Ali Rıza MALKOÇ profil resmi
Ali Rıza MALKOÇ kapak resmi
1965 de Samsun'da doğdu. Teknik Lise elektrik bölümünden mezun oldu.Eskişehir Anadolu Ü. İktisat Fakültesinde okudu.
Felsefe, psikoloji, sosyoloji ağırlıklı yayın ve tüm yazılı çalışmalar ilgi alanına girmektedir.
Yayın redaksiyon hizmeti de vermektedi
Şair, yazar, danışman
Üniversite
Samsun
Samsun
Erkek
232 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
1965 de Samsun'da doğdu. Teknik Lise elektrik bölümünden mezun oldu.Eskişehir Anadolu Ü. İktisat Fakültesinde okudu.
Felsefe, psikoloji, sosyoloji ağırlıklı yayın ve tüm yazılı çalışmalar ilgi alanına girmektedir.
Yayın redaksiyon hizmeti de vermektedi
Şair, yazar, danışman
Üniversite
Samsun
Samsun
Erkek
232 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
  • %100 (320/320)
  • Bir dostun anlatımıyla tanıdığım bu 146 sayfalık kitabı, beğeniyle okudum.
    Başta hukukçular olmak üzere herkes okumalı.
    Evrensel ve hukuki normların nasıl heba edildiğini, hukuk kültürünün nasıl topluma mal olması gerektiğini anlatıyor.
    Yazarın, hukuk zihniyeti adlı kitabını da okuyacağım.
    Kitap hayattır, gözlüktür, tekerdir.
    Amacı olanı, idealiyle buluşturur.
  • %100 (236/236)
  • Kitap İnceleme Yazısı
    Kitap Adı: Köy Enstitüleri Dosyası
    Alt Başlık : Türk Rönesansı
    Yazarı : Ahmet Özgür Türen
    Yayınevi : Destek Yayınları
    Baskısı : 10.Baskı / Eylül 2018/ 263 Sayfa


    Köy enstitüleri konulu okuduğum bu üçüncü kitap. En çok da bu kitaptan istifade ettiğimi söyleyebilirim. Osmanlı dönemindeki eğitim sistemlerimizden anlatıma başlamış, köy enstitülerinin doğuşunu ve kapanışını, değişik kaynaklardan da alıntılar yaparak ortaya koymuş.
    Okuduğunuzda, bir toplumun inşasında, bireylerin yaşam sürecinde eğitimin ne kadar kutsal bir alan olduğunu anlayacaksınız.
    İkinci dünya savaşının çıktığı dönemlerde, bizlerin silahla değil, kitapla, kalemle, uygulamalı eğitimle mücadele etmesi ne kadar manidardır. Nüfusun %90’ının köylerde yaşadığı ve okuma oranının, mesleki deneyimin çok düşük olduğu bir tarih kesitinde, elbette ki eğitim hamlesine buradan başlamak gerekiyordu.
    Olağanüstü bir iyi niyet, planlama, özveri ve araştırmayla yola çıkılmıştı. Diğer ülkelerden heyetler geliyor, notlar tutuyor, bu mucizeyi kendi ülkelerine taşıyorlardı. Hatta İsrail bizden, bu sistemi uygulamak için öğretici heyet bile istemişti. Fakat biz ne yapmışız? Sistemi daha da genelleştirip
    kalitesini yükselterek tabana yaymamız gerekirken, “köylü uyanıyor, imajımız sarsılıyor, ağalığımız, aşiretimiz, şeyhliğimiz elden gidecek” bahanesiyle her türlü çirkin ithamı yakıştırarak, sistemin sarsılmasına neden oluyoruz. Şüphe, saldırı ve gölgelerle, dedikodu ve ithamlarla sistem ayakta ölüyor. Ve siyasi iradaye tek düşen şey, kabrini kazıp gömmek oluyor.
    Kapatıldı da ne oldu, daha iyisini mi açtık? Çocuklarımız internetin başında, gençler sevgilisiyle TV ve maç izleme telaşında, Orta yaşlılar, içki, kumar ve politikayla zehirlenmiş durumda çoğunlukla.
    Emeklilerimizin bir kısmı, kahve köşelerinde zaman öldürmekte. Bir kısmı da inançları yanlış kavrayıp uygulamakla tatmin.
    Oysa ki, köy enstitülerinde, insanlar üretirken öğreniyorlardı. Gence de iş var, emekliye de.
    Yaşamla iç içe bir üretim, mücadele ve dayanışma örneğiydi bu.
    Toprak ağaları, Kalkınmamızı istemeyen ABD, aşiretler ve imajı sarsılan şeyhler istemedi diye
    Kapısına kilit vurduk. Neden? Oy kaybederiz, partimiz tabela partisine döner, koltuğumuzdan oluruz çekincesiyle. İki partili dönemde, iki parti de bu konjonktür gereği hareket etmişlerdir.
    Amerikan hayranlığı başladığı bir dönemde, bir baş düşman seçmek gerekiyordu ve her muhalif düşünen “komünist” damgası yiyordu. Derini değiştirsen de bu suçlamadan kurtulamıyordun o dönemde. Ve Komünizmin yayıldığı bir kaynak olarak da köy enstitüleri seçilmişti.
    İşin ilginç yanı, “kendine yeten, bilinçlenen, kendi yağıyla kavrulan, devletle bütünleşen köylü kitleleri artınca, devrime taraftar bulamayız” endişesi ve çekincesiyle komünistler de bu eğitim projesine mesafeli durmuşlardır.
    Oysa ki buralarda, tarım, makine, elektrik, inşaat, edebiyat, fen, el sanatları, müzik, sağlık bilgileri, acil yardım gibi her aileye gerekli bilgiler öğretiliyordu. Amerika’ da sıcak bakmayınca kapattık hatta Ege gölgesindeki bir köy enstitüsü binasını Nato’nun emrine tahsis etmiştik. Şirinyer binasını şirin görünmek için Nato’ya feda ederek, bağlılığımızı pekiştirmiştik.
    Geldiğimiz süreçte ise Ne ABD ile dost olabildik, ne NATO ile tam müttefik. Komünist diye korkulu ve mesafeli durduğumuz Rusya’ya ise domates satıp, füze, doğalgaz, nükleer santral almaktayız.
    Kalkınmamızı, uçak yapmamızı, kendi yağımızla kavrulmamızı, demiryolu projemizin olmasını istemeyenler, Köy Enstitüleri gibi bir eğitim hamlesini niye istesin ki? “sen üretme biz sana satarız hatta yardım ederiz” cümleleriyle, elma şekeriyle kandırılan çocuk durumuna düşmüştük.
    Köy enstitüleri, benim de günlük yaşam öngörülerimle benzeşen, tam teşekküllü insan yetiştirmekteydi. Buna karşı olmak, ahmaklığın ve ihanetin, zirve noktası olarak tanımlanabilir ancak.
    Cehaleti kabulleneceksin ve eğitim yuvasını daha da geliştirmek yerine kapatıp, kitaplarını da yakacaksın. Böyle bir şey kabul edilemez.
    Bir kısım, “oy alamayız” diye gözden çıkarmış. Diğer kısım, “ırgat, köle, mürit bulamayız” endişesiyle düşman gözüyle bakmış. “ Amerika ile iyi geçinelim” niyeti de aktif rol almıştır bu kapatma kararında. Topraklarımız elimizden gidecek, bir köy öğretmeni her şeyi biliyor. Gelip okulun inşaatını yapıyor. Tarım öğretiyor, peynir yapıyor, iğne vuruyor, yarayı pansuman yapıyor, kitap okuyor, okutuyor, bağlama çalıyor, hayvancılığı da biliyor. Köy ağası, köy imamı, diğer şıhların tahtı sarsılınca bu kadar işi gönüllü yapan öğretmen olsa olsa “komünist” olur düşüncesiyle dışlanıyor. Bu cehalet tablosunu ilk görmüyorum. Fakir Baykurt’un Eşekli Kütüphaneci adlı kitabında,
    Köy köy eşekle dolaşıp gönüllü olarak kitap dağıtan Mustafa Güzelgöz’ ü kıskananlar ona yapmadığını bırakmamışlardır. Beyaz zambaklar Ülkesinde adlı kitapta Finlandiya’da geçen cehaletle savaş hikayesi manidardır. Bizdeki de bir nevi Türk Rönesansı başlangıcıydı. Dar, cahil ve sapkın kafalar özümseyemedi ve çöpe gitti.
    Buradan nasıl bir çıkarımda bulunabiliriz? Fikir, duygu ve düşünceler müzakere edilmiyor, mizaçlar, kinler, çıkar, makam ve beklentilerin çarpıştığı bir dünyada yaşıyoruz. Sosyal depremleri önleyemediğimiz gibi, fiziki sarsıntılara da neden oluyoruz.
    İhanet, gaflet, cehalet, rezalet ve melanet gibi kavramlar gündemimizden hiç düşmüyor.
    Yüzlerce tarihsel vaka vardır. Tek tek listelemek zor. Adam asmaktan, parti kapatmaya, demokrasiyi askıya almaya, taşeronluk yapmaya kadar varıyor.
    27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan, 15 Temmuz tarihleri ilk hatıra gelenlerdir.
    Tarım ve hayvancılık ülkesi olamadık çünkü et, bakliyat, buğday ithal ediyoruz.
    Sanayi ve teknoloji ülkesi de olamadık. Bu alandaki üretimimizin çoğunluğu montaj. Tam turizm ülkesi de olamadık. Bunun yanında, ülkemizde turizm amaçlı 20 kentimizi gezme ihtiyacı hissetmeden, 50 kez yurt dışında tatil yapanlarımız da var.
    Daha önceki eğitim makalelerimizde bahsedip kitaplarıma da aldığım bir konuyu burada kısaca özetleyeyim. Gençlerimiz çok duyarsız, dalgın, unutkan, beceriksiz, niteliksiz ve milli heyecansız yetişiyor. Üretim ve uygulama ile iç içe eğitime ağırlık verileceğini yeni Milli Eğitim Bakanımızdan duymak sevinç ve mutluluk kaynağı.
    Meslek Liselerinin Orta okul bölümü açılmalı. Lisenin ilgili mesleki alanından mezun olanlar, ilgili fakülteye ek puanla öncelikle girebilmeli.
    Ticaret, Endüstri, Turizm, Tarım, Sağlık, imam hatip gibi meslek lisesi mezunları, son iki sınıfta, sanayi, ticaret ve diğer kurumlarla içi içe uygulamalı eğitim almalı.
    Ayrıca genel beceri, donanım ve kültür için son iki sınıfta diğer meslek okullarının derslerine de seçmeli olarak girebilmelidir. Bir veli evladını imam hatip lisesine gönderiyor fakat ticaret, tarım ve elektrik bilgisi de olmasını arzu ediyor. Bu veli ve öğrenciye bu hakkı versek ne kaybederiz?
    Lise 3. Sınıfta 20 saat dersi gidip endüstri meslek lisesinde alsın. 10 Saat dersi gitsin tarım meslek lisesinde alsın. Lise 4. Sınıfta ticaret lisesinde gitsin ticaret ve finans bilgisi öğrensin.
    Okul servisleri de ücretsiz olsun. Buyurun, alın size Köy Enstitülerinin çağa uydurulmuş şekli.
    Üniversiteyi istemese de kazanamasa da, kendi işini kursa da, sanayide çalışsa da, el becerisi, genel kültürü, üretim kafası olan bir gençlik yetiştirelim. 100 m2 lik bir tarlası olsa bu genç, kimseye muhtaç olmadan evini geçindirir en azından. Bunlar yok da ne yapıyor. Yırtık bir kot pantolonla, elinde 5bin TL’lik cep telefonuyla, sinemeya gitmek için durakta sevgilisini bekliyor.
    Tamam bu da olsun peki 10 yıl sonra ne olacak, aç kalacak ve “ kurtar bizi devlet baba” diyecek.
    Bir de bu açıdan eğitime bakın istedim. Ben 36 yıl önce Teknik Lise Elektrik bölümünde okudum.
    Öğrendiğim teknik bilgiler ve öğretmenlerimiz adları halen aklımda. 42 yıl önce orta okuldan mezun oldum. Öğrendiğim temel bilgiler ve müzik notaları halen aklımda. Bugün bu kalite ve ilginin, bilinç seviyesinin yüz kat daha iyi olması gerekmez miydi?
    Taş yerinde ağırdır. Beraber iteklersek, dünyayı yerinden oynatabiliriz?
    Ne dersiniz, en azından hak verin, yalnız olmadığımı bileyim.
    02.12.2018
    Ali Rıza Malkoç
    #armozeyis
  • Ayakkabıyı ayakkabı tamircisi onarır, ama neresinin ayağını vurduğunu ancak giyen kişi söyleyebilir.
    Bir Atina özdeyişi
  • Kitap İnceleme Yazısı

    Kitap adı: Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi
    Yazarı : Yrd. Doç. Dr. Eriman Topbaş
    Yayınevi : Panama Yayıncılık
    Baskısı : Mart 2018 / 7.Baskı / 222 Sayfa

    2013 Yılında ebediyete uğurlanan kitabın yazarını, öncelikle rahmetle anıyorum.
    Bu güzel bilimsel eğitim yöntemi kitabını, tercüme değil telif olarak bizlere kazandırdığı için müteşekkirim. 222 sayfalık bir kitabı 5.5 TL’ye satan yayınevi de ikinci teşekkürü hak ediyor.
    Çocuk; insanlığın babası, mayası, fabrikası, ilk yapı taşı. Kâinatın varlık nedeni. Toplumun mimar adayı.
    Böyle baktığımız zaman; hiçbir şeyin insan hayatından önemli olmadığı yargısına varırız.
    Yıllar önce, “Montessori Ana okulu” adında bir eğitim kurumu görmüştüm. Dikkatimi çekmişti fakat araştırmaya vaktim olmamıştı. Bu kitabı okuyunca, işin önem ve ciddiyetini anladım.
    1870 Yılında İtalya’da doğan Maria Montessori, kendini çocukların eğitimine adar. 1898 yılında bir psikiyatri hastanesine çalışmaya başlar. Bir insanın kendini bir hedefe gönüllü ve planlı adaması ancak bu kadar verimli ve çileli olabilir. Diktatör Musollini ile arası açılınca, ülke ülke gezer. Bilime ve insanlığa yararlı işler sunmaya aşık bir yüreği vardır. Birçok ülkede 8000 civarında Montessori okulu açılmıştır. İşin içinde yabancı bir ülke adı ve yabancı bir girişimci olunca, hemen bazılarının aklına;
    “misyonerlik, masonluk eğitimi mi veriliyor acaba” diye önyargılı bir endişe gelebilir.
    Böyle düşünenler; bilimsellik ve mantıktan uzak, yerli olmayı başaramadıkları gibi, yabancıları örnek de alamamışlardır, taklit de edememişlerdir. İki dere arasında susuz yaşamaya mahkumdur, her şeye şüpheyle bakanlar.
    Bir çocuktan nasıl bir robot, maşa, katil, hırsız ve düzenbaz üretebiliyoruz?
    Toplumun yapı taşı olacak, üretim, yönetim, denetim ve dayanışmanın bir parçası olacak bir canlı, nasıl böyle olumsuz niteliklere evrilebiliyor? İşte bu soruyu yürekten ve içten sorduğumuzda, hepimiz bir Montessori olmamız gerekiyor.
    Tarımda tohum ıslahı gibi, makine ve teknolojilerde yenilikler ürettiğimiz gibi, çocuklar da 0-6 yaş aralığında, zekâ, ahlak ve bilincinin şekillendiği bu devrede çok iyi bir eğitim alması gerekiyor.
    Japonya, Finlandiya, Hollanda ve Almanya bu konu üzerinde hassasiyetle duran ülkeler arasındadır.
    Kitapta, her ne kadar 0-6 yaş aralığı çocukların eğitim yöntemleri anlatılsa da, bence büyümemiş/ yeterli eğitimi alamamış her insan çocuktur. “Çocuklarımız büyüdü, o defteri kapadık” diye düşünmeyiniz. Kitabı okuyun, inanınız gözlemleriniz daha da farkındalık ve verimlilik kazanacak.
    Torun da bir çocuktur, komşu evladı da bir çocuktur, pazarda, yolda, okulda, toplu taşıma araçlarında gördükleriniz de çocuktur. Yani anlık ve bencil, duyarsız karar vermeyelim derim.
    Anne, babalar başta olmak üzere, tüm eğitimcilerin okumasını tavsiye ediyorum.
    Yaşanabilir bir dünya, anlamlı bir çevre, mutluluk veren iletişim, güven veren bir toplum için değmez mi?
    25.11.2018
    Ali Rıza Malkoç
    #armozdeyis
1965 de Samsun'da doğdu. Teknik Lise elektrik bölümünden mezun oldu.Eskişehir Anadolu Ü. İktisat Fakültesinde okudu.
Felsefe, psikoloji, sosyoloji ağırlıklı yayın ve tüm yazılı çalışmalar ilgi alanına girmektedir.
Yayın redaksiyon hizmeti de vermektedi
Şair, yazar, danışman
Üniversite
Samsun
Samsun
Erkek
232 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
2018
126/140
90%
Her gün 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 169. sırada.

Okuduğu kitaplar 258 kitap

  • Türkiye'nin Hukuk Serüveni
  • Kurgu İle Gerçeklik Arasında Hukuk Meslekleri
  • Hukuk Metodolojisi
  • Köy Enstitüleri Dosyası
  • Sosyoloji [Başlangıç Okumaları]
  • Sosyoloji Çarşısı
  • Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi
  • Kendi Kendine MBA
  • Devlet Ve Toplum Felsefesi Üzerine Denemeler
  • İnsan Olmak

Kütüphanesindekiler 255 kitap

  • Türkiye'nin Hukuk Serüveni
  • Kurgu İle Gerçeklik Arasında Hukuk Meslekleri
  • Hukuk Metodolojisi
  • Köy Enstitüleri Dosyası
  • Sosyoloji [Başlangıç Okumaları]
  • Sosyoloji Çarşısı
  • Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi
  • Kendi Kendine MBA
  • Devlet Ve Toplum Felsefesi Üzerine Denemeler
  • İnsan Olmak

Beğendiği kitaplar 253 kitap

  • Türkiye'nin Hukuk Serüveni
  • Kurgu İle Gerçeklik Arasında Hukuk Meslekleri
  • Hukuk Metodolojisi
  • Sosyoloji Çarşısı
  • Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi
  • Kendi Kendine MBA
  • Devlet Ve Toplum Felsefesi Üzerine Denemeler
  • İnsan Olmak
  • Eğitici Tolstoy
  • Dünya Tarihi 101-Bir Çırpıda Uygarlıklar Tarihi

Beğendiği yazarlar 14 kitap

  • Ahmet Özgür Türen
  • İbrahim Emiroğlu
  • Taha Akyol
  • Atasoy Müftüoğlu
  • Gürdal Öztürk
  • Abdulkadir Şenkal
  • Afşar Timuçin
  • Jiddu Krishnamurti
  • İlber Ortaylı
  • Marlo Morgan