Bay Fukuoka gençken yaşadığı felsefi bunalımlar sonucunda tüm insani çabanın ve anlayışın bir öneminin olmadığını düşünür. Bu düşünceden kurtulmak ister ancak içinde bu düşünceye bir zıtlık oluşturamaz. Daha sonra dağdaki bir kulübeye taşınır ve ilkel bir yaşam sürmeye başlar. Eğer fark ettiklerini, bir narenciye ve tahıl çiftçisi olarak hayata geçirip örnekleyebilirse bütün dünyanın düşüncelerinin doğruluğunu kabul edeceğini düşünür.
Bu doğal tarım yolu, Japon çiftçisinde, ilk önce bilimin gelişmesine bir tepki olarak yorumlanır ancak Fukuoka’nın yapmakta olduğu şey insanlığın hiçbir şey bilmediğini gösterme çabasıdır.
Sayısız başarısız denemeleri olur ancak daha sonra şu sonuca varır; sürmeye gerek yoktu, gübrelemeye gerek yoktu, kompost yapmaya gerek yoktu, böcek ilacı kullanmaya gerek yoktu.
Bütün araştırmaları, şunu ya da bunu yapmama yönünde olur. Otuz yılın ona öğrettiği, çiftçinin durumunun neredeyse hiçbir şey yapmazsa daha iyi olacağıdır. Ve Bay Fukuoka, kendi yönteminden “hiçbir şey-yapma” tarımı diye söz eder. Hiçbir şey yapmadan tüm teknolojik aletleri ve kimyasal maddeleri kullanan çiftçilerle hasatta aynı ürün miktarını elde eder.
Tarımı hayatın merkezine koyarak sağlık, ticaret, politika, eğitim ve diğer alanlarda bir rehabilitasyon süreci planlar. Toprağın iyileştirilmesini ve insan ruhunun arınmasını aynı süreç olarak görür ve sürecin gerçekleşebileceği bir yaşam ve tarım şekli önerir.
Herhangi bir yerden gelerek, dağda kulübelerde yaşayan ve tarıma yardım eden öğrencilerden, akademisyenlerden, sanatçılardan kendisi de güncel bilgiler öğrenir. Kendisini insanların belli bir süre kaldıktan sonra yollarına devam ettikleri bu yolgeçen hanının bir hizmetkarı olarak görür.
Doğal gıdanın aslında tarla sürmeden, ilaç, gübre, traktör vs