytan ayinleri var ..machivelli ,lagrange,ve kahal var nedir kahal ?
Devlet içinde devlet kurmanın belgeleri ..yahudilerin dünyayı yönetmek için uyguladığı planlar ,yahudi finans çevreleri ,rotschildler ,kolera salgınları ,dizanteri ,tifus,dünyayı kasip kavuran hastalik dönemleri. ..allance israilite liste uzayarak gider....
Klasik bir kitap yorumu isterseniz bu zaten arama robotunda bulabilirsiniz ben kitabın beni nasıl oyaladigi ,neyi öğrettiği peşindeyim ..öncelikle eco nun bu kadar sert bir yahudi dusmanligi olduğunu bilmiyordum ..kitaptaki yahudi tasvirleri gerçekten enteresan.. ikinci olarak prag mezarligini içinden çıkan ikinci kitap var ve ben onun peşindeyim. ..
Son olarak umberto eco nun beynindeki hazine o kadar buyukki biz yazdıklarını anlamak için arastimak zorunda kalıyoruz..

Okumak isterseniz lütfen bu konulara ilginiz olduğu bir dönemde okuyun çünkü size hitap etmiyorsa kitap ağır ve kötü diyeceksiniz ..ben çok sevdim ve zaman zaman geri dönüşler yapıp başvuracağım bir kitap olarak kütüphanemde baki kalacak ...
Sevgiler /iyi okumalar
142 syf.
·2 günde·Puan vermedi
ECO ECO "mon Amour"
Sevgili "babam" a en yakın sevdiğim adam Umberto Eco etkinliği dahilinde sıkça sorulduğu için bu kitaba "inceleme" demeyelim de "UYARI! " adı altında bir yazı yazmak istedim naçizane ..

"Kısacık" diye gözünüzde _yenilir yutulur_ diye kestirdiğiniz "yanlış okumalar" Ilk kez ECO okumak isteyen bir okuyucu için...
"yanlış okuma " dır .. :)

Su altı mayın tarlasına düşmüş DasBoot a dönersiniz alimallah ...yapmayın
Sahne gözünüzün önüne geldi mi ?
Hani böyle metrelerce zincirler vardır dipsiz sudan yukarı yükselen, ucunda da koca koca mayınlar sallanarak süzülürler ..
kıl payı geçerim zannedersin de ..öyle olmaz :)
ışte 18 Eco yazısı hepsi birer mayın .
birine çarpınca sırayla hepsi patlıyor :))
yani demem o ki ...
"NO WAY OUT" .
........ ben de dahil :)

Az biraz antremanlıyım Eco konusunda baya bir kitabını zevkle okumuş olmaktan
da gurur duyarım ama "yanlış okumalar" beni ezdi geçti :) bir çok yerinde sürekli kırmızı alarmlar çaldı durdu ...
Kitap diyor ki..
"Dil bilimsel deneyler "
"Dili ters yüz etmek"
Ilk hikayede Nabokov'u ters yüz edince bende pek bir sevindim ama öyle ilerlemiyor ECO'nun"küçük günce" anlayışı ve edebiyata yaptığı "taşlamalar" benim cahilliğiime kayalar olarak devriliyor :)
Yani o bize aba altından sopayı şöyle gösteriyor ..
#37094303
"Daha kırk fırın ekmek" misali ..

Sona gelirken her sey bir yana

Esquisse d’un nouveau chat ..

Bu anlatıyı mutlaka okumanızı isterim ..
Böyle güzel bir kurgu ve bakış VE bunu kağıda dökebilme yeteneği için "ne olmak " gerekir ben bilemedim ...

ECO'yu ECO yapan o kadar çok özellik varki ona hayran olmamak mümkün değil ..

Aşkla _ iyi okumalar. .

Dip Not ..
"Yanlış okumalar" ı kendime hedef olarak seçtim :) her yıl okuyup ne kadar gelişmişlik göstermişim bakmak için :)
912 syf.
·10/10
İsmini Fransız fizikçi Léon Foucault'dan alan Foucault sarkacı, dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü kanıtlayıp, Eco’nun bu muhteşem eserinin kahramanı olmuştur.
Dipnotlar ve vermiş olduğu ek bilgilerle sadece bir romandan ziyade, üniversite öğrencileri için araştırma tezi niteliğinde mükemmel bir başyapıt. Tarih, coğrafya, din bilimleri gibi birçok alanda istifade ettiğim bu kitabı, detaylarına girmeden sizlerin okumasını tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Umberto Eco
Unvan:
İtalyan Bilim Adamı, Yazar, Edebiyatçı, Eleştirmen ve Düşünür
Doğum:
Alessandria, İtalya, 5 Ocak 1932
Ölüm:
Milano, İtalya, 19 Şubat 2016
Umberto Eco (d. 5 Ocak 1932, Alessandria), İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür. Takma ismi Dedalus'tur.

Dünya kamuoyunun gündemine Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi romanlarıyla giren İtalyan yazar, aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve göstergebilim dalının ustalarındandır. Eco, 1971'den bu yana Bologna Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaktadır ve yapısalcılık sonrası göstergebilim gelişmelerine önemli katkılarıyla tanınmaktadır. Eco, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Thomasçılık akımı ve bu akımın estetik anlayışı üzerine yaptı. Tarihçi, filozof, Orta Çağ uzmanı, James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış bir yazar. Yazarın ilk romanı Gülün Adı 1980'de yayımlandı. 1962'de Torino Üniversitesi'nde doçent, 1969'da ise Floransa Üniversitesi'nde görsel iletişim dalında profesör oldu. 1971'de Bologna Üniversitesi'ne geçti ve 1975 yılında bu üniversitenin Gösteri ve İletişim Bilimleri Enstitüsü'nün başına getirildi.

Eco'nun çalışmaları 1960'ların ortasından itibaren avantgarde yapıtlara, kitle kültürüne yönelmiştir. Son dönemlerde ise, güncel olay ve olguları da ele alan çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar arasında edebiyat eleştirileri, tarih ve iletişim yazıları önemli bir yer tutmaktadır. Eco özellikle tarih bilgisiyle süslediği eserlerinde tam bir ustalık gösterir. Özellikle Baudolino adlı eserinde Bizans ve IV. Haçlı Seferi hakkındaki anlatılar sürükleyicidir.
Roland Barthes'tan sonra, "ayrıntıların anlamı" ya da "ayrıntıların sosyolojisi" adı verilen bir anlayışın önemli köşe taşlarından birisi olan Umberto Eco'nun pek çok eseri Türkiye'de yayınlandı.

Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 2., 2008 yılında 14. sırada yer almıştır.

Yazar istatistikleri

  • 1.693 okur beğendi.
  • 9,4bin okur okudu.
  • 713 okur okuyor.
  • 12,4bin okur okuyacak.
  • 557 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları