mithrandir21 | Uğur D.'un Kapak Resmi
mithrandir21 | Uğur D., 2017 okuma hedefini güncelledi.
Dün 07:52
2017 Okuma Hedefi: 45 Kitap
2017'de 45 kitap okumayı hedefliyor.
Şu ana kadar 37 kitap okudu.
17 günde 1 kitap okumalı
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
18 Ağu 21:41 · Kitabı okuyor

İslam Öncesi İbadetler
Kur'an orucu farz kılınmadından bahsederken "Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı."31 ifadelerini kullanır. Bu husus geçmiş kavimlere ait bu ibadetin Araplar tarafından da bilindiğine işaret eder. Keza hac ibadetinin de yine önceki kavimlere ait bir ibadet olduğu Araplar tarafından tatbik edildiği bilinmektedir. Araplar Kâbe'yi ziyarete gelen kabilelere ikramda bulunmayı ve onların ihtiyaçlarını karşılamayı dinî bir görev sayacak ölçüde hac ibadetine bağlıydılar.32 Tıpkı bu ibadetler gibi, namazın da Araplar tarafından bilindiği konusunda herhangi bir kuşku yoktur.

31 Bakara 2/183
32 Tevbe 9/19

Hz. Peygamber ve Namaz, İsrafil Balcı (Sayfa 17 - Ankara Okulu Yayınevi)Hz. Peygamber ve Namaz, İsrafil Balcı (Sayfa 17 - Ankara Okulu Yayınevi)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
18 Ağu 20:46 · Kitabı okuyor

Mekkî sûrelerde yaklaşık 20 farklı âyette salât kavramı ekîm-îkame fiiliyle birlikte kullanılır ve bunların tamamı namaz kılmayı ifade eder.

Hz. Peygamber ve Namaz, İsrafil Balcı (Sayfa 22 - Ankara Okulu Yayınevi)Hz. Peygamber ve Namaz, İsrafil Balcı (Sayfa 22 - Ankara Okulu Yayınevi)
mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
 18 Ağu 20:20 · Kitabı okuyor

Birçok Mekki âyette namaz kavramları olarak kıyâm, rükû, secde gibi kelimeler geçmektedir. İlk muhatap kitle olmaları hususu dikkate alınırsa, bu kavramların ne anlama geldiğini Arapların bildiği/anladığı kesindir. Daha açık ifade ile söylemek gerekirse, namaz İslam'la birlikte Arapların ilk kez duyduğu/öğrendiği bir ibadet değildir. Onlar zaten bu ibadetten haberdardılar.

Hz. Peygamber ve Namaz, İsrafil Balcı (Sayfa 15 - Ankara Okulu Yayınevi)Hz. Peygamber ve Namaz, İsrafil Balcı (Sayfa 15 - Ankara Okulu Yayınevi)
mithrandir21 | Uğur D., Din Bu-1'u inceledi.
 17 Ağu 09:33 · Kitabı okudu · 10 günde · 5/10 puan

Turan Dursun bu kitabında objektif olamamanın, okura tarafsız bir eser verememenin en güzel örneğini göstermiş. Kitap diyorum ama bir kitap da değil bu eser, Dursun’un çoğunlukla 2000’e Doğru dergisinde yazdığı yazılarının kitaplaştırılmış hali. 2000’e Doğru dergisi dedikten sonra da yazıların objektif olmama durumu zaten anlaşılıyor. Doğu Perinçek’in yayın yönetmeni olduğu, belli bir süre de terör örgütü PKK ile can ciğer kuzu sarması olan bir dergi, hatta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Doğu’daki operasyonlarında kimyasal silah kullandığını söyleyen bakış açısında olan bir dergi de.

Turan Dursun, Kur’an’dan ayetler vererek, verdiği ayetlerde de genel olarak zamanın Diyanet çevirilerini örnek göstererek bazı kısımlarda da kendi meallerini kullanarak #22699738 , hadislerden örnekler vererek, bazı adı din kitabı olan kitaplardan örnekler vererek ve çoğu Müslüman’ın adını bile duymadığı mezheplerden örnekler vererek belli başlı konulara değinerek reddiye yapıyor; yapıyor ama son derece de kılıfına uydurarak. Ayetin birini alıyor, başka bir surede açıklamasını olmasına rağmen bunu önemsemeden ayetin, kitabın, dinin reddiyesini yapıyor. Sadece bununla kalsa yine iyi, bu işi o kadar art niyetle yapıyor ki, bu düşüncelere inananların ben aklımı kullanan biriyim demesi bana göre işler acısı bir durum. Bakara Suresi 106. Ayette Turan Dursun kendince Kur’an’ın içinde nesh olduğunu iddia ediyor ama Turan Dursun Bakara 106’yı söylerken Bakara 105’i gözünden kaçırmış olamaz, bunu çok iyi biliyordur, çok iyi bildiği için de okuyanların hiçbirini Kur’an’a hâkim olmadığını, bakanlar da sadece 106’yı okuyacak hatta ne 107’ye ne de 105’e bakmayacakları için, sadece 106’yı okuyacaklarını bildiği için vereceği mesajı inceden inceye veriyor. Yazarın bunu yapması dediğim gibi taraflı bakış açısının, okura bilgi vermek yerine kendi kafasındakileri empoze etmek olduğunu çok net bir şekilde belli ediyor. Turan Dursun çok çok da hadislerden örnek veriyor, verdiği örnekler ise çoğu Müslüman’ın uydurma hadisler dediği hadisler, akla ve mantığa uygun hadislere ise her ne hikmetse Dursun uydurma hadis diyor. Ayetlerin içinden kelimeler alıyor, bu kelimelere anlamlarının yanında yüklemler yüklüyor ve tezini kuvvetlendiriyor. Örnek verdiği kelimelerin ise başka manaları varsa eğer ve bunlar Turan Dursun’un dediklerinin aksine ise kitapta bunlara yer verilmediğini görüyoruz ama Dursun’un dediklerini onaylayacak şekildeyse ve o eş anlamlı kelimeden 500 tane bile olsa örneğini okuyoruz kitapta. Yine bu ve benzeri kısımlarda Turan Dursun, İslam din adamlarının bu kısımları açıklamak için bin bir takla attığını dile getirmiş, keşke ama keşke en azından o bin bir taklalardan en azından birini yazısına alsaydı da o yazılara cevap verseydi. Ben de objektif bir şekilde bu yazılarını kaleme almış diyebilseydim.

Turan Dursun bir de Kur’an içindeki yapılan akla vurguların kelime kökenine inerek deva bağlama ipine kadar iniyor, yani Kur’an’daki aklın günümüzdeki akıl olmadığını deve ipi bağlamı ile ilgili bir şey olduğunu belirtiyor, günümüzdeki aklı kendisinin kullandığını açık açık söylemese de yazılarında kullandığı akılda ve Kur’an’a yaptığı reddiyeden bu anlaşılıyor. Kitabı okumadan önce açıkçası gördüğüm yorumlar, internette Turan Dursun hakkındaki okuduğum yorumlar vs. sonucu içime bir korku, bir acaba düşmedi desem yalan olur. Ciddi bir sorgu ile, zorlayacak bir kitap ile karşılaşacağımı sanıyordum ama tamamen kendi içinde zorlama tespitlerin olduğu, işine geleni alan gelmeyenden ise söz etmeyen bir esermiş.

Nerede bizlerin uydurma dediği hadis varsa, Buhari ve Tirmizi ya da diğer dört hadisçinin (çoğunlukla Buhari) kitaplarında yazan uydurma hadisleri alıp, bunları din diye adlandırıp, hadislerin uydurma olduğunu düşünmeden, bu duruma ihtimal vermeden komple dini reddediyor. Bunların reddi olamaz diyor, kime göre neye göre olamaz Turan Dursun? Ayetlerden örnek verdiğin Kur’an’ı nasıl okuyorsun da bunların reddi olamaz diyorsun? Mesela hadislerde bu hadis Buhari’de geçiyor, bunu reddedemeyiz, böyle bir şey bile düşünülemez diyerek hadis uydurmadır demek yerine din uydurmadır demeyi tercih etmiş, sanırım bu düşünceye gelmesinde sebep olarak çevresi de olmuş olabilir, çünkü hâlâ günümüzde Buhari’de geçen hadislere kutsal gözüyle bakan, bir tanesinin bile reddi olamaz diyen zihniyetler her tarafta varlar maalesef. Turan Dursun bu hadislerinin vs. uydurma olduğunu düşünmeyerek, bu duruma ihtimal vermeyerek kafasında oluşan soru işaretleri üzerine de, diğer incelemelerde denildiğine göre de cevaplar bulmak için birçok kapı çaldığı söyleniyor, çok merak ediyorum acaba kimlerin kapısını çaldı? Ercümend Özkan’a gitti mi acaba, Hüseyin Atay ile görüştü mü acaba? Yaşadığı senelerde bu kişilerin yanına gitmediyse eğer kimse Turan Dursun’un cevapları bulmak için kapı kapı dolaştığını vs. demesin çünkü cevap verilemeyecek kapılara gittiği belli olur.

Kitap, kendi içinde kendisiyle o kadar çok çelişiyor ki hayret etmemek elde değil, Tevrat’ın değişmemiş olduğunu savunuyor, orijinal halindedir diyor ama Kur’an’ın değiştiğini iddia ediyor. Tevrat değiştiyse eğer değiştiğini ispat etmek için değişmiş olan Tevrat’ı göstermeniz lazım demektedir diyor ama Kur’an değişti derken farklı olan Kur’an’ı kendisi sunamamaktadır. Tevrat ve Kur’an’ı kıyaslıyor, Kur’an Tevrat’tan çalınmadır diyor, Tevrat’ta olan bir şey Kur’an’da yok ise de, Kur’an’da yok ama tefsir kitaplarında var gibi tespitler sunmuş. Yahu bu nasıl bir saçmalıktır, tefsir kitabı ile böyle bir fikir nasıl ortaya atabilirsin? X birinin yazdığı bir tefsir ile Kur’an Tevrat’tan (ç)alıntıdır demek nasıl bir zihniyettir? İslam’ı bilen bir kişi bu nasıl söyleyebilir anlamıyorum. Kitabın içinde olan bu büyük delillerden bazılarını resim olarak göstermem gerekirse;

https://drive.google.com/...SHIzRWZ3WFNNWWc/view

Taberi filanla mı din reddediliyor, bir ispat yok burada bir çalışma da yok, bir kıssa anlatımı var sadece ve bu yazı nasıl bir belge olabilir, hem o yazının belgesel bir niteliği de yok.

https://drive.google.com/...Z3-asYklxYjJjS0lGQmM
https://drive.google.com/...Z3-asUEkzQ1FEekQwQzg

Hadis müptelalarının bile itibar etmediği kaynaklardan delil gösteriyor.


Kitabı okumaya başlamadan önce birkaç kişiden, din görüşün değişebilir, bozulabilirsin vs. gibi tepkiler aldım, eğer ki okuduğunuz her şeye inanma gibi bir özelliğiniz varsa, okuduğunuzun aksini düşünemiyorsanız ve okuduğunuz kitap da sizin çobanınız oluyor ise evet bu kitabı okuduktan sonra dinden de çıkabilirsiniz, deist de olabilirsiniz hatta ateist de olabilirsiniz.

Dininizi iyi öğrenin arkadaşlar, tarihteki bilmem ne efendilerini, bilmem ne hazretlerini, kitap isimlerinin içinde tirelerin bolca olduğu kitapları okuyarak, Arapça okuyarak, anlamadan Kur’an okuyarak din öğrenemezsiniz. Falanca hazretleri bunu rivayet etmiş, şu bunu demiş, o uçarken secde etmiş, abdestsiz tuvalete girmemiş gibi söylemlerle ancak ve ancak karşınızda daha çok Turan Dursunlar, İlhan Arseller ve Arif Tekinler olur, verdiğiniz cevaplara da sadece gülerler.

mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
16 Ağu 19:30 · Kitabı okudu · İnceledi · 5/10 puan

Turan Dursun galiba Atatürk'ten önceki yönetimi İslam şeriatı sanıyor
Özellikle de "İslam akıl, mantık dini" sayanlar. Kur'an iyi okunduğu zaman, Atatürk'ün İslam şeriatını niçin kaldırdığı daha iyi anlaşılır."

Din Bu-1, Turan Dursun (Sayfa 138 - Kaynak Yayınları)Din Bu-1, Turan Dursun (Sayfa 138 - Kaynak Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D., Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'yu inceledi.
 16 Ağu 14:00 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Güzeldi, roman içinde roman ile meşgul oldum, anlatıcı ile racon keserek konuştuk, racon keserek konuştuk ama bu raconun içinde küfürleri bile yarım yamalak ettik. İstiklal’de, Karaköy’de filan gezindik. E-kitap olarak okuduğum için ekran defalarca “Abi yapma, yazık ediyorsun bu kitaba, basılı kitap olarak oku beni” dedi, cevap vermesem de kendisine ya da “Sen sus, var benim bir bildiğim” diye cevap versem de sonralardan hak verdim kendisine. Kitap konuştuğu sürece kapının kilidi kadar rahatsız edici konuşmadı ama içindeki tüm duyguları da hissettirdi; ama bu kitaptan sonra da kapı dillerine, kapı kilitlerine bakışımın değişeceği de, kendilerine bir saygım olacağı da bir gerçektir. Hele sen kapının dili, gelip de bana “bitse ne olur, bitmese ne” dedin ya verecek cevabım olmadı sana.

Kitap yer yer tebessüm ettiriyor ve gülmeye doğru yol aldırıyor tebessümleri ama bu ifadeyi yüzünüzde uzun süre tutturmadan da tutkuyu vererek, yalnızlığı hissettirerek belki de çaresizliği vererek üzgünlüğe götürüyor. Bunları ise şarkı sözleri, türkü sözleri, film replikleri ile vermesi ise hem kitabın farklılığını hem de yazarın başarısını gösteren unsurlar. Aslında daha çok bir şeyler yazmak istiyorum, o aynayı filan konuşmak istiyorum ama bir şeyler “çıt” ediyor içimde, “hop sus bakalım sen” diyor, sanki bir şeyleri yanlış söyleyecekmişim gibi. Susayım o zaman, zaten yazsam ne olur, yazmasam ne ama güzeldi, sıcacık bir novella iyi geldi.

mithrandir21 | Uğur D., bir alıntı ekledi.
16 Ağu 09:01 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Güzel olurdu ama...
Bir şey içime oturmuş kalmıştı. Yok olmak. Toz olmak istiyordum. Varlığım orada olmamalıydı. Gelip beni alsalardı. Uzaydan ya da bir yerlerden gelselerdi. Sessiz sedasız kaybolsaydım. Yerime Kız Kulesi’ni bıraksalardı. Ne alakaysa?

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör (Epub)Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör (Epub)
mithrandir21 | Uğur D., Serenad'ı inceledi.
14 Ağu 14:49 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kaç kitap oldu bilmiyorum ana karakterinin kadın olduğu bir roman okumayalı. Yazar Zülfü Livaneli olunca, romanın geçtiği yer Türkiye, kadın da dul olunca birçok gerçeklere, birçok olmaması gereken ama olan konulara da değinmiş yazar. Evlilikten, giyime, iş hayatından aile hayatına kadar birçok konuya değinmiş ve mesajlarını da vermiş Livaneli. Gerçi kitap baştan sona mesajlarla dolu, Kırım Türklerinden, ülkemizde yaşayan ve zorluklar çekmiş olan Ermeni ve Kürt vatandaşlara, Almanya faşizminden kaçan - kaçamayan Yahudilere kadar birçok konularda mesajını vermiş ve görüşlerini belirtmiş. Tarihimizin ayıplarını dile getirmiş, ayıplar olduğu için de hiç dile getirilmeyen ayıpları olması da işin boyutunu daha da büyütmüş. Hiçbir hükümetin, devletin masum olmadığının en güzel örneklerinden biri. Hiçbir iktidarın başındaki kişi eline silah alıp birini öldürmemiş olsa da verdiği kararlarla, izlediği yollarla birilerinin ölümüne, birilerinin üzülmesine sebep olmuşlar hatta hâlâ da olmaktalar. Kitabı okuyunca, bu tarihimizdeki bilinmeyen öldürmeleri görünce (bilinen öldürmeleri de tarih derslerinde övünerek ders diye işleriz) insanın duygulanmaması, duygulanırken de öfkelenmemesi elde değil. Maya’nın da dediği gibi, birilerinin saçma iktidar mücadelesi yüzünden, insanlar birbirine kavuşamamış ve acılar yaşanmış. İnsanların mutluluğu, iktidar oyunları arasında ne kadar da zavallı bir konu haline gelmiş.

Serenad, bu iktidar oyunlarının altında kalan, acılar yaşayan, kavuşamayan hatta ayrı düşen, isim değiştirmek zorunda kalan, yetmezmiş gibi din ve milliyet değiştirmek zorunda da kalan insanların anlatıldığı, gerçek konulara dayanan son derece duygu yüklü bir roman. Tarihin, tarihimizin görünen yüzünün olduğu kadar görünmeyen yüzünün de anlatıldığı bir roman. İngiltere’nin, Rusya’nın, Almanya’nın ve ne yazık ki Türkiye’nin ayıplarının anlatıldığı, dile getirilmeyen, dile getirilmekten kaçınılan olayların yazıldığı, yazıldıktan sonra da büyük bir farkındalık yaratarak da 73. Yıl sonra en azından bu ayıba karşılık bir anma törenine de vesile olabilmiş bir roman. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin çektiklerini anlatırken Livaneli ara ara ülkemizdeki benzer olaylara da göndermeler yapıyor, belki de topraklarımızın gördüğü en büyük utanç kaynağı olan 6-7 Eylül olaylarına göndermeler yapıyor. Tarihimize baktığımda, oğlunu öldürten, kardeşlerini boğdurtan, kendilerine haremler kuran padişahlarımızı bir ayıp olarak görürdüm, 6 – 7 Eylül olaylarını da en büyük utanç kaynağımız olarak görürken yanında da Madımak’ı, Maraş’ı ve Çorum’u bilirdim ama bizzat devlet tarafından olan daha birçok utanç kaynaklarımız da varmış, bilmiyordum hiçbirini, duymamıştım çünkü. Devletin ayıbı olunca demek çok güzel bir şekilde saklanabiliyormuş.

“Demek ki biz fark etmeden sürekli bir kabuk değiştirme içindeydik. Bizans’tan kurtul, Osmanlı’dan kurtul, Arap kültüründen kurtul... Şimdi de yeni moda: “Kemalizm’den kurtul!” Mavi Alay’ı sakla, Struma’yı sakla, Ermeni olayını sakla.”


Zülfü Livaneli’ni tanımayan yoktur zaten, filmleri uzun uzun konuşulur, müzikleri keyifle dinlenir ve artık biliyorum ki yazarlığı da bir o kadar iyiymiş. Konuşma Türkçesi ile yazıldığı için okunması gayet kolay ve anlaşılır bir dil ile yazılmış. Roman içinde farklı teknikler kullanmış ama kitabın akıcılığından hiçbir şey kaybettirmeden yapmış bunları, senaryo yazarı olmasının da bu durumda büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Keyifle okunacak, okurken duygulanma yaşayacağınız, yer yer belki de bir bütün olarak sinirleneceğiniz kişilerin, kurumların olduğu güzel, okunması gereken bir eser.

Kitabı okurken sürekli aklıma Roberto Benigni’nin yazıp yönettiği ve oynamış olduğu, belki de 100 yılın en iyi filmlerinden biri olan “Life is Beautiful” aklıma gelmişti, kitabın sonlarına doğru da yazarın bu filme gönderme yapması çok hoştu.


https://www.youtube.com/watch?v=ZpA0l2WB86E