Stephen King

Stephen King

Yazar
8.7/10
22,2bin Kişi
·
56bin
Okunma
·
5,2bin
Beğeni
·
82,7bin
Gösterim
Adı:
Stephen King
Tam adı:
Stephen Edwin King
Unvan:
ABD'li Hikâye ve Roman Yazarı
Doğum:
Portland, Maine, ABD, 21 Eylül 1947
Stephen Edwin King (d. 21 Eylül 1947; Portland, Maine), ABD'li hikâye ve roman yazarı.

Genellikle gerilim ve korku türünde eserler vermiştir. Kitaplarının çoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. İlk romanı Göz (Carrie) 1974 yılında yayınlanmıştır. Özellikle 1982 yılında başlayıp, 2005 yılında sona erdirmiş olduğu Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile ünlüdür. Pek çok kitabı senaryolaştırılıp beyaz perdeye aktarılmıştır.

İlk profesyonel kısa öykü satışını "The Glass Floor" adlı öyküsüyle Starling Mystery Stories'e yapmıştır(1967). Kendisini tekrar ettiği gerekçesiyle 2002 yılında yazarlığı bıraktığını açıklamıştır. Ancak bu kitaptan sonra birçok yeni eser verdi. King’in en son romanı 2009 Kasımında yayımlanan Under the Dome (Kubbenin Altında) olup, New York Times En Çok Satanlar listesinde uzun süre 1 numarada kaldı. 2010’un Ocak ayında, King yazılmış halde olan ve basılmayı bekleyen iki kitabı daha bulunduğunu açıkladı
Hangi çiçek, diğerini sarı açtı diye ayıplar?
Hangi kuş " farklı ötünce"diğerine yasak koyar?
Derisinden dilinden ötürü ölüyor insanlar..
Ah insanlar!!!
Her şeyi bulan kendini bulamayan insanlar..
Gördüğüm ve hissettiğim acılardan yoruldum artık, patron. Yağmur altında bir ispinoz gibi yalnız, hep yollarda olmaktan yoruldum. Hiçbir zaman bana eşlik edecek, bana nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi ve nedenini söyleyecek bir yoldaşım olmadan. İnsanların birbirlerine karşı bu kadar kötü olmalarından yoruldum. Yardım etmeye çalışıp da edemediğim bütün o zamanlardan. Karanlıkta olmaktan yoruldum. Asıl da acıdan. Çok fazla. Eğer sona erdirebilseydim, yapardım. Ama yapamıyorum.
Stephen King
Sayfa 366 - Altıncı Bölüm-COFFY YEŞİL YOL'DA
Hangi çiçek, diğerini sarı açtı diye ayıplar?
Hangi kuş" farklı ötünce"diğerine yasak koyar?
Derisinden dilinden ötürü ölüyor insanlar..
Ah insanlar!!!
Her şeyi bulan kendini bulamayan insanlar..
Öğretmenliğin en iyi tarafı ne biliyor musunuz? Bir çocuğun yeteneğini keşfettiği ana şahit olmak. Dünyada bununla karşılaştırılabilecek hiçbir şey yoktur.
Stephen King
Sayfa 316 - Altın Kitaplar
1216 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Okuma alışkanlığı kazanmama vesile olan bu kitaba inceleme yapmayı, bir borç değil de bir görev bilirim.

2017 yılıydı. Her sene çıkan John Flanagan'ın kitaplarını okumak dışında kitap okumakla uzaktan yakından hiçbir alakam yoktu. Kardeşim vizyona giren bir korku filmi olduğunu söyledi ve benim de gelmem için ısrar etti. Uyarlama filmin adı ''O'' ve kitabın yazarı ise Stephen King... Stephen King ismini çok fazla duyuyordum; malum Yeşil Yol, Esaretin Bedeli, Medyum, Mahşer, Hayvan Mezarlığı gibi kitapları yazan adam olması ve bu kitapların çoğunun filme veya diziye uyarlanmasından dolayı aklımda yer etmiş. Merak ettim ve ''tamam, arkadaşları da alıp geliyorum'' dedim. Vardık salona bizimkiler bana en köşedeki yeri ayarladı. Sinema ve film çok izlemediğimden ilk başta sebebini anlayamadım ama 5 dakika sonra film başlayınca oturduğum yerin hoparlörün hemen altı olduğunu çok acı bir şekilde anladım. Tabi bunun yanı sıra filmin korku-gerilim türünden kaynaklı olmasından dolayı önümde ve arkamda da sevgililer vardı da o konulara girmiyorum, sonra inanılmaz düzeyde konudan sapıyorum.

Film başladı ve ben nedense Pennywise'a karşı inanılmaz düzeyde bir samimiyet duydum. Neden bilmiyorum, oldum olası palyaçolardan nefret etmişimdir ve Pennywise sayesinde bu nefret kat kat arttı; ama Pennywise'a karşı nefretten doğan bir sempati duydum. Filmin konusu da fena olmayınca ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti ve 2019 yılında çıkacak olan devam filmine kadar kitabı okuma kararı aldım.

Yanlışlıkla aldığım en güzel karardır diyebilirim. Bir yerden kitap okumaya başladığınız an bahaneler çerçevesinde bu durum git gide ilerliyor; ama bu bahaneler sizi olumlu yönde ilerletiyor, nasıl mı ?

Aklımda sadece bu kitabı okumak vardı. Yakınlardaki bütün kitapçılara gittim ve öncelikle kitap var mı diye aradım durdum. Tabi ki bulamadım ve bende sipariş ettim. Tam sipariş ettiğim gün 6 yıldır hiçbir sıkıntı olmadan site içinde duran ''O''nun temin edilememe durumu oldu maalesef ki, bende gittim kitapçı da çalışan abilerden birine kitabı getirtmeleri rica ettim. Kitap geldi ve geldiği gibi arkadaşın teki benden önce almış. Kafayı sıyırmak üzereydim artık. Yeniden getirmeleri için rica ettim ve 2 gün sonra tekrardan gittim. Bu sefer de ciltsiz versiyonu kalmamış. ''Abi tamam, hangi versiyonu varsa ondan istiyorum ve rica ederim kitap geldiğinde gerekirse kimsenin almaması için Fizik kitaplarının arasına saklayın, lütfen benim için çok önemli''. Kitabın temin edilmesi biraz uzun sürdüğünden ve ''O'' çok uzun bir kitap olduğundan gelirken rastgele bir King kitabı aldım: Hayvan Mezarlığı. Bana kalırsa çok çok güzel bir kitaptı ve yazarın diline aşina olmamı sağladı.

Her neyse kitabım sonunda geldi ve okumaya başladım. 1200 sayfa... Çok uzun duruyor sanki ? Ama göründüğü gibi değil... Ne zaman çocuklar bir araya geldi, Pennywise tatliş tatliş çocukları korkutmaya başladı kitap benim için efsaneleşti. Mükemmel bir kurgu; özellikle birçok insanın sevmediği ve gerçek hayatta sevenlerin onda ne bulduğuna anlam getiremediği palyaço fikrini korku unsuru olarak seçmek ve buna karşılık, Derry'de ''Kaybedenler'' isimli 7 çocuktan oluşan ve her birinin belli bir sembolü ifade ettiği çocukların (kekeme, şişko, zenci, yahudi, gözlüklü, astım hastası ve 7 kişilik gruptaki tek kız olan Beverly) arkadaşlıklarını kullanarak ''O'' isimli isimsiz şahsa karşı mücadele etmeleri beni derinden etkiledi. O kadar etkiledi ki, balık hafızalı olmama rağmen hala çoğu yeri hatırlıyorum ve ara ara dönüp baktığımda büyük bir tebessümle ayrılıyorum.

''O'' dan sonra Sefiller, Beyaz Diş, Suç Ve Ceza, Anna Kararina ve Yüzüklerin Efendisi gibi hayatımda büyük bir yer etmiş olan kitapları da okuduktan sonra tam bir kitap kurdu oldum ve o gün bugündür, her geçen gün daha da tat alarak okumaya devam ediyorum.

Bana bu alışkanlığı kazanmama vesile olan dostum King'e, Pennywise'a ve kaybedenler grubundaki bütün kankilerime teşekkür ediyorum.
375 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Dürüst olacağım,eski kız arkadaşım benden bir korku kitabı önermemi istediğinde bu kitabı önermiştim ve ben bu kitabı okumamıştım.

Kutsal kelimesinin anlamı nedir ? “Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen” demektir.Ancak Micmac adlı kızıldereli kabilesinin kutsal mezarı bu tanımın tam zıttıydı.Orada uyandırılmaması gereken bir kötülük ve size verdiğini fazlasıyla geri almayı bilen bir gerçeklik vardı.
Creed ailesinin yeni taşındıkları evin arkasında böyle bir mekanın bulunduğundan haberi yoktu ve daha sonra başlarına gelecek onca kötülükten de haberleri olmayacaktı.

Kitabın konusunu fazla fazla anlatmak istemiyorum çünkü King kitaplarının bir konudan daha fazlasını içerdiğini ve buraya konu hakkında ne yazarsam yazayım yetersiz geleceğini düşünüyorum.

Kitabın bize anlatmak istediğine gelecek olursam kesinlikle kitap bize diyordu ki ; “Sen insanoğlusun sınırlarını bil,yerini bil,haddini bil.”
Doğanın belirli ve keskin sınırları vardır ; bu sınırlar ihlal edilir ve doğanın yapısı bozulursa ne olur ? Öğrenmek istiyorsanız Creed ailesi ile tanışmanız gerekecek.

Kitap hakkındaki düşüncelerime gelecek olursak,kitabın dili oldukça akıcıydı.King bu kitapta farklı bir yazım sanatı kullanmıştı.Bu kitapta önceden okuduğum “Göz” kitabındaki gibi Tanrısal bir bakış açısı ile yazmamıştı.Yazmıştı aslında ama o kadar Tanrısal değildi.

Kitaptaki karakterlerin doğallıklarını ve sıradan oluşlarını sevdim.Karakterler o kadar doğaldı ki kendiniz onların yerini rahatlıkla alabiliyorsunuz ve bu hiç sırıtmıyor.

Özellikle sevdiğimse tabiki duyguların ve düşüncelerin bize aktarılmasındaki inanılmaz başarı.Louise’in çaresizliğini iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz,Rachael’ın geçmişte yaptıklarından duyduğu pişmanlıksa damarlarınıza zerk ettiriliyor adeta.Peki hep kötü duygular mı var ? Hayır.Louise’in hayatında hiçbir zaman baba sevgisini tatmadığını okuyoruz kitapta; ta ki Jude’a kadar.Jude’un sevgisini korumacalığını ve en önemlisi esrarengizliğini o kadar güzel hissediyoruz ki sanki dört bir yanımız duvarlarla çevrili bir kale gibi oluyor.

Bu kitabın yapılmış olan 1989 ve 2019 da yapılmış olan iki adet filmi var.Ben nasılsa filmi izledim kitabı okumam diyenler için yazıyorum bu kısmı.1989 yapımı olan NERDEYSE aynı ancak kitaptan bir o kadar farklı.Filmlerde sadece aileyi ve Jude’u görüyoruz,kitapta ise o kadar çok insan görüyoruz ki; hatta sizi çok şaşırtacak olan biri var ki hiçbir filmde yok.Bu kişiyi söylemeyeceğim ağzınız açık kalacak bu kitabı okurken o kişiyi gördüğünüzde.Filmlerde geçmişten ve o mezarlığın sırrından hiç bahsedilmiyor kitapta ise fazla fazla bahsediliyor.

Daha fazla uzatmıyorum gelin okuyun kitabı.Siz de Creed’lere konuk olun ve sınırlarınızı öğrenin. :)
382 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Beklentilerimin çok çok üzerinde bir kitap oldu Medyum. King'i çok çok iyi tanımadığım için, O'yu okuduktan sonra bir daha hiçbir kitabında öyle bir tat alamayacağımı zannediyordum.
(Sen öyle san, daha yeni başlıyoruz.)
Bu düşüncelerimin üzerine Medyum'u okuyunca tokat yemiş kadar oldum. Bu adam harika!

Öncelikle ''The Shing''i ''Medyum'' olarak çevirmelerinde ki maksadı hala anlayamadım. The Shining; parıltı, ışıltı gibi anlamlara geliyor ve kitaptaki baş karakterimiz Danny Torrence'ın da özel yeteneği bu: Işıltı. Merak ediyorum, Medyum ne alaka ? Medyum'un ne olduğunu anlamak için internete baktım, önce ''Medyum'a gitmek caiz midir'' gibi Nihat Hatipoğlu'nun iftar programları çıkarken, sonradan kelime anlamını bulabildim. Medyum, ruhlar alemi ile iletişime geçebildiğini ve ölülerle canlılar arasında iletişim kurabildiğini iddia eden kişi. Danny, Overlook Otel'inde daha önceden ölüp ruhları hapsolmuş bir kaç kişiyi görebiliyor; herhalde buna güvenerekten adını Medyum koymuşlardır. Neyse burayı daha fazla uzatmayayım. Zaten bir King kitabının incelmesinde ne yazdımda Nihat Hatipoğlu'ndan bahsetmeye fırsat buldum farkında değilim. Kitaba geçelim en iyisi...

Jack Torrance bir oyun yazarıdır. Kendisi ''Overlook'' adında bir otelde kış zamanı işe başlıyor. Kış zamanı Overlook'a gelen giden yok, ailemle güzel vakit geçiririz hemde yarı kalmış oyunlarımı yazarım diye düşünüyor. Tabi bunu Jack Torrence düşünüyor. King ise '' Kışın adam olmaz bu yüzden onlara kimse yardım edemez, yollar kapalı olur kaçamazlar, rüzgar camı falan örter ortamı iyice gereriz, çok soğuk nasılsa dışarı çıkamazlar, ha birde o kadar karda arabayla da gidemezler '' diye düşünerek mekanı otel seçtiğinden kuşkum yok :D Bu arada böyle dediğime bakmayın, King'in bunları ayarlayıp bize bu kadar iyi bir şekilde aktarması mükemmel bir unsur bence. Bir kez daha saygı duydum Üstad. Her neyse, otele yerleşirler ve kısa zaman sonra otelin laneti Torrence ailesini bulur.

Kitabın baş karakteri Danny, 5 yaşındadır. Kendisinin çok yüksek düzeyde ''Işıltı'' gücü var. Işıltıya sahip olan insanlar, insanların zihninden neler geçtiğini okuyabiliyor. Ayrıca hayalet, kurt kafalı adam, 217 numaralı odadaki abla gibi arkadaşları da görebiliyor. Otel de bu yüzden lanetini bir anda belli ediyor. Yoksa mis gibi otel, 2 bahçesi var, mutfak var, son derece konforlu(!) 217 numaralı bir odası var, bir de dağ başında daha ne olsun! Otel, Danny Torrence'ın ışıltısını istiyor ve almak için her şeyi yapabilir; gerekirse siyah aslanları kullanır,gerekirse kafası kurt olan herifi kullanır, gerekirse 217 numaralı odadaki psikopat kadını kullanır, olmadı mı ? O zaman da babası Jack Torrence' ı kullanır...

Kitabın ilk 206 sayfasında güzel diyaloglar ve merak unsurları ağır basarken, devamında ekşın ve gerilim odaklı devam ediyor. Kesinlikle birbirlerini çok çok iyi tamamlayan bir ikili olmuş. Bayıldım!

Kitabın böyle yağ gibi aktığını görünce ara verdim ve Medyum'un devamı olan Doktor Uyku'u da hiç bekletmeden aldım. Danny Torrence'ın yine kitabın baş karakteri olduğunu ele alırsak, kitabın kötü olmasına ihtimal vermiyorum zaten.

Son olarak; Kitabı alıp, okumayı düşünmüyorsanız hala, bende reklam yeteneklerimi konuştururum:

- Danny Torrence gibi bir çocuğu tanıyamayacaksınız.

- Overlook Otel'inin büyüsünü hissedemezsiniz.

- 400 sayfalık güzel bir gerilim kitabı okuyamazsınız.

-''Işıltı''nın gücünü gerçek hayatta fark edemezsiniz.

- Medyum'u okumadan, Doktor Uyku'dan da çok zevk alacağınızı düşünmüyorum.

Daha saymama gerek var mı ? Bence yok. Kitabı okumak isterseniz Stephen King Etkinliğimize de bekleriz :#30096680. Zaten etkinlikte misiniz ? O zaman gözüm üzerinizde ! :D

Saygı ve Selametle
512 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Dehşetin bambaşka bir boyutu...Bu sefer King en gerçekçi olabilecek ve her zaman yaşadığınız veya yaşayabileceğiniz bir konuyu işliyor bu kitabında.

Tam ondört yıl boyunca bir kabusun içinde yaşamış Rose ve tam ondört yıl bu kabusu ona yaşatmaktan hunharca zevk almış olan kocası Norman.Bir gün yatağında gördüğü kan lekesi sonucunda beyninde adeta bir ampul yanan Rose,kocasının kartını alarak tam 1200 km öteye bir otobüs bileti alır ve yeni hayatına başlamak için ufka adeta yelken açar.”Ya da açtığını sanar.”
Norman psikopatlığının yanı sıra herkes tarafından sevilen ve saygı duyulan bir polistir ve Rose’un izini bulup kendi yaratmış olduğu Kabuslar ülkesine geri döndürmek için elinden gelenin fazlasını yapacaktır.

Konudan ziyade Stephen King kitaplarında karakterleri ele almayı daha çok seviyorum.

Rose tam bir zavallı ve kocasının adeta kuklası.Kitabı okurken çok sinir oluyorsunuz bazı yerlerinde.Kaç kere sinirlenip kitabı kapattığımı hatırlamıyorum.Ama,Rose kitap ilerledikçe öyle bir değişti ki ve King bu değişimi bize öyle bir aktarıyordu ki...Rose’a resmen kitabın sonunda sarılıp ağlamak istedim.Ona sürekli destek olmak,kitabın sonundaki gelmiş olduğu konuma ve o güçlü duruşunu bir kere daha takdir etmek istedim.

Norman...O kadar şey söyleyebilirim ki bu konu için.”Kadına şiddet uygulayan ve onları hor gören erkekler her zaman aciz varlıklardır”
Norman’ın kendi başına kaldığı zaman ki verdiği iç mücadele ve sürekli kendisi ile hesaplaşması çok güzel idrak ettiriliyordu bizlere.Her gün içinde karanlık gibi büyüyen ve onu ele geçiren o kötücül güç,psikopatlık beni fazlası ile ürküttü kitapta.Norman’ı insan olarak dahi göremedim kitapta ; tam bir acuze varlıktı.
“Üzülme Rose yenisini yaparız.” diyerek karısını dövdükten sonra Rose’la alay eden ve karısı düşük yaparken kaybettiği bebeğine iribaş muamelesi yapan şerefsiz bir karakter.

Ve en sevdiğim karakter = GERT.Bu karakteri unutamayacağım sanırım.Adalet duygusu ve kocaman bir kalbi olan dev bir siyahi olan bu kadın bana o kadar çok şey öğretti ki kitap boyunca.”Erkekler bizim düşmanlarımız değiller ama bize vururlarsa onlara hadlerini bildiririz” diyen muhteşem bir kadın Gert.Kadınları asla ezdirmeyen onlara kendilerini korumayı öğreten bir kadın.King bu kitapta hepimizin içini rahatlatacak olan kocaman bir 70 sayfa vererek o kadar iyi yapmış ki o 70 sayfa en beğenerek ve en severek okuduğum kısımdı.300.sayfalarda bu kadına hayran kalacaksınız. :)

“Kadının en büyük düşmanı kadındır” algısını muhteşem bir şekilde yıkan ve kadın dayanışmasını bir kez daha bana hissettirerek gözlerimi yaşartan bir kitap oldu.

Rose’un yaşadığı çaresizliği bu kitabı okurken adeta bende yaşadım.”Norman senin tüm hayatın,Norman’a itaat et” diyen iç sesine karşı koyan Rose’a da hayran olmamak elimde değildi.

Kitap akıcıydı,karakter psikolojilerini güzel hissettiriyordu ve en önemlisi içerdiği sosyal mesajlardı tabiki.Kitapta sevmediğim nokta ise bazı noktalarda kopukluk olması ve akıcılığını kaybetmesiydi.

Cesaretini yeniden kazanmak isteyen tüm insanların okumasını düşündüğüm bir kitap,tavsiye ederim kesinlikle :)
382 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Hepimizin çok sevdiği kitaplar,video oyunları ve filmler vardır.Hatta saplantılı derecede sevdiğimiz ana karakterleri de vardır mutlaka bu sevdiğimiz filmlerin ve kitapların.

Paul Sheldon gözlerini açtığında bir kaza geçirmişti ve başında bir kadın duruyordu.Annie Wilkes.Paul Sheldon’un en büyük okuyucusu ve hayranı :) Annie tarafından “Kurtarılan” Paul ne ile yüzleşeceğini bilmiyordu ancak içten içe bir hücreye kapatıldığını ve buradan çıkamayacağını hissediyordu.Konu hakkında bu kadarı yeterli.

Stephen King bize unutulmayacak karakter hediye etme listesinde gerçekten bir numara bir yazar.Tıpkı “Göz” kitabında olduğu gibi bu kitapta da Annie’yi uzun bir süre unutabileceğimi düşünmüyorum.
Stephen King’in okuduğum 3.kitabı ve Göz haricindeki bu iki kitapta bir şeye denk geldim.Tüm romanları bir Evren’de geçiyor gibi.Bu kitapta “Medyum”’a bir selam gönderme vardı,Hayvan Mezarlığında “Kujo”’ya bir gönderme vardı bunlar çok hoş hareketler.

Kitabımız hakkında söyleyecek olursam şunu net bir dille söyleyebilirim. “2 KİŞİLİK DEV KADRO”

Kitabın hiçbir yeri sizi sıkmıyor,3.karakter olsa bile demiyorsunuz hatta.Kitabın ana karakterini sevmesemde Annie durumu kurtardı.
Annie’nin her kapıdan girişinde “Acaba Şimdi Ne Yapacak” diye düşünmekten kendimi alamadım resmen.Kitap size o kadar seçenekler sunuyor ki sanırım favori King kitabım = Sadist.

Gerek orijinal konusuyla,gerek akıcılığı,gerek uyandırdığı hisler ve gerekse orijinal karakterleri ile benim gönlümde taht kurmayı başaran bir kitap oldu.

Bir yazar bir okurun saplantılı derecede sevdiği bir karakteri kitabında öldürdüğü zaman o okur ona ne yapar ? Cevap için bu kitabı okumanız gerekecek.Spoiler yok. :)
816 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Çok fazla King kitabı okumadım ama okuduğum her bir King kitabını okuduktan sonra kurduğum cümleler, “bu adam manyak” ya da “bu adamda nasıl bir kafa var” tarzında oluyor. Kitap ne klasikleşmiş bir bilim kurgu kitabı ne de klasikleşmiş bir gerilim kitabı, kitap baştan sona karakterlerle bizi bir yapan, onları bizimle beraber yaşattıran duygu yüklü bir kitap. Klasik bir bilim kurgu kitabı olsa kitap içinde zamanda yolculuk kavramları daha çok ön plana çıkardı, klasik bir gerilim kitabı olsa JFK’nın suikast olayına daha çok yoğunlaşırdı; ama bu iki unsur kitabın alt yapısını ve temelini oluşturan kavramlar, unsurlar olsa da kitabı esas bir kitap yapan baş unsur kesinlikle içinde fazlası ile barındırdığı duygudur. Kitabın başlarında okura verdiği duygu pek olmasa da sayfalar okundukça kitabın okura verdiği his ne bir bilim kurgu oluyor, ne de bir gerilim oluyor, aksine King’ten hiç beklenmeyecek şekilde yüklü bir şekilde duygusallık oluyor, tamam, tabii ki de kitabın içinde bilim kurgu ve gerilim hâlâ bir King kitabından beklenildiği gibi çok kaliteli olarak biz okura yansıyor ama duygusallık kesinlikle çok daha fazla. King’i bu yönü ile hiç tanımamıştım, bir tanıdığım, bir King romanını okuduktan sonra boğazının düğümlendiğini ve duygusallaştığını söylese ve bu kitabı okuduktan sonra aynı hisler sende de olacak diye söylese cevabım şüphesiz King böyle bir şey yapmaz ama sen de beni bu sözünle bir güzelce güldürdün demek olurdu. Bu hislerin yanında kitap kesinlikle de Amerika’nın yakın tarihine, JFK’ya içinizde bir merak uyandırıyor, hele ki de benim gibi 1950 ve 1960 Amerika’sını çok seviyorsanız bu ilgi ve merak sizi kitaba daha çok bağlayacak.

Jake Epping ve Sadie karakterleri kesinlikle çok sevilesiceler. Kedisi olmasından ve verdiği tepkiler ile cevaplarından dolayı Jake’i kendime çok yakın hissettim ama bir de Sadie var ki ayrı bir hoşuma gitti. Yaptığı sakarlıklar mı desem, baş belası gibi bazı şeyleri arka arkaya sorması mı desem yoksa tez canlılığı mı desem bilemedim ama kesinlikle bunların hepsi Saide’yi âşık olunası bir karakter yapmış. Bilim kurgu ve gerilim iki unsurunun yanında bunun gibi kısımlar kitabı en azından benim için daha üst boyutlara çıkardı. Kitabın içinde bir konu, bir olay örgüsü tabii ki var ama bu konunun yanında da Jake’in geçmişte kurduğu bir yaşamı var, gündelik olayları var. Şüphesiz ana konudan daha çok Jake’in gündelik hayatını okuyoruz (kitabı okuyanlar sebebini bilir). Bu normal gündelik yaşamı okurken (en azından beni) ne kitaptan sıktı ne de herhangi bir derecede en ufak bir şekilde kitaptan soğuma oldu, aksine kitabın içine beni bu kısımlar daha çok çekti. Jake’in normal sürecini okurken onu daha çok yaşıyoruz, onunla daha çok özdeşleşiyoruz. Hani olur ya güzel bir kitap okurken kitabın karakteri artık bizim arkadaşımız olur, kitap bittikten sonra da o karakteri özleriz, onunla beraber yine bir şeyler yapmak isteriz ya da biz kendimiz bir şeyler yaparken acaba o olsaydı ne derdi veya nasıl tepki verirdi diye düşünür ve kendimize sorarız, işte böyle bir kitaba en güzel örneklerden biri 22/11/63.


Farklı bir, zamanda yolculuk hikâyesi. Zamanda yolculuk kitaplarında ya da filmlerinde en çok hoşuma giden kısımları zaman değişikliğine dair en ufak ayrıntıların verilmesidir. Aynı tarihe gidip, aynı tarihte aynı kişi ile her seferinde aynı cümleler ile tarihte, evrende yer almaları, karşılaştığı kişiden her seferinde aynı bir şeyi istemesi, aynı cevabı alması, her seferinde aynı şeylerin tekrarı olması gibi ince ve küçük ayrıntıların yer verilmesi çok güzel ayrıntılardı. Yapılan zaman yolculuğunda karakterin gittiği yıla göre etrafındaki insanların giyim şekillerine göre kendi üzerindeki elbiseleri düşünmesi, daha ilk başlarda o zamana göre giyinme isteği ve aklında oluşan düşüncelerini okumak kitabın güzel ince ayrıntılarından bir başkasıydı.

Kitap malum Stephen King’in hemen hemen tüm romanlarında kullandığı Derry Kasabası’nda geçiyor, en azından bir kısmı. E geçmişe yolculuk olduğu için de ve geçmişe gidilen yıl da 1958 olduğu için de King’in en büyük ve en önemli romanlarından biri olan O’ya kitabın içinde göndermeler yapılmadan olmazdı. Yapılan göndermeleri, kurulan cümleleri okumanın keyfi de çok güzeldi. Göndermeleri okudukça yüzde istemsizce oluşan gülücükler eşliğinde, havada bir cisim varmış gibi elimin o cismi yakalaması ve “aha göndermeyi yakaladım” gibi cümleler kurarak göndermeyi yakaladığımı defalarca belli etmek istedim. Kitabı okuyacak arkadaşlara tavsiyem bu kitabı lütfen ama lütfen O kitabından sonra okuyun, o zaman emin olun ki bu güzel kitaptan alacağınız keyfin üzerine kat kat daha fazla keyifler eklersiniz; çünkü bazı göndermeler bayağı bayağı O kitabı için çok önemli olan gelişmeler, haliyle de 22/11/63 için de çok önemli gelişmeler. Sonuçta Stephen King, Jake Epping ile biz okurlarına da zaman yolculuğu yaptırıyor. Derry’e, Çorak Topraklar’a, O kitabının 6 kafadarının bulunduğu yerlere bizleri götürüyor. Yapılan tüm göndermeleri yakalamak ve tadını almak için yazarın bir başka harika kitabı O’yu öncelikli olarak okumak onun için çok önemli.

Stephen King’in müziğe olan tutkusunu hemen hemen hepimiz biliyoruzdur, özellikle de başta Greg Iles olmak üzere ve birçok yazar ile oluşturdukları The Rock Bottom Remainders adında efsanevi bir müzik grupları da var malum. King bizlere bu kitabında birçok müzik hediye ediyor, ama iki tanesi var ki onlar şüphesiz en iyileri. Birincisi çoğunluğumuzun bildiği Dean Martin’den That’s Amore, ikincisi ise Green Miller’dan In The Mood. Şarkıların geçtiği bölümleri, sayfaları o şarkıları dinleyerek okuyunca 50 – 60 senelerinin havası, kitabın atmosferi daha da güzel yakalanıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=OnFlx2Lnr9Q
https://www.youtube.com/watch?v=XElwAwS0GvE


Okuma sürem boyunca 50’lilerin, 60’lıların Amerika’sında yaşadım resmen. Uyumlu bir şekilde yaşamımı devam ettirebilmek için de bilgisayarda L.A. Noire oynadım. Cole Phelps ile Dallas ya da Derry olmasa da Los Angeles sokaklarında gezdim, suçluların, katillerin bıraktığı izlerin peşinden gittim. Caz ve blues müziğin tadını aldım. Jake gibi fötr şapkayı kafaya tam düz şekilde takmak ile şapkayı hafiften eğik takmanın ince ama büyük farkını keşfettim. O senelerdeki kadınların zarif güzelliklerini gördüm tekrardan. Alice Harikalar Diyarı’nı şu an ki aklım ile okumam lazım dedim ve tavşam deliğim olan 22/11/63 etkisinde Alice’in tavşan deliği ile tanışmak için heyecanlandım.


King’in öğütünü ve tavsiyesini dinleyip politik fanatizmin nelere yol açabileceğini görmek, öğrenmek istemeliyiz. Politik fanatizmin yol açtıklarını görmek için en azından Zapruder’in filminin 313. Karesini izlemek yeterli olacaktır.
https://www.youtube.com/watch?v=iU83R7rpXQY

Dans Etmek Hayattır
Ba-da-da… Ba-da-da-di-dam…
https://youtu.be/8Tc3qscjjsc
339 syf.
·6 günde·9/10
- İnsanın yüreğinin toprağı daha taşlıdır; insan yetiştirebildiğini yetiştirir ancak.

- Dr. Louis Creed'in ömrünü geçirdiği Chicago'dan Maine(Ludlow)'e ailesiyle birlikte(Eşi Louis, kızı Ellie ve oğlu Gage) taşınmasından sonra başına gelecek olanlardan habersizdir(Biz de öyle).

- Taşındıkları ilk günlerde başlarına gelen ufak bir talihsizlikle birlikte sonraları tılsımlı anları birlikte yaşayacağı ve belki de kaderini değiştireceği kişi 'Jud' ile tanışmış olacaklar.

- Zamanının büyük bölümünü komşusu Jud ile bira içerek geçiren doktorumuz gün geçtikçe daha bi samimi olacak ve belki de hayatında hiç yakalayamadığı kadar sıcak bir dostluğa adım atmış olacak. Dr. Louis bu komşusunun öğütlerini dinleyecek mi ? Yoksa başına buyruk mu hareket edecek?
Bu soruların cevapları kitabın ilerki sayfalarında okuyacak kişilerin merak konusu olarak kalmaya devam edecektir.

- Kitabın ilk sayfaları gayet akıcı bir halde şen şakrak aile ortamı, komşular, tanışma faslıyla geçerken doktorumuzun yeni taşındığı işyerindeki ilk gününde talihsiz bir olayla karşılaşmasıyla ortalık gerilmeye başlıyor. O sayfalar gerçekten beni de germeyi başardı doğrusu. Kitabın kalan bütün sayfalarını kapsayacak olan olaylar zincirinin her halkasında nefesinizi tutarak sayfaları çevireceğinizden emin olabilirsiniz. Zira ben öyle yaptım. Özellikle Hayvan Mezarlığında.

- Oraya gittiğim ilk zaman fazla etkilenmedim ama yine de içten içe bir ürperti hissettim. Taa ki kahramanlarımızın daha ilerisine, eski Kızılderili mezarlığına gitmeye cesaret edene kadar. Oralarda tamamen bir tırsma bana hakim oldu diyebilirim. Ormanda yürürkenki kuru otların çıkardığı sesi duyuyor, dallar benimde kollarıma çarpıyor gibi hissediyordum. Yazar kendi hayal dünyasının göbeğine bizi de çekmeyi başarıyor. Bazı yerlerde gecenin sadece sayfaların içinde değil de benim de içime çöktüğünü hissettim. Bir an önce karanlıktan kurtulmalıyım diye düşündüm.

- Kitabın son sayfalarına yaklaştığımızda finali getirecek olan olay bizi gerçekten derinden etkileyecek bir duygusallıkla işlenmiş. Böyle sayfaların olmasının, bende kitabı okurken daha fazla heyecan uyandırdığını fark ettim. Hiç beklemediğiniz bir anda bütün iskambil kağıtları yıkılıyor.

- Kitabın dili sade ve akıcı. Kitabın bendeki baskısının kapağı bile içimi ürpertmeye yetmişti zaten. Bununla birlikte yazar bizi tatmin edecek derecede duygusallık, heyecan, aksiyon, korku ve dostluk serpiştirmiş kitabın içine. Keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Herkese tavsiye ederim.

Bonus: İncelememi yazarken bir foto paylaşmak istedim.

https://i.hizliresim.com/mMl274.jpg
1080 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Bazı kitaplar vardır,hayatınıza adeta hükmederek hayatınızı ele geçirir.İşte Mahşer de böyle bir kitap.

Önce kitap ile nasıl tanıştığımızı anlatmak istiyorum.Bundan tam 6 yıl önce kütüphanede çizgi roman bölümüne bakarken bu kitabın çizgi romanını gördüm ve hemen o dakika ne işim varsa bırakıp hırslı bir şekilde okudum.Sonra kitabını alıp okudum ama o zamanlar sadece bir grip virüsünün tüm dünyayı yok etmesi şeklinde yorumlamıştım.Hazır King okumak istiyorken ve Coronavirüs mevcutken tekrar okumak istedim.

Mahşer kitabının konusu süpergrip adlı bir hastalığın dünyanın %99’unu öldürmesi sonucu geride kalan insanların toplumu yeniden inşa sürecini anlatıyor.Kitabın temel ve kilit noktası bu.Toplum diyoruz her toplumun bir lideri vardır ve iki kişi lider olmak için kendini öne sürüyor.Abigail Ana ve Randall Flagg.Konu bölümünün bu kadar yeterli olduğunu düşünüyorum.

Kitap hakkındaki düşüncelerime gelecek olursak kitap size hayatın hiç görmediğiniz noktalarını gösteriyor bununla da kalmıyor insanların psikolojik yönlerini daha iyi anlamanızı sağlıyor.Özellikle etkilendiğim birkaç nokta var onlara değinmek istiyorum.

Kitap aslında 3 bölümden oluşuyor.Gribin yayılması,İnsanların bir araya gelme süreci ve son diye adlandırdığım o değişik kısım var.

Kitap aslınde hem apokaliptik hem post apokaliptik.Bu türde sanırım çok nadir rastlanan bir durum.

Değinmek istediğim noktalardan biri sevgisizliğin bir insanı ne kadar canavarlaştırabileceği.Bizi var eden zaten çevremizdeki insanlar ve onların bizi sevmesi değil midir ? Bana bunu harika bir şekilde gösterdi bu kitap.

Bazı insanlar vardır onlara altın testide istediğinizi sunun yaratılıştan gelen bir kötülüğü vardır ve bunu siz değiştiremezsiniz.Bu düşünceyi bana kitap öyle bir şekilde aşıladı ki ben bunu bir daha unutamam.

Bir bölümde ana karakterlerden birinin babasının söylediği çok güzel bir söz ve arkasında barındırdığı muhteşem bir düşünce vardı.En değer verdiğimiz varlıkları kaybedebiliriz,dünya bizim için cehenneme dönebilir ama ya geride kalanlar sana ihtiyaç duyuyorsa ? Ömür boyu kayıplarımızla yaşamamamız gerektiğini de bana çok güzel öğretti.

İyiliğin ve kötülüğün amansız savaşını her iki taraftanda okutarak iyi ve kötünün nasıl değerler olduğunu,iyilik ve kötülüğün değer yargılarını optimal ölçüde gözlerinizin önünden geçirterek sorgulatan bir kitaptı bu.

Bir insan hayatı boyunca aynı kalır mı ? Bir insan yedisinde ne ise yetmişinde öyle olmak zorunda mıdır? Bu kitap benim bu değer yargımı fena bir şekilde yıktı geçti.

Ve şunu çok iyi anladım.Bir insan sizi baştan sevmiyorsa sonradan da sevmiyor.Bunun için zorlamanın anlamsız olduğunu çok iyi anladım.

Kısacası verdiği hayat dersleri ile Mahşer özgün konusu olsun akıcı dili olsun karakterleri olsun kendini ön plana çıkaran türlerinden kendini adeta keskin bir bıçakla ayıran bir kitaptı.Bu kitap bir felaket bir uzun yolculuk bir liderlik savaşından oluşuyor gibi görünsede her bölüm arka planda sizi o kadar etkileyecek olaylar oluyor ki.Hatta karakterin söylediği bir söz bile sizi altüst edebiliyor.Bu yüzden Mahşer tam anlamı ile başyapıt.Kesinlikle okumanızı öneriyorum.
296 syf.
·8/10
Merhabalar Korku ve Gerilim tarzı romanlarında en başarılı örnekler veren yazarlardan olan Stephen King Eğlence Parkı kitabı incelemesine kitaptan bir alıntı ile başlamak istiyorum :
“Bence yalnızca karanlık var.Düşünce yok hatıra yok sevgi yok yalnızca karanlık Unutuluş.”
Stephen King bu eserinde diğerlerinden farklı olarak gerilime daha az yer vermiş ve onun yerine daha çok macera üzerinde durmuştur.Yazarın diğer eserlerine göre biraz daha zayıf görünse bile okunması gerektiğini düşünüyorum.Konu olarak kitabın ismini de taşıyan Eğlence Parkı isminde bir karnaval kurulur.Bu karnavalda medyumcu,falcı,lunapark ve palyaçoların yer aldığı bir yerdir.Devin ismindeki kahramanımız üniversite öğrencisidir ve para kazanmak için karnaval da çalışmaya başlar.Devin kendisinden önce korku tünelinde öldürülen bir kızın öldürüldüğü öğrenir ve bu işi çözmek için ipuçlarının peşine düşmesiyle girdiği maceralara yer verilmiştir.
Keyifli Okumalar Dilerim
400 syf.
·Beğendi·9/10
Selamın kavle şekerler .. Bir etkinlik ve seneler sonra okuduğum bir isimle beraberiz bu kez sizlerle .. Kapı numaramız - söylemezsem olmaz - "666" olunca ve kitabı da onlarca kez izlediğim filmin üzerine okuyunca el mahkum yapayım dedim incelemeyi .. Bir de ilerde bahsedeceğim bir Edgar Allan Poe mevzusu var tabii .. Neyse efenim .. Bırakalım şimdi Stephen King' i , Shining ya da Medyum muhabbetini .. Gelin, 1820 lerde İngiltere'de kurşuni gri bir gökyüzü altında yaşamakta olan bir şahsın yanına götüreyim ben sizi..

Rica ediyorum kırmızı isme tıklayınız : (ayrı pencerede aç!! delirtme beni !! ) Percy Bysshe Shelley .. Bu abimiz romantik ve lirik şiir yazımında İngilitere'nin öncü isimlerinden imiş .. Biliyorsunuz , bilmiyorsanız da ben söyleyeyim ; ben ne şiirden ne de edebiyattan anlarım .. ŞİİRDEN TÖVBE ANLAMAM !! Lakin tarihi bolca okuduğum için geçen gün karşıma çıktı tesadüfen hikayesi .. Sizinle de paylaşayım istedim .. İşbu fındıhsız , fıstıhsız güllaç suratlı , tüysüz ve gözlerinden hüzün akan beyaz ETİ-PUF aromalı abimiz o zamanlar pek bir dertliymiş .. "Londra'nın içinde vurdular beni , KABAKLI KORNETE KOYDULAR beni" deye türküler çığırır imiş ... Efkarlıymış sizin anlayacağınız .. Sonradan 30 larında ölmeden öncesinde "kör" olarak nitelendirilenlerdenmiş .. Çok sonraları boğularak öldükten sonra BADEME evrilmiş ...AMA HAK EDEREK !! Soyadından çakozlayacağınız üzere Frankenstein ' ın yazarı Mary Shelley 'nin de kocası bu abimiz .. Şu satırları yazan ,

"Birbirine karıştırdım berbat lafları
Ve soran bakışları.."

ama o günün Londra halkı tarafından nedense

"kalenin ardı bostan,
yıkılsın yunanistan.
yunanistan kızları,
ne don giyer ne fistan..." kıvamında algılanan ve hiç okunmayan bir şair ..

Hal böyle olunca yılgınlığa düşmüyor ve çıkıyor evinin balkonuna, yazdıklarını çoğaltıp gelip geçenin üstüne atıyor .. Şişelerin içine koyup ,mantarla kapatıp, elinde yaptığı kağıt gemilerin içine koyup yüzdürmeye başlıyor ..Balonlara dahi bağlayıp uçurmuş.. Birilerinin eline geçsin okusunlar diye ..Esasen bir zamanlar yerlere atılan sex shop reklamlarının da atası dersek kendisi için yanlış olmaz sanırım... Yürek burkan bir hikayesi var .. O zamanlar sosyal medya yok tabii ..Bir tıkla milyonlar falan fistan .. Sadece o mu ? Ya Freud ? Rüyaların Yorumu kitabının ilk baskısının tükenmesini TAM 8 , yazıyla SEKİZ sene beklemişler .. Ya Stendhal ?!? Yaşar Kemal 'in yazmaya başladığı her yeni romanı öncesinde okuduğu Stendhal ? Bakın ben size anlatayım ... Stendahl ' ı pek çoğunuz okumuştur ama hikayesini pekçoğunuz bilmez .. Bilenlere de selamlar olsun ..

Stendahl, değeri ölümünden takriben 50 sene sonra ve TESADÜFEN anlaşılmış bir yazar .. Yıllar sonra Paris' te mezarlıktan geçen bir yol yapımı sırasında Arrigo Beyle adlı birine ait bir mezarın üzerindeki italyanca "YAŞADI , YAZDI , SEVDİ" yazılarını okuyan bir italyanın , o mezarda ne işi olduğuna bir anlam veremeyen merakı sayesinde yeniden hatırlanıyor Stendhal ..Tesadüf bu ya!!! Tam da o sıralarda Streynski isimli bir profesör Stendahl 'ın doğduğu Grenoble 'e gidiyor... Can sıkıntısından incelemeler yaptığı şehir kütüphanesinde, toz toprak içinde el yazmalarına rastgeliyor .. Böylece '842 de ölen ve UNUTULAN Stendahl , '888 'de YENİDEN DOĞUYOR ..

Kuşkusuz Stephen King , yukarda belirttiğim örneklerin aksine günümüzde yazıyor olmasının ve teknolojinin avantajlarını sonuna kadar kullandı .. Günümüzde edebiyatta piyasa koşulları egemen .. Hem de sonuna kadar ! Ve King'in bir dahi olduğu da su götürmez bir gerçek ! Bu çok açık ! Tartışmaya dahi sunmam .. Çocukluğumun bir numarası OLMASA DA ( "BİR" numara her zaman için Clive Barker ' ındır !) ilk üçüne yerleşmiş isimdir Stephen King korku edebiyatı dendiği vakit.. Ama şu var ki ben her zaman gerek müzik , gerek edebiyat olsun AKÇELİ işlerden uzak olmuşumdur .. Bir yerde popülerlik var ise, orda cacığa su katarlar .. Ayran diye getirip korlar önüne .. Dolayısıyla , böylesi durumlarda "İŞTE ATIN ... AL ! BU DA TIMARIN !" diyebilmek elzemdir .. Benim izlediğim kadarıyla en son 2005 ağustosunda King ve amerikalı yazarlar , romanlarındaki karakterleri satışa çıkardılar ... Sözümona düşünce ve özgürlük adına yapılan bir açık arttırmayla karakteri satın alan kişinin adı o karaktere verilecekti .. Ben ilk kırılmayı burda yaşadım ve uzaklaştım King'den .. Romanın adı da Cep idi hatta .. Bu çok itici bence ..

Ne akla hizmet Medyum koymuşlar bu romanın ismini bilemiyorum ama romana gelecek olursak .. Arkadaşım bu roman bir KÜLT !! Bu olgu tartışmaya kapalı ! Önce onu bir kabul et .. Yani sen ben ve bir stadyum dolusu adam , bilmem neremizi yırtıncaya kadar aksidir diye bağırsak dahi ortada Shining diye bir film var KİTAPTAN uyarlanan .. Bu hususa da değinmem lazım defalarca izlemiş bir insan olarak söz konusu filmi .. FİLM AYRI , KİTAP AYRI GÜZEL .. Birincisi kitapta barok yani rahatsız edici bir anlatım mevcut .. En basitinden filmde yer alan otel halıları hipnoz verici ama mat bir görünüme sahipler .. Halbuki romanda anlatılanlar gayet işlemeli ve canlı bir ruh hali barındırıyor...Bunları niçin anlatıyorum ? FİLMLE KİTABI BİR TUTMAYASINIZ DİYE .. Kitapta olayların geçtiği otelin adı OVERLOOK .. Overlook ingiliççede TEPEDEN BAKMAK anlamlarını da barındırıyor ... Yani bir aşağılama da söz konusu .. ve söz konusu otel Colorado'da ..
YANİ ?
Yani söz konusu amerika tarihi olduğunda, kızılderili soykırımının en yoğun yaşandığı yerlerden biri .. Ve biz biliyoruz ki Hayvan Mezarlığı ' nı yazmış Stephen King , kızılderililerle ve onların mitosları ile yakından ilgili .. Diğer romanlarında bunun izlerine rastlamak mümkün ..

Kitabı okurken , benle beraber okuyan arkadaşlardan çok ve gereksiz tekrar olduğuna dair geri bildirimler aldım .. Lakin gözden kaçırdıkları mevzu şudur ki bu hem KORKU , hem GERİLİM , hem de "PSİKOLOJİK" unsurlar barındıran bir kitap ..Aslında kitabı , King 'in tahtına oturtan etkenlerden biri de bu .. Doğaüstü güçleri , gothic edebiyatı ve insan psikolojisini aynı potada eritmiş olması .. Sizce iğrenç ama bence güzel bir örnekle açıklamak gerekirse, ebeveynleri önünde cayır cayır osuran bir cocuğun haleti ruhiyesini tüm aile bireylerinin gözünden kapınıza getirmiş King .. İşte size sıkıcı ve tekrar olarak gelen ama şahısların ilerleyen bölümlerde gelişecek olaylara farklı tepkiler vermelerine sebep olacak olan ayrıntılar bunlar .. Örnek verecek olursak kitaptaki Jack karakterinin öfke patlamalarının hem anne hem de çocuğun gözünden anlatılması ..

Kitapta çok fazla öne çıkmıyor lakin filmde bu olgu kitapla paralellikler göstererek daha fazla öne çıkmış .. Nedir o dersen .. İZOLASYON !! İnsan ve insani "değerlerden" mahrum kalma .. Kendini bile isteye TECRİT ETME ..Bakın filmde geçen ve sonrasında KATATONIA ' nın ENDTIME parcasının başında yer alan şu alıntı özellikle kayda değer ..

-- Because for some people, solitude and isolation can of itself become a PROBLEM.

-- NOT FOR ME! ( JACK )

Kendini bilerek ve isteyerek çember dışında tutan, izole eden Jack ' in hikayesi içerisinde Edgar Allan Poe ' nun Kızıl Ölümün Maskesi izlerine rastlamak mümkün .. Biliyorsunuz spoiler vermiyorum ama burada da tıpkı Jack ' in ve ailesinin durumunda olduğu gibi zamanın kızıl vebasına karşın yüksek duvarlarla korunan kale duvarlarına kendini hapseden bir prens söz konusu .. King bu roman içerisinde , bu muhteşem hikayeye pek çok kez gönderme yaparak "MASK OFF ( maskeler aşağı!) " diyip POE ya selam çakmış ..

SONUÇ OLARAK KORKUNUN KÜLTLERİ ARASINDA YERİNİ SONUNA KADAR HAK ETMİŞ BİR ESER BU ...

SON OLARAK : gideceğiniz OTELLERİ İYİ SEÇİN ...
https://www.youtube.com/watch?v=7sxFyu_U2go

Ve sonradan eklenen İŞSİZLİK BONUSU : OSMANLI' DA SHINING İZLERİ ..

https://i.hizliresim.com/gPonXZ.jpg

Yazarın biyografisi

Adı:
Stephen King
Tam adı:
Stephen Edwin King
Unvan:
ABD'li Hikâye ve Roman Yazarı
Doğum:
Portland, Maine, ABD, 21 Eylül 1947
Stephen Edwin King (d. 21 Eylül 1947; Portland, Maine), ABD'li hikâye ve roman yazarı.

Genellikle gerilim ve korku türünde eserler vermiştir. Kitaplarının çoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. İlk romanı Göz (Carrie) 1974 yılında yayınlanmıştır. Özellikle 1982 yılında başlayıp, 2005 yılında sona erdirmiş olduğu Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile ünlüdür. Pek çok kitabı senaryolaştırılıp beyaz perdeye aktarılmıştır.

İlk profesyonel kısa öykü satışını "The Glass Floor" adlı öyküsüyle Starling Mystery Stories'e yapmıştır(1967). Kendisini tekrar ettiği gerekçesiyle 2002 yılında yazarlığı bıraktığını açıklamıştır. Ancak bu kitaptan sonra birçok yeni eser verdi. King’in en son romanı 2009 Kasımında yayımlanan Under the Dome (Kubbenin Altında) olup, New York Times En Çok Satanlar listesinde uzun süre 1 numarada kaldı. 2010’un Ocak ayında, King yazılmış halde olan ve basılmayı bekleyen iki kitabı daha bulunduğunu açıkladı

Yazar istatistikleri

  • 5,2bin okur beğendi.
  • 56bin okur okudu.
  • 1.222 okur okuyor.
  • 28,5bin okur okuyacak.
  • 970 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları