1000Kitap Logosu
Carl Sagan
Carl Sagan
Carl Sagan

Carl Sagan

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.9
1.937 Kişi
5,1bin
Okunma
1.023
Beğeni
22,4bin
Gösterim
Tam adı
Carl Edward Sagan
Unvan
Gökbilimci, Astrobiyolog
Doğum
New York, ABD, 9 Kasım 1934
Ölüm
ABD, 20 Aralık 1996
Yaşamı
Carl Edward Sagan, 9 Kasım 1934'te New York'da doğdu. Çok küçük yaşlarda başlayan astronomi ilgisi, ailesi tarafından da desteklenince giderek büyüyen bir tutku halini aldı ve tüm dünyanın tanıdığı bir astronom haline geldi. Küçük yaşlarda astronomi ile uğraşırken, "nasıl hayatını kazanacaksın" sorusu karşısında boynu bükük kalıyordu. Liseye giderken bu iş için para ödendiğini öğrenince çok sevinmişti. Ancak bu sevinç, para kazanacağı için değil, geçinmek için başka bir iş yapmak zorunda kalmadan tüm gün astronomi ile ilgilenebileceği içindi. Carl Sagan'ın en önemli özelliği tüm fiziksel ve matematiksel yanıyla karmaşık bir olgu olan evreni en sıradan bir insana bile tüm açıklığıyla anlatabilme becerisidir. Bu becerisini yazınsal ortamda da sürdürünce, Pulitzer ödüllü bir bilimci oldu. 62 yıllık yaşantısında yaptığı üst düzey bilimsel çalışmaların yanında çok iyi bir bilim yazarı olduğunu da yazdığı ya da editörlüğünü yaptığı 20'den fazla kitap ile gösterdi. Sagan'ın bilimsel merakı ona lisans seviyesinde, Chicago Üniversitesi'nden dört farklı dalda diploma almasını sağladı. Bunlar içinde en önemlileri tabii ki, fizik ile astronomi ve astrofizik diplomalarıydı. Carl Sagan öldüğünde, 1968'de girdiği Cornell Üniversitesi'nde,  David Duncan Kürsüsü profesörü ve aynı üniversitedeki Gezegen Araştırmaları Laboratuvarı’nın da müdürüydü. Güneş Sistemi'nin araştırılması ile ilgili çalışmaları, bugünkü bilgilerimizin temelini oluşturmuştur. Daha önceleri Venüs'ün yaşanabilir bir yer olduğu sanılırken Sagan tam tersini iddia etmiş ve Venüs'ün cehennem gibi bir yer olduğunu söylemiştir. Sonra Mariner'ler ile bu kanıtlanmıştır. Sera etkisini ilk olarak tanımlayan ve Venüs'ün sıcaklığının buradan kaynaklandığını ortaya atan da Carl Sagan'dır. Ayrıca evrende yaşamın var olabilmesi için karbon kökenli elementlerin olması gerektiğini de önermiş ve Satürn'ün en büyük uydusu Titan'ın böyle uygun bir yer olduğunu söylemiştir. Pioneer uzay araçları sayesinde Titan'ın atmosferindeki karbon ve metan elementleri ispatlanmıştır. Sagan'ın bu ileri görüşlülüğü ve üst düzey bilimsel çalışmaları bunlarla sınırlı kalmamaktaydı. O hayatı boyunca Dünya dışında bir uygarlıkla iletişim kurulabilmesinin yollarını aradı. Bunun için birçok araştırmacıyla ortak çalışarak SETI projesini güçlendirdi ve hep destek oldu. Yalnızca bir uygarlığı aramakla değil aynı zamanda Dünya'daki yaşamın kökenini aramakla da ilgilenmiş ve bu konuda kitaplar yazmıştır. Dünya'daki yaşamın kökeni ve Dünya dışında bir yaşamın oluşabilmesi ile ilgili yaptığı çalışmalar yeni bir bilim dalını oluşturmuştur: Astrobiyoloji... Carl Sagan 600'den fazla bilimsel makale ve yazı yazmıştır. Bunların yanında Icarus adlı bilimsel yayın yapan bir derginin 12 yıl boyunca editörlüğünü üstlenmiştir. Ayrıca Dünya'nın en büyük Güneş Sistemi araştırmaları grubu olan Gezegen Araştırmaları Derneği'nin kuruculuğunu ve ölene kadar da yöneticiliğini yapmıştır. Tabii ki, Carl Sagan'ın bilimsel katkıları sadece bunlarla bitmiyordu. NASA'nın Güneş Sistemi'nin araştırılması için gerçekleştirdiği tüm projelerde üst düzeyde görev almış hatta Mariner2, Mariner9, Viking, Voyager, Pioneer ve Galileo uydularının tasarımını ve yöneticiliğini yapmıştır. Yine kendisinin tasarladığı bir altın plak da bu uzay araçlarına yerleştirilmiştir. Bu plak ile Sagan, uzay aracının başka bir uygarlık tarafından bulunması halinde Dünya'yı ve insanoğlunu tanıtmayı hedeflemekteydi. Bugün Carl Sagan 'in idaresinde gerçekleştirilmiş olan Voyager'lar Güneş Sistemi'nin dışına çıkmış ve başka yıldız sistemlerine doğru yol almaktadır. Belki de o altın plaklar hedeflerine ulaşacaklardır. Ancak Carl Sagan, yaptığı bu bilimsel çalışmaların çok ötesinde bir bilim adamıydı. Her şeyden önce o kendisini, bilimin gerçeklerini halka aktarmakla yükümlü saymış bir insandı. Hayatındaki en önemli amaçlarından biri popüler bilimi halka, halkın anlayabileceği gibi anlatmaktı. Carl Sagan yazdığı kitaplar, yazılar ve yaptığı televizyon dizisi ile bunu fazlasıyla başarmış bir bilim adamıdır. Yazının başında da söylendiği gibi Dünya üzerinde bunu başarmış pek az sayıda bilim adamından biridir. Carl Sagan'ı ülkemizde daha da popüler kılan ise 1997 yılında gösterime giren Contact (Mesaj) isimli filmdir. Çok önceden yazmış olduğu bir romandan uyarlanan bu filmde Dünya dışında bir uygarlıkla kurulan bağlantı ve bunun çevresinde gelişen olaylar anlatılmaktaydı. Carl Sagan'ın başarılı romanlarından bir diğeri olan Cennetin Ejderleri ise Pulitzer ödülü almasını sağlamıştır. Carl Sagan Contact filmini görmeyi çok istemiştir ancak filmin son halini göremeden 20 Aralık 1996'da hayata veda etmiştir. Yaşasaydı astronomi bilimine çok büyük katkılar yapacağından hiç kuşku yok. Ancak arkasında bıraktığı eserleriyle bile bir çok genç astronomu peşinden sürüklemeyi şimdiden başarmış bir bilim adamıdır, Carl Sagan. Sanırım Carl Sagan'ı, en iyi eşi Ann Druyan'ın şu sözleri anlatmaktadır: "Carl hiç bir zaman inanmak istemedi, o her zaman bilmek istedi."
Baris Bekar
Kozmos - Evrenin ve Yaşamın Sırları'ı inceledi.
384 syf.
·
16 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bilinende sınır vardır, bilinmeyende sınır yoktur. – T. H. Huxley Gözlenebilir evrenin yarıçapı son tahminlere göre ortalama 90 milyar ışık yılıdır. Evrenin yaşı ise 13,7 milyar ışık yılı olarak tahmin edilmektedir. Peki 13,7 milyar yıl önce doğan evren nasıl 90 milyar ışık yılı yarıçapında olabilir? Bunun nedeninin evrenin genişlemesi ve genişleme hızı ile alakalı oldugunu söyleyebiliriz. Işık hızı şu an sahip olduğumuz teknolojiler ile biz insanlar için kavranabilir ve deneyimlenebilir bir hız değildir ve sadece teoriktir. Astronomide uzaklık anlatımlarını ifade etmek için kullanılır ve ışık saniyede ortalama 300.000 km hızla ilerler. Başka bir deyişle böyle bir hıza sahip olabilseydik yerküremizin çevresini saniyede yedi kez dolaşabilirdik. Ya da güneşe doğru seyahat etseydik 8 dakika sonra güneşe ulaşabilirdik. Sahip olduğumuz gerçekçi teknolojilerle aynı seyahatleri gerçekleştirseydik, örneğin dünyamızın çevresinde kendi aracımızla dolaşmak isteseydik, saatte 100 km hızla tam 17 gün boyunca hiç durmadan araç sürmemiz gerekirdi. Ya da bir uçakla ortalama olarak 2 gün boyunca uçmamız gerekirdi. Biz insanlar olarak bazılarımız hiç şehir, ülke ve hatta sokak bile değiştirmeden yaşamlarımızı tamamlıyoruz. Dolayısı ile evren gibi sonsuzluk tanımı yaptığımız bir yapıyı algılamak gerçekten çok kolay görünmüyor. Bu algının oluşması için bilimsel, felsefik ve evrimsel pek çok bilginin zihnimizde harmanlanmış olması gerekiyor. Kozmos ölçeğinde insanoğlunun uzay ile tecrübelerini ve temaslarını göz önünde bulundurursak henüz yolun çok başındayız. Bugüne kadar mevcut teknolojilerimizle sadece uydumuz Ay’a ayak basabildik. Dünyamızdan aya ulaşabildiğimiz mesafe ortalama 384 bin km dir. Yeni hedefimiz Mars ise dünyamıza yörünge hareketlerimize göre ortalama 55 milyon km (en yakın olduğumuz durum) ve 400 milyon km (en uzak olduğumuz durum) arasında değişmektedir. Yakın zamanda Nasa tarafından gönderilen “Perseverance Rover” Mars gezegenine ortalama 6 ay gibi bir sürede ulaşmıştır (30 Temmuz 2020 - 18 Şubat 2021). mars.nasa.gov/mars2020/ Peki Evren dediğimiz kavram bize ne ifade ediyor. Bu soruyu atalarımız bundan milyonlarca yıl önce sormaya başladılar. Gökyüzüne her baktıklarında yıldızlardan, doğa olaylarından ve çevrelerinden Tanrıların kendileri ile iletişim kurduklarını ve onlara birşey anlattıklarını düşündüler. Böylece tüm bu mesajlar bazen Barış bazen de Savaş anlamına gelen sonuçlar doğurdu, ta ki Thales, Anaksimandros, Anaksimenes gibi Doğa filozoflarının ortaya çıkıp bu olayların arkasındaki nedenleri araştırmaya başlamalarına kadar ya da bir ilk madde arayışlarına kadar. Böylece felsefelerin en eskileri olan mitler, doğa, Varoluş ve Evrim Felsefeleri ortaya çıktı. Evren kavramını anlamak için bizlerin kendi sınırlarımızı da bilmemiz gerekiyor. İnsan için uzay şartları 19 km den sonra başlar. Armstrong sınırı olarak bilinen bu sınırdan daha yüksek irtifalarda basınç tamamen ortadan kalktığı için insan kanı kaynama noktasına ulaşır ve eğer uzay giysisi kullanmıyorsak anında ölürüz. Kısacası evrenin büyüklüğü ile kıyaslarsak insanın evrene fiziksel teması neredeyse başlangıç aşamasındadır. Bu yine de hiç yol almadığımız anlamına gelmiyor hatta şaşırtıcı derecede ilerlemiş olduğumuzu bile söyleyebiliriz. İşte bundan tam 40 yıl önce yazılmış Kozmos kitabı güncelliğinden hiçbirşey kaybetmeden bütün varoluş teorilerini, uzay bilimini, insanlığın milyonlarca yıllık yaşam süreci boyunca attıkları adımları anlamamızı sağlıyor. Tam bir başyapıt olan bu eseri okumak için tüm önyargılarınızı, teolojik ve metafizik inançlarınızı bir kenara bırakmanız gerekiyor. Bu şekilde çıkacağınız “Evren Yolculuğu” ve yaşamı anlamaya yönelik atacağınız adım, bugüne kadar attıklarınızın hepsinden daha ileriye doğru olacaktır. Bu kadar iddialı olmamın nedeni insanın evrenle ilgili bilgilerde ulaştığı seviyenin ve arayışlarının yarattığı heyecana dayanıyor. Genelde bu listeler herkes için kişiseldir. Ancak benim için “Bu hayatta okunması gereken ilk 10 kitap Listesinde” mutlaka ilk başlarda yer almalıdır. Kendimizi, çevremizi, nereden geldiğimizi ve ne yaptığımızı anlamadan ya da en azından sorgulamadan gerçek bir yaşamdan bahsetmek mümkün değildir. Sokrates’in dediği gibi : “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez”. Bu kitabın hayatı daha yaşanılır kılmak için bir başlangıç olabileceğini düşünüyorum. Ben kitabın “Carl Sagan” versiyonunu okumanızı tavsiye ediyorum bunun nedeni her ne kadar bazı bilgiler güncelliğini yitirmiş olsa da insanlığın evrenle tücrübesinin kronolojik adımlarını anlamak konusunda bu eserin bir temel teşkil etmesidir. Sonrasında “Neil deGrasse Tyson” tarafından güncellenmiş ve genişletilmiş “Kozmos” kitabını da okuyabilirsiniz. Yine “Neil deGrasse Tyson” tarafından hazırlanan “Cosmos: A Spacetime Odyssey” belgeseli benim bugüne kadar izlediğim gelmiş geçmiş en iyi belgeseldir. Hem kitap hem de belgesel için kişisel puanlarım 10/10. Son olarak kişisel bir tavsiye olarak sinema dünyasının en iyi bilim kurgu filmi olduğunu düşündüğüm “Interstellar” filmini izleyebilirsiniz. Özellikle karadelikleri, uzay-zaman, kütlesel çekim gibi evrenin temel prensiplerini ve fazlasını kitap sonrası görselleştirebileceğiniz bir şaheser olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar dilerim
Kozmos - Evrenin ve Yaşamın Sırları
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
157
Nur
Tanrı'nın Kapısını Çalan Bilim'i inceledi.
288 syf.
·
22 günde
·
Puan vermedi
Yazar Tanrı varlığı hakkında kanıt yokluğu, yokluk kanıtı değildir diyor fakat asıl kanıtlama görevinin/sorumluluğunun varlığını reddeden değil de kabul eden kişilere ait olduğunu düşündüğünü ekliyor. Her şeyi bildiğini öne sürüp içinde diğer gezegenlerden, galaksilerden, fizik yasalarından bahsetmeyen kutsal kitapların inandırıcılıklarının ne kadar zayıf kaldığından söz ediyor. Bilinmeyenlerle ilgili ifadelerinin çoğunun bilimin ispatına dek sürebildiğini anlatıyor. Öte yandan özellikle insan ilişkileri (beşeri ilişkiler) yönetimi, isyan duygularını bastırıcı pek çok yönlendirici konulara (kanaat getirme, farklı bir dünyada mükafatlandırma, vb) odaklanması -ki bunu en antipatikleştirenin siyasal islam gibi dinin alet edildiği rejimler olduğu malum- ve kültürel farklılıklara göre uyarlanmış olmaları yönleri ile de daha çok insan yapımı oluşlarının dikkat çektiğine atıfta bulunuyor. Dinlerin tarihte birtakım iyileştirici&yönlendirici faaliyetleri olabilmişse de (köleliğin kaldırılmasındaki etkisinden söz etmiş), mevcutta dinlerin nükleer savaşları tetikleyecek kitle imha silahlarının icadı, 2.Dünya Savaşı’nda kullanımı, bu konuda hala daha yapılmakta olan yatırımları engelleyici politikalara yön veremeyişi ve böylesine güzel bir dünyanın katledilmesine engel olamayışının kişiyi “mutlak kudret sahibi olan Tanrı” bilinci nerededir gibi şüphelere düşürdüğünden söz ediyor. Konuşmalarında dinleyicilerden biri ise sorusunda metafiziğin, spiritüel enerjinin net kanıtlanamasa dahi olduğundan, bir şekilde hissettiğimizden ve bu noktada varlığının direk reddedilemeyeceğinden bahsetmiş. Sonuç olarak kişinin Tanrı, yaradan, vb ne diyorsa onu nasıl tanımladığına da bağlı yanıt biraz aslında.
Tanrı'nın Kapısını Çalan Bilim
OKUYACAKLARIMA EKLE
28
Kemal
Kozmos - Evrenin ve Yaşamın Sırları'ı inceledi.
384 syf.
·
9 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Evren ve insanlar...
Bir fizik öğretmeni olarak kitap ilgimi çekti ve okumaya başladım. Kitap sadece fizik ile ilgili değil tabi. Fizik, kimya, biyoloji, astronomi(asıl ana konu), coğrafya ve tarih gibi birçok bilimi içine alıyor. Atomlar aleminden tutunda, güneş, gezegenler, yıldızlar ve de galaksilerin yapısına kadar bir çok konuyu detaylıca ele almış yazar. Tabi evrendeki muazzam büyüklük ve muhteşem denge, birbirleriyle irtibat kitapta anlatılmış. gezegenler, galaksi sistemleri ve atom aleminin bir sanat eseri değerinde olduğu düşüncelerine beni kaptırdı. Gerçekten atomlar, yıldızlar ve uzayın sonsuz derinlikleri kesinlikle kendikendine, tesadüfen olamıyacağını okuyucuya bir nevi anlatmış oluyor ya da hissettiriyor. Kitapta çokça bizim dışımızda yaşayan akıllı varlıkların varlığıda gündeme getirilmiş yazar tarafından. Kesin olarak var veya yok diyemiyor ama olabilir anlamında ifadeler kullanmış. Okumak isteyenlere güzel, keyifli okumalar...
Kozmos - Evrenin ve Yaşamın Sırları
OKUYACAKLARIMA EKLE
15