Foucault SarkacıUmberto Eco

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.295
Gösterim
Adı:
Foucault Sarkacı
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
912
ISBN:
9789755104348
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Il Pendolo Di Foucault
Çeviri:
Şadan Karadeniz
Yayınevi:
Can Yayınları
"Umberto Eco"nun ilk romanı olan "Gülün Adı" gibi, bu ikinci romanı "Foucault Sarkacı" da, bildiğimiz roman türlerinden hiçbirine girmiyor. Belki de en uygunu, onu bir "bilim-roman" ya da "Eco-roman" diye nitelendirmek. "Foucault Sarkacı", çok-katlı, çok değişik düzlemlerde okunabilecek bir roman. Bu da romana, değişik açılardan yaklaşmamıza olanak veriyor. "Foucault Sarkacı", kısaca, irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık bir serüveni: Pozitif bilimin yanısıra, uzantıları günümüze dek süregelen, gizli bilimlerin, Ortaçağı da kapsayan çok uzun bir zaman dilimi içinde bilim-büyü kardeşliğinin öyküsü. Okuyucuların, bu çetin, ama keyifli okuma serüveninden nice hazlar derleyecekleri umuduyla.
-Şadan Karadeniz-
Umberto Eco benim uzaylı diye tabir ettiğim fenomen insanlardan. Yazdığı her kitabının okunmaya değer olduğunu düşündüğüm bilgi birikimi inanılmaz bir yazar. Konuya hakim, detaycı uslubuyla okuyucuyu ele geçiriyor. Kitapları bir solukta okunması mümkün olmasa da sindire sindire anlamaya hazmetmeye çalışarak zaman ayırılması durumunda kazanımı eşsiz.
Foucault Sarkacı derin bir felsefenin (kabala) gizemle örüldüğü okuyucuyu son sayfaya kadar merak ve ilgiyle okumaya sevk eden bir kitap. Bu kitabı okurken takıldığım kelimeleri ezotorik ansiklopedi , orda takıldığım kelimeler için de başka bir ansiklopedi sözlük yardımıyla desteklemeye çalıştım . Problem ordan oraya okuyup anlamak için dolaşırken sık sık kaybolmamdı. Çok zorlandım, kesinlikle keyif aldım ama tam olarak anlayabildim mi hiç bir fikrim yok ........
Konuya ilgisi olan okuyucular için meydan okuma niteliği taşıyor ki bence bu bile kitabın okunması gerektiğinin göstergesi
Üzülerek söylüyorum ki kitap Şadan Karadeniz'in "Öztürkçe" takıntısı yüzünden o kadar zorlama bir çeviriye maruz kalmış ki, neredeyse her sayfada insanı çileden çıkaracak şeylerle karşılaşmak mümkün. Kesinlikle tekrar çeviriye girmesi gerektiğini düşünüyorum. Öztürkçe desteklenebilir mutlaka evet, fakat her kavramı, her terimi Türkçeleştirmeye çalışmak çok çocukça bir çaba. Hele ki Foucault Sarkacı gibi Kabala, Tapınak Şövalyeleri vs. gibi Ortadoğu'da başlayıp gelişmiş; özellikle Kudüs, Mısır Lübnan civarında şekillenmiş kültürlerden bahseden bir kitapta Arapçanın, Farsçanın ve İbranicenin etkilerin yok etmeye çalışmak bütünüyle yanlış. Ayrıca çevirmen bir bölümde asteroid, meteor vb. astronomik terimleri direkt kullanırken "galaksi" yerine gök ada terimini aynı cümle içinde ve aynı paragrafta birlikte kullanarak saçma bir sentez de bulunuyor. Kitap çok akıcı gerçekten içine çekiyor insanı ama çeviri yakanıza yapışıp "o kadar kolay değil " diyor.

Benzer kitaplar

"Dönümü, telin uzunluğunun karekökü ile yeryüzü zihinleri için usdışı da olsa, tanrısal usla, tüm olası dairelerin çemberleriyle çaplarının zorunlu olarak birbirine bağlayan pi sayısı ilişkinin belirlediğini biliyordum - bu dingin soluğun büyüsü içinde kim olsa sezinlerdi bunu - böylece, kürenin bir kutuptan ötekine salınma süresi, zamandan bağımsız ölçüler arasında gizemli bir el birliğinin sonucudur: asılma noktasının birliği, soyut bir boyutun ikiliği, pi sayısının üçlü niteliği, kökün gizli dörtgeni, dairenin kusursuzluğu arasında."
İşte bu cümle bu kitaba 8 defa başlamama neden olmuştu. Sonunda bu cümleyi anlamasam da bu kitabı okuyacağım diye azmettim. Gözüm zaten daha önceden "Gülün Adı" ile korkmuştu. Bu cümle de daha kitabın başında beni benden alıyordu. O yıllar internetin bu kadar yaygın olmadığı yıllardı. Bir ara bu sarkaç neyin nesiymiş diye gidip araştırdığımı, okuduğumu hatırlıyorum. Umberto Eco size hiç bir şey vermese bunu veriyordu: başka şeyleri öğrenme arzusu. Çünkü bir adam var okuyorsunuz, bin türlü şeyi biliyor. Nasıl biliyor diye düşündüğünüzde de tek bir çözüm kalıyor okumak.
Neyse bu cümleyi sonunda anlayarak okumaya başladım. bence kurgu olarak ilk romanı "Gülün Adı"ndan çok daha iyi bir roman çıktı ortaya.
Belki de bunun nedeni ilk romandaki orta çağ Hristiyanlık mezhep tartışmalarının yerine bu romanda gizli ilimlerin geçmesiydi. Bilmiyorum nedenini. Ama tek bir şeyi biliyordum ki altında Eco'nun imzası olan her şeyi okuyacaktım artık.
Son olarak, gözünüz korkmasın, bir Eco-roman olduğu için yine çok kolay bir metin değil ama kanımca "Gülün Adı"ndan çok daha sürükleyici.
Kitabı okumadan önce Umberto Eco'nun imgeleme ve Michael FOUCAULT' u bilinçaltı anımsatmaya çalıştığı aklımın bir köşesine gelmişti ancak okuduktan sonra kitabın Michael FOUCAULT' hiç alaka veya benzeşme bulunmamaktadır. Aşağıda da bahsedeceğim üzere kitap ismi koyulmuştur. Ancak Kitabı okumak isteyenlere çok sağlam bir altyapısı yoksa okumasını tavsiye etmiyorum. Bunun nedeni kitap kötü okunamaz olduğundan değil bilakis hem dili hem birçok bilimsel akademik konuları ele aldığından okununca anlaşılması her okur tarafından kolay olmayabilir ama gerçek okurun kesinlikle okuyup kendi iç muhakemesini yapması gerekir.

Umberto Eco’nun ikinci romanı Foucault Sarkacı (Il pendolo di Foucault), kısaca, bilimdışı gerici düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık bir serüvenidir. 14. yüzyılda Templier tarikatının çözülmesinden başlayarak dünya çapında tasarlanmış hayali bir entrikayı konu alan, entrika ile gerçeğin iç içe geçtiği bir gerilim romandır. Kitabın adını aldığı Foucault Sarkacı, adını Fransız fizikçi Léon Foucault’dan alan, ilk defa deneysel olarak Dünya’nın kendi ekseni çevresinde döndüğünü kanıtlayan sarkaç düzeneğidir. Bir sarkacın asılma noktası değiştiği halde salınımı değişmediğini gözleyen Foucault, yeterince büyük bir sarkaç harekete geçirildiğinde, bunun salınım düzeninin değişmeyeceğini, fakat yerin, yani dünyanın hareket edeceği kuramını geliştirmiştir. Eğer dünya dönüyorsa, dünya ile birlikte sarkacı izleyen gözlemciler de dönecekler, buna karşın sarkacın salınım düzlemi hareketsiz kalacaktı. Bu nedenle sarkacın salınım düzlemi gözlemcilere göre yavaşça hareket ediyor gibi görünecekti. Gerçekte ise, gözlemcilerin dolaysız bir yolla izlemiş oldukları olay, dünyanın kendi etrafında dönmesinin bir sonucuydu.Düşünceleri ile toplumda büyük bir ilgi uyandıran Foucault’ya imparator III. Napolyon, deneyini Paris’teki büyük kubbeli Panthéon binasında yapmasına izin vermiştir. Foucault, kubbenin ortasına 67 metrelik çelik telle 28 kg ağırlığında bir demir top asmıştır. Topun alt tarafına sivri bir uç takılarak, yere serili ince kum tabakasında, bu ucun bıraktığı izlerden yararlanarak, sarkacın salınım düzlemindeki değişimin gözlemciler tarafından izlenebilmesi sağlanmıştır.Bu tarihi deneyi izlemek için Pantheon’a büyük bir kalabalık toplanmıştır. Foucault’nun sarkacı hareket ettirmesinden bir saat önce, titreşim ve hava akımlarına engel olmak üzere, gözlemcilerin hareketsiz ve sessiz olmaları temin edilmiştir. Sessizce salınımına başlayan sarkacın salınım düzleminde, bir süre her hangi bir değişim gözlenmemiştir. Bu sessiz bekleyişin ardından gözlemciler, kumun üzerindeki izlerin yavaşça değiştiğini görmüşlerdir. Sarkacın salınım düzlemi gözle görünür biçimde dönmektedir. Bu topluluk, tarihte ilk kez dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğüne tanık olmuştur. Foucault’nun 1851’de, bu deney sırasında Pantheon’a yerleştirdiği bu sarkaç hala aynı yerde asılı durmaktadır..
Bir Eco sevdalısı olarak başyapıtını yıllarca okumaya fırsat bulamadığım için kendime kızıyordum. Belki de gözümde çok büyüttüğüm içindir. Sonuç olarak bu güne kadar beklediğim iyi oldu diyebilirim. Okurken kendinizi tamamı ile esere vermek mecburiyeti, hikayenin gidişatını yavaşlatan terimler, farklı dillerde çevrilmeyen sözler ( açıkamaları son 53 sayfasını alıyor) ve parantez içinde cümleleri uzatan diğer açıklamalar, takibi zorlaştırıyor. Donanımı ile ün yapan Eco yer yer kendimi okuyucu olarak yetersiz hissetmeme sebep olsa bile, tarihi (özellikle Belbo' nun çocukluğunu kapsayan Italya' nın 2. Dünya Savaşının sonlarında yaşadıkları) araştırmaya yol açtı. Anlamak, gerçekten eserin derinlerine ulaşmak için gereken budur. Salt okumak ile Eco' yu anlamak güç. O yönden belki herkese uygun bir yapıt değildir, ama bilinçli ilgilenirseniz zevk alacağınız kesin. Bir solukta heyecen ve macera ile bitirmeyi yeğleyenler hayal kırıklığı yaşayacakarı kesindir.
Umberto Eco'nun ikinci romanı ilki olan Gülün Adı kadar etkilediyse bile beni kitabın içine aldı ve maceraya soktu. Belkide imkansızı başararak hem anlatım hemde olayların akışını çok ender bir şekilde zorlamadan bize anlatıyor. kimi zaman tarihi roman, kimi zaman polisiye gerilim, kimi zamanda felsefi bir roman kıyamında bir denemeydi.
Kitabı daha önce okumuşum. İçinde işaretli yerleri görünce fark ettim. Özet defterime geçmediğim ( ki o zamanlar yapmıyordum) için hatırlamıyorum. Bir daha okuyacağım sanırım.
Vazgeçtim..Okuyacak kitaplarım var. Belki daha sonra..
Son derece sürükleyici bir kurgu ile kendinizi her adımda başkahramanın yanında yürüyor gibi hissedebilirsiniz. Bilimsel, felsefik ve tarihsel altyapısı olan kişilerin bir solukta okuyacağına kuşku yok. Kavramlara ve terimlere yabancı okurları ise ürkütmesi normal. Şöyle bir değerlendirme yapabilirim: Bu eseri okuyanlara, Dan Brown'ın kitapları, çocuk kitabı gibi gelir.
Konu olarak da içerik olarak da çok karmaşık olan bu kitabın anlatımı gerçekten akıcıdır. Ancak kullanılan kelimeler, bu kalın kitabın okunmasının yavaş olmasına sebeb oluyor. Bir çok Yahudilik terimi geçmesinin yanında İtalyanca ve Latince kelimelerin geçmiş olduğu bu kitabın belki de tek olumsuz yanı bu. Ancak genel kültür açısından bakınca bu aslında asla arkada bırakılmaması gereken bir nimet. Son olarak şunu eklemek istiyorum; bu kitabı okumak emek ister ve bu kitap 900 küsür değil 1500 sayfalık bir kitap okumak gibidir.
Uzun çaba ve çalışmalar sonucunda ortaya çıkmış bir eser olduğu ortada.200 sayfa kadar olay girişi ve alt yapı sonrası olaylar akışa geçiyor.Ancak okurken bazı ketum ve önyargılı bir tavır takınmamak gerek.
Çok katlı çok katmanlı değişik düzlemlerde okunmasu gereken bir bilim romandır. Simya ve bilimin kesiştiği, buluştuğu noktalar ve irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihidir. Pozitif bilimin , gizli bilimlerin , Ortaçağıda kapsayan bilim ve büyü kardeşliğinin ayrılmaz öyküsü...
"Oysa şimdi, dünyanın zararsız bir bilmece olduğunu, ardında bir gerçek varmış gibi onu açıklamaya kalkışma çılgınlığımızın onu korkunçlaştırdığına inanıyorum. "
Ya çok erken geldiğim, ya da çok geç kaldığım için büyük fırsatları kaçırdım, doğru, ama doğum günümün suçuydu bu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Foucault Sarkacı
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
912
ISBN:
9789755104348
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Il Pendolo Di Foucault
Çeviri:
Şadan Karadeniz
Yayınevi:
Can Yayınları
"Umberto Eco"nun ilk romanı olan "Gülün Adı" gibi, bu ikinci romanı "Foucault Sarkacı" da, bildiğimiz roman türlerinden hiçbirine girmiyor. Belki de en uygunu, onu bir "bilim-roman" ya da "Eco-roman" diye nitelendirmek. "Foucault Sarkacı", çok-katlı, çok değişik düzlemlerde okunabilecek bir roman. Bu da romana, değişik açılardan yaklaşmamıza olanak veriyor. "Foucault Sarkacı", kısaca, irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık bir serüveni: Pozitif bilimin yanısıra, uzantıları günümüze dek süregelen, gizli bilimlerin, Ortaçağı da kapsayan çok uzun bir zaman dilimi içinde bilim-büyü kardeşliğinin öyküsü. Okuyucuların, bu çetin, ama keyifli okuma serüveninden nice hazlar derleyecekleri umuduyla.
-Şadan Karadeniz-

Kitabı okuyanlar 168 okur

  • Ali Eskici
  • Adsız Alkolik
  • Ezgi
  • Hakan Özçiriş
  • Mehmet Mustafa Erkal
  • Atakan Okatan
  • Başak Yalçın
  • Fulya Çanakkıran
  • Dilan Aydın
  • Özge SAKA

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.9
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%5.8
25-34 Yaş
%33
35-44 Yaş
%43.7
45-54 Yaş
%10.7
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%40.9
Erkek
%59.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (24)
9
%28.3 (17)
8
%16.7 (10)
7
%11.7 (7)
6
%3.3 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları