Merhaba,
Bugünkü yazımı paylaşıyorum. Yorumlarınızı bekler, esenlikler dilerim.
İçimizdeki İnsan
Haberleri izliyoruz, olayları gözlemliyoruz. Belgesellerle geziyoruz. Bazen sosyal, bazen teknik içerikli videoları takip ediyoruz. Tüm güzellik ve çirkinliklerden anında haberdar oluyoruz. Bizde oluşan izlenim ve algı olumlu da olsa, olumsuz da olsa, bu bir insan ürünü, insan tercihi ve insan iradesinin yansımasıdır. Güzellikler içimizi ısıtarak alkışı hak ederken, olumsuzluklar moralimizi bozmaktadır. Bu kadar vahşileşebilen, duyarsız ve tutarsız davranabilen bir canlı türü de “insan” olarak tanımlanıyorsa eğer; “ben neyim o zaman?” diye şaşkınca sorular zinciri üretebiliyoruz.
Uzunca bir süredir okuma ve yazma uğraşımda yoğunluğu azaltmıştım. Teknik ve üretim odaklı bir konuyu önceliklerim arasına almıştım. İstediğim mesafeyi alınca, yazı dünyasına tekrar döndüm. Yazarak, tespit ve önerilerimizi sunarak, çok bir şeyi değiştirememiş olsak da çözümün bir parçası olmak, her zaman bize, “olması gereken pozitif insan tavrını” hatırlatacaktır.
Kim ne derse desin, nasıl yorumlarsa yorumlasın; içimizdeki insana henüz ulaşamadığımızı, onu keşfedemediğimizi belirtmek zorundayım. Bilim, kültür, sanat, zanaat, maneviyat, felsefe, edebiyat, müzik, teknoloji, doğa, tarım, metodolojiyle barışık ve yoğrulmuş; ulaşılabilir, kabul edilebilir, sürdürülebilir, ölçülebilir, denetlenebilir, doğal bir yaşamın öznesi, en azından bir parçası olmak, insani bir yükümlülüktür. Ulaşılması gereken insaniyet makamı; ruh, beden, irade ve bilincimizin çok daha üzerinde bir konumdadır. Bunları da kapsar ama hiçbiri yalnız başına onu temsil edemez.
İnsani değerler ve bize önerdiği yüce makam nedir o zaman?...
Matematiksel ve somut olarak bir tanım ortaya koyup; alt ve üst sınırını çizmek