mithrandir21 | Uğur D.'un Kapak Resmi
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

yaşamın var olduğundan eminsiniz, çünkü elinizde kalan dört duyu bunu size söylüyor

Körlük, José Saramago (Sayfa 268 - Can Yayınları)Körlük, José Saramago (Sayfa 268 - Can Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
24 Nis 21:05 · Kitabı okuyor

sürekli yağan küçük yağmur büyük fırtına getirir, bu sözü daha güzel söylemek istiyorsanız, uyaklı koşuklu bir şeyler düşünmek size düşüyor.

Körlük, José Saramago (Sayfa 244 - Can Yayınları)Körlük, José Saramago (Sayfa 244 - Can Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
21 Nis 09:32 · Kitabı okuyor

Gregor Samsa, Dönüşüm
...aileniz yanınıza yaklaşmaktan korkardı, ana sevgisi, evlat sevgisi, hepsi bir anda uçup giderdi, onların arasında bir kör olsaydım, bana tıpkı buradaki gibi davranırlardı, bir odaya kapatır, en büyük lütuf olarak da bir kap yemek bırakırlardı.

Körlük, José Saramago (Sayfa 124 - Can Yayınları)Körlük, José Saramago (Sayfa 124 - Can Yayınları)
Undómiel (Merve D.), bir alıntı ekledi.
19 Nis 19:59

"Yalancı bir peygambere inanmaktan daha kötüsü, bir peygambere yalandan inanmaktır."

Şanzelize Düğün Salonu, Tarık Tufan (Sayfa 28 - Profil Yayıncılık)Şanzelize Düğün Salonu, Tarık Tufan (Sayfa 28 - Profil Yayıncılık)

11. Hikaye Tamamlama Etkinliği
Geleneksel ‘1000 Kitap 1000 Hikaye Hedefliyor’ (çokmuş yahu) etkinliğinde 10. hikâyeyi iyisiyle kötüsüyle tamamladık. Ve sıra geldi 11. etkinliğimize...
Katılmak isteyen arkadaşların bu ileti altına "Katılmak İstiyorum, ben de varım" vb. katılmayı istediklerini belirttiği cümleleri yazarak müracaat etmeleri gerekmektedir. Cuma gecesi 23:59'a (GMT 2) kadar yazabilirsiniz.

Not: Hikayenin türüne katılımcılarla beraber karar verelim istiyorum. O yüzden katılım talebinizin yanına istediğiniz türü de yazarsanız çoğunluğa göre seçeriz.

Önemli Not:

Önceki 10 hikaye deneyiminden öğrendiğimiz bir şey varsa, bu da bazı şakacı arkadaşlarımızın etkinliğe dahil olarak, diğer 14-15 katılımcının emek ve zamanını hiçe sayarak, etkinliği trolleme çabalarına engel olamamızdır. Bu durum bu işe emek ve zaman veren nice hevesli arkadaşımızın (ben de dahil) hevesini kaçırıyor. Dolayısıyla bunu engellemek için yeni bir kural denemek istiyorum. (En başta kuralları belirteyim de sonradan kural değiştirme şerefsizliğinde bulunmayayım)
Yazar, hikayenin zaman, konu, mekan ve karakter bütünlüğünü bozamaz. Bazen zaman ve mekan atlamaları gerekli olabilir. Ancak bu yapılacaksa da yazar bunu bir anda vermek yerine nasıl olduğunu kendi yazısında aktarmalıdır. Mesela bir anda karakterimizi uzay boşluğuna almaya karar verdiyseniz mümkünse buraya neden ve nasıl geldiğini de açıklayınız. Ya da cinayetten söz ederken bir anda aşktan bahsettirirseniz karakteri bunu cinayete bağlaması gereken de sizsiniz.
Peki kural ihlali varsa ne yapacağız? Biraz diktatorce olacak ama aklıma tek bir çozum geldi. Her eklenen parçadan sonra yazıyı ben hızlıca okuyacağım. Her şey uygunsa bir sonraki arkadaşa "yazabilirsin" diyeceğim.. Eger ufak tefek sorunlar varsa yazarın düzeltmesini bekleriz. Sorun ciddi anlamda büyük bir kötü niyet içeriyorsa da katılımcı sayısının 3de 1'inin onayını alarak o parçayı çıkartırız.

"Fazla şımarmış, çok biliyor zaten" falan diye düşünmenizi istemem. 10 hikayedir pek çok arkadaşım ciddi emek sarfediyor ve her seferinde 1-2 şakacı arkadaş yüzünden herkesin hevesi kaçıyor. Bunu engellemek için de aklıma ne yazık ki başka bir yol gelmedi. Bu yol tutarsa ne ala, tutmazsa 12. etkinliği başlatacak arkadaş yeni başka bir yol bulabilir.

mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
18 Nis 19:38 · Kitabı okuyor

Kör adam o gece, düşünde kör olduğunu gördü.

Körlük, José Saramago (Sayfa 28 - Can Yayınları)Körlük, José Saramago (Sayfa 28 - Can Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
18 Nis 16:48 · Kitabı okuyor

"Balıkların yüzmesi, kuşların uçması ve eşlerin dırdır etmeleri gereklidir."

Oyun, Stephen King (Sayfa 43 - Altın Kitaplar)Oyun, Stephen King (Sayfa 43 - Altın Kitaplar)
mithrandir21 | Uğur D., 22/11/63 inceledi.
 17 Nis 19:50 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çok fazla King kitabı okumadım ama okuduğum her bir King kitabını okuduktan sonra kurduğum cümleler, “bu adam manyak” ya da “bu adamda nasıl bir kafa var” tarzında oluyor. Kitap ne klasikleşmiş bir bilim kurgu kitabı ne de klasikleşmiş bir gerilim kitabı, kitap baştan sona karakterlerle bizi bir yapan, onları bizimle beraber yaşattıran duygu yüklü bir kitap. Klasik bir bilim kurgu kitabı olsa kitap içinde zamanda yolculuk kavramları daha çok ön plana çıkardı, klasik bir gerilim kitabı olsa JFK’nın suikast olayına daha çok yoğunlaşırdı; ama bu iki unsur kitabın alt yapısını ve temelini oluşturan kavramlar, unsurlar olsa da kitabı esas bir kitap yapan baş unsur kesinlikle içinde fazlası ile barındırdığı duygudur. Kitabın başlarında okura verdiği duygu pek olmasa da sayfalar okundukça kitabın okura verdiği his ne bir bilim kurgu oluyor, ne de bir gerilim oluyor, aksine King’ten hiç beklenmeyecek şekilde yüklü bir şekilde duygusallık oluyor, tamam, tabii ki de kitabın içinde bilim kurgu ve gerilim hâlâ bir King kitabından beklenildiği gibi çok kaliteli olarak biz okura yansıyor ama duygusallık kesinlikle çok daha fazla. King’i bu yönü ile hiç tanımamıştım, bir tanıdığım, bir King romanını okuduktan sonra boğazının düğümlendiğini ve duygusallaştığını söylese ve bu kitabı okuduktan sonra aynı hisler sende de olacak diye söylese cevabım şüphesiz King böyle bir şey yapmaz ama sen de beni bu sözünle bir güzelce güldürdün demek olurdu. Bu hislerin yanında kitap kesinlikle de Amerika’nın yakın tarihine, JFK’ya içinizde bir merak uyandırıyor, hele ki de benim gibi 1950 ve 1960 Amerika’sını çok seviyorsanız bu ilgi ve merak sizi kitaba daha çok bağlayacak.

Jake Epping ve Sadie karakterleri kesinlikle çok sevilesiceler. Kedisi olmasından ve verdiği tepkiler ile cevaplarından dolayı Jake’i kendime çok yakın hissettim ama bir de Sadie var ki ayrı bir hoşuma gitti. Yaptığı sakarlıklar mı desem, baş belası gibi bazı şeyleri arka arkaya sorması mı desem yoksa tez canlılığı mı desem bilemedim ama kesinlikle bunların hepsi Saide’yi âşık olunası bir karakter yapmış. Bilim kurgu ve gerilim iki unsurunun yanında bunun gibi kısımlar kitabı en azından benim için daha üst boyutlara çıkardı. Kitabın içinde bir konu, bir olay örgüsü tabii ki var ama bu konunun yanında da Jake’in geçmişte kurduğu bir yaşamı var, gündelik olayları var. Şüphesiz ana konudan daha çok Jake’in gündelik hayatını okuyoruz (kitabı okuyanlar sebebini bilir). Bu normal gündelik yaşamı okurken (en azından beni) ne kitaptan sıktı ne de herhangi bir derecede en ufak bir şekilde kitaptan soğuma oldu, aksine kitabın içine beni bu kısımlar daha çok çekti. Jake’in normal sürecini okurken onu daha çok yaşıyoruz, onunla daha çok özdeşleşiyoruz. Hani olur ya güzel bir kitap okurken kitabın karakteri artık bizim arkadaşımız olur, kitap bittikten sonra da o karakteri özleriz, onunla beraber yine bir şeyler yapmak isteriz ya da biz kendimiz bir şeyler yaparken acaba o olsaydı ne derdi veya nasıl tepki verirdi diye düşünür ve kendimize sorarız, işte böyle bir kitaba en güzel örneklerden biri 22/11/63.


Farklı bir, zamanda yolculuk hikâyesi. Zamanda yolculuk kitaplarında ya da filmlerinde en çok hoşuma giden kısımları zaman değişikliğine dair en ufak ayrıntıların verilmesidir. Aynı tarihe gidip, aynı tarihte aynı kişi ile her seferinde aynı cümleler ile tarihte, evrende yer almaları, karşılaştığı kişiden her seferinde aynı bir şeyi istemesi, aynı cevabı alması, her seferinde aynı şeylerin tekrarı olması gibi ince ve küçük ayrıntıların yer verilmesi çok güzel ayrıntılardı. Yapılan zaman yolculuğunda karakterin gittiği yıla göre etrafındaki insanların giyim şekillerine göre kendi üzerindeki elbiseleri düşünmesi, daha ilk başlarda o zamana göre giyinme isteği ve aklında oluşan düşüncelerini okumak kitabın güzel ince ayrıntılarından bir başkasıydı.

Kitap malum Stephen King’in hemen hemen tüm romanlarında kullandığı Derry Kasabası’nda geçiyor, en azından bir kısmı. E geçmişe yolculuk olduğu için de ve geçmişe gidilen yıl da 1958 olduğu için de King’in en büyük ve en önemli romanlarından biri olan O’ya kitabın içinde göndermeler yapılmadan olmazdı. Yapılan göndermeleri, kurulan cümleleri okumanın keyfi de çok güzeldi. Göndermeleri okudukça yüzde istemsizce oluşan gülücükler eşliğinde, havada bir cisim varmış gibi elimin o cismi yakalaması ve “aha göndermeyi yakaladım” gibi cümleler kurarak göndermeyi yakaladığımı defalarca belli etmek istedim. Kitabı okuyacak arkadaşlara tavsiyem bu kitabı lütfen ama lütfen O kitabından sonra okuyun, o zaman emin olun ki bu güzel kitaptan alacağınız keyfin üzerine kat kat daha fazla keyifler eklersiniz; çünkü bazı göndermeler bayağı bayağı O kitabı için çok önemli olan gelişmeler, haliyle de 22/11/63 için de çok önemli gelişmeler. Sonuçta Stephen King, Jake Epping ile biz okurlarına da zaman yolculuğu yaptırıyor. Derry’e, Çorak Topraklar’a, O kitabının 6 kafadarının bulunduğu yerlere bizleri götürüyor. Yapılan tüm göndermeleri yakalamak ve tadını almak için yazarın bir başka harika kitabı O’yu öncelikli olarak okumak onun için çok önemli.

Stephen King’in müziğe olan tutkusunu hemen hemen hepimiz biliyoruzdur, özellikle de başta Greg Iles olmak üzere ve birçok yazar ile oluşturdukları The Rock Bottom Remainders adında efsanevi bir müzik grupları da var malum. King bizlere bu kitabında birçok müzik hediye ediyor, ama iki tanesi var ki onlar şüphesiz en iyileri. Birincisi çoğunluğumuzun bildiği Dean Martin’den That’s Amore, ikincisi ise Green Miller’dan In The Mood. Şarkıların geçtiği bölümleri, sayfaları o şarkıları dinleyerek okuyunca 50 – 60 senelerinin havası, kitabın atmosferi daha da güzel yakalanıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=OnFlx2Lnr9Q
https://www.youtube.com/watch?v=XElwAwS0GvE


Okuma sürem boyunca 50’lilerin, 60’lıların Amerika’sında yaşadım resmen. Uyumlu bir şekilde yaşamımı devam ettirebilmek için de bilgisayarda L.A. Noire oynadım. Cole Phelps ile Dallas ya da Derry olmasa da Los Angeles sokaklarında gezdim, suçluların, katillerin bıraktığı izlerin peşinden gittim. Caz ve blues müziğin tadını aldım. Jake gibi fötr şapkayı kafaya tam düz şekilde takmak ile şapkayı hafiften eğik takmanın ince ama büyük farkını keşfettim. O senelerdeki kadınların zarif güzelliklerini gördüm tekrardan. Alice Harikalar Diyarı’nı şu an ki aklım ile okumam lazım dedim ve tavşam deliğim olan 22/11/63 etkisinde Alice’in tavşan deliği ile tanışmak için heyecanlandım.


King’in öğütünü ve tavsiyesini dinleyip politik fanatizmin nelere yol açabileceğini görmek, öğrenmek istemeliyiz. Politik fanatizmin yol açtıklarını görmek için en azından Zapruder’in filminin 313. Karesini izlemek yeterli olacaktır.
https://www.youtube.com/watch?v=iU83R7rpXQY

Dans Etmek Hayattır
Ba-da-da… Ba-da-da-di-dam…
https://youtu.be/8Tc3qscjjsc

mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
 15 Nis 13:00 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Hayır! " diye çığlık attı Sadie.

22/11/63, Stephen King (Sayfa 551 - Altın Kitaplar)22/11/63, Stephen King (Sayfa 551 - Altın Kitaplar)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
12 Nis 08:42 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Pennywise
Bazıları şehirden geçen bir serserinin işi diyor. Çoktan gittiğini düşünüyorlar. Başkalarının tanınmamak için palyaço kılığına girmiş bir Derry'li olduğunu iddia ediyor. Kurbanlardan ilkini geçen yıl Witcham ve Jackson'ın köşesinde kolu koparılmış olarak bulmuşlar. Ben daha gelmemiştim. Adı Denbrough'muş, George Denbrough*. Zavallı velet.

22/11/63, Stephen King (Sayfa 134 - Altın Kitaplar)22/11/63, Stephen King (Sayfa 134 - Altın Kitaplar)
mithrandir21 | Uğur D., Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu'yu inceledi.
 11 Nis 21:07 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Emre Dorman, dini konularda inanan bir kişinin kendini nasıl kandırabileceğini 40 madde altında ve Kur’an’dan ayetler ışığı altında bizlere sunuyor. Bir nevi insanın 40 farklı düşüncesinin dinin kaynağına göre her ne kadar iyi niyetli olunsa da ne kadar da yanlış olduğunu anlatıyor. Hepimizin bildiği üzere ve Emre Dorman’ın da dediği gibi de insan anlaşılması zor bir varlıktır. Bir damlacıktan var olan insan üstünde emekleri olan insanlara olduğu kadar yaratıcısına karşı da nankördür. Bir sıkıntı, zorluk ve keder anının içine düştüğünde Allah’ına yakaran, O’na el açandır insan, ama rahata erdiğinde de tüm yakarışlarını unutan, sanki kendisine gelen darlık zamanında Allah’a hiç el açmayıp, yakarmamış gibi önceki halini unutup dönüp giden varlıktır insan (Yunus Suresi 12. Ayet). Daha tansiyonuna, şekerine hâkim olamazken dünyaya, başka insanlara hâkim olmayı düşünür, karnında taşıdığı yemeklerle, bağırsağında taşıdığı necasetle Rabbini sorgulayan, O’na karşı olumsuz düşünceler ileten varlıktır insan. Böyle bir varlık iken insan birçok konularda olduğu gibi dini konularda da kendini kandırmaktan geri kalmaz, kandırmasında kullandığı bahaneleri ise her bir seferinde daha da kuvvetlendirir ve bahanesinin arkasında da kendini kandırdığını bilmeden devam eder bahanelerine.

“Neden yaratıldım?” “Yaratılmamın bir amacı var mı?” “Beni yaratana karşı sorumluluklarım neler?” ya da en önemlisi “Ben öldükten sonra bana neler olacak?” sorularını sormayı, düşünmeye cevap bulamazken, kendini yaratıcısına, Allah’a beğendirmek yerine başka şeylere beğendirmeye çalışan hatta Allah yokmuş gibi yaşayan insan ve bunlarla beraber kendini kandıran insan.

Etrafımıza baktığımızda herkes ne kadar da iyi, ben kötüyüm, kötü kalpliyim diyen var mı? Tarihten beri sorulan, cevaplanmak istenilen sorudur “iyilik nedir” sorusu. Neye göre, kime göre iyiyizdir, iyiliğin aşamalarını, mertebesini kimler belirler? Allah’ın ayetlerine, buyruklarına göre mi iyiyiz, yoksa kendi kafamıza, çevremizdekilere, yaşadığımız topluma göre mi iyiyiz? “Aslında kötü biri değilim, kalbim de temiz ama nefsime, sinirime yeniliyorum” demek ne kadar doğrudur? Tek başına iyilik ve kalp temizliği yeter mi yoksa namaz, oruç, zekât ile beraber mi iyilik lazım? Hâlbuki Allah’ın buyruklarına göredir iyilik kavramı!

Ertelemek istemediğimiz, erteleyemeyeceğimiz birçok şey vardır hayatımızda. Büyük bir maddi gelir getirecek bir toplantı, akşam kesin izlememiz gereken bir dizi, sezonun en önemli maçı ve hafta sonu kesinlikle katılmamız gereken arkadaş toplantısı; ama dini konularda insan kendini kandırarak birçok konuda olduğu gibi bunda da kendini kandırır ve dini vazifelerini erteler, “hele bir emekli olayım da artık namazında niyazımda olacağım” der, sanki ölümün yaşı varmış, her gün gençler ölmüyormuş gibi, hiçbir dünyevi işimizi ertelemiyorken ya da kolay kolay ertelemiyorken dini görevlerimizi, uhrevi hayatımızın temelini atacak davranışlarımızı erteleriz. Emeklilik döneminde rahat yaşamak isteyen, gençliğini sigorta primini ödeyerek geçiren insan, ahirette rahat bir yaşam sürmek için sigorta primi ödemesi gibi kulluk vazifesini zamanında yapmaz, erteleyemeyeceği dünyevi işlerin aksine kulluk görevini erteler (Fatr Suresi 5. Ayet).

İnsanoğlu her konuda kendini kandırdığı gibi, kandırdığı her konuda da kendini kandırdığı diğer başka konularda da kendisi ile çelişmektedir. Ahiret, din, cehennem konusunda kendini kandırırken her zaman kendinden kötüsünü bulur ve kendisini onunla kıyaslar, iyilik kısmındaki düşüncesi ile bu kandırma yöntemini birleştirip “Aman ne kötü insanlar var, ben yine iyiyim” der. Dini konuların aksine dünyevi konularda, maddi ve manevi kazanç getirecek, kendisine mevki getirecek konularda da her zaman kendisini kendinden üstün olanla kıyaslar, hâl ve hareketlerini ona göre düzenler, ona göre çalışıp azim yapar. Birçok şeyde olduğu gibi dini konularda da kendisini kandırmanın bir yolunu bulur insanoğlu.

Bu ve benzeri düşüncelerde Emre Dorman insanın dini konularda kendisini nasıl kandırdığını, kandırmaya devam ettiğini anlatıyor, anlatımına da ayetler ile delillerini sunuyor. Her bir maddesini ortalama 3 – 4 sayfa ile açıklıyor, her bir sayfasında da gerçekleri okurun yüzüne adeta tokatlar gibi vuruyor. Şu da bir gerçek ki Emre Dorman’ın kitabının önsözünde dediği gibi bu kitabı okumanızdan şeytan hiç hoşnut olmayacak.

Dinde yanlış bilinen bir şey var ki, Şamanizm’den Biz Türklere geçtiği de şüphesiz bir gerçek olan belli başlı sayıların bir gizeminin, bir tılsımının ve bir kutsaliyetinin olduğuna inanmak. Emre Dorman da özellikle kendisini kandıran insanların da sayıların gizemine vs. inandığını düşündüğü için kandırma maddelerinde 40 rakamını seçtiği belli, eminim ki okuyan ya da kitabı gören birçok kişi 40 rakamını görünce kitaba ilk başta sırf 40 rakamından dolayı olumlu bir şekilde baktığı da gerçektir.