·
Okunma
·
Beğeni
·
523
Gösterim
Adı:
Tohum
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
488
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056841217
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sancı Yayınları
Baskılar:
Tohum
Tohum
Söz Konusu olan. gerçek bir durumun öyküsüdür. Kahramanlar gerçektir. Yer, zaman ve olaylar gerçektir. Bilgi susuzluğuyla kavrulan, bilime ve itiraxa aiık insanların, modern Don Kişotların, dünyayı değiştirme pratiğini anlatmaya çalıştım. Cesaretle özverinin tutuşturduğu bir zaman dilimindesiniz. Ne kadro, ne donatım, ne miras, ne cephe gerisi, ne de kitle temeli aramayın. İnancın ve bilginin çılgınlık dönemidir; söz konusu olan. Uçurumlar gerçekte olduğundan daha küçük görünmektedir. Uzak dağların maviş dumanlı sinesinde yayılan koyun sürüsü, uyuyan bir orduyu andırmaktadır.
Gökkuşağının altından geçmek mümkündür. Bir tanka ya da bir uçağa, küçük bir bıçakla meydan okunabilir. Demirdeki pası yeşerten güçlü bir devrimci romantizmidir, söz konusu olan.
Devin cüceden, gülünecek derecede korktuğu ve elli yıllık bir suskunluğun etkisinden olsa gerek, kahramanların bol bol konuştuğu bir dönemdir.
Şu anda kitabın başlarında sayılırım ancak "memo" karakterini çok sevdim. Rahmetli babasının anıları, eşinin "vışş memo" deyişi ve memo'nun cevap olarak sürekli kullandığı "normaldir insandır" demesi her seferinde güldürüyor. Ayrıca karakoldaki dayak sonrasındaki tepkilerine kurban adaş. Oruçoğlu'nun ajitasyona girmeden olayları anlatması ve bölgede örgütlenme çalışmalarını ilk ağızdan duymak hoş. Umarım elimde çok sürünmeden bitiririm.
Muzaffer Oruçoğlu' nun İbrahim Kaypakkaya ve diğer devrimci arkadaşlarıyla birlikte 12 mart Muhtırası'ndan sonra Tunceli bölgesindeki mücadelelerini anlattığı roman. Kimi köylüler tabanları patlayıp, elektrikli işkenceden geçip komalık olmasına rağmen "Kaçak Talebeler" olarak adlandırdıkları devrimci gençlere ekmek verdiklerini, evlerinde misafir ettiklerini, dağlarda sakladıklarını söylemezken, kimi köylüler muhbirlik karşılığı alacakları paraları ve Dersim Katliamı' gibi köylülerin kırılacağını düşünerek devletin "anarşist, terörist" olarak adlandırdığı gençleri ihbar eder. Bir köy öğretmeni düzenin değişmesi için sempati duyduğu gençlere evini açarken, bir öğretmen istanbul' a tayininin çıkmasına yardımcı olabileceği düşüncesiyle Fehmi Altınbilek' e devrimcilerin tutuklanmasında yardımcı olur.

Kitapta mert ve yalancı bir Kirve Memo vardır ki, bu karakterle ilgili ayrı bir kitap yazılabilir, hatta film bile çekilebilir.

Okuyunuz efendim. Yokluk içindeki idealistlerin mücadelesini görün, Orta Doğu ve Balkanlar' ın en büyük hümanisti olan Kirve Memo' nun evinde bir çay için.
Ekonomik ve kültürel gerilik, insanın evrimsel geriliği, sınıflılık gerçeği, her şeyimize kanı bulaştırıyor. Halbuki en güzel, en sağlıklı devrimler, kansız devrimleridir.
Muzaffer Oruçoğlu
Sayfa 241 - Babek
“Mesela Don Kişot gibi hiç cüretli serüvenlere girdin mi? Hiç aşık oldun mu hayatında? Birine aşk ilân ettin mi ya da birisi sana etti mi?”
“Bugüne kadar ciddi bir tarzda hiç kimseye aşık olmadım.” “Çok kötü.” “Ama dördüncü sınıftayken birisi bana aşık oldu. O çağda aşk olmaz; ama bana resmen aşık oldu.” “O çağda da aşk olur,” dedi İbo. “Çocuk aşkı ve güçlü bir aşktır. Kız gelip duygularını açtı mı sana?” “Önceleri bana soyulmuş patates, tulum peyniri ve pişmiş yumurta getiriyordu. O zamanlar köyümüzde okul yoktu, komşu köyün okuluna sabah gidiyor akşam dönüyorduk. Bu yüzden yiyeceklerimizi yanımızda götürmek zorunda kalıyorduk. Bu kız, okulun olduğu köydendi ve bana her gün aynı yiyecekleri getiriyordu. Yumurtayı ve patatesi tertemiz soyuyor, hatta patatesi soyduktan sonra sobanın üzerinde hafifçe kavuruyordu. Patateslerin de en iyilerini, kepekli olanlarını seçiyordu.” “Tabi paketi açıp lüp lüp yutuyordun.” “Paketi her verişinde gülümsüyor, kimseye vermememi, yalnız başına yememi tembih ediyordu. Ben kızcağızın söylediğine harfiyen uyuyor, yiyeceklerin hesabını yalnız başıma görüyordum. Arada sırada helva da getiriyordu. Bazen yağda kızartılmış acayip hamur işleriyle de tanışıyordum.” “Yani yiyecekten yana keyfine bir diyecek yoktu.” “Gayet iyiydim. Hatta bir ara kendi evimizden yiyecek bile getirmemeye başladım. Bu durum sanırım iki ay sürdü. Mart ayı mıydı neydi, kar yağıyordu. Tezek sobasının etrafında kümelenmiş ısınıyorduk. Bana aşık olan kızın yakın arkadaşlarından bir kız hafiften yanıma yaklaştı, bir cimdik attı bacağıma, gözüyle işaret ederek dışarıya çağırdı. Çıktık, dışarı da bana dedi ki, ‘Git çantanın arasına bak, sana yine bir şeyler geldi.’ Tabi sevindim. ‘Sabah sabah bana herhalde yağlı çörekler getirmiştir,’ diyerek sıranın gözündeki çantama koştum.” İbo’nun gülümseyişi gülüşe dönüştü. Azeroğlu mendiliyle burnunu sildi ve sürdürdü. “Çantayı karıştırdım, baktım yiyecek miyecek yok. Allah Allah dedim, yoksa yanımdaki çocuk mu çaldı? Sordum, ‘Yok ben bir şey almadım, ’ dedi. Bu sefer aracı kızı değil de bana aşık olan kızı buldum, ‘bu sabah çantama koyduğun yiyecekleri bulamadım, ’ dedim. Kız önce bozuldu, hakarete uğramış gibi oldu. Sonra zoraki bir gülümseyişle, ‘Bu sabah getirdiklerim yiyecek değil, başka şeydir. Kitabının arasına koydum, git bak bulursun dedi. ’ Çantama doğru giderken, acaba ne getirdi bana diye düşünüyor, pestil ya da arasına bal sürülmüş yufka ekmeği getirebileceğini sanıyordum. Kızın ‘yiyecek değil’ sözünü bile unutmuştum. Gittim kitabı açtım ki ne göreyim, bi işlemeli ak mendil ve arasında bir mektup. Mektupta bir dörtlük var. O zamanın şekerlemelerinden çıkan manimsi aşk kıtalarından. Altına da, ‘Ben seni çok seviyorum, sen beni seviyor musun?’ diye yazmış ve ‘Kestane kebap acele cevap!’ cümlesini de en alta düşmüş. Tabi şaşırdım ve paniğe kapıldım. Kızın beni sevdiğinin ilk kez farkına varıyordum.” İbo yeniden gülmeye başladı. “Hani Azeriler aşk konusunda duyarlılar diyordun. Amma da duyarsızmışsın.” “Mektupta benim aklım en çok, ‘kestane kebap acele cevap’ cümlesine takıldı. Ben bu beylik halk cümlesini, eğer bana acele cevap verirsen sana kestaneyle kebap getirebilirim diye yorumladım. Ama kestanenin nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum, duymuştum sadece. Yanımdakine sordum, o da bilmiyordu. Mektup üzerinde iki gün düşünüp taşındıktan sonra şöyle bir cevap yazdım: Ben daha küçüğüm evlenemem. Benden önce evlenmemiş beş abim var. Benim bu acele cevabımdan sonra, kestane kebap getirmesen iyi olur. Selamlar.” İbo kahkahalarla ayağa kalktı, çaydanlığa bir avuç çay attı. “ Hay Allah’ın çaylağı... Eeee mektubu sonra götürüp kıza verdin.”
“Götürüp kıza verdim. Şaşkınlığa uğrayan kız, o günden sonra içine kapandı, benimle bir ay hiç konuşmadı. Daha sonraları ise gizli bakışlarla zaman zaman beni seyredip durdu. Bir ara bayramda pasta vermek istedi, tok olduğumu ileri sürerek almadım, usuldan kızarır gibi oldu.”
Sohbeti bu minval üzerine sürdürüp çaylarını içtiler. İbo dışarı baktı. Defteriyle kâğıtlarını çıkardı çantasından. Bardağını yeniden çayla doldurdu...
Tilkiler, yolculara baktılar merakla. “Bu kadar yakın oldukları halde kaçmıyorlar. Bunların kurnazlıklarında parlak bir zekâ var. Orman gerillası bunlara denir.”
Muzaffer Oruçoğlu
Sayfa 200 - Babek
“Bir zirvedeki ışığı tüm zirveler görür. Önemli olan o ışığı inatla yaşatıp büyütmektir.”
Muzaffer Oruçoğlu
Sayfa 438 - undefined
“Güneş iyi parlıyorsa ve sular temizse, yani yeşil yedi tonda cilvelenmişse işler iyidir; işler kötüyse, parlak ruhlu ve perspektifï açık bir insan için işler yine iyidir. Çünkü çözüm bekleyen, sabır ve macera isteyen yeni sorunlarla haşır neşir olacak.”
Muzaffer Oruçoğlu
Sayfa 9 - Babek
“Doğru taktik ve hayata geçirmede kararlılık, bir yığın engeli yıkar.”
Muzaffer Oruçoğlu
Sayfa 438 - Babek

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tohum
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
488
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056841217
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sancı Yayınları
Baskılar:
Tohum
Tohum
Söz Konusu olan. gerçek bir durumun öyküsüdür. Kahramanlar gerçektir. Yer, zaman ve olaylar gerçektir. Bilgi susuzluğuyla kavrulan, bilime ve itiraxa aiık insanların, modern Don Kişotların, dünyayı değiştirme pratiğini anlatmaya çalıştım. Cesaretle özverinin tutuşturduğu bir zaman dilimindesiniz. Ne kadro, ne donatım, ne miras, ne cephe gerisi, ne de kitle temeli aramayın. İnancın ve bilginin çılgınlık dönemidir; söz konusu olan. Uçurumlar gerçekte olduğundan daha küçük görünmektedir. Uzak dağların maviş dumanlı sinesinde yayılan koyun sürüsü, uyuyan bir orduyu andırmaktadır.
Gökkuşağının altından geçmek mümkündür. Bir tanka ya da bir uçağa, küçük bir bıçakla meydan okunabilir. Demirdeki pası yeşerten güçlü bir devrimci romantizmidir, söz konusu olan.
Devin cüceden, gülünecek derecede korktuğu ve elli yıllık bir suskunluğun etkisinden olsa gerek, kahramanların bol bol konuştuğu bir dönemdir.

Kitabı okuyanlar 47 okur

  • Tolga Karaca
  • Yaşar Güzel

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.3 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0