Ali Rıza MALKOÇ

Ali Rıza MALKOÇ
@Armbursa
1965'de Samsu'da doğdu. Teknik Lise Elektrik bölümünden mezun oldu. Eskişehir Anadolu Ü. İktisat Fakültesinde okudu Felsefe, psikoloji, sosyoloji ağırlıklı yayın ve tüm yazılı çalışmalar ilgi alanına girmektedir.
Şair, okur, yazar, editör, danışman
Üniversite
Samsun
Samsun
522 okur puanı
Eylül 2016 tarihinde katıldı
Merhaba, Bugün son şeklini vermiş olduğum şiirimi paylaşıyorum. Üzerinde beste çalışması da vardır. İlgi duyanlar arayabilir. web sitelerine kaynak gösterilerek eklenebilir. Esenlikler dilerim. Ali Rıza Malkoç Umuda Yürüyüş Emeğimiz kutsaldır, alın terimiz namus Yaşama hakkımıza, dokunamaz bir kabus Hak ve hukuk uğrunda, cesaretin yoksa sus --Doğruluk ve dürüstlük yoksa gerisi yalan --Bundan mahrum insanda, nedir ki arda kalan? / Akıl fikir ürünü, yoğrulursa vicdanla Ahlâk yok ise yoksun, gerisini sen anla Despotik yaklaşımlar, tanıştırır hicranla --Güneşten mahrum kalan, sadece gül mü solan? --Bağımsızlık özgürlük, ediliyorsa talan [Nakarat] Yürüyoruz umuda, haklının yoludur bu Vicdan ile yoğrulmuş, hürriyetin ruhu bu / Bireyin iradesi ve bilinci güçlüyse Geliştirir, devirir, gerçekten gerekliyse Toplumsal dayanışma, üretim odaklıysa --Kim engel olur buna, top, tüfek, falan, filan --Hikaye, masal ile, istemem ki oyalan / Dağdan kar bağışlayıp, attan düşer “indim” der Fitneyi körükleyip, tutuşunca “yandım” der
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İçimizdeki İnsan
Merhaba, Bugünkü yazımı paylaşıyorum. Yorumlarınızı bekler, esenlikler dilerim. İçimizdeki İnsan Haberleri izliyoruz, olayları gözlemliyoruz. Belgesellerle geziyoruz. Bazen sosyal, bazen teknik içerikli videoları takip ediyoruz. Tüm güzellik ve çirkinliklerden anında haberdar oluyoruz. Bizde oluşan izlenim ve algı olumlu da olsa, olumsuz da olsa, bu bir insan ürünü, insan tercihi ve insan iradesinin yansımasıdır. Güzellikler içimizi ısıtarak alkışı hak ederken, olumsuzluklar moralimizi bozmaktadır. Bu kadar vahşileşebilen, duyarsız ve tutarsız davranabilen bir canlı türü de “insan” olarak tanımlanıyorsa eğer; “ben neyim o zaman?” diye şaşkınca sorular zinciri üretebiliyoruz. Uzunca bir süredir okuma ve yazma uğraşımda yoğunluğu azaltmıştım. Teknik ve üretim odaklı bir konuyu önceliklerim arasına almıştım. İstediğim mesafeyi alınca, yazı dünyasına tekrar döndüm. Yazarak, tespit ve önerilerimizi sunarak, çok bir şeyi değiştirememiş olsak da çözümün bir parçası olmak, her zaman bize, “olması gereken pozitif insan tavrını” hatırlatacaktır. Kim ne derse desin, nasıl yorumlarsa yorumlasın; içimizdeki insana henüz ulaşamadığımızı, onu keşfedemediğimizi belirtmek zorundayım. Bilim, kültür, sanat, zanaat, maneviyat, felsefe, edebiyat, müzik, teknoloji, doğa, tarım, metodolojiyle barışık ve yoğrulmuş; ulaşılabilir, kabul edilebilir, sürdürülebilir, ölçülebilir, denetlenebilir, doğal bir yaşamın öznesi, en azından bir parçası olmak, insani bir yükümlülüktür. Ulaşılması gereken insaniyet makamı; ruh, beden, irade ve bilincimizin çok daha üzerinde bir konumdadır. Bunları da kapsar ama hiçbiri yalnız başına onu temsil edemez. İnsani değerler ve bize önerdiği yüce makam nedir o zaman?... Matematiksel ve somut olarak bir tanım ortaya koyup; alt ve üst sınırını çizmek
Reçeteye kitap yazmak (2)
Reçeteye Kitap Yazmak (2) Evet bu başlık altında 9 yıl önce bir deneme yazısı yazmış ve sitelere eklemiştim. İlgi duyanlar; edebiyatevi.com/yazi/186700_rec... adresinden okuyabilirler. Yerel toplum ve tüm dünya insanlığı olarak; kirlendik, yozlaştık, yoldan çıktık, hırçınlaştık, acımasızlaştık, doyumsuz olduk, temel insani değerlerden uzaklaştık. Artık nefes alamıyoruz nefes!!... Her sorunun bir çözümü var elbette. Her derdin bir devası var. İhtiyaç duyan arar, arayan bulur. Sağlık sorunumuz olsa bir hekime başvurur, gerekli tedavi yöntemleri kapsamında, yazdığı reçeteyi de uygulamak zorunda kalırız. Toplumsal sorunların, farmakolojik nitelikte bir ilacı yok. Birbirimizi anlamak ve nefes almak için, ortak bir yaşam iletişim dili geliştirebilmemiz için, sosyal içerikli eserler okumamız zorunludur. İşte bu amaca yönelik ben de nefes alma düzeyinde başlangıç seviyesi için, Reçeteye 12 adet kitap yazıyorum. Hangisinden başlarsanız başlayın, ayıracağınız zamana göre 1-2 ayda rahatlıkla ve sıkılmadan okuyabilirsiniz. Bu ilaçsız tedavide, kendinizdeki değişimi, özgüveni, umudu, moral ve motivasyonu yükselteceğinizden eminim. İlaçlar, sulu ve otlu uyuşturucular tedavi etmiyor tam olarak, öteliyor. Duvarı tamir ederken, temele su kaçırıyorsunuz adeta. Bu tespitim, tıbbi tedaviyi dışladığım anlamına gelmesin. En iyi koruyucu hekimlik, hasta olmamaktır. Hele bir başlayın, yorumlayın. Tespitlerinizi paylaşın ve ikinci reçeteyi talep edin. Reçetemizin bir bedeli yoktur. Fakat kitapları, diğer masraflarınızdan biraz kısarak edinmek zorundasınız. Okuduğunuzda çevrenize de emanet verin, iade alın. Evlatlarınıza ve torunlarınıza, sizleri hayırla anacak, paylaşım kavgasına neden olmayacak bir miras bırakınız. Gerçekten kitap alacak kadar finansal
Çelişkiler girdabında yaşıyoruz
Bugün yazdığım bir yazımı sizlerle paylaşıyorum *Çelişkiler girdabında yaşıyoruz* Örneklemeler ve tespitler; hem yerel hem de küresel planda somut karşılığı olan anlatımlardır. Çoğaltılabilir, düzeltilebilir ve eksiltilebilirler. Ortalama olarak bir anlam yüklenmesini arzu ederim. -İnsanlık yapmak istiyoruz ama muhatap nitelikli insan bulmakta zorlanıyoruz. -Ağacın kovuğunda yalnız mı yaşayacağız artık? -İnsan ve insana dair ne varsa ya gömmüşüz, ya bozmuşuz, ya da kirletmişiz. -Ve bu duruma somut tanıklık etmesinler diye, hayvanlara da yaşam hakkını çok görüyoruz. -Felsefe, genel ve kapsayıcı düşünce üretemiyor. Mantık, tutarlılık ve nitelik eksikliğimiz var. -Üretilenleri bile içselleştirecek canlı sayısı çok az. -Dini inançlar, ahlâk ve adalet üretmekte ve uygulamakta yetersiz kalıyor. -Hukuk ilke, kural ve kurumlarıyla, adalet ulaşamıyor. -Bilim, insanlığın hayrına, barışçıl teknoloji sunamıyor. -Devletler; denge, denetim, adalet, özgürlük, üretim ve dayanışmada etkin rol alamıyor. -Toprak, karın doyuramıyor.
Hayata Dair
Bakan bir pişman bakmayan bin pişman
Yeni yazımı paylaşıyorum. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir, paylaşılabilir, seslendirilebilir. dağıtılabilir. Bakan bir pişman bakmayan bin pişman!... -Bu bir anı yazısıdır- Rahmetli annem; tüketim çılgınlığı, para tuzakları ve aptalca harcamaları görünce hep bu hikâyeyi anlatırdı bize. Sanırım 1950’lı yıllar olsa gerek. Annemin bizzat yaşadığı dönemde geçmiş olabilir, büyüklerinin anlattığı bir şehir efsanesi de. Biz kaynağını araştırmakla vakit kaybetmeden, anlatımın özünden ders çıkarabilirsek ne mutlu. Aldatanların, nedense el üstünde tutulduğu dönemler her çağda oluyor. Bu durumdan vazife çıkaranlar da rollerini hep iyi oynamışlardır. Kimisi ticari cambazlıkla aldatır, kimisi dini duyguları istismar ederek aldatır, bir kısmı da politik söylemlerle aldatarak ekmeğini kazanır. Aldanan da memnundur aldatan da aslında. Çünkü böyle olmasa, hep aynı nakarat devir daim ederek, bugünlere kadar kültürel bir miras(!) olarak taşınabilir miydi hiç? Hokkabazın biri, insanların davranış bozuklukları, psikolojik acziyetleri, merak duygularını çok iyi bildiğinden çok güzel bir para kazanma yöntemi icat etmiştir. Sermayesi yok, malzemesi b*k. Vitrin şeklinde dışı tenekeden genişçe bir tezgâh hazırlar. Tezgâhın içi bölmeli reyonlardan oluşur, içinde ne olduğu görülmez ve her reyonun üstünde süslü ve gizemli kapak vardır. Dış cepheleri ise süslü ve albenili renkli figürlerle doludur. Kasetçalarından veya gromofondan da müzikleri fonda sunmayı ihmal etmez. “Vitrin reyonlarında neler var?” diye hemen meraklandınız değil mi? Her bölüme farklı farklı hayvan dışkılarını doldurur. At, eşek, inek, deve, tavuk, kedi, köpek, katır… İnsan dışkısı koymayı da ihmal etmez. Adeta biyolojik çeşitliliğin, dışkısal koleksiyonu gibi. Belki bir bilim insanının ilgisini çeker