Adı:
Yeşil Yol
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
428
ISBN:
9789752100299
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Green Mile
Çeviri:
Gülden Şen
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Acımasız katillerin bulunduğu Could Mountain hapishanesinin E bloğuna hoş geldiniz. Buradaki mahkumlar 'Yaşlı Sparky' diye bilinen elektrikli sandalye için sıralarını beklerlerdi.

Hapishane gardiyanlarından Paul Edgecombe için bütün katiller aynıydı. Ta ki John Coffey adındaki mahkumla tanışıncaya dek. Dev cüsseli, çocuk kalpli bu adam Edgecombe'un hayatını değiştirecekti.
(Arka Kapak)
Öncelikle bana bu güzel eseri okumamda büyük yardımı dokunan Roland Deschain beyefendiye en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Dünyanın en ünlü ve para içinde yüzen yazarlarından Stephen King'in daha çok filmiyle tanıdığımız Yeşil Yol bana oldukça güzel dakikalar yaşattı. Şimdi ne yazayım bilemiyorum inceleme için, ikinci kez okunmaya değer bir kitap ama o kadar kolay değil sanki. Filmi için de aynısını söyleyebilirim, ilk çıktığında izlemiştim ve tekrar bakmaya cesaret edemedim. Belki şu an yazdıklarım anlamsız geliyor fakat okuduktan sonra bana hak vereceğinize eminim. Başlamadan önce nasıl bir kitap olduğunu tahmin ediyordum ve beklentilerim boşa çıkmadı. Okudukça filmden sahneleri tekrar hatırladım ve her olay gözümde canlandı. Oldukça dramatik bir eser ancak içinde çıkarılması gereken dersler ve hayatı sorgulatan durumlar fazlasıyla mevcut. Stephen King çok sade bir dil kullanmamış, tuzu biraz fazla kaçan yemek gibi ama alıştıktan sonra kendine bağlıyor. Ortam ve kişi tasvirleri başarılı, kokusuna kadar hissettiriyor. Kitap altı bölümden oluşuyor ve her bölüm bir önceki bölümden tekrarlar içeriyor. Tekrarların amacı hikayeyi iyice zihne kazımak, bundan dolayı etkisi daha uzun sürüyor. Bazı sayfalar spoiler içerse de bu merak kırıcı olmuyor. Mesela bir karakterin öleceğini en baştan söylüyor size ancak nasıl olduğunu öğrenmek için okumanız lazım. Hikayesini biliyorsunuzdur çoğunuz çünkü filmi fazlasıyla ünlü. İki kıza tecavüz edip öldürmek iddiasıyla ölüme mahkum edilen aşırı duygusal ve yumuşak kalpli izbandut bir zenci olan John Coffey ile nakledildiği Cold Mountain hapishanesinin baş gardiyanı Paul Edgecombe ve takım arkadaşlarının arasındaki ilişkileri konu alıyor kitap. John Coffey aslında yardım etmek istemiştir ancak kanıt yetersizliği ve derdini anlatamaması onu suçlu yapmıştır. Bu arkadaşın gizemli güçleri vardır, ölüleri diriltir ve hasta insanlara şifa vermektedir. Biraz İsa peygamberi anımsatıyor bu yönüyle. Olaylar çok farklıdır ancak buna inanan pek az insan bulunur. Kötü insanlar her yerde aslında, yazar bize bunu anlatıyor açık açık. Hapiste olmayan herkes nasıl iyi değilse, içeri tıkılanlar da kötü olmamaktadır. Tek bir olay üzerinden insanları suçlamak kolaydır fakat onların içini tahmin etmek başka bir olay. Kimseye öğüt vermek derdinde değilim, sadece kitabın oluşturduğu etkiyi ve bize anlatmaya çalıştıklarından bahsediyorum. Kötü bir sonu olduğunu tahmin etmişsinizdir ancak bu kötü sonun getirdiği birtakım iyi şeyler var. Paul Edgecombe hikayeyi kaldığı huzurevinde yazıya döküyor ve orada yaşadıklarını anlatırken geçmişiyle benzerlikler buluyor. Kötü veya iyi olmak bizim elimizde gibi bir sonuç çıkıyor ortaya. William Wharton diye bir sapık katil var ki evlat olsa kendi elleriyle boğar insan olan. Daha fazla anlatmaya lüzum görmüyorum, alın okuyun sadece.
Cüssesi kadar kocaman yüreğe, cüssesine ters olan korkuya sahip John Coffey'nin ( coffee gibi söyleniyor ama farklı ) Yeşil Yol`a doğru attığı ürkek adımların şahidi olacaksınız.

Kitabı E bloğunun baş gardiyanı Paul`ün dilinden dinliyorsunuz. İlk başta biraz sıkıcılık yarata bilir ama ortalara doğru kesinlikle kendinize hakim olamıyorsunuz.
İnsanın kitabın içine girip, o kocaman devi kucaklayası, "yalnız değilsin John." diyesi geliyor.
İyinin bazen ne kadar kötü, kötünün bazen ne kadar iyi olabileceği, görünüşün aldatıcı kısımlarına takılmamamızı, insanın tüm ürkütücülüğüne rağmen saf kalabileceğini açıklıyor bize Kocaoğlan..

Sonunun bildiğim gibi bitmemesi için, geriye kalan 10 sayfayı 3 gün erteledim.
Hayatıma yeşil ve siyah bir renk katan gözü yaşlı dev seni özleyeceğim...

Sonunda büyükten küçüğe her insanın duyduğu, duymasa bile bir yerden kulağına çalındığı o efsane kapanış söz:

"Yoruldum, patron.Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum.Yanımda hiç arkadaş olmamasından bıktım. Nereye gideceğimizi, nereden geldiğimizi söyleyecek biri. İnsanların birbirine kötü davranmasından bıktım. Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan bıktım. Çok fazla var, sanki her an için kafama cam parçaları batıyor. Anlıyor musun?
Karanlıktan korkuyorum patron lütfen ışığı kapatma…”

Kesinlikle okuyun..

Benzer kitaplar

Yeşil Yol'u izlemeyen azdır. En azından öyle tahmin ediyorum. 4 dalda Oscar adaylığı olan, tüm zamanların en başarılı uyarlama filmlerinden biri olan bu şaheseri çocukluğumdan gençliğime seneler boyunca izledim, hala izlemeye devam ediyorum. Kitabı bitirdikten sonra da açıp tekrar izledim, itiraf etmeliyim. Bu son izleyişim çok daha farklı oldu elbette. Öncelikle kitabı bu kadar ertelediği için kendime kızdım. Sonrasında haliyle kitap ile filmi karşılaştırdım ve fark ettim ki ikisinin de yeri çok ayrı. Birebir ilerliyor mu diye sorarsanız elinden gelenin en iyisini yapıyor diyebilirim. Kitap ve sinema çok farklı dünyalardır aslında. Bir sinema filmi uyarlandığı kitabı elbette yüzde yüz anlatamaz. Zaten belli bir yönetmen görüşü katılmazsa o film kitabın yazarının filmi olur, yönetmenin değil. Frank Darabont, Stephen King şaheserini çok da değiştirmemiş. Hatta genel hatlarıyla hiç değiştirmemiş diyebiliriz. Birkaç ufak ekleme ve elbette gereken tüm teknik düzenlemeler haricinde Yeşil Yol, aynı Yeşil Yol.

Stephen King'in bu dünyası görünürde kısa olan fakat arkasında derin anlamlar saklayan ve upuzun olan Yeşil Yol'da geçiyor. Karakterlerin yalnızca bir kısmı Yeşil Yol'un mahkumları olarak görünse de, aslında tüm karakterlerimiz hatta biz okurlar bile o Yeşil Yol'un yolcusuyuz. Bazılarımız uzun bir yürüyüş yapıyor, bazılarımız ise zamanı gelince dönüşünü yapıyor. Yeşil Yol'un en etkileyici unsurlarından biri bu. Tüm karakterler son derece etkileyici, ayrıca eserini dayandırdığı ana fikir sayesinde kendinizi de romanda bir kahraman olarak görebiliyorsunuz. Yeşil Yol'un dünyası kasvetli, dramatik ve yolcuları için her daim korkutucu. Yeşil Yol'un karakterleri, King'in belki de şimdiye kadar yarattığı en gerçekçi ve en derin karakterler. John Coffey gibi bir karakteri edebiyat dünyasında çok fazla göremezsiniz. Bu şekilde başarılı karakter çizimleri yalnızca belli yazarlara bahşedilmiştir. King de onlardan biri. Yarattığı karaktere bağlanmadan edemiyorsunuz. Filmdeki performansıyla Michael Clarke Duncan'ı unutmamak lazım. Her oyuncu kendine verilen repliklerle tüm set ekibini gözyaşlarına boğup çekimin aksamasını sağlayamaz. Her ne kadar Michael Caine'in o seneki performansını sonuna kadar takdir edip Oscar'ını tebrik etsem de Duncan'ın seneler sonra beni hala ilk günkü gibi etkileyen performansının heykelciği daha çok hak ettiğini düşünmeden edemiyorum.

Gerçekten gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; Stephen King'in en iyi üç kitabını bana sorsanız içlerinden biri Yeşil Yol olacaktır. Kitap okumak en sevdiğim aktivitelerden biridir fakat beni yorduğu da olur. Bazen bir kitaptan bunalıp o anlık okumayı bıraktığım da olur. Yeşil Yol bana bunların hiçbirini hissettirmedi. Sonunu adım gibi bildiğim bir romanın beni bu kadar sürüklemesi akıl almaz bir durum oldu benim için. Filmi izlediğim zamanlarda Stephen King ile ilgili çok bilgim yoktu. Şimdi artık film ve kitabın atmosferleri arasında karşılaştırma yapabileceğime inanıyorum. King atmosferi kitapta kendini hissettirdiği kadar filmde de hissettiriyor. Oyunculara büyük görev düşmüş ve her biri bunu oldukça iyi yerine getirmişler. King'in karakterlerine bahşettiği her özelliği filmin kadrosundaki isimlerden görüyoruz. Kitabı okuduktan sonra filmi izlemediyseniz hemen açıp izlemeye başlayın, bir karakterin ismi geçmeden kimin kim olduğunu anlayabilirsiniz.

Kitap hakkında konuşmaya devam etsem buraya sayfalarca yazı bırakabilirim. Sığ bir eser değil, son derece derin bir okyanus Yeşil Yol. İnsanlığı konu alıyor; kötüsüyle ve iyisiyle. Küçücük bir koğuşta geçen hikayesiyle bizi bize anlatıyor. Belki de tarihin en içten ve dürüst romanlarından biri. Teknik açıdan kusursuz olduğu gibi duygusal açıdan da içimizde kendine asla kaybolmayacak bir yer açıyor. Okumadan durduğunuz her saniye, okuduktan sonra içinizde pişmanlık olarak kalacak.
Filmini hemen hemen bir çoğumuz izlemisizdir harika bir yapıt başlı başına bir şaheser ve uzun zaman hafızalarda silinmeyecek bir hikaye şiddetle okumanızı tavsiye ederim
Kocaman bir adam ve o kocaman adamın kendinden büyük yüreği..İyilerin mükafatını aldığı ve kötülerin cezalarını çektikleri baştan aşağı ustalıkla kaleme alınmış,hayranlıkla ve tek solukta okuduğum sayılı kitaplardan birisi.
Söylenecek çok şey var aslında. Stephan King'in okuduğum ilk kitabıydı. Kitaba ilk başladığımda yazarın, karakterlerin çoğunu birden olaya sokması yüzünden ilk başlarda kimin kim olduğu konusunda zorluk yaşadım. Fakat ilerledikçe taşların yerine oturmasıyla yavaş yavaş zevk almaya başladım kitaptan. Yazarın üslubu mükemmeldi. Zaman zaman geçmişe gitmesi ya da şimdiki zamana tekrar geri dönmesi ayrı bir tat katmıştı. Kitap boyunca kimi zaman nefretle kaşlarım çatıldı, kimi zaman kalbimde büyük üzüntüler hissettim. John ile ağlarken, Percy'ye sinirlendim. Delacroix ile Mr. Jingles'ın küçük numaralarına gülerken, Wharton'dan iğrendim. Elektrikli'ye oturan mahkumların yaşadığı acıları ben de hissettim. Karakterlerin her anında yanlarında durup, küçük bir köşeden izledim onları. Özellikle John Coffey... Yüreği de cüssesi kadar büyük olan dev... Kalbim acıyla attı ne zaman ağlasa. Ve sanki bu kitap dünyanın adil bir yer olmadığını bir kez daha insanın yüzüne vuruyordu.
Konuya gelecek olursak; (spoiler içerir)
Bir gece uzun bir aramadan sonra kocaman bir dev, John Coffey, iki elinde iki minik, çıplak kızla bulunur ve o iki kıza tecavüz ve öldürmeden hüküm giyerek idama mahkum edilir. Ama olayın hiç de öyle olmadığı geç de olsa anlanır. Bu koca cüsseli ama çocuk yürekli dev sadece çocukları kurtarmaya çalışmıştır. Ama elden gelen bir şey yoktur. John Coffey idam edilecektir.
Böyle bir kitabı okuduktan sonra hakkında bir şeyler yazmak zor geldi. Bayadır erteliyorum o yüzden demek istediğim bazı şeyler de zamanla uçup gitmiş olabilir.
(Yazmayı ertelememin bir diğer sebebi de "inceleme" başlığı altında olması yani benim gibi bir okurun bir kitabı gelişi güzel incelemesi doğru gelmiyor bana, bir kitabı incelemek demek yazarını tanımak, onun yaşadığı dönemi tanımak, onun duygularını hissetmekten geçer. Ben tüm bunlara hakim olamadığım için her defasında inceleme başlığı altında eziliyorum ama dönüp baktığımda okuduğum kitapla ilgili fikirlerimi de burada görmek istiyorum o yüzden her ne kadar yetersiz de olsam yazıyorum.)

O kadar hakim değilim dedim ama King(ya da bir zamanlar kullandığı adıyla Richard Bachman) gibi bir yazarı okuyup da araştırmadan bırakmak olmazdı. Diyorum ki kendime, nasıl olur da bir kişi olayları bu denli içine çekerek anlatır, ne içer, ne yer, nasıl düşünür, nasıl bir psikolojisi var da bunları yazar, bunları kendinize soruyorsunuz çünkü olağanüstü durumları öyle bir anlatışı var ki kurgu demeniz pek mümkün olmuyor. Ve King beni duymuş olacak ki cevabı vermiş: “Bana ‘Nasıl yazıyorsun?’ diye sorduklarında her zaman ‘bir defada bir kelime’ diye cevap veririm ve bu cevap hiç kabul görmez. Oysa hepsi bundan ibarettir. Fazlasıyla basit gibi geliyor, ama Çin Seddi’ni düşünün mesela: Bir defada bir taş, değil mi? Hepsi bu. Bir defada bir taş. Ama o piç kurusunu uzaydan teleskopsuz görebildiğinizi okumuştum bir yerde.”
İnternette bulduğum yazılardan en samimisi, en dolu dolusu buydu sanırım. Mutlaka okuyun derim... http://www.edebiyathaber.net/...ktugunde-sahne-onun/
Ve bir de, https://www.insanokur.org/...nen-20-ilginc-detay/

Kitaba gelecek olursak gerilimden çok duygusallığın ağır bastığı bir eser. Başlarda sıkıcıymış gibi gelse de sonradan elinizden bırakamıyorsunuz. Hafiften anlatayım Could Mountain hapishanesinin E bloğunda yaşanıyor her şey ve tüm hikayeyi o zaman baş gardiyan olan Paul Edgecombe yazıyor, biz okuyoruz. Burada mahkumlar 'Yaşlı Sparky' diye bilinen elektrikli sandalye ile idam edilirlerdi, yeşil yolun sonunda...
Başta normaldi her şey Paul'e göre, mahkumlar gelir bir süre birlikte kalırlar sonra da elektrikli sandalyeye götürülürlerdi. İşlerinin en önemli kısmı konuşmaktı. Paul'un dediği gibi "Bizlere gelince, bizler mahkûmların gardiyanları değil de psikiyatristleri olarak daha çok işe yaradığımızı düşünmek bile istemezdik. Bu düşünceye bugün bile karşı çıkarım, ama hepimiz de nasıl konuşulacağını bilirdik... Ve Elektrikli'yle yüz yüze olan adamların eğer konuşmazlarsa çıldırmak gibi bir kötü huyları vardır." Evet her şey normaldi ta ki kocamaaann kalpli koca adam gelene kadar. John Coffey,kahve gibi ama aynı değil, 'O John Coffey ki, gözleri her zaman yaşlarla dolu; tıpkı asla iyileşmeyecek bir yaradan akan kanlar gibi'... Üzüntüyü de öfkeyi de sevgiyi de dibine kadar hissettim okurken. Daha fazla anlatırsam spoiler vermiş olurum burada duruyorum. Bu güzel kitabı herkes okusun, yüreğinde hissetsin isterim... Etkinlik olmasa belki çok daha geç bir zamanda okuyacaktım belki de hiç tanışamayacaktım John'la, bu sebeple Hakan Arık'a etkinlik için çok çok teşekkür ediyorum.

Ve son olarak en kısa zamanda izlemek istediğim filminin de olduğunu hatırlatıyor, Yeşil Yol filminden bir sahneyi, beni en çok üzen kısım, buraya bırakıyorum, okuduğunuz için çoook teşekkür ederim
 https://youtu.be/S6wT-v_P3cc
Coul Mountain Eyalet Hapishanesinin E Koğuşu başgardiyanı olan Paul Edgecombe için tüm mahkumlar aynıdır. Paul mahkumların yeşil yoldan yürüyüp yaşlı sparkla (elektrikli sandalye) tanışmalarını sağlamaktadır. John Coffey ise küçük kız çocukları olan Cora, Kathe ikizlerini tecavüz edip öldürmekten yargılanan ve idam gününü bekleyen mahkumdur.

O iriyarı vücudunun arkasında yatan çocuk kalbi ise işlediği suçla ne kadar ters orantılı değil mi? Karanlıkta yatmaktan neden korkacak, onu her gördüğünüzde ağlamaktan kızarmış gözlerinden dolayı bu kadar üzüldüğü şeyi neden yaptığını düşündürecek birisi.

Ana karakter Paul Edgecombe bize yaşadığı olayları Georgia Pines Huzurevinden yazıyor. 1932'de yeşil yola gelen John Coffey'i ve idam zamanına kadar olan olaylar tek nefeste okumama neden oldu. (John Coffey'i fareler ve insanlar kitabındaki Lennie'ye çok benzettim.) Korku ve gerilim türünde olan bir kitabın beni bu denli duygusallaştırmasını sevdim. Hiç düşünmeden okumalısınız:)
Zavallı John Coffey !..Zavallı Paul Edgecombe !
Yeşil Yol filmini ilk defa 2003 yılında izlemiştim Ve gerçekten çok duygulanmış,etkilenmiştim.
Hatırlıyorum filmin sonunda gözlerimden yaşlar akmıştı.Daha sonraTv kanallarında ki
hâlâ ara ara yayınlanıyor ve görüyorum ve
her denk geldiğimde hâlâ ilk o günki izlediğim
duyguyla ve etkiyke sıkılmadan izlerim.Kitabını alıp hep okumak istemişimdir.Okumak bu zamana nasipmiş:)Genelde ilk önce kitabı alır daha sonra da filmi varsa mutlaka filmini izlerim.Izlediğimde ise her zaman gördüğüm genelde filmlerin kitaba göre daha yüzeysel olmasıdır.Kitap daha ayrıntı içerir.Fakat ilk defa Kitap=Film diyorum.(bana göre)Çünki ikisi de bana aynı duyguyu ve aynı etkiyi geçirdi.Buna ayrıntı da dahil.Kitap hakkında söylemek istediğim çok şey var .Sadece Orhan Veli nin de bir şiirinde yazdığı gibi "Kelimeler kifayetsiz kalıyor"..Anlatamıyorum..
Mutlaka okunması gereken bir kitap ve filmi de mutlaka izlenmesi gereken bir film.
Kocaman beden, küçücük bir ruhun hikayesi...
"Karanlıktan korkuyorum patron, lütfen ışığı kapatma" dediğinde bütün vücudunuzun iğnelendiğini hissedeceksiniz.
Umarım Tanrı dünyaya gerçekten John Coffey gibilerini gönderiyordur. (kahve gibi, yalnızca yazılışı farklı) Aksi durumda dünya bu çıldırmış insanlıkla ne kadar başedebilir bilmiyorum. Gözyaşlarımı tutamadım, muhteşemdi.
Nasıl etkilenilmez ki bu muhteşem duygu hazinesinden.Nasıl güçlü karakterler çizmiş sevgili yazarımız.Ve nasıl bir beyindir ki o insan okurken kendi beyninin zavallılığına hayıflanıyor.Her karaktere ayrı ayrı secde ettim ..Filmini de sevmiştim ama kitapları filmleriyle asla kıyaslamam..
"Televizyon fena değil, ona karşı değilim, ama insanı dünyadan koparıp yalnızca kendi camına bağlamasını sevmiyorum. En azından o bakımdan radyo daha iyiydi."
"TV seyretmiyorum. Bazen yürüyüşe çıkıyorum; bazen kitap okuyorum."
"Onları sevgileriyle öldürdü," dedi John. "Birbirlerine olan sevgileriyle. Nasıl olduğunu anlıyor musun?"
Bilmiyordum. O zamanlar bilmediğim çok şey vardı. Sanırım daha çok saftım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yeşil Yol
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
428
ISBN:
9789752100299
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Green Mile
Çeviri:
Gülden Şen
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Acımasız katillerin bulunduğu Could Mountain hapishanesinin E bloğuna hoş geldiniz. Buradaki mahkumlar 'Yaşlı Sparky' diye bilinen elektrikli sandalye için sıralarını beklerlerdi.

Hapishane gardiyanlarından Paul Edgecombe için bütün katiller aynıydı. Ta ki John Coffey adındaki mahkumla tanışıncaya dek. Dev cüsseli, çocuk kalpli bu adam Edgecombe'un hayatını değiştirecekti.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 1.662 okur

  • AYŞE EVREM KAVAKLI
  • Özgür Yıldız
  • Sude Köseoğlu
  • Rolf Taika
  • Eskici
  • Kitap Odası
  • ulu tahıl
  • Elif Aydın
  • ...........9
  • Engin Dal

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%3.1
18-24 Yaş
%21.4
25-34 Yaş
%31.4
35-44 Yaş
%27.8
45-54 Yaş
%10.4
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70
Erkek
%30

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%54.5 (249)
9
%27.4 (125)
8
%10.9 (50)
7
%4.6 (21)
6
%0.7 (3)
5
%1.5 (7)
4
%0.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları