Adı:
Foucault Sarkacı
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
912
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755104348
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Il Pendolo Di Foucault
Çeviri:
Şadan Karadeniz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Umberto Eco"nun ilk romanı olan "Gülün Adı" gibi, bu ikinci romanı "Foucault Sarkacı" da, bildiğimiz roman türlerinden hiçbirine girmiyor. Belki de en uygunu, onu bir "bilim-roman" ya da "Eco-roman" diye nitelendirmek. "Foucault Sarkacı", çok-katlı, çok değişik düzlemlerde okunabilecek bir roman. Bu da romana, değişik açılardan yaklaşmamıza olanak veriyor. "Foucault Sarkacı", kısaca, irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık bir serüveni: Pozitif bilimin yanısıra, uzantıları günümüze dek süregelen, gizli bilimlerin, Ortaçağı da kapsayan çok uzun bir zaman dilimi içinde bilim-büyü kardeşliğinin öyküsü. Okuyucuların, bu çetin, ama keyifli okuma serüveninden nice hazlar derleyecekleri umuduyla.
-Şadan Karadeniz-
Kitap değil kütüphane!!!


Hiçbir kategoriye tam olarak sığdırılamayacak türden, müthiş bir bilgi ve donanımın imzasını taşıyor. Tamamıyla her şeyi özümseyip anlamak bir tarafa, bıraktığı soru işaretlerini bile cevaplayabilmek için onlarca kitap okumak lazım.

Büyüyü anlattığı kadar büyülü olduğu da muhakkak. Alıyor, götürüyor, düşündürüyor, tekrar okutuyor.
Hatta tekrar okutmadan pes bile dedirtebiliyor bazen.

Foucault Sarkacı..
Dünyanın döndüğünün ilk kanıtı.
Sade, etkileyici ve estetik bir düzenek.
Presesyon, açısal momentum, yer çekimi...
Günlük hayattan çok mu uzak geldi? Değil aslında. Okuduğumuz her şey algıda seçiciliğimizi artırıyor.

O kadar çok konu ve o kadar derin bilgiler var ki hepsine değinmek mümkün değil. Ama iskelet, Tapınak Şövalyeleri diye düşünüyorum.
Ve tabi ki Kudüs.

Tapınak Şövalyeleri ilk kez Kudüs 'te meydana gelen bir oluşum. Önce dokuz kişiler sonra sayıları giderek artıyor. Papa tarafından imtiyazlı hale getiriliyorlar.
"İlk dokuzu Haçlı Seferleri' nin gizemine kapılmış idealistlerdi. Ama sonrakiler onların serüven arayan oğulları olsa gerek."
Yaşayışları, yapmak ve yapmamak zorunda oldukları şeyler, hepsinden bahsediliyor.
Ardından işin içine para girince Floransalı bankerlerden önce çek hesabını icat eden çok uluslu bir şirket haline geliyorlar.
Haçlılardan farklılar. Onların aksine hem gittikleri yerleri çok iyi tanıyorlar, hem de oralarda neyle karşılaşacaklarını çok iyi biliyorlar.

1291'de Kudüs 'ün ellerinden çıkmasıyla, Avrupa' nın dört bir yanına dağılıyorlar. Daha sonra farklı ülkelerde yakalanıp, tutuklanıp infaz ediliyorlar. Ve böylece Tapınak Şövalyeleri tarihe karışıyor.

Mu acaba?
Bu kadar basit miydi?
Gerçekten bitmiş miydi her şey?
Tabi ki hayır!
Belki de tam olarak buradan başlıyor.
Antik kelt bilgisi nedir?
Peki ya Graal, taş mıdır, kutsal kase mi?
Cizvitlik?
Magnetizm?
Martinizm?
Felsefe taşı?
Eklektizm?
Gül-Haçlılar?
Masonlar?


"Saman arabasından 36 yıl sonra, 1344 yılının Ermiş Yuhanna gecesi, beyaz pelerinli şövalyeler, yeniden inançlarına dönen Prains Şövalyelerinin öç almaları için altı mühürlü mesaj, altı yerde altı kez altı, her kez yirmi yıl arayla toplam yüz yirmi yıl, plan bu.

Birinci kaleye, sonra ekmek yiyenlerin bulundukları yere, sonra sığınağa, sonra ırmağın ötesindeki Meryem Ana 'ya, sonra poplikanların barınağına, sonra taşa...

Düşünelim, kaçan Tapınakçıların yerinde siz olsaydınız, ikinci grubu oluşturmak için nereye giderdiniz? "

Portekiz?
İngiltere?
Almanya?
Bulgaristan?
Kudüs?


Peki, ne zaman sıra Shakespeare' e geliyor?
" Ermiş Yuhanna Yortusu, Bir Yaz Gecesi Rüyası. "
Şimdi böyle düşünüp tekrar okumak lazım. :)
Sonra Hasan Sabbah ve Haşhaşilik karşımıza çıkıyor.
Taş acaba Alamut mu?
Ve daha neler neler..

Spoiler verdiğimi düşünmeyin, yazdıklarım devede kulak etmez.

"Bizim sorunumuz giz
içinde gizdir. Bir gizin gizi, ancak başka bir gizin açıklayabileceği bir giz; bir gizin gizlediği bir gize ilişkin bir giz."

(Cafer üs-Sâdık, Altıncı İmam)

İşte özeti bu.
Keyifli okumalar..
Umberto Eco benim uzaylı diye tabir ettiğim fenomen insanlardan. Yazdığı her kitabının okunmaya değer olduğunu düşündüğüm bilgi birikimi inanılmaz bir yazar. Konuya hakim, detaycı uslubuyla okuyucuyu ele geçiriyor. Kitapları bir solukta okunması mümkün olmasa da sindire sindire anlamaya hazmetmeye çalışarak zaman ayırılması durumunda kazanımı eşsiz.
Foucault Sarkacı derin bir felsefenin (kabala) gizemle örüldüğü okuyucuyu son sayfaya kadar merak ve ilgiyle okumaya sevk eden bir kitap. Bu kitabı okurken takıldığım kelimeleri ezotorik ansiklopedi , orda takıldığım kelimeler için de başka bir ansiklopedi sözlük yardımıyla desteklemeye çalıştım . Problem ordan oraya okuyup anlamak için dolaşırken sık sık kaybolmamdı. Çok zorlandım, kesinlikle keyif aldım ama tam olarak anlayabildim mi hiç bir fikrim yok ........
Konuya ilgisi olan okuyucular için meydan okuma niteliği taşıyor ki bence bu bile kitabın okunması gerektiğinin göstergesi
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.051 Oy)19.982 beğeni45.748 okunma3.628 alıntı193.471 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.319 Oy)6.682 beğeni17.781 okunma3.017 alıntı90.682 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.967 Oy)9.237 beğeni30.325 okunma918 alıntı147.076 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.766 Oy)8.234 beğeni22.419 okunma4.705 alıntı137.544 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.641 Oy)4.126 beğeni13.732 okunma1.551 alıntı56.672 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.779 Oy)9.740 beğeni27.398 okunma2.013 alıntı126.587 gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (2.465 Oy)2.340 beğeni7.799 okunma1.092 alıntı41.720 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.816 Oy)8.424 beğeni24.097 okunma964 alıntı96.269 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.284 Oy)9.275 beğeni27.685 okunma2.949 alıntı122.136 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.178 Oy)14.000 beğeni36.292 okunma3.812 alıntı154.271 gösterim
Üzülerek söylüyorum ki kitap Şadan Karadeniz'in "Öztürkçe" takıntısı yüzünden o kadar zorlama bir çeviriye maruz kalmış ki, neredeyse her sayfada insanı çileden çıkaracak şeylerle karşılaşmak mümkün. Kesinlikle tekrar çeviriye girmesi gerektiğini düşünüyorum. Öztürkçe desteklenebilir mutlaka evet, fakat her kavramı, her terimi Türkçeleştirmeye çalışmak çok çocukça bir çaba. Hele ki Foucault Sarkacı gibi Kabala, Tapınak Şövalyeleri vs. gibi Ortadoğu'da başlayıp gelişmiş; özellikle Kudüs, Mısır Lübnan civarında şekillenmiş kültürlerden bahseden bir kitapta Arapçanın, Farsçanın ve İbranicenin etkilerin yok etmeye çalışmak bütünüyle yanlış. Ayrıca çevirmen bir bölümde asteroid, meteor vb. astronomik terimleri direkt kullanırken "galaksi" yerine gök ada terimini aynı cümle içinde ve aynı paragrafta birlikte kullanarak saçma bir sentez de bulunuyor. Kitap çok akıcı gerçekten içine çekiyor insanı ama çeviri yakanıza yapışıp "o kadar kolay değil " diyor.
"Dönümü, telin uzunluğunun karekökü ile yeryüzü zihinleri için usdışı da olsa, tanrısal usla, tüm olası dairelerin çemberleriyle çaplarının zorunlu olarak birbirine bağlayan pi sayısı ilişkinin belirlediğini biliyordum - bu dingin soluğun büyüsü içinde kim olsa sezinlerdi bunu - böylece, kürenin bir kutuptan ötekine salınma süresi, zamandan bağımsız ölçüler arasında gizemli bir el birliğinin sonucudur: asılma noktasının birliği, soyut bir boyutun ikiliği, pi sayısının üçlü niteliği, kökün gizli dörtgeni, dairenin kusursuzluğu arasında."
İşte bu cümle bu kitaba 8 defa başlamama neden olmuştu. Sonunda bu cümleyi anlamasam da bu kitabı okuyacağım diye azmettim. Gözüm zaten daha önceden "Gülün Adı" ile korkmuştu. Bu cümle de daha kitabın başında beni benden alıyordu. O yıllar internetin bu kadar yaygın olmadığı yıllardı. Bir ara bu sarkaç neyin nesiymiş diye gidip araştırdığımı, okuduğumu hatırlıyorum. Umberto Eco size hiç bir şey vermese bunu veriyordu: başka şeyleri öğrenme arzusu. Çünkü bir adam var okuyorsunuz, bin türlü şeyi biliyor. Nasıl biliyor diye düşündüğünüzde de tek bir çözüm kalıyor okumak.
Neyse bu cümleyi sonunda anlayarak okumaya başladım. bence kurgu olarak ilk romanı "Gülün Adı"ndan çok daha iyi bir roman çıktı ortaya.
Belki de bunun nedeni ilk romandaki orta çağ Hristiyanlık mezhep tartışmalarının yerine bu romanda gizli ilimlerin geçmesiydi. Bilmiyorum nedenini. Ama tek bir şeyi biliyordum ki altında Eco'nun imzası olan her şeyi okuyacaktım artık.
Son olarak, gözünüz korkmasın, bir Eco-roman olduğu için yine çok kolay bir metin değil ama kanımca "Gülün Adı"ndan çok daha sürükleyici.
Kitabı okumadan önce Umberto Eco'nun imgeleme ve Michael FOUCAULT' u bilinçaltı anımsatmaya çalıştığı aklımın bir köşesine gelmişti ancak okuduktan sonra kitabın Michael FOUCAULT' hiç alaka veya benzeşme bulunmamaktadır. Aşağıda da bahsedeceğim üzere kitap ismi koyulmuştur. Ancak Kitabı okumak isteyenlere çok sağlam bir altyapısı yoksa okumasını tavsiye etmiyorum. Bunun nedeni kitap kötü okunamaz olduğundan değil bilakis hem dili hem birçok bilimsel akademik konuları ele aldığından okununca anlaşılması her okur tarafından kolay olmayabilir ama gerçek okurun kesinlikle okuyup kendi iç muhakemesini yapması gerekir.

Umberto Eco’nun ikinci romanı Foucault Sarkacı (Il pendolo di Foucault), kısaca, bilimdışı gerici düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık bir serüvenidir. 14. yüzyılda Templier tarikatının çözülmesinden başlayarak dünya çapında tasarlanmış hayali bir entrikayı konu alan, entrika ile gerçeğin iç içe geçtiği bir gerilim romandır. Kitabın adını aldığı Foucault Sarkacı, adını Fransız fizikçi Léon Foucault’dan alan, ilk defa deneysel olarak Dünya’nın kendi ekseni çevresinde döndüğünü kanıtlayan sarkaç düzeneğidir. Bir sarkacın asılma noktası değiştiği halde salınımı değişmediğini gözleyen Foucault, yeterince büyük bir sarkaç harekete geçirildiğinde, bunun salınım düzeninin değişmeyeceğini, fakat yerin, yani dünyanın hareket edeceği kuramını geliştirmiştir. Eğer dünya dönüyorsa, dünya ile birlikte sarkacı izleyen gözlemciler de dönecekler, buna karşın sarkacın salınım düzlemi hareketsiz kalacaktı. Bu nedenle sarkacın salınım düzlemi gözlemcilere göre yavaşça hareket ediyor gibi görünecekti. Gerçekte ise, gözlemcilerin dolaysız bir yolla izlemiş oldukları olay, dünyanın kendi etrafında dönmesinin bir sonucuydu.Düşünceleri ile toplumda büyük bir ilgi uyandıran Foucault’ya imparator III. Napolyon, deneyini Paris’teki büyük kubbeli Panthéon binasında yapmasına izin vermiştir. Foucault, kubbenin ortasına 67 metrelik çelik telle 28 kg ağırlığında bir demir top asmıştır. Topun alt tarafına sivri bir uç takılarak, yere serili ince kum tabakasında, bu ucun bıraktığı izlerden yararlanarak, sarkacın salınım düzlemindeki değişimin gözlemciler tarafından izlenebilmesi sağlanmıştır.Bu tarihi deneyi izlemek için Pantheon’a büyük bir kalabalık toplanmıştır. Foucault’nun sarkacı hareket ettirmesinden bir saat önce, titreşim ve hava akımlarına engel olmak üzere, gözlemcilerin hareketsiz ve sessiz olmaları temin edilmiştir. Sessizce salınımına başlayan sarkacın salınım düzleminde, bir süre her hangi bir değişim gözlenmemiştir. Bu sessiz bekleyişin ardından gözlemciler, kumun üzerindeki izlerin yavaşça değiştiğini görmüşlerdir. Sarkacın salınım düzlemi gözle görünür biçimde dönmektedir. Bu topluluk, tarihte ilk kez dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğüne tanık olmuştur. Foucault’nun 1851’de, bu deney sırasında Pantheon’a yerleştirdiği bu sarkaç hala aynı yerde asılı durmaktadır..
Bir Eco sevdalısı olarak başyapıtını yıllarca okumaya fırsat bulamadığım için kendime kızıyordum. Belki de gözümde çok büyüttüğüm içindir. Sonuç olarak bu güne kadar beklediğim iyi oldu diyebilirim. Okurken kendinizi tamamı ile esere vermek mecburiyeti, hikayenin gidişatını yavaşlatan terimler, farklı dillerde çevrilmeyen sözler ( açıkamaları son 53 sayfasını alıyor) ve parantez içinde cümleleri uzatan diğer açıklamalar, takibi zorlaştırıyor. Donanımı ile ün yapan Eco yer yer kendimi okuyucu olarak yetersiz hissetmeme sebep olsa bile, tarihi (özellikle Belbo' nun çocukluğunu kapsayan Italya' nın 2. Dünya Savaşının sonlarında yaşadıkları) araştırmaya yol açtı. Anlamak, gerçekten eserin derinlerine ulaşmak için gereken budur. Salt okumak ile Eco' yu anlamak güç. O yönden belki herkese uygun bir yapıt değildir, ama bilinçli ilgilenirseniz zevk alacağınız kesin. Bir solukta heyecen ve macera ile bitirmeyi yeğleyenler hayal kırıklığı yaşayacakarı kesindir.
Umberto Eco'nun ikinci romanı ilki olan Gülün Adı kadar etkilediyse bile beni kitabın içine aldı ve maceraya soktu. Belkide imkansızı başararak hem anlatım hemde olayların akışını çok ender bir şekilde zorlamadan bize anlatıyor. kimi zaman tarihi roman, kimi zaman polisiye gerilim, kimi zamanda felsefi bir roman kıyamında bir denemeydi.
Eco’ya Dair

Umberto Eco’nun ikinci romanı olan Foucault Sarkacı, bilinen roman türlerinden hiçbirine benzemez. Onu aslında bir “Tarih ve Bilim Romanı” ya da “ECO-Romanı” diye adlandırabiliriz. Foucault Sarkacı, birbirinin içine geçmiş çok-katmanlı, birçok farklı ortamla ve bilim dalıyla paralellik kurularak okunabilecek, usdışı düşüncenin neredeyse altı asırlık tarihinin 912 sayfalık bir macerası. Pozitif bilimlerin yanında, paydaşları günümüze dek ulaşmış gizemciliğin, Ortaçağı da içine alan uzun soluklu, içinde bilim ile büyünün melezlendiği, casusluk ve gerilim tadında bilimsel bir hafiyelik öyküsü. İncelediğim kitap, 2003’te yayınlanan ve 648 sayfa olan 7. baskıydı (çok küçük puntolu). Günümüzdeki ise; Can Yayınlarından 912 sayfalık, göz dostu, 2013 baskısıdır.

Umberto Eco’yu hemen hepiniz tanıyorsunuz. O, akademik dünyada, hala yaşayan gerçek bir ilahtır. Semiyoloji –göstergebilim- üzerine yüzlerce makalesi, onlarca kitabı, öğrencilerine verdiği binlerce saatlik dersleri malumunuzdur. O bir akademisyen, gazeteci, filozof, çevirmen, yazar, radyocu ve televizyon programcısıdır. Gizemcilik üzerine çok fazla okuduğu da aşikârdır. Romanı yazması tam sekiz sene sürmüş. Gizemcilik üzerine bu kadar fazla şey bilmesine rağmen aslında, gizemcilikle uğraşan, bu konuda hayatını heba edenlere karşı aslında bir gizli alay, dokundurma, kısaca yergide bulunmuştur romanıyla. Kanımca Eco, tüm bu safsataların düpedüz insan ömrünü boşa tüketmekten uzağa gidemeyeceğini düşünmüş ve bunu da bu detaylı çalışmasıyla okuyucularına ispat etmiştir adeta.

Shakespeare ve Francis Bacon Meselesi

Romanın hikâyesine geçmeden önce, romanda sıkça zikredildiği şekilde, aslında Shakespeare’in yaşamadığına, Shakespeare imzasıyla yayınlanmış eserlerin tümünün (“Yeni Atlantis” in yazarı) Francis Bacon’ın yazdığına dair bir takım göndermeler vardır romanda. Eco’nun bu varsayımını (romandaki “Plan” aslında Shakespeare’in tüm oyunlarında gizlidir) destekleyenlerin hiç de küçümsenmeyecek delilleri de var biliyorsunuz. Bacon, yazdıklarını yaşadığı dönemde İngiltere’de bunların hor görülen, küçümsenen türde eserler olması dolayısıyla William Shakespeare imzasıyla yazmış olabilir. Shakespeare; bilindiği üzere bir kasap çırağıdır, hiçbir eğitim almamıştır. Ne anne-babasının ne de kendi çocuklarının-eşinin okuma-yazma bilmemesi manidardır. Yine Shakespeare’in elinden çıkma herhangi bir mektubun, belgenin olmaması, ayrıca ona yazılmış bir borç mektubu dışında bu kadar önemli bir şairin ilgi alaka gördüğünün herhangi bir eşyanın bile olmaması, onu hayali bir kahraman durumuna düşürmektedir. Aslında, Rönesans ve 18. yy. Aydınlanmasına böylesine etki etmiş sanatçı kişiliklerden ikisinin aslında tek kişi olup olmadığının bir önemi de yoktur. Bu arada Bacon’ın eserlerinde, Eco’nun bu romanındaki gibi, Masonlukla ilgili pek çok sembolik ayrıntı da hakkıyla işlenmiştir. Peki, tüm o oyunların yazarı Shakespeare değilse, kimdir? Bu sorunun cevabı olarak birçok kişi öne sürülmüştür. Aralarında en tanınmışı ünlü filozofumuz Francis Bacon’du. Ama geçtiğimiz yıllarda eldeki kanıtların artması, bu kişinin 17. Oxford Kontu Edward de Vere olduğu görüşünü de güçlendirmektedir.

Romana Dair

İncelediğim baskıda, 601 sayfa olan romanın diğer 47 sayfası “Dipnotlar, Sözlükçe ve Kaynakça” için ayrılmıştır. Romanda; sağ-sol çatışmaları, öğrenci hareketleri, yeniden hortlayan Faşizm, Bahia ve Voodoo gibi üçüncü dünya dinlerinin ayinleri, 2. Dünya Savaşındaki anılarla ilgili geçmişe dönüş sahneleri, gizemli Albay Ardenti, İtalyan Polis Müfettişi Agliè, Tapınakçılar, BGKY (Basın Giderlerini Karşılayan Yazarlar) kavramını yaratan Garamond Yayınevi, Kabbala, Musé des Arts et Métiers (Paris’teki Teknik Bilimler Müzesi), Agarttha, Yuvarlak Masa Şövalyeleri, Gül-Haç, Ölümsüz Saint-Germain, UFO’lar, Naziler, Haçlılar, Hermes Trimegistes (üç kere ulu Hermes), elbette Foucault Sarkacının sahibi Fransız Fizikçi Léon Foucault vb. bir sürü topluluk, insan ve gizemli öğeler var. Eco, belki bu yazdıklarımın yüz katı daha fazlası ansiklopedik düzeyde bilimsel bilgiyi ve kültür repertuvarını, romanı vasıtasıyla bizlere aktarıyor.

Roman, Giovanni Scognamillo’nun Türkçe çeviriye yazdığı önsözle başlıyor. Usta işi bir çeviri yapan Şadan Karadeniz hanımefendinin çeviri sürecini ve romanı anlatan “Öndeyiş”i ile devam ediyor. Eco’nun “Instruzioni ai traduttori del Pendolo” ile “Nuovi Instruzioni” yani “Çevirmene Notlar” bölümleri, Karadeniz’e çeviride rehberlik ederken, kendisi, bunların tamamını Türkçeye çevirip dipnotlara eklemiştir. Romanın sonunda A’dan Z’ye, biz gizemşörler için aydınlatıcı bir “Sözlükçe” ve yine Karadeniz’in tüm romandaki “Dipnotlar”ıyla (328 adet) beraber bir de Kaynakça bulunuyor.

Romanın Hikâyesi

Romanın merkezinde yer alan “PLAN”ı ortaya çıkarmaya çalışan Belbo, Diotallevi ve Casaubon, kısaca “Üç Gizemşör”, başlarından geçenler ve deneyimleri ile öğrendikleri tüm gizem dolu belgeleri aktardıkları süper Bilgisayar Abulafia, romanımızın dört ana kahramanıdır. Edebiyat çevresinde, aslında Abulafia olmasaydı bu kitapta olmazdı denir. Zira bu bir bilgisayarın romanıdır. Hemen her şey birbiriyle hem ilintili hem de ilintisizdir. Eco bir dil cambazı olduğunu, uydurukçuların en kralı olduğunu bu romanda bize de kendisine de tekrar kanıtlamıştır.

Kitapseverlere iç rahatlığıyla şunu söyleyebiliriz ki; romanın kurgusu da, hikâyesi de, kahramanların kişilik analizleri ve hikâyedeki konumları da, romanın üstüne serilmiş o sihirli örtü de, aynen Gustave Flaubert’in fotoğraf tekniğindeki gibi, Eco’nun çevreden merkeze doğru bir dantel gibi dokumuş olduğu olay örgüsü ve kurgusu takdire şayandır. Elinizden bırakamıyorsunuz bu tuğla gibi romanı. Tuğla diyorum zira 912 sayfa. Her okumamdan sonra saatlerce hatta günlerce olay örgüsünü, anlatılanları hazmedip zihnimde kendimce senaryolar yazdım. Geçmiş bilgilerimle romandakileri mukayese edip durdum. Eco, sizi İtalya’dan alıp Fransa’ya Paris’e, oradan alıp Brezilya’ya, oradan tekrar alıp Kudüs’e ve Arap çöllerine, durmadan dolaştırıyor. Kitabın içinde paylaştığı fotoğraf şeklindeki el yazmaları, gizemli parşömenler ve bilgisayar veri tabanı çıktıları gibi şeylerle heyecanımızı perçinliyor adeta. Bu arada Karadeniz’in harika çevirisinde: “Erk susuzluğu; iç ezinci duymak; erdenlik andı; eşkin gidişlerini; usasığmaz; denegeldiği” gibi Türkçe kavramlarla dil hazinemiz de basamak atlıyor.

“Plan”, üç gizemşörün zihninde –hayal ile gerçeği ayırt edemedikleri o anda- ilk kez oluşmaya başladığında, hiçbir biçimi olmayan yaşantılarına ne olursa olsun bir biçim verme, bazılarının gerçek olmasını istediği bu düşü, düşselleştirilmiş gerçeğe dönüştürme isteği doğmuştu içlerinde. Hatta Belbo bu düşü savlamak adına: “Düzmece bir metni uğraşa uğraşa yeniden kurarak gerçeğe varmak” der romanın bir noktasında. Garamond Yayınevinin üç gizemşörü Belbo, Diotallevi ve Casaubon’u merkeze alan gizemli bir öykü. Sizin de bu olağanüstü güzel romanı okumanız dileğiyle…

Süha DEMİREL, 24 Şubat 2014.


Kitabın Künyesi:

Foucault Sarkacı
Yazar: Umberto Eco
Çeviri: Şadan Karadeniz
Yayınevi: CAN Yayınları
Yayın Yılı: 2013
912 Sayfa
Kitabı daha önce okumuşum. İçinde işaretli yerleri görünce fark ettim. Özet defterime geçmediğim ( ki o zamanlar yapmıyordum) için hatırlamıyorum. Bir daha okuyacağım sanırım.
Vazgeçtim..Okuyacak kitaplarım var. Belki daha sonra..
2016 yılında okumuş olduğum bu kitaba dair aklımda kalanlar pek de iç açıcı değil. can yayınlarından ve yayın tarihi çok eski olmayan bir şadan karadeniz çevirisiyle okuduğumu hatırlıyorum. okuduğum basımda 328 dipnot vardı ve her seferinde bu notlara bakmak için geriye dönmek açıkçası çok can sıkıcıydı. bunun dışında şadan hanımın çevirmeye ya da açıklamaya lüzum görmediği bir yığın söz de kitabın anlaşılır ve akıcı okunmasını epey güçleştirdi.

kitabın ilk 200 sayfasını okumuş ancak yeterince iyi anlamadığı için tekrar baştan başlamış bir okuyucu olarak hayretler içerisindeyim. zira kitapla ilgili yorum yazmadan önce yapılan yorumlara baktığımda akıcı bir dil olduğunu söyleyen arkadaşlar da mevcut. güncel baskıdaki sayfa farkı neyden kaynaklanıyor tam olarak bilmemekle beraber acaba çeviride iyileştirilmeye mi gidildi diye merak etmiyor değilim. zira benim okuduğum baskı 600 küsürlü bir baskıydı. ancak çevirmen hala şadan karadeniz gözüküyor:)

netice itibariyle okuma zevkini yaşamamam, kitabı sevmemem bu kitabı anlamak için gerekli alt yapıdan yoksun olmamdan ya da yukarıda saydığım benim için olumsuz olan etmenlerden kaynaklanıyor olabilir. taktir size kalmış..
Son derece sürükleyici bir kurgu ile kendinizi her adımda başkahramanın yanında yürüyor gibi hissedebilirsiniz. Bilimsel, felsefik ve tarihsel altyapısı olan kişilerin bir solukta okuyacağına kuşku yok. Kavramlara ve terimlere yabancı okurları ise ürkütmesi normal. Şöyle bir değerlendirme yapabilirim: Bu eseri okuyanlara, Dan Brown'ın kitapları, çocuk kitabı gibi gelir.
Konu olarak da içerik olarak da çok karmaşık olan bu kitabın anlatımı gerçekten akıcıdır. Ancak kullanılan kelimeler, bu kalın kitabın okunmasının yavaş olmasına sebeb oluyor. Bir çok Yahudilik terimi geçmesinin yanında İtalyanca ve Latince kelimelerin geçmiş olduğu bu kitabın belki de tek olumsuz yanı bu. Ancak genel kültür açısından bakınca bu aslında asla arkada bırakılmaması gereken bir nimet. Son olarak şunu eklemek istiyorum; bu kitabı okumak emek ister ve bu kitap 900 küsür değil 1500 sayfalık bir kitap okumak gibidir.
Seni tanımadığım için mi yitirdim her seferinde?

Seni tanıdığım, ama korktuğum için mi yitirdim?

Seni tanıyınca yitirmek zorunda kalacağımı bildiğim için mi yitirdim seni?
“Biz hele bir çiçek kılığına girelim,” dedi,
..........

"Arılar nasıl olsa başımıza üşüşürler."
"Oysa şimdi, dünyanın zararsız bir bilmece olduğunu, ardında bir gerçek varmış gibi onu açıklamaya kalkışma çılgınlığımızın onu korkunçlaştırdığına inanıyorum. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Foucault Sarkacı
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
912
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755104348
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Il Pendolo Di Foucault
Çeviri:
Şadan Karadeniz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Umberto Eco"nun ilk romanı olan "Gülün Adı" gibi, bu ikinci romanı "Foucault Sarkacı" da, bildiğimiz roman türlerinden hiçbirine girmiyor. Belki de en uygunu, onu bir "bilim-roman" ya da "Eco-roman" diye nitelendirmek. "Foucault Sarkacı", çok-katlı, çok değişik düzlemlerde okunabilecek bir roman. Bu da romana, değişik açılardan yaklaşmamıza olanak veriyor. "Foucault Sarkacı", kısaca, irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık bir serüveni: Pozitif bilimin yanısıra, uzantıları günümüze dek süregelen, gizli bilimlerin, Ortaçağı da kapsayan çok uzun bir zaman dilimi içinde bilim-büyü kardeşliğinin öyküsü. Okuyucuların, bu çetin, ama keyifli okuma serüveninden nice hazlar derleyecekleri umuduyla.
-Şadan Karadeniz-

Kitabı okuyanlar 209 okur

  • Serdar Gümüşay
  • Ayşe Şen
  • Süha Demirel
  • Mehmet Ali Balki
  • Bey Böyrek
  • Can Karakuş
  • Tamer Sağcan
  • Mehmet Yılmaz
  • Ece Berfu
  • Ozan Nelik

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.9
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%5.8
25-34 Yaş
%33
35-44 Yaş
%43.7
45-54 Yaş
%10.7
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%40.9
Erkek
%59.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.8 (35)
9
%23.8 (19)
8
%16.3 (13)
7
%10 (8)
6
%2.5 (2)
5
%1.3 (1)
4
%2.5 (2)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları