Mario Vargas Llosa'nın hayranlığımı kazanan çok zengin, güçlü karakterleri ve olaylarını tek tek işlediği oldukça dolu kitabı Teke Şenliği unutulmazlarım arasında yıldızları çokça olan köşesinde yerini aldı.
İnsanlık tarihinin; başka coğrafyalarda, dillerde, dinlerde değişmeyen ve korkarım değişmeyecek olan tekrarına Dominik Cumhuriyeti'nin 1930 – 1961 yılları arasında Rafael Leonidas Trujillo Molina'nin otuz bir yıllık diktatörlüğü boyunca yaşananlar üzerinden yazarın usta kalemi ve yorumu ile bakıyoruz.
Hatırlatıyor, rahatsız ediyor, canınızı sıkıyor, acıtıyor, düşündürüyor, yorumlatıyor kendisiyle birlikte.
Yalnız Trujillo’yu mu anlatıyor? Hayır elbette! Ailesi, tüm hükümet yetkilileri, subayları, onların aileleri ve Dominik halkı tüm romanın kahramanlarını oluşturuyor. Bir çok hayatın o süreçte yaşadıklarının güncesine doğruları ve yanlışlarıyla şahit oluyoruz. Bazen kitabı ve gözlerimizi kapatıp nefes alma ihtiyacı duyarak.
Diktatör rejimin ihtiraslarına, zorbalıklarına, iç ve dış siyasetin kirli oyunlarına ve entrikalarına tüm yönleriyle bir açılım sağlayan bu kadar akıcı bir dille anlatılan bir roman okuduğumu hatırlamıyorum.
Kitaptan bir alıntı ile özetleyecek olursam;
“... propaganda dişlileri arasında ezilerek, bilgi yokuğunda zorla kafalarına sokulan öğretilerle aptallaştırılmış, yalnızlığa mahkum edilmiş, korku ve kölelikle özgür iradesi yok edilmiş milyonlarca insan, Trujillo'yu tanrılaştırmıştı. Ondan korkmakla kalmıyorlardı, seviyorlardı onu; tıpkı dayak ve cezaların onların iyiliği için olduğuna inandırılan çocukların otoiter ebeveynlerini sevdikleri gibi...”
Ve suça ortak olanların birbirine ve sisteme prangalarla nasıl bağlanıp kaldığına. Buna karşı çıkmak isteyenlerin korkulu, acılı uyanış ve mücadelesinin de dramatik hikayesi aynı