Sultannn profil resmi
Kitapları yakmaktan daha büyük bir suç varsa o da onları okumamaktır.
Kadın
9373 okur puanı
11 Oca 2020 tarihinde katıldı.
  • Sabitlenmiş gönderi
    326 syf.
    ·20 günde·Beğendi
    "Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
    -öyle gibi de görünüyor-
    Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
    ve de uyarına gelirse,
    tepemde bir de çınar olursa
    taş maş da istemez hani..."(s. 248)

    Vasiyet etti Nâzım usta. Tek isteği vatan topraklarında ölmekti. Ama gel gör ki, vatan toprağında bile yatmasını çok gördüler. Çok sevdiği vatanına yaşarken hasret kaldı, ölürken de hasret gitti,

    Peki sorarım size, yiğitlik midir bir şairi vatan topraklarına hasret bırakmak? Yiğitlik midir, bütün dünyanın bağrına bastığı ustaya, vatanının bir karış toprağını bile çok görmek?

    Vatanını seven her kişi, ona bunu hak görenlere hakkını helal etmeyecektir, bunu adım gibi biliyorum. Helallik bu aralar moda ne de olsa :)

    Tek suçu şiir yazmak olan bir şair nasıl yıllarca hapishanelerde yatar? Söz konusu şair Nâzım Hikmet'se yatar. O, sadece adı Nâzım Hikmet olduğu için hapishanelerde yattı. Yazdığı şiirleri sakıncalı gördüler. Çünkü yazdıklarında haksızlıklara karşı bir isyan vardı. Halkı isyana teşvik ettiğini düşündüler. Oysa, o sadece hissettiklerini dizelere döküyordu. Çünkü o bir şairdi.

    Bir çok yazarı, şairi yazdıklarından biliriz ama hayatını okumak çok başka bir şey. Özellikle de birilerinden dinlemek. Gerçi benim için hepsi bir ama yine de bir başkasından duymak bir başka güzel. Hıfzı Topuz'dan Sabahattin Ali'min hayatını anlattığı Başın Öne Eğilmesin'i nasıl zevkle okuduysam, Nazım Hikmet Ran'in hayatını anlattığı Hava Kurşun Gibi Ağır'ı da aynı zevkle okudum. Ben edebiyat eğitimi almadığım için kitapları edebi açıdan değil de, bana hissettirdiği duygulara göre değerlendiriyorum. Bir biyografi nasıl yazılır bilmem ama bir şair nasıl anlatılır az çok anlarım. Hıfzı Topuz da, Nâzım ustayı her yönüyle anlatmış. Hem bir insan olarak, hem bir şair olarak, hem de bir aşık olarak.

    Nâzım Hikmet'i aşksız düşünmek ne mümkün. Aşk sayesinde kendini genç hissediyor ve aşk sayesinde hayata tutunuyor. Kısacası aşk ile besleniyor. Zaten şairlerin çoğu da aşktan beslenmemişler mi? Çoğu kişi ona kızıyor biliyorum ama bence onu yaşadığı aşklardan dolayı yargılamamak gerek. Yaşaması gerekiyormuş ve yaşamış. Yoksa nasıl bu kadar güzel şiirler yazardı?

    Nâzım Hikmet kendini asla büyük görmemiş. Herkes onu kusursuz görürken, o kendini her zaman eleştirmiş.

    "... bendeniz bütün kusurları ve kabahatleri, zaafları ve kepazelikleriyle bir 20. yüzyıl insanıyım. Kusurlu olduğumu gayet iyi bilirim. Kusurlarımı ve zaaflarımı yenmek için kendi kendimle mücadele halindeyim." (s. 191)

    Nâzım, hapishane günlerinde her zaman çevresindeki insanlara yardımcı olmaya çalışmış. Kendisine gelen parayı ihtiyacı olan kişilere dağıtırmış. Hapishanede komün bir hayat oluşturmuş. Yalnız para yönünden değil, bazı kişilere edebi açıdan da yardımcı olmuş. Bu kişilerin en önemlisi ünlü yazar Orhan Kemal'dir.

    "Ben bugün yazar oldumsa onun sayesindedir. Bursa Cezaevi'nde onu tanımasaydım, Orhan Kemal olamazdım. Her şeyimi ona borçluyum. Onu asla unutmadım," (s. 291)

    Orhan Kemal, Nâzım Hikmet'le geçidiği üç buçuk seneyi, Nazım Hikmet'le 3,5 Yıl adlı eserinde anlatmış. Kitap kütüphanemde okunacaklar arasında duruyor. Umarım en kısa zamanda okurum. Okunmayı bekleyen ne çok kitap var. Aklıma her geldiğinde içime bir korku düşüyor, ya okuyamazsam diye. Neyse karamsarlığa lüzum yok. Her zaman pozitif düşünmek gerek, tıpkı Nâzım usta gibi.

    "Yeni umutlar beslemek ona canlılık veriyor ve her şeye karşın dünyayı seviyordu." (s. 156)

    Hayatı çok seven Nâzım, haksız yere içeride yatmak artık canına tak etmiş olacak ki, sonunda açlık grevine gitmiş.

    "13 yıldır sürüp giden adli bir hatanın düzeltilmesi için hayatımı ortaya koymaktan başka çarem yok," (s. 215)

    En sonunda bir şekilde af çıkarılmış ve Nâzım'ın çektiği çile bitmiş. Özgürlüğe adım attığı günlerde güzel hayaller kurmuş.

    "Münevver bir oğlan doğurdu. Nâzım muradına ermişti, yıllar sonra baba olmanın keyfini çıkarıyordu. Artık mutluydu. Çocuğa Mehmet adını verdi. Artık güzel günler göreceklerdi." (s. 229)

    Ama ne yazık ki, onu rahat bırakmadılar. Yaşadığı mutluluğu çok görmüş olacaklar ki hemen askere çağırdılar.

    "Nâzım'ın bütün huzuru kaçmıştı: İki yıl askerlik yapması isteniyordu. Akciğer, karaciğer, kalp, mide, deri bozuklukları... Bu halde iki yılı nasıl tamamlardı? Aklına Sabahattin Ali'nin öldürülmesi geldi. Belki de dağ başında bir yerde, "Askerliğini yaparken kaçıyordu, vurduk," diye öldüreceklerdi. (s. 228)

    Nâzım asla ülkesinden ayrılmak istemedi, çünkü ülkesini hep çok sevdi. Ama bir yerde mecbur kaldı. Yaşamak için kaçmak zorundaydı. Ülkesinden uzakta olduğu her an oğlu Mehmet'i ve karısı Münevver'i düşündü.

    "Şair büsbütün çökmüş ve moralini yitirmiş bir durumdaydı. Eşi Münevver'in ve oğlu Mehmet'in özlemini çekiyordu." (s. 249)

    Şimdi diyeceksiniz ki, madem Münevver'i bu kadar çok seviyordu, neden Vera ile evlendi? Onu ancak kitabı okuyunca anlayabilirsiniz. Ve eminim ki, onu yaşadığı aşkları için suçlayanlar, benim gibi kitabı okuyunca ona olan kızgınlıkları uçup gidecek.

    "Nâzım Piraye'den mektuplarında daha büyük bir ilgi, daha derin bir duygusallık ve sevgi bekliyor, bunu görmediği zaman da çok üzülüyordu. Piraye genelde içine dönük, yani duygularını her fırsatta açığa vurmaktan çekinen bir kadındı. Tersini belki de gösteriş sanıyor ve kapalı kalıyordu. Nâzım ise o havada değildi." (s. 168)

    Nâzım, en güzel şiirlerini Piraye için yazmış. Hapishanede olduğu sürece ondan aldığı mektuplar ona hep güç vermiş. Gerçi mektuplar daha ziyade iş mektupları gibiymiş ama olsun sonuçta mektup ya, Piraye'den gelmiş ya, önemli olan o. Piraye taraftarı olanlar Nâzım'a, Piraye'yi dayı kızı Münevver ile aldattığı için hep bir kızgınlık duyar. Oysa bilmezler ki, Piraye Nâzım'dan bir 'şekerim' sözünü bile esirgemiştir.

    "Mektupların daha ziyade iş mektubu, fakat içinde bir tek 'şekerim' olması bana yeter. Ne yapayım aşk mektupları yazmaya ve aşk mektupları almaya öyle susamışım ki. Ara sıra sana böyle haksız ve üstü kapalı sitemler yapıyorum."(s. 169)

    Nâzım Hikmet'in aldığı cezayı haklı görenler kitabı okuduğu zaman, aslında ona ne kadar haksızlık yaptıklarını anlayacaklar.

    Kitapta başka ne mi var? İlk aşkından son aşkına kadar bütün kadınlar, onlara yazdığı şiirler, zamanın edebiyatçıları ile olan ilişkileri (kimler yok ki), yaşadığı haksızlıklar, hapishane günleri, yurt dışına kaçışı, orada yaşadıkları. Kısacası hem hüzün, hem mutluluk var. Kısacası hem aşk, hem ayrılık var.

    "Öyle bir ülkede yaşamak istiyorum ki evlerin kapısına kilit vurulmasın, soygun, hırsızlık, cinayet gibi sözler işitilmesin!" (s. 283)

    İmkansız olsa da, Nâzım güzel bir dünya hayal etmiş. Umarım onun hayal ettiği dünya bir gün gerçek olur.

    Evet dostlar benden bu kadar. Her ne kadar, Nâzım'a yapılan haksızlıkları okurken hop oturup hop kalktıysam da, kitabı zevkle okudum. Sizlere de tavsiye ederim. Eminim kitapta bir parça da kendinizi bulacaksınız. Nasıl diye sormayın, okuyunca anlarsınız.

    Son şiirini son aşkı Vera için yazmış. Bu şiir öldüğü zaman, pasaportunun içinde bir kağıda yazılmış olarak bulunmuş. Şairin pasaportunda şiirden başka ne çıkabilir ki, değil mi?

    "Gelsene dedi bana
    Kalsana dedi bana
    Gülsene dedi bana
    Ölsene dedi bana

    Geldim
    Kaldım
    Güldüm
    Öldüm" (s. 312)

    Meraklısına şimdiden keyifli okumalar.
  • Sultannn tekrar paylaştı.
    Okul da toplumun minyatürüdür: Bu yüzden bize boyuna buyruk veriyorlar. Bir avuç kör adam, bize ne yapmamız gerektiğini söylüyor, sınırsız yeteneklerimizi paramparça ediyor.
  • Sultannn tekrar paylaştı.
    Bir yerde mantık varsa, ancak orda niçin sorusunun yanıtı da vardır.
  • Sultannn tekrar paylaştı.
    "Bu memlekette kadınların eti de, canı da sudan ucuzdur."
    Ahmet Ümit
    Sayfa 172 - Everest Yayınları, 1. Basım
  • Sultannn tekrar paylaştı.
    Düşünmek, sevmek, gülmek... İşte hepsi bu... İnsan için gerisi yalan dolan.
  • Hayvan deyip geçme, Hacıbaba,
    sen de hayvansın ama
    akıllı bir hayvan...
    Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 430 - Yapı Kredi Yayınları, 7. Baskı
  • Sultannn tekrar paylaştı.
    Üç yıl boyunca onlardanmış gibi davranmak zorunda kaldım, bunun için üzgünüm ama bunu yapmak zorundaydım. Cemaat üyelerinden tutun, başları olan "emir"e ka­dar herkes de onlardan olduğuma inanmıştı. Ama ben çok yorulmuştum. Sürekli olmadığım biri gibi davranıyordum. Öte yandan zaten eşimden soğumuştum, ondan nefret eder hale gelmiştim. Beni sürekli baskı altında tutar, kıskanır, dışarı yollamazdı. Kendisi deli gibi eğlenirken, benim sü­rekli evde oturup, ev işleriyle ilgilenmemi beklerdi.
Kitapları yakmaktan daha büyük bir suç varsa o da onları okumamaktır.
Kadın
9373 okur puanı
11 Oca 2020 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 2 kitap

  • Memleketimden İnsan Manzaraları
  • Hayat Dediğin Nedir ki?

Okuduğu kitaplar 263 kitap

  • Hayır De!
  • Öksüz Musa
  • Günler Aylar Yıllar
  • Rum Memet
  • Güle Güle Godot
  • Godot'yu Beklerken
  • Hadi Öldürsene Canikom
  • Çok Tuhaf Soruşturma
  • Çocuk Yaşken Eğilir
  • Hava Kurşun Gibi Ağır

Okuyacağı kitaplar 1 kitap

  • Açlık

Kütüphanesindekiler 201 kitap

  • Günler Aylar Yıllar
  • Çocuk Yaşken Eğilir
  • Hava Kurşun Gibi Ağır
  • Memleketimden İnsan Manzaraları
  • Mahalle Kahvesi
  • Arkadaş
  • Savaş ve Açlar
  • Sizin Memlekette Eşek Yok mu?
  • Adamı Zorla Deli Ederler
  • Gerçeğin Masalı

Beğendiği kitaplar 179 kitap

  • Hayır De!
  • Öksüz Musa
  • Rum Memet
  • Günler Aylar Yıllar
  • Güle Güle Godot
  • Godot'yu Beklerken
  • Hadi Öldürsene Canikom
  • Çok Tuhaf Soruşturma
  • Hava Kurşun Gibi Ağır
  • Çocuk Yaşken Eğilir