1000Kitap Logosu
Umberto Eco

Umberto Eco

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.3
4.876 Kişi
15,2bin
Okunma
2.315
Beğeni
49,4bin
Gösterim
Unvan
İtalyan Bilim Adamı, Yazar, Edebiyatçı, Eleştirmen ve Düşünür
Doğum
Alessandria, İtalya, 5 Ocak 1932
Ölüm
Milano, İtalya, 19 Şubat 2016
Yaşamı
Umberto Eco (d. 5 Ocak 1932, Alessandria), İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür. Takma ismi Dedalus'tur. Dünya kamuoyunun gündemine Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi romanlarıyla giren İtalyan yazar, aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve göstergebilim dalının ustalarındandır. Eco, 1971'den bu yana Bologna Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaktadır ve yapısalcılık sonrası göstergebilim gelişmelerine önemli katkılarıyla tanınmaktadır. Eco, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Thomasçılık akımı ve bu akımın estetik anlayışı üzerine yaptı. Tarihçi, filozof, Orta Çağ uzmanı, James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış bir yazar. Yazarın ilk romanı Gülün Adı 1980'de yayımlandı. 1962'de Torino Üniversitesi'nde doçent, 1969'da ise Floransa Üniversitesi'nde görsel iletişim dalında profesör oldu. 1971'de Bologna Üniversitesi'ne geçti ve 1975 yılında bu üniversitenin Gösteri ve İletişim Bilimleri Enstitüsü'nün başına getirildi. Eco'nun çalışmaları 1960'ların ortasından itibaren avantgarde yapıtlara, kitle kültürüne yönelmiştir. Son dönemlerde ise, güncel olay ve olguları da ele alan çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar arasında edebiyat eleştirileri, tarih ve iletişim yazıları önemli bir yer tutmaktadır. Eco özellikle tarih bilgisiyle süslediği eserlerinde tam bir ustalık gösterir. Özellikle Baudolino adlı eserinde Bizans ve IV. Haçlı Seferi hakkındaki anlatılar sürükleyicidir. Roland Barthes'tan sonra, "ayrıntıların anlamı" ya da "ayrıntıların sosyolojisi" adı verilen bir anlayışın önemli köşe taşlarından birisi olan Umberto Eco'nun pek çok eseri Türkiye'de yayınlandı. Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 2., 2008 yılında 14. sırada yer almıştır.
Gülün Adı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Foucault Sarkacı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Sıfır Sayı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Prag Mezarlığı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Baudolino
OKUYACAKLARIMA EKLE
Beş Ahlak Yazısı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Tez Nasıl Yazılır?
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yanlış Okumalar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın
OKUYACAKLARIMA EKLE
Önceki Günün Adası
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yorum ve Aşırı Yorum
OKUYACAKLARIMA EKLE
Somon Balığıyla Yolculuk
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ortaçağ'ı Düşlemek
OKUYACAKLARIMA EKLE
Cecü'nün Yer Cüceleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
691 syf.
·
20 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Acaba ben ne yaptım, ne okudum? Tüm delilleri okuyucuya veren, verdikleri deliller ile beraber cinayetleri okuyucunun da çözmesini isteyen gerçek bir polisiye mi okudum, bir Orta Çağ gerilim romanı mı okudum, dinler arası, mezhepler arası, tarikatların ve rahiplerin başrolde olduğu bir roman mı okudum, gerçek kişi ve toplulukların hâkim olduğu tarihi bir kurgu mu okudum yoksa sağlam bir bilgi yumağı olan koca bir ansiklopedi serisi mi okudum karar veremedim, aslında bu öğelerin hepsini içeren güzel bir roman okudum. Saydıklarımın hepsini içeriyor Gülün Adı, hem de edebi değeri yüksek bir eser olarak. Öncelikle şunu söylemek isterim ki roman hiç beklemediğim şekilde kaliteli öğelerle dolu bir şekilde polisiye bir roman. Okur tarafından kolay kolay bir şekilde hiç dikkat edilmeyecek unsurlar, hareketler Eco tarafından delil olarak biz okura veriliyor ve gerçek bir polisiye romanda olması gerektiği gibi de bu deliller okura ayrıntılı olarak sunuluyor, sunulduktan sonra da her bir delilin, her bir detayın analizi yapılıyor ve karakterler tarafından yapılan her bir analizin üzerine yine karakterlerin karşılıklı yorumu yapılıp okura tekrardan sunuluyor. Gerçek bir polisiye romanda olması gereken hatta bir şart olan en önemli ayrıntıdır bu durum. Yazar, okurdan hiçbir şekilde bir delil saklamamalı ve romanın karakteri ile beraber okurun da cinayete hâkim olup üzerinde düşünüp cinayeti çözmesini istemesidir, günümüz polisiye romanlarının özellikle de seri katil polisiye romanlarında bu durum yoktur çünkü okuyucuya sürpriz yapmak ister yazar ve bu sürprizini de okurdan deliller saklayarak ve sonrasında da pat diye önüne sererek yapar; ama dediğim gibi gerçek polisiye romanda bu hususlar kabul edilmez, Eco’nun yaptığı gibi her bir ince detay okura verilmelidir, okurun da soruşturmanın içinde olduğu düşünülüp çözmesine yardımcı olunmalıdır. Eco da bunu yapmış ve en ince detayına kadar William’ın bulduğu delilleri bize verip bizim de çözmemizi istemiş, çözmemiz zor olsa da en azından yorumlamamızı istemiş, istemiş ve biz okura yardım da etmiş. Yardım ama ne yardım, çok büyük bir yardım ama cinayetler de bir o kadar karışık yani çözmek maalesef o kadar da kolay değil; ama Eco delilleri bize verip sundukça William’ın zihnine, Adso’nun sorularına, yorumlarına ve düşüncelerine ortak olmak kitabın bana göre en güzel yeriydi. Umberto Eco, okuru doğru bir tanım yapmak gerekirse bilgiye boğuyor, Hıristiyanlık inancının derinliklerine iniyor, birçok din adamının eserleri hakkında bilgiler veriyor, Hıristiyan tarikatlarını kısım kısım da olsa detaylıca anlatıp kimin imparatora daha yakın, kimin papaya daha yakın olduğunun bilgilerini verip, romanın kurgusu ile harmanlayıp sayfaların arasına serpiştirmiş. Bazı yerler ağır gelebiliyor, bazı sözler, eser isimleri filan da Latince verildiği için okuma esnasında dipnotlara bakıldığından dolayı ağırlığın üstüne biraz daha ağırlık bindirilmiş. Bu kısımları okumak en azından benim için bazı yerlerde zor oldu. Bu ağır bilgi akışlarının ve detaylıca verilen diyalogların olduğu sayfalarda verilen Latince sözler ağır olan bu kitabın okuma hızını daha da yavaşlatıyor. Zaman zaman da arka arkaya birden fazla olunca daha da olumsuz etki oluyor, bazı Latince yazımların ise çevirisi hiç verilmemiş, sanırım daha önce farklı bir dipnotta çevirisi verilen söylemlerin ikinci bir çevirisi verilmemiş kitapta, ne de çok aklımızda tutarız ya… Tamam biraz önce yukarıda dediğim gibi dipnota bakmak zor ama çevirisi verilmeyince de bu sefer hiç olmuyor, aslında iki durum da kendi içinde farklı farklı iki tür bir sorun oluşturuyor ve maalesef okuma hızına da olumsuz etki ediyor. Verilen tarihi bilgilerde Eco, iki farklı zıt görüşün düşüncelerini, söylemlerini diyaloglar oluşturup sayfa sayfa okutuyor. Hıristiyan tarihine fazla hâkim değilseniz eğer bu kısımlarda neyin Eco’nun kurgusu olduğu neyin ise tarihi bir gerçek olduğu karıştırılabilir; çünkü Eco kurgusunu tarihi gerçekler ile o kadar güzel harmanlayıp, ortaya güzel bir sonuç çıkartıp eserine vermiş ki bunu ayırt etmek keyifli bir şekilde zor oluyor ve keyifli bir anlamsızlık da oluşuyor. Anlamak için çok da gerek yok aslında böyle bir şeye, önemli olan zaten yazarın kurgusunda kaybolmak değil midir? Bence kesinlikle öyledir. Kitap içinde olan birçok bilgi dipnotlar ile desteklenip okura açıklaması yapılmış ama tabii ki de bir dipnot seviyesinde verilmiş, tam manası ile kavranabilecek şekilde değil, onun için okurken yardımcı olarak Hz. Google’dan faydalanılırsa eğer kitabın içine daha rahat girilir. Gülün Adı denilince akıllara gelen bir başka isim de Orhan Pamuk'tur. Yeni Hayat kitabının daha giriş cümlesinde bile Gülün Adı etkisi görülüyor, Benim Adım Kırmızı ise gerek Orhan Pamuk’un olsun gerekse de Türk Edebiyatı’nın olsun şüphesiz en önemli eserlerinden biri. Bu iki kitap arasında da metinlerarası olarak birçok unsurda benzerlikler vardır. Şimdi öncelikle şunu demek isterim ki, Orhan Pamuk okumayanlar, okumadan karalayanlar ve postmodern edebiyata uzak olanlar hatta postmodern edebiyat okuyunca rahatsız olanlar “metinlerarasılık kuramını” bilmeden Orhan Pamuk’a intihal yakıştırmasını yapabilmekteler. Metinlerarasılık kuramı özellikle postmodern eserlerde fazlası ile karşımıza çıkmaktadır, yani yazarlar bunun zaten varlığını kabul ederlerken çalıntı, hırsız veya intihal demek ne kadar alakalı bir durumdur anlayamadım. Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı isimli eseri ise Gülün Adı ile beraber bu türe güzel birer örnektirler. İki eser için kendimce mukayeseli edebiyat yapmam gerekirse ilk önce kitap isimleri diyebilirim. İki romanda da tarihten beslenme, romanın kurgusunun geçtiği topraklara hâkim olan dinin insanlara olan etkisi, sanat, bilim ve dinin çatışması, sanat ve bilime ilgi duyanların çatıştıkları dinin etkisi yüzünden artık sahip oldukları dertleri, bu zaman içinde kurguya esas olarak hâkim olan cinayet ve cinayetin çözümlenme süreci gibi diyebilirim. İki romanda da karlı kış günleri hava durumuna hâkimdir. Benim Adım Kırmızı 9 günlük bir sürede geçerken Gülün Adı ise 7 günlük bir sürede geçmekte, Gülün Adı’nda mekân olarak sadece Melk Manastırı varken Benim Adım Kırmızı'da ise mekân olarak farklı evler, İstanbul’un sokakları bazen de sarayı vardır. İki eserde de yer yer açık olarak ama aslında bastırılmış şekilde cinsel duygular, cinsel fanteziler vardır. Gülün Adı’ndan ziyade Benim Adım Kırmızı’da hikâyede anlatıcı dikkat çeker, bazen köpek, bazen şeytan, bazen kırmızı renk, bazen bir para, bir ağaç bazen de bir ölü anlatır bize hikâyeyi. Gülün Adı’nda ise anlatıcı çömez olan Adso’dur ama her iki romanın anlatım tarafından ortak noktası ise genel konunun anlatımı anlatıcılar tarafından ara ara kesilip önceki bir döneme, geçmişe gidip gelmekte olmalarıdır. İki romanda da bu unsurlar metinlerarası bağlamda birbiri ile örtüşür. Pamuk için intihal diyenler ise postmodernizme daha yakından bakmaları ve anlamak istemeleri gerekmektedir; çünkü Gülün Adı ve Benim Adım Kırmızı bu duruma örnek olacak tek eserler de değildir. Ve bana göre Benim Adım Kırmızı da Gülün Adı’na göre daha güzel bir roman, tamam Benim Adım Kırmızı’nın içinde de dini bilgiler fazlası ile olsa da Gülün Adı kadar yok, hatta yarısı kadar da yok ama bana göre Benim Adım Kırmızı Gülün Adı’na göre çok daha güzel bir roman; ama sanırım bunda baş etken olarak yazarı kendi dilimizde yazdığı için okumanın ve içinde bizden bir şeyleri bulup okumanın da etkisi olsa gerek. Ağır bir kitap, okunması yer yer zor ve yoran bir kitap, okurken sakin kafa ile okumanızı, okuma sürenize uzun aralar verip fazla uzatmamanızı tavsiye ettiğim bir kitap. Okuduktan sonra sanırım en çok aklıma gelecek durumlar ise gülmenin dine ve insan zihnine olan etkisi, kösnüllüğün ne derece kötü olabildiği, kösnüllüğe etki eden derisel, tensel zevkin, duyulan ilginin dinen düşüncesi, derinin altında bulunanları düşünerek bu kösnül duyguları köreltilip köreltilemeyeceği, tinsel duygular, dinsel duygular, erk gücü hayatımızda ne kadar olmalı vs. vs. Sırf bu kısımlar için tekrardan okunabilecek bir kitap ve keşke aynı anda okunması daha da kolay olsaydı diyeceğimiz bir kitap da. youtube.com/watch?v=Dlr90NLDp-0 youtube.com/watch?v=d5p_U8J0iRQ youtube.com/watch?v=EaHx8S-Jmec youtube.com/watch?v=O3ETFI2U9RA Şuraya da filmin fragmanını bırakayım (kitap hakkında spoiler verebilir), youtube.com/watch?v=7-yYJgpQ-CE
Gülün Adı
8.5/10
· 8,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
35
422
736 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
1327 yılında bir manastırda ardı ardına meydana gelen cinayetleri anlatan bir polisiye, tarihi, realist, skolastik, eleştirel daha ne ararsanız bulabileceğiniz muazzam yok bu az oldu MUAZZZAAMMMMM bir eser. Ana karakterlerimizden olan Adso'nun ağzından birinci şahıs okuyoruz satırları. Kitabın filmi de bulunmakta. Ben hem kitabını hem filmini çok beğendim. Ama tabi kitaplar>filmler olduğu için kitabını daha çok beğendim. Bunun olması normal zaten. Kitap 600 sayfa. 2 saatte nasıl izleyiciğe her şeyi anlatsın yönetmen. Bu yüzden kitabını okumaya üşenen ya da çekinen ya da kararsız olanlara gözü kapalı kitaba başlamalarını öneriyorum. Bir yerden sonra bitsene kardeş diyorsunuz. Sebebi çok fazla tartışma var. Çünkü konu genel olarak din. Ve tartışmaya çok açık bir konu. Bu yüzden sürekli alıntılar, sözler, tartışmalar bulunmakta. Ama bunların hepsi 14. asırda içinde gizemli cinayetler olan bir manastırda gerçekleşiyor. Bence kalite için yeterli bileşenler. Kitaba sadece roman olarak bakmamak gerek. Skolastik düşünce yapısını, orta çağı ve o dönemi çok iyi anlatıyor. Özellikle kilisenin baskılarını çok güzel gözler önüne seriyor. Misal rahipler fakirlere yemek vermesi için Tanrıya dua ediyor. Dua ettikleri yer bir ziyafet masasının çevresi. Ziyafet masasındaki yiyecekleri köylülerden zorla aldılar. Evet, harika. Kitap bir polisiye romanı. Gizemli cinayetlerin arkasındaki sır perdesini aralamak için kitabın her satırını heyecanla okuyorsunuz. Böyle çaplı bir kitap için bence en önemli şey tutarlılıktır. Yani eğer cinayetler işleniyorsa bunun sebebi kitabın geçtiği dönemde normal karşılanmalı. Mesela bugün birisinin Aristo okuyor diye öldürüldüğünü duyar mıyız? Duymayız. Kafir ilan edildiğini görmek mümkün ama. O dönemde ise bir kitap yüzünden millet ölüyordu. Kitaptan ufak spoiler olabilir bu. O yüzden fazla ileri gitmeyeceğim. Rönesansta Eski Yunan medeniyetine bir dönüş yaşandı. Yani 15. Asır. Kitap 14. Asırda geçiyor. Yani yavaştan kitaplara merakın başladığı, insanların Aristo gibi filozofları merak etmeye başladıkları dönemler. Kitapta bunun kurgusu çok güzel ve mantıklı bir biçimde yapılmış. Tabi belli kişiler dışında belli kitapları okumak yasak. Ama yasaklar bir kitap aşığını durduramaz. Olayların geçtiği manastır devrin en büyük kütüphanelerinden birine belki en büyüğüne sahip. Kitabın sonunu içim yanarak okusamda bunu hayal etmek o kitapları gözümün önünde canlandırmak bile güzeldi. Benim gibi önce filmini izlemektense önce kitabını okumanızı tavsiye ederim. Acelem olduğu için filmini önce izlemek mecburiyetinde kaldım. Düşünceye itilmek isteyen, fikir buhranında kaybolmayı bekleyen, polisiye aşığı okurlara tavsiye edilir. Keyifli okumalar...
Gülün Adı
8.5/10
· 8,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
3
83
732 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Gülün Adı Kitabın genel havasında Ortaçağ skolastik düşünce hakim. Ve Hiristayanlık dinine has motifler çok yoğun bir şekilde kitapta yer ediniyor Hatta okurken başlarda kitabı bırakıp, motifleri anlamak için önce İncil'i okumak gerek diye düşünmüştüm. Tabi çevirmenin hakkını yemiyelim, ilerleyen sayfalarda bu motiflerin çevirisini gayet başarıyla vermiş. Kitap polisiye ağırlıklı... William ve Adso'nun manastırda -ölümlerin sırrını çözmek için- cinayet soruşturması yapmalarıyla kitabın konusu şekilleniyor. Satır aralarında rahip William'ım talebesi (çömezine) verdiği dersler kitap boyunca, okuyucunun dikkatini ayakta tutuyor. "Doğaya hükmedebilmek için ona itaat etmem gerekir." gibi... Aynı zamanda kitap gerek Hükümdar ve Papa arasında çekişmelerle gerek dini tarikatlar arasındaki azbede ile Ortaçağın tarihi atmosferini yansıtıyor. Gelelim kitabın asıl içeriği, cinayet soruşturması detaylarına: 1. Ölüm Adelmo isimli espirili ve komik çizimleri olan süslemeci. Ölümünün intihar olduğu düşünülüyor. Ama arkasını kurcalayınca gerçek hiç de öyle değil. William'ın cinayetin izlerini takip ederken söylediği bir söz aklıma düşüyor. Hatırladığım kadarıyla paylaşmak isterim. "Şüphe ile inanç bir arada olmaz. Aklındaki şüpheleri silmelisin." diye. Adso'nun efendisi William'a sorduğu sorularla cinayetin bilmecesi yavaş yavaş netlik kazanmaya başlıyor. Yaşlı kör bir rahibin: "Korkunun gölgesi düşmeyecek, Yüreklere sükunet ve huzurla dolsun." sözü aslında öyle ipucular barındırıyor ki kitap bitince anlaşılıyor. 2. Ölüm Yunanca çevirmeni Çevirmenin ölüsünü suçluların karda taşıdığı ardında bıraktığı izlerden anlaşılıyor. William olay için "Suçluların karda bıraktıkları ayak izleri suçun parşömendir." diyor. Kitabın nihayetinde, William ve Adso cinayetleri araştırdıkça kütüphanenin sıradışı sırrına ulaşacaklardır. İpucunun başka bir kilit noktası daha "Komik şeyler duyduğum da igrenirim," der yasli kör rahip. William'on dikkatini kütüphane çeker. Kör rahip kütüphaneye girişin yasak olduğunu söyler. Kahramanlarımızın girmesine müsade etmez. William ile Adso arasında şöyle bir konuşma gecer. _Bu manastır kütüphanesiyle ünlüdür. _Peki kitaplar nerede? _Bahse girerim ki o kulede havadan daha fazlası var. William hiç de haksız sayılmaz bilmecenin çözümü kütüphanedir. Kafir çirkin bir adam kütüphane bekçisi. Kapıyı açıyor ve iceride kahramanlarımız. Şifreli mektup buluyor. Mektubun yazıları limon suyuyla yazılmış, yazılar mektubu ısıtınca okunuyor. Mektup bir tür: Zodyak şifresi. Bir tıkırtı duyuyorlar. Tedirgin olup kütüphaneden çıkıyım derken, William merceklerini sifreyi bulduğu kitabın arasında unutuyor. ( Bir ipucu daha mercekler) 3. Ölüm: kütüphaneci yardımcısının ölümü 3 cesette aynı ölüm metoduyla ölmüş. Mürekkep lekelerinin baş parmaklarına bulaşması ve dilleri mürekkep boyalı olmasıyla William yasak kitabın bilgisine vakıf oldukları için kurbanların öldüğünü düşünüyor. _ maktülün diline bak. _Herhalde diliyle yazı yazmıyordu. Adso'nun aşık olduğu kız büyücülükle suçlanıyor ve kilise kızın yakılması kararını alıyor. Olay üzerine William ile Adso arasında şöyle bir konuşma geçiyor: _Acımıyor musun? _Belki de benim acıma şeklim boyledir Acimak onu alevlerden kurtarmayacak En sonunda yasak kitabın sırrı çözülüyor. 3 kişinin ölümü de kitabın yapraklarını çevirdikçe elle bulaşan zehir ile ölmüşler. Yasak kitabın içeriği: Kahkaha korkuyu öldürür, Korku olmazsa inançta olmaz. Bu yüzden de Tanrı'ya itihat eden olmaz. Diye gülmeyi yasaklayan yobaz düşünceleri olan bir kitap. Yasli kör kütüphanedeki kitapları yakiyor. Adso ve William labirent şeklinde olan kütüphaneden kıl payı çıkarak sag kurtuldular. Gülün Adı'nı Adso'nun: Kararimdan asla pisman olmadim büyücü sanılan kızı ardımda bırakmakla.. Efendimden iyiligi ve duruslugu ogrendim. Efendim merceklerini bana verdi. Suan yazdigim kitabi yazarkan efendimin mercekleri burnumun üzerinde... Kitap bitince kitabın başlığı Gülün Adı ile kitap arasında hiç bir ilişki kuramamıştım. Biraz düşününce, Türkçe'de gül sesteş bir sözcük. Anlaşılan buradaki gülün anlamı:Gülmek, sırıtmak, kıkırdamak anlamında tabi diğer anlamda olabilir. Hani Yasak kitap gülmeyi yasaklıyordu ya zannedersem, gülün hem çiçek anlamı hem de kıkırdamak anlamında yok olursa, ardında sadece adları -isimleri- kalır. Tahminim kitabın başlığında çevirmen alegorik bir anlam kurmuş. Okuyucunun yasak kitabın aklını kurcalaması gibi kitabın başlığı da aynen aklımı öyle kurcadı.
Gülün Adı
8.5/10
· 8,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
114