mithrandir21 | Uğur D.'un Kapak Resmi
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

Levlake Uydurması, Nur-i Muhammedî Safsatası
"Levlake..." diye başlayan hadisi hatırlayınız ve şu satırlara bakınız.
"İsa olmasaydı kâinat yaratılmazdı. Göklerde ve yeryüzünde görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümdarlıklar... Her şey onun aracılığıyla ve onun için yaratılmıştır."
Yani bizde "Levlake..." diye başlayan ve tamamen uydurma ve iftira olduğu kaynaklarda belirtilen "Sen olmasaydın.! Ben âlemleri yaratmazdım..." diye giden hadis gibi.
"Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım..."

Tasavvufta Çok Mübarek Putlar, Hamdi Kalyoncu (Sayfa 54 - Anti Tasavvuf Yayınları)Tasavvufta Çok Mübarek Putlar, Hamdi Kalyoncu (Sayfa 54 - Anti Tasavvuf Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
 14 saat önce · Kitabı okuyor

Çünkü Sorgulamak Günahtır(!)
Allah'ın tüm bildirdikleri Kur'an'da yer almaktadır. Âyetlerde bu kitapta hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı belirtiliyor. Biri, "Allah şöyle yaptı, böyle yarattı, şunu dedi!" derken, "Bunlar doğru mu?", "Nereden çıkarıyorsunuz?" şeklindeki sorular kimsenin aklına gelmiyor.

Tasavvufta Çok Mübarek Putlar, Hamdi Kalyoncu (Sayfa 50 - Anti Tasavvuf Yayınları)Tasavvufta Çok Mübarek Putlar, Hamdi Kalyoncu (Sayfa 50 - Anti Tasavvuf Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okuyor

İnanan bir kişi Peygamber'i elbette seviyor. Allah ve Peygamber'den bahsediliyorsa inanmış bir insan huşu içinde dinler. Sorgulamak aklına gelmez.

Tasavvufta Çok Mübarek Putlar, Hamdi Kalyoncu (Sayfa 50 - Anti Tasavvuf Yayınları)Tasavvufta Çok Mübarek Putlar, Hamdi Kalyoncu (Sayfa 50 - Anti Tasavvuf Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., Kuşlar Yasına Gider'i inceledi.
Dün 19:00 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitaptaki anlatıcı yazarı yakından tanıyanlar için çok tanıdık gelecek, yazarın kendisi mi acaba diye. Kitap içinde birçok şeyde de çok fazla yakınlıklar ve çevremizden benzerlikler var, o kadar yakınlıklar, benzerlikler var ki bunları görüp düşünmemek de elde değil. Okuduktan sonra farkına varacağımız, varmamız gereken çok şeyler olduğunu algılayacağımız bir eser. Etrafımızdaki, çevremizdeki her şeyden önemlisi yakınlarımızı düşüneceğimiz bir kitap. Bir yanlışım, bir eksiğim var mı diye kitabı bitirdikten sonra şöyle kısa bir an düşündüm, düşündüm etkisindeydim çünkü kitabın ve Hasan Ali Toptaş’ın kaleminin. Sonra yeni yakın bir zamanda bir kabre attığım kürek dolusu toprakları düşündüm. Hasan Ali Toptaş’ın dediği gibi Azrail havsızca geliyor, ne vakit ve ne kılıkta geleceğini bilemeyiz Azrail’in, #19738606. Kitabın kapağını kapattıktan sonra değil, kapağını açtığımız zaman düşünmeliyiz geleceğini, sayfaları çevirirken düşünmeliyiz.

Kitap belki kimi kişiler için Ankara ve Denizli arasında geçen araba yolculuğu ve yolculuk esnasında dinlenilen türküler ile dolu olabilir ama aksine içinde çok fazla duygu barındıran, okura birçok hisler yaşatan, yaşatırken de düşündüren, düşündürürken de hatalarımızı belki de eksikliklerimizi, yanlışlarımızı bize her bir cümlesinde, her bir kelimesinde öğreten bir eser. Ailenin, birliğin önemini anlatan çok da fazlasıyla içimizden olan bir eser. İçimizden olduğu kadar da her an her saniye yaşayabileceğimiz, karakteri, karakterlerinden biri olabileceğimiz kadar gerçekçi ve içimizden olan bir eser Kuşlar Yasına Gider. Okuduğumuz kitapların, izlediğimiz filmlerin fazlası ile karakteri olmak istesek de belki bu içimizden olan kitaptaki gibi, her an her saniye yaşayabileceğimiz hikâyenin bir karakteri olmak istemeyeceğimiz de bir kitap; çünkü o kadar gerçekçi olan, o kadar içimizden olan bir eser ki içinde maalesef yaşamak istemeyeceğimiz ama yaşayacağımız gerçekler mevcut olduğu bir kitap. Yaşarken, konuşurken, düşünürken hep gerçekleri istesek de biliyoruz ki bazı gerçekleri istemeyiz ve görmezlikten geliriz hatta bizlere gelmeyeceğini düşünürüz, işte bunlara dokunacak kadar ve akla getirecek kadar gerçekçi olan, içimizden olan bir kitap Kuşlar Yasına Gider.

Kitap dokundu. Üzdü, düşündürdü, içime işledi de daha çok dokundu. Her bir sayfasındaki her bir cümlesinin içinde ne duygular, ne hisler saklı… Hele bazı cümlelerinin içinde bazı kelimeler var ki Hasan Ali Toptaş’ın kaleminin etkisinde de olunca o kelimeler okura daha çok etki ediyor. Bir baba betimlendiğini, görmüş, yaşamış, birçok tecrübeler elde eden bir babanın betimlendiğini düşünün. Okuduğumuz yazarlar o babanın yaşadıklarını, duygularını ve bunların kendi üstündeki etkilerini betimlerken, bir olay karşısında durup düşünürken aslında tüm geçmişini biz okura aktarabilmek için o babanın oturuşundan, ayakta duruşundan, kıyafetlerinden, konuşmasından ve tepkisinden her bir şeyine kadar her bir şeyini betimlemek ister ve betimler de. Bu betimlemeler karşısında o babanın görmüşlerini, yaşadıklarını, hayatta birçok tecrübeler elde ettiğini anlarız; ama Toptaş ise kısa bir cümle içinde o babanın sadece durup bir bakışını yazarken sadece bir kelime ile bunların hepsini anlatabiliyor. “…yanağında bir çukur oluşuyordu” kısmındaki “çukur” kelimesi basit olarak görülebilir ama yukarıda yazdığım betimleme örneklerinin hepsini hatta daha da fazlasını verip anlatabiliyor. Yanakta o çukur neden oluşur, o çukur oluştuğunda gözler baktığı yere kilitlenmişken, önünde başka bir şeye bakarken zihninden farklı düşünceler geçer mi, o çukur oluştuğunda vücudun duruşunun dikliğinde ne kadar bir azalma olur, yanaktaki o çukur hangi durumlarda ne hissederken oluşur gibi birçok soruyu biz okura sordururken aslında kendi kendimize betimleme de yaptırıyor Toptaş. Yanakta oluşan çukurun ardına o kadar fazlaca anlam yüklemiş ki Toptaş, o babanın hakkında olan her şeyi rahatlıkla anlayabiliyoruz.

Edebiyatta baba- oğul ilişkisi sürekli tercih edilip kullanılmıştır. Dünya klasiğinden tutun da efsanelere, mitolojilere kadar gitmiştir. Kiminde baba kötü, olumsuz karakterdir, kiminde ise oğul kötü ve olumsuz karakterdir. Bazılarında evlat katli işlenir bazılarında ise baba katli işlenir; ama baba katli daha çok sevildi mi desem daha çok ilgi mi çekti desem bilemedim ama baba katline daha çok ilgi olur. Günümüzde de hâlâ baba katli işlenir hatta bazılarında eski mitolojilere, efsanelere hatta eski romanlara göndermeler olur. Kuşlar Yasına Gider ise bu eserler gibi alıştığımız baba oğul çatışması olan bir roman değil hatta tam aksine birbirine sevgiyle bağlı olan, sevginin yanında saygı da olan bir baba ile oğulun hikâyesi. Baba tanıdığımız bir baba aslında, son derece iyi, düşünceli, bedeninde ve yüzünde görünenden aslında daha da fazlasını içinde yaşayan bir baba, oğul ise babasının artık son zamanlarını gören, babasına elinden geldiğince yardım etmeye çalışan, onu kıramayan hatta sonunda hoş şeyler olmayacağını bilse de babasına hayır diyemeyen bir oğul. Bu oğul da ayrıyeten kitabın gözlemcisi ve anlatıcısı.

Kitapta beni en çok etkileyen kısım ise alttaki alıntıdır, bir de “su verme” kısmıdır. Okumamış olan arkadaşlara kitap hakkında herhangi bir fikir vermesin diye alıntı olarak paylaşmadım, onun için kitabı okumuş olan arkadaşlar için buraya bırakayım.

“Ben sigaramı söndürüp yenisini yakarken de eriği kesmeye başladı. Gövdesinde testere çalıştıkça sarsıldı erik, yaprak yaprak sarsıldı, sarsıldı, sarsıldı ve yanının üstüne küt diye devrildi aniden.
Erik değil de babam devrilmiş gibi oldu o sırada, canım acıdı.”

https://www.youtube.com/watch?v=7IlFF-5NaE0

mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
Dün 09:55 · Kitabı okuyor

Tasavvuf dediğimiz bu sentezin, İslâm'ın beşiği olan Hicaz'da değil de Mısır, Suriye, Irak ve İran gibi, yüzlerce yıllık eski mistik dinlerin ve kültürlerinin izlerini hâlâ canlı bir biçimde koruyan ülkelerde ortaya çıkmış olması da anlamlıdır.

Tasavvufta Çok Mübarek Putlar, Hamdi Kalyoncu (Sayfa 34 - Anti Tasavvuf Yayınları)Tasavvufta Çok Mübarek Putlar, Hamdi Kalyoncu (Sayfa 34 - Anti Tasavvuf Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
Dün 08:46 · Kitabı okuyor

Dinde Aldatılmak, Şirk
Biri sizi dolandırıyorsa ve konu dünyalık ise, siz ne kadar ihmalkâr ve tedbirsiz olursanız olun, sizi dolandıran kimse suçludur ama konu ahiretiniz ise iş böyle değildir.
Şirk içine düşürüldü iseniz, yani biri sizin ahiretinizi dolandırdı ise, sadece sizi sapıttıran yani dolandıran değil, siz de en az onun kadar suçlu sayılıyor ve hesaba çekiliyorsunuz!

Tasavvufta Çok Mübarek Putlar, Hamdi Kalyoncu (Sayfa 9 - Anti Tasavvuf Yayınları)Tasavvufta Çok Mübarek Putlar, Hamdi Kalyoncu (Sayfa 9 - Anti Tasavvuf Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
23 Haz 23:33 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Azrail Havsızca Çıkar Gelir
Azrail'i ak urbalar içinde gezen, aksakallı biri mi sanıyorsunuz? Elinde ecel defteriyle bulutların arasından süzüle süzüle çıkıp gelir mi sanıyorsunuz? Ne vakit, hangi kılıkta geleceğini kimse bilemez onun. Türlü türlü yerlerden, türlü türlü kılıklara bürünerek çıkar gelir çünkü. Geliyorum meliyorum demeden, havsızca çıkar gelir.

Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 231 - Everest Yayınları)Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 231 - Everest Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
 23 Haz 12:25 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Yalnızlıklar
"Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardı," dedi bir ses o sırada çıtırtıların arasından; bu cümle senin kitaplarından birinde yer alıyor, öyle değil mi?

Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 194 - Everest Yayınları)Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 194 - Everest Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
21 Haz 18:30 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Kedi
...en sevdiğin hayvan hangisi, diye sordu.
Azıcık duraksadıktan sonra, en çok kedileri seviyorum, dedim ona.

Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 112 - Everest Yayınları)Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 112 - Everest Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., Sessiz Ev'i inceledi.
 19 Haz 10:18 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Orhan Pamuk’un gençlik dönemi romanlarından ve tepki gördüğü, sevilmediği, sevilmemesi için içinde birçok görüşler, mesajlar verdiği aslında doğru olanı da bir başka harika postmodern romanı. Sevilmez ülkemizde Orhan Pamuk da postmodern kitaplar da, sevilmemeleri için birçok sebepleri var çünkü. Ülkemiz daha tam olarak modernizm içinde olamamışken modernizm sonrası postmodern romanların, postmodern yazarların sevilmemesi gibi olağan bir şey yoktur; ama maalesef Orhan Pamuk’tan bırakın bir kitap okumayı, bir cümle okumadan daha kitaplarını eline almadan her türlü kampanyalara katılıp kendisi hakkında hükümler veriler. Bunu yaparak da aslında Orhan Pamuk ve benzeri yazarların sadece kitaplarında yazdığını onaylamış, tasdiklemiş olurlar. Sessiz Ev, Pamuk’un son dönem romanlarına göre cümleleri bazı yerlerde, kısım kısım daha acemice geliyor (özellikle kitabın başlarında); ama 30 yaşa göre de çok çok iyi cümleler, sadece ufak farklar var. Kitapta birçok karakter var ve her bir bölümü bir karakterin ağzından, gözünden okuyoruz. Orhan Pamuk, Sessiz Ev’i ilk basımından 30 yıl sonra, Yapı Kredi’nin bu baskısında tekrardan gözden geçirip hem bölümlere bölüm başlıkları koymuş hem de anlatımdaki bazı tekrarları kitaptan kaldırmış ve yayınevinin dediğine göre de yeni okurları için daha okunaklı hale getirmiş. Bölümlere başlık koyulması gerçekten de çok iyi olmuş önemli bir geliştirme. Her bölümde farklı bir karakter olduğu için ve her bölümü de o karakterlerin ağzından okuduğumuz için karışıklık olmaması bakımından çok çok önemli, yoksa bölüm başladıktan bayağı bir sonra kimin konuştuğunu anlamakta güçlük çekerdik.

Babaanne Fatma Hanım’ın eş ve oğlu hatta gelini vefat ettikten sonra yanında bir cüce ile yaşamaktadır, torunları da genelde yazdan yaza kendisini ziyaret ederler. Sessiz Ev de bu ziyaretlerden herhangi birinin başında başlıyor, ziyaretin başladığı dönem de ülkenin en karışık dönemlerinden biri, sağ ve sol kapışmasının artık her yere bulaştığı, insanların okuduğu gazetelere göre yargılanıp haklarında tavırlar sergilendiği 12 Eylül öncesi. Babaanne Fatma Hanım’a evine ziyarete gelen torunlarının geliş süreci, gelirken civarı görmeleri, gördükleri kişiler için yorum yapmaları tamamen içimizden, tamamen kültürümüze uygun. Selahattin Darvinoğlu, soyadından da anlaşılacağı üzere kitabın düşünce olarak, doğu ile batı arasındaki uçurumunu dile getiren baş karakter. Soyadı Darvinoğlu ya, Allah yok der bu kişi hatta Allah da öldü der de düşüncelerini belirtir ve din adına, yaratıcı adına, dini mensuplar adına birçok söylemler eder, doğu ile batının arasındaki uçurumu, farkı kapatmayı düşündüğü, istediği için de bir ansiklopedi yazar. 48 ciltlik bu ansiklopedinin doğu ile batının arasında olan uçurum gibi dediği farkın kapatacağını düşünür ve düşündükçe de düşüncelerini okuruz. Fatma Hanım rahmetli eşi ile arasındaki konuşmalarını düşünür ve hatırlar, hatırlar ve torunları ile beraber düşünürler de Darvinoğlu’nun doğrusunu, yanlışını bizlere belirtirler. Darvinoğlu’nun dediklerinin bir kısmı doğru olsa da dinden ziyade aslında çoğunlukla din adına olan beşeri bilgilere karşı doğrudur.

Orhan Pamuk bazı bölümlerde, özellikle de Babaanne Fatma’nın diyaloglarını ve düşüncelerini José Saramago gibi aynı uzun cümlenin içinde virgüllerle ayırmış. Babaanne Fatma’nın bölümlerini, anılarını, anıları içindeki diyalogları, düşüncelerini virgül ile ayırıp yazarken dili ise Saramago’ya göre daha ağır. Saramago’nun yazılarında şöyle bir şey var, bilmiyorum Saramago’nun kendi tekniği mi yoksa çevirmen veya Türkiye yayıncısının yaptığı bir şey mi ama diyalogları ve düşünceleri aynı cümle içinde virgül ile ayırırken diyalog sırası ya farklı kişiye geldiğinde ya da diyalog değiştiğinde bir düşünceye veya betimlemeye geçtiğinde büyük harfe geçiş olup devam ediyor; ama Orhan Pamuk’un yazımında ise bu geçişlerde büyük harf olmadığı için dediğim zorluk kendini belli ediyor. Yer yer virgülden sonrası okunup, kelimelerdeki vurgu kavranıp geçiş yaptığı anlaşılıyor, çünkü aynı kişinin kendi içindeki konuşmalarında da virgül kullanılıyor. Fatma Hanım’ın virgüllü şekilde zihninin içindekiler verilirken, cümle, bir kelime ile aniden kesilip, bir alt satıra geçip tırnak işareti içinde, normal romancılıkta gördüğümüz, bildiğimiz diyaloğu okuduktan sonra Fatma Hanım’ın düşüncesine bir alt satırdan son kelimenin arkasından gelen kelime ile devam etmek bence çok başarılı şekilde kâğıda dökülüp yazılmış, şüphesiz bilinç akışını çok başarılı gerçekleştiriyor.

Sessiz Ev, okunması gereken çok iyi bir kitap.

Kitabı okuyan arkadaşlar için de fan yapımı kısa filmini izlemelerini tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=qD4ESIY0ywI

mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
18 Haz 23:41 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Halid Ziya Uşaklıgil'in Ölümsüz Eserinden
Vefat: eski zenginlerden merhum Adnan Bey'in biricik kızı Nihal abla, tabii hatırladım, bak bir tütün tüccarıyla evlenmişsin, üç çocuğun olmuş, maşallah on bir de torunun olmuş, ama sen aslında Behlül'ü severdin, ama o da Bihter'i severdi.

Sessiz Ev, Orhan Pamuk (Sayfa 265 - Yapı Kredi Yayınları)Sessiz Ev, Orhan Pamuk (Sayfa 265 - Yapı Kredi Yayınları)