Baudolino

7,9/10  (39 Oy) · 
98 okunma  · 
30 beğeni  · 
1.241 gösterim
Zeki ve dile kabiliyeti olan bir oğlan çocuğu Baudolino, onu yaratan ve beş dili ana dili kadar iyi konuşan Umberto Eco'ya benziyor. Amerika'da bu ay yayına giren kitabın kahramanı Baudolino, Eco'nun aklına 1960'lı yıllarda takılmış. "Bu sihirli palyaço sonunda Baudolino adlı romanımda hayat buldu," sözleriyle kahramanına duyduğu tutkuyu ifade eden Eco, Baudolino'ya "yalancı" denilemeyeceğini, yalancıların şimdiki zaman ve geçmiş hakkında yalan söylediklerini halbuki Baudolino'nun gelecek hakkında yalan söylediğini, bu açıdan ancak öngören bir dahi olabileceğini savunuyor.

Dile olan kabiliyeti ve konuşkanlığı sayesinde kısa sürede İmparator Frederick'in beğenisini kazan Baudolino, kendini Doğu'nun ötesinde cennetten farksız olduğu söylenen bir krallığın yolunda bulur. Hikâyesine, babasının intikamını almak için ilk kez elini kana buladığını iddia ederek İstanbul eteklerine kapaklanır vaziyetteyken başlar Baudolino. Dildeki becerisini bir türlü yazıya aktaramaz: "Allah kahretsin equus muydu yoksa equum muydu," diye söylene söylene, pek çok kelimenin üzerini çizerek devam eder hikâyesine. Konuşurcasına bir hızla... "Mamma mia, hainlerin niyeti beni öldürmekti!" gibi nidalarla.

Hayatının büyük kısmını "mükemmel bir dil arayışına" adayan Eco'nun yarattığı kahramanın yazma serüveni bu çalışmasının bir sonucu. Mükemmel bir dil ütopyasını olduğu kadar mükemmel bir ülke ütopyasını da irdeliyor Eco yeni romanında. Prester John hikâyesi romana bu yüzden karışmış: "Ütopyaların tarihi işlevi, insanların ütopyayı bulma ya da yaratma arzusu olmuştur. Thomas More'un ideal siyasi düzeni ya da Ponce de Leon'un gençlik çeşmesi buna örnektir. Portekizliler Prester John'un krallığı hayali ile yola çıkıp Etiyopya'yı buldular - Afrika'nın ortasında bir Hristiyan cenneti. Prester John'u bulduk dediler. Sonra uzun süre imparatoru Prester John olarak isimlendirdiler. Ama o kadar heyecan verici olmadı. Çünkü orada yaşayan zavallılar çok fakirdi. Aradılar, buldular ve ilginç olmadı... Şimdi ütopya artık bir yer değil, çünkü keşfedilmeyen bir yer kalmadı. Siyasi sistemler açısından son ütopya 'Marksizm'di diyebiliriz. Ama küçük ütopyalar mevcut. Waco, Bin Laden'in ütopyası türünden. Hitler'in ütopyası vardı. Pasifist hareketlerdeki ütopyadan bahsedebiliriz. Evrensel barış arayışı da muhtemelen bir ütopyadır. Yani ütopyaları gerçekleştirmenin peşine düşen insanlar hâlâ mevcut. Küreselleşmeye karşı harekete ütopya diyebiliriz mesela. İyi ütopyalar dahi tehlikelidir. Thomas More bize mükemmel bir toplum ütopyası vermiştir, kitabını okursanız yaptığı şey tümüyle Stanilizm'dir. Öyle bir toplumda yaşamak dehşet vericidir... Prester John mektubu da bir ütopya metniydi. Onu bir araç olarak kullandım."

22 Ekim 2002 Salı, Milliyet Kültür ve Sanat
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2003
  • Sayfa Sayısı:
    544
  • ISBN:
    9786051110097
  • Orijinal Adı:
    Baudolino
  • Çeviri:
    Şemsa Gezgin
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Ahmet Y 
 25 Kas 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · 9/10 puan

Önceki Günün Adası romanıyla,bir romandan beklenebilecek her şeyi bana vermiş olan Umberto Eco'nun ikinci bir romanını okumaya karar verdim.Nitekim başlarda bana ilk okuduğum kitap kadar etki etmedi.Ama olaylar ilerledikçe ortaçağda 1100'lü yıllarda Baudolino ile Don Quijote misali serüvenlere çıktıkça üstadın yine beni entelektüel hazların doruğuna ulaştıracağını anladım ve romanın keyfini sürdüm.Tarihi,coğrafi olayların yoğunluğu,romandaki karakterlerin fazlalığı yer yer zihnimi bulandırsa da biter bitmez kararımın ne kadar doğru olduğunu;ağır bir romanın zihnimi nasıl açtığını gördüm.

Roman Ortaçağ'da Baudolino adlı bir Romalının Konstantinopolis yani İstanbul'da Niketas adlı bir tarihçiyle karşılaşıp,hayatını kurtarıp ona anlattığı serüvenlerden oluşuyor.Baudelino küçük yaşlardan itibaren mitoman derecesinde yalancı biridir.Etrafındakilerin ona ne kadar kolay kandığını gördükten sonra genelde onların iyiliği için yalanlar söyler ve yalanları sayesinde sürekli serüvenlerin içinde bulur kendini.Öyle ki öz babasının şarap çanağını bile hristiyan dünyasına İsa'nın kupası diye tanıtıp,doğuda hayali bir Johannes Rahibi'nin ülkesine götürüp Hristiyan dünyasının lideri olma hususunda manevi babası Roma imparatorunu bile kandırıp peşinden sürükler.Hatta rahip Johannes adına imparatora bir mektup yazıp sonra o mektuba kendisi bile inanır.Ve yıllarca peşine taktığı insanlarla bazen trajedik,bazen komik,bazen enteresan olaylarla ömrünü tüketir.Ve hazin aşk maceraları yaşar.

Olayların kemiğini anlattım yalnızca spoiler vermemek adına.İdeolojisine geçecek olursam bize Ortaçağ Avrupası'nın mezhepsel ayrımlarını,iç savaşlarını sanki o günlerde yaşamış,o havayı solumuşçasına bizlere ustaca yaşatıyor Eco.Alttan alta kendi düşüncelerini de vermeyi unutmuyor.Zira ikinci romanında da her şeyin tek tözden meydana geldiğini yine alttan alta okuyucu bilincine işliyor.Herkesin tanrının bir parçası olduğunu yaratılan her şeyde onun bir yansıması olduğunu söylüyor.Bana tasavvuftaki vahdet-i vücut inancını hatırlattı.Aslında temelde panteizm diye adlandırılan bu görüş tanrının kişileştirilmesine karşı çıkar ve her şey de bir tanrı parçası olduğunu kabul eder.Bu görüşleri Hipatia adlı bir kızın ağzından verir ama temel ideolojinin bu olduğunu düşündüm.Çünkü genel anlamda hristiyan dünyasının ayrılıklarına gerçekçi ve gizli bir eleştri var.Onun dışında freudiyen bir bakış açısı yakaladığımı düşündüm romanda.Baudelino'nun üç kez aşık olmasının,aşık olma şekillerinin Freud'un bahsettiği çocuksu aşk,eril aşk ve olgun aşk çeşitlerini sırasıyla gördüm.Psikanalizin göstergebilimsel taraflarını dikkate alacak olursak bir göstergebilimcinin psikanalizi savunmasını yadsıyamayız.Ayrıca mitomani hastalığını tüm hatlarıyla gözler önüne seren Eco bu anlamda da başarılı bir yapıt ortaya konmuştur.İnsanların doğrulardan çok yalanlara,gerçekçilikten çok sürrealist olaylara inanma konusunda daha istekli olduğunu ortaya koymuştur.Ayrıca insanların ne kadar kolay manipüle edilebileceğini,savaş psikolojisini,sosyolojisini ve sanatını da...Kısacası kitabı yeni bitirmenin verdiği bir kafa karışıklığıyla aklıma ilk gelenler bunlar oldu.Her yönden tatmin edici,zor bir roman okumak istiyorsanız,bir saniye bile beklemeyin.Özellikle Don Qujote'i okumuş ve beğenmiş olanlar bu eseri de beğenceklerdir.Eco'nun her bölümün başındaki serüven başlığı koyması okuduğunuzda sizde de bir Cervantes figürü canlandıracaktır.Tabi yalanlarına kendi inanan ve bilgeliğe doğru ilerleyen Baudolino da Don Kişot'u zihninizde canlandırabilir...
Okuyan herkese teşekkürler...

Alyoşa 
10 Oca 20:10 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kitapçıları gezerken Umberto Eco’nun tuğla ebatındaki kitaplarını elime alır, sayfalarını hayranlıkla çevirir, fakat okumaya cesaret edemezdim. Ta ki bir gün kütüphanede karşıma Baudolino çıkana kadar. Bunun bir işaret olduğunu ve artık Eco’nun kitaplarını okuma zamanımın geldiğini düşündüm. Büyük bir cesaretle kitabı aldım. Okumak üzere sayfalarını çevirmeye başladığımda yazarın dilinin hiç de korktuğum kadar ağır olmadığını, üstelik oldukça eğlenceli bir dille yazdığını gördüm ve 544 sayfalık kitabın nasıl bittiğini anlayamadım.

Eco kitabında, tarih ve felsefeyi macera ile harmanlamış, bu maceraya fantastik bir yolculuk eklemiş ve kahramanı Baudolino’yu aşk ile karşılaştırmış. Üstelik bunları o kadar mizahi bir üslup ile anlatmış ki okurken kahkahalar atmamanız işten değil.

Yazar kitabın kahramanı Baudolino’ya 11. yüzyıl sonunda, aynı zamanda kendi doğum yeri olan İtalya’nın Piemonte bölgesindeki bir köyde, çiftçi bir ailenin çocuğu olarak hayat verir ve doğduğu andan itibaren yaşadığı maceraları anlatmaya başlar. Baudolino oldukça akıllı ve kurnaz bir çocuktur. Gözünü kırpmadan yalanlar söyler. Kader onu Kutsal Roma Germen İmparatoru ile karşılaştırır. Bir şekilde imparatorun gözüne girer ve imparator tarafından evlat edinilir. Paris’te eğitim görür ve okulunu bitirdikten sonra imparatorun danışmanı olur. İmparatorun gücüne güç katmak amacıyla onunla birlikte Doğu’ya doğru fantastik bir yolculuğa çıkar. Yolu Haçlı Seferleri sırasında Konstantinopolis’e de düşer. Yağmalamaya ve Bizans’ın yolsuzluklarına şahit olur.

Erken Ortaçağ aslında karanlık bir dönem olarak bilinir. Eco kitabıyla bu karanlık döneme elindeki fenerle yani kalemiyle ışık tutarak biraz da olsa olayları anlamamızı sağlar. Eco bir Ortaçağ uzmanıdır ve bu dönemi eğlenceli ve etkileyici bir dille anlatan usta bir yazardır.

Yazar gençlik yıllarında Katolik öğrenci hareketinin lideriymiş. Bir azizin hayatı üzerine doktora çalışmasını yaparken Tanrı’ya olan inancını yitirmiş ve Roma Katolik Kilisesi’nden ayrılmış. Bu kitabında da dini figürler üzerinden yapılan sahtekârlıkları o kadar açık bir şekilde anlatmış ki üzerinde düşünmemek ve sorgulamamak elde değil.

Benim için kitabın en güzel alıntısı ise sizleri başbaşa bırakıyorum:

“Kimler daha fazla, yaşayanlar mı ölüler mi?”
“Ölüler daha fazla, ama artık saymak mümkün değil. Dolayısıyla görülenler görülmeyenlerden daha fazla.”
“Hangisi daha güçlüdür, ölüm mü yaşam mı?”
“Yaşam, çünkü güneş doğduğu zaman ışıkları parlak ve göz kamaştırıcıdır, battığında daha zayıf görünür.”
“Hangisi daha büyük alan kaplar, toprak mı deniz mi?”
“Toprak, çünkü deniz de toprağın üstünde yer alır.”
“Hangisi önce geldi, gece mi gündüz mü?”
“Gece. Doğan her şey karnın karanlığında oluşur ve ancak sonra gün ışığına çıkar.”
“Hangi taraf daha iyidir, sağ mı sol mu?”
“Sağ. Nitekim güneş de sağdan doğar ve gökyüzünde yörüngesini sola doğru kat eder ve kadın önce sağ memesinden süt verir yavrusuna.”
“Hayvanların en vahşisi hangisidir?”
“İnsan.”
“Neden?”
“Bunu kendine sor. Sen de, yanında başka yırtıcı hayvanların bulunduğu yırtıcı bir hayvansın ve güç tutkusu yüzünden diğer tüm vahşi hayvanların hayatını almak istersin.”

Eco çok bilgili ve zeki bir yazar. Romanlarının dışında da yazdıkları sadece edebiyatta değil hemen her sanat dalında referans alınır. Tam bir sanatçı ve düşünürdür. Bu romanında da sadece öykü anlatmaz. Tarihi anlatırken kendi felsefesini de açıklar. Dikkat! Okuduğum diğer kitapları gibi bu da ağır bir kitap. Dili ve üslubu son derece edebî. Bu türe alışık olmayanlara zor gelebilir. Ancak sıkılmak mümkün değil. Heyecanlı bir macera bir sanat eseri olarak çıkmış ortaya.

Çiğdem Yıldırım 
 20 Haz 2017 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 9/10 puan

Zeka ve bilgi birikiminin mükemmel bir ürünü olan kitap, son ana kadar okumaktan vazgecilebilecek kadar zor ve karmaşık görünüyor. Ancak kitabi bitiren herkeste aynı hayranlığın uyanacagına eminim. Okurken, Orta Çağ'dan, hatta belki dünyanın var oluşundan bu yana din meselesinin yönetimde ne kadar etkili olduğunu, mezhepler arası çatismanin ne kadar eski ve bitmek bilmez bir konu oldugunu hatırlayacaksınız. Kitap, Haçlı Seferleri'nde Konstantinopolisin barbarca yakılıp yıkılmasıyla başlıyor ve yalancı gezgin Baudo'nun anılarını Bizanslı soylu Niketas'a yazdırmaya başlaması ile bizi de bu tarihe tanıklık etmeye davet ediyor. Eco, Rahip Johannes Krallığı, Kutsal Gradal, 12 Müneccim Krallar gibi Hristiyanlığın temel meselelerini, Baudolino gibi bir yalancının ağzından dinlememizi sağlayarak okuru Hristiyanlık tarihiyle ilgili bilinen her şeyi sorgulamaya yöneltiyor. Bizi Orta Çağ Avrupası'na ve gezginin gizemli yolculugu sayesinde bilinmeyen ülkelere götürmeyi başaran yazara teşekkürler...Son olarak, Konstantinopolis, İstanbul...Adın ne olursa olsun. Sen ne büyülü bir şehirsin...

Aylin Yaşar 
09 Oca 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Okuyalı uzun zaman oldu. Friedrich Barbarossa ve küçük Baudolinonun ilişkisi, ortaçağın karanlık tarihi ve kitapta kendimizden de bir şeyler bulabileceğimiz Haçlı Seferleri ve İstanbul konu edilir. Komplolara açıktır zira tarihte öyledir

Bahar Acar 
18 Mar 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İlk birkaç sayfasından sonra biraz ağır gitse de yaklaşık 250'den sonra yeniden kaptıyorsunuz kendinizi. Batı tarihi, şehirlerin yıkılışı-kuruluşu, Haçlılar, Batı'nın gözünde Doğu'nun masalsı atmosferi, fantastik yerler, yaratıklar... bi yalancının dilinden dinliyoruz hikayesini ya da "Kendini bu dünyadaki tek tarih yazarı sanma. Er ya da geç Baudolin'dan daha yalancı biri çıkıp onu anlatacaktır."
hamiş: Romana haksızlık eden bi kitap kapağı var maalesef.

Yasin YALÇIN 
 15 Oca 2016 · Kitabı okudu · 27 günde · Beğendi · 7/10 puan

Keyifle okudum. Bazı bölümlerde gerek karakter çokluğundan, gerekse hikayenin çok farklı yerlere uzamasından kaynaklı olarak kafanız karışıyor. Daha önce hiç okumadığım bir yazarın bu kitabının kalın olması ilk başta gözümü korkuttu. Ama akıcılığı sayesinde hızlıca bitirdim.
Umberto Eco bu kitabında çok farklı bir konuyu ve karakteri ele alıyor. Kitap boyunca, Baudolino kendi hikayesini, Latinlerin İstanbul'u yağmalaması sırasında hayatı alt üst olan ve canını kendisinin kurtardığı Bizans soylularından Niketas'a anlatır.
Baudolino iyi olduğunu düşündüğü amaçlar uğruna yalanlar söylemekten çekinmez. İmparatoru ve manevi babası Friedrich'e, arkadaşlarına, halkına ve diğer insanlara... Doğuda, uzak topraklarda yaşayan Rahip Johannes'in krallığına ulaşma hayaliyle yaşayan kahramanımız, bu amaç uğruna düzenbazlıklar yapmaktan geri kalmaz. Roman sürpriz bir sonla biterken Baudolino kendi hikayesini anlatmayı da bitirir. Aynı zamanda bir tarih yazarı olan Niketas, Baudolino'nun anlattıklarını kullanmak ister. Ama herkese yalan söyleyen Baudolino'nun anlattıkları aslında ne kadar güvenilirdir ki?

Kitaptan 9 Alıntı

Bahar Acar 
18 Mar 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Tüm aşıklar gibi Baudolino da kibirli olmuştu, tüm aşıklar gibi sevdiğiyle ortak sırlarının tadını herkesten sakınarak çıkarmak istediğini yazıyor, ama aynı zamanda tüm dünyanın mutluluğunu bilmesini ve onu seven kadının dayanılmaz sevimliliğine şaşırmasını istiyordu."

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 89 - Doğan Kitap, 2. baskı)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 89 - Doğan Kitap, 2. baskı)
Bahar Acar 
18 Mar 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Hayat, kaçan bir düşün gölgesinden başka nedir ki?"

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 366 - Doğan Kitap, 2. baskı)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 366 - Doğan Kitap, 2. baskı)
Bahar Acar 
18 Mar 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Savaş böyledir babam Galiandonun dediği gibi büyük çirkin bir hayvandır."

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 18 - Doğan Kitap, 2. baskı)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 18 - Doğan Kitap, 2. baskı)
Bahar Acar 
18 Mar 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"İmparatorlar da insandır ve tarih onların zayıflıklarının da tarihidir."

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 304 - Doğan Kitap, 2. baskı)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 304 - Doğan Kitap, 2. baskı)
bastianikalesindekipisi 
17 Tem 2016 · Kitabı okudu · 10/10 puan

"Ah, kendine iyi bak, çünkü sende benim iyiliğim, sende umudum ve huzurum var..."

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 89 - Doğan Kitap)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 89 - Doğan Kitap)
Oya 
 16 Eki 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Sence ölüm tuzaklarıyla dolu bir yaratılış kusursuz mudur?"

Baudolino, Umberto EcoBaudolino, Umberto Eco
Recep ÇOBAN 
19 Eki 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bir yerlerde, aranacak yüce bir olay olduğunu bilmesem, hayatımın ne anlamı olur?

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 106 - Doğan kitap)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 106 - Doğan kitap)
Yasin YALÇIN 
12 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Şimdi, başlangıcı olmayan ve binlerce nehre dökülen, asla kurumayan bir kaynak düşünmeye çalış. Kaynak hep sakin, serin ve duru, oysa nehirler değişik noktalara doğru gidiyor, kumla karışıp bulanıklaşıyor, kayalar arasında sıkışıp boğuluyor, bazen de kuruyor. Nehirler çok acı çeker, biliyor musun? Bununla birlikte nehirleri ve en çamurlu akarsuları oluşturan sudur ve bu gölle aynı kaynaktan çıkar. Bu göl bir nehirden daha az acı çeker, berraklığı içinde, doğduğu kaynağı daha iyi hatırlar, böcek dolu bir bataklık gölden ve bir akarsudan daha fazla acı çeker. Ama bir biçimde hepsi acı çeker, çünkü geldiği yere geri dönmek ister, ama nasıl yapılacağını unutmuştur.

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 444 - Doğan Kitap)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 444 - Doğan Kitap)
Emre Yılmaz 
01 Eki 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Meyhane şiirinin kaderi ağızdan ağıza aktarılmasıdır, söylendiğini işitmek mutluluktur ve kendi ününü artırmak için bunu gösterip caka satmak bencilliktir.

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 95)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 95)