Adı:
Başlangıç
Yazar:
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
536
ISBN:
9789752123267
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Origin
Çeviri:
Petek Demir İncek
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Melekler ve Şeytanlar, Da Vinci Şifresi, Cehennem, Kayıp Sembol gibi kitaplarla dünya çapında büyük bir başarı yakalamış ünlü macera yazarı Dan Brown, 2017 kitabı Başlangıç - Origin ile raflardaki yerini almaya hazırlanıyor.

Kim olursan ol, neye inanırsan inan,
Çok yakında her şey değişecek...

Genç adam, aniden üç büyük dinin temsilcilerine döndü. “Şaşırtıcı bulacağınızı tahmin ettiğim bilimsel bir buluşum sebebiyle bugün buradayım. İnsanlık deneyimimizin en temel iki sorusuna cevap bulma ümidi ile yıllardır peşinden koşuyordum. Bu bilginin tüm inananları derinden etkileyeceğine inanıyorum. Nasıl desem, ‘yıkıcı’ diye tanımlanabilecek bir değişikliğe sebep olabilir. Birazdan görecekleriniz, dünyayla paylaşmayı umduğum sunumun kaba bir kesiti. Fakat bunu yapmadan önce dünyanın en etkili din adamlarına danışmak, en çok etkilenecek kişilerce nasıl algılanacağını öğrenmek istedim.”

Piskopos, haham ve ulema birbirlerine baktılar, sıkılmış görünüyorlardı. Piskopos, “İlginç bir girizgâh Bay Kirsch. Bize gösterecekleriniz dünya dinlerinin temelini sarsacakmış gibi konuşuyorsunuz," dedi. Genç adam kutsal metinlerin saklandığı bu eski mahzende etrafına baktı. Temellerini sarsmayacak, yıkacak, diye düşündü. Din adamları üç gün içinde bu sunumu bir etkinlikle insanlara duyuracağını bilmiyorlardı. Bunu yaptığında tüm insanlar, dini öğretilerin gerçekten de ortak bir noktası bulunduğunu anlayacaklardı: Hepsinin tümden yanlış olduğunu...

Nereden geldik? Nereye gidiyoruz?

İnsanoğlunun var olduğu günden beri cevabını bulmaya çalıştığı bu temel soruya cevap bulma iddiasındaki bir fütüristin tam da keşfini açıklayacağı gece her şey trajik bir biçimde karanlığa gömülür. Eski öğrencisinin sunumuna davetli olan Simgebilim Profesörü Robert Langdon söz konusu keşfi öğrencisinin anısına dünyaya duyurmaya karar verir. Ancak, kendisini bekleyen şifrelerden, acı sürprizlerden ve ölümcül fanatiklerden habersizdir...
*Kitap Hakkında Bilgi İçermez!

Bu kitap tam woow'luk olmuş! -Kerem Bursin cosplay.-

Harika, harika, harikaydı... Gözlerimi kırpmadan, bazen nefes bile almayı unutarak okudum kitabı. Dan Brown, yine kendine yakışanı yapmış.

1)Kitabın ana temasını oluşturan Edmond'ın girişteki konuşmasında söyledikleri kitabı ilk elime aldığım sıralarda mantıklı gelse de, sonrasında oturup düşündüm. Sürekli bilimle gelişen bir dünya bize ne getirirdi? Yapay insanlar, bilgisayarlar, samimiyetten eser olmayan bir dünya... Peki dertlerimiz? Neden ibaret olacak dertlerimiz? Dertlerimiz olduğunda kimi hatırlayacağız? Sığınacak bir Tanrı olmaması düşüncesi bana büyük bir boşluğa itilme durumu gibi gözüküyor. Kendimden örnek vereyim: Bir kaç gün önce ameliyat oldum ve şifa verici, yardım edici tek varlık olarak Allah'ı hissettim yanımda, O'nun yokluğu büyük bir boşluk bırakırdı içimde diye düşünmeden edemedim, Edmond'ın enstantanesini okuduğumda.

2)Dünyanın dengeleri Sultan Abdülhamid Han tahttan indikten hemen sonrasında tamamıyla değişmişti zaten. Artık ne dinler yönetecekti dünyayı, ne de krallar... Hiç bir zaman tükenmeyecek bir metaydı yerlerine gelen şey: PARA! Yani kapitalizm... Yeni bir dünya düzeni aramamıza gerek yoktu aslında Edmond, bu dünyanın para babalarının düzenin değişmesine izin vereceklerini sanmıyorum çünkü...

3)İşin içinde Robert Langdon olunca, dinlerin de işin içinde olması kaçınılmaz oluyor elbette. Her kutsal inancın, kendine göre çarpıklıkları var. Hristiyanların içinde de bir sürü cemaatler, ayrışmalar, tefrikalar gırla gidiyor. O onu kabul etmiyor, diğeri ise diğerini. Gülün Adı kitabında da çok net görmüştüm bu hizipleşmeyi. Herkes kendini "en doğru" olarak kabul etmiş. Tıpkı bizdeki cemaatler gibi, görünürde herkes aynı Allah'ın kulu, ama "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin!" diyen ayetler bile "bir edemedi" bizi... Herkes kendi düşüncesini ilah edinmiş durumda, herkes "en doğru" herkes "en haklı..."

4)Ayrıca şu piskoposa da acayip kıl oldum arkadaş. Sürekli içimden: "Ulan bu adamda var bir şey amaaa..." diye kurulan cümleler geçti durdu. Haklı olup olmadığımı tabii ki okuduğunuzda göreceksiniz. :)

5)Bu sefer kitapta sanatsal ve dini mekanlardan çok, kişiler ön plandaydı. Çok fazla kişi, çok fazla olay vardı içerisinde. Açıkçası bir kaç bölüm sonrasına geçtiğimde "Allah Allah bu adam kimdi yahu?" diye kendi kendime sorduğum bile oldu. Onun için kitabı elinize aldığınızda, bir çırpıda okumanızda fayda var.

*Şu bir gerçek ki, kim ne derse desin bu dünyada bir "ölüm" gerçeği var. Bakın bir dedenizin dedesi yaşıyor mu? Ölü oğlu ölüyüz biz. Hepimiz ölülerin torunlarıyız. Ne kadar bilimsel olarak açıklamalar yapmaya çalışsak da, her dinde farklı, her mistik inançta farklı bir var oluş biçimi varsa da, ölüm hep aynı. "Bizim yokluğumuz." Bir düşünün! Siz yoksanız bu dünya yok. O zaman kendinize iyi bakın, çünkü bu dünya sizinle anlamlı. Ve şunu da unutmayın, unutmayalım: Ölü oğlu ölüyüz biz. İster toprağa gömülerek, ister yakılarak, ister cesedimiz bir nehre atılarak, hepimiz o gerçeği yaşayacağız. Bunu asla aklımızdan çıkarmamamız ve ona göre yaşamamız temennisiyle...
Bol okumalı, aydınlık günlere dostlar...
KIŞKIRITICI, AKIL KARIŞTIRICI, DÜŞÜNDÜRÜCÜ, SOLUKSUZ BİR ROMAN

Dan Brown okurları, Dan Brown’ın yeni bir kitabını okumadan önce hemen hemen ana hatlarıyla hatta ara hatlarıyla da dahil olmak üzere ne okuyacaklarını, kurgunun kısmi olarak da kollarını bilirler. Robert Langdon bir kurumdan veya bir kişiden bir davet alır, cinayet ile olaylar başlar, cinayetin arkasında tarih, bilim, sanat ve dini öğeler yer alır ve Langdon baştan sona suçlu durumunda gözükürken, olaylar ve şifrelerin çözülmesi ile de konu sonuçlanır ve okur da kendini heyecanın içinde bulur. Başlangıç da bu şekilde olup, tüm diğer kitapları gibi konuya girdikten sonra her bir sayfasının final havasında heyecanlı olduğu bir kitap. Tabii bunların yanında Langdon her bir defasında da bir kadın ile tanışır, beraber ortak bir şekilde de maceralarına devam ederler. Tanışılan kadın da Dan Brown’ın tasvirleri ile öğreniriz ki güzel ve çekici bir kadındır. Genelde bu tarz romanlarda kadın ile erkek arasında istemsiz bir şekilde aşk başlar hatta devam kitaplarında da aynı kişi devam kitaplarına tekrardan dahil olur; ama Dan Brown kitaplarında bu durum hiç yoktur. Kitap içerikleri unutulmayacak, kitap içindeki dünyada çok ses getirecek kadar önemli bir olay olsa da bu durumla karşılaşmayız, o kadından ses seda çıkmaz artık. Düşünüyorum da, Robert Langdon’ın yeni bir macerasına acaba Sophie Neveu ya da Vittoria Vetra bir şekilde dahil olsa ya da bambaşka kitabı olan, seri dışı romanı olan İhanet Noktası’ndaki Rachel Sexton filan dahil olsan nasıl olur? Bence çok güzel olurdu hatta diğer kitaplara yapılan ufak göndermeler ile de bu güzelliğin keyfi artardı. Bunun ufak örneklerini Greg Iles kitaplarında görsek de bana göre en başarılı şekilde yapan Michael Connelly ‘dir. Bu benzerliklerle beraber Brown’ın kitaplarında olmazsa olmazı artık alışageldiğimiz katilidir, Langdon ve yanındaki kişiyi sürekli kovalayanıdır. Cehennem’de bu kadar net olarak yoktu ama genelde katilin farklı bir özelliği olur, fiziksel bir kusur ya da değişiklik gibi ve katilin acılarla olan geçmişi gibi. Bu kitapta da Dan Brown’ın bu özelliklerinin hepsini görüyoruz. Kısaca özet geçmem gerekirse Dan Brown okurları, yeni bir kitabı çıkmadan önce kitabı için ne şekilde işleyeceğini, ne şekilde ilerleyeceğini bildiklerinden dolayı merak ettikleri Brown’un bu sefer hangi tarihi unsuru kullanacağı, hangi tarihi gerçeklere bağlantı yapacağı ve bunları günümüze ne şekilde bağlayacağı esas merak konusudur. Tipik Harlan Coben kitaplarının biraz farklı beklentisi olarak da denilebilir. Coben kitaplarında da okur ne okuyacağını bilir, sadece bana göre hiç kimsenin tahmin edemeyeceği sürpriz finalini merak eder, çünkü bilindiği üzere Coben romanlarında da bir aile üyesi kaybolur/kaçırılır/ölür ve gelişme kısmında bu kişi sanki suçlu ve kötü olarak görünür ve okur bu durumu artık kabul de eder. Final de Coben kitaplarının isimlerine yakışacağı şekilde hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı anlaşılır ve mükemmel bir final ile de kitap sonuçlanır.

İki yazarı kurgu olarak olmasa da kendi usüllerine göre yazım tarzı olarak aynı kefeye koydum diyebilirim; ama Brown’ın Coben’e göre farklı çok güzel ve çok başarılı şekilde yaptığı bir şey daha var, o da hiç şüphesiz tabii ki reklam. Tek kelime ile desteklemek gerekirse mükemmel reklam. Dan Brown kitapları güzel, akıcı, okunması kolay olmasına rağmen çoğu gerilim/macera romanları gibi içi boş da değildir ama dünya gündeminde çıkarttığı ses kadar da dolu değildir demem gerekiyor; ve bu işi de, yazarlığı da çok iyi yaptığını söylemem gerekiyor. Bu kitabının çeviri aşamasında bile takdire şayan bir şekilde ülkemiz dahil aynı zamanda yayınlanacak ülkelerin çevirmenlerinin bilinmeyen bir şehirde bir bina içinde kilit altında tutulmaları bile gerekli olduğu kadar bana göre kitap için de mükemmel bir reklam oldu. Düşünsenize çeviri odanıza girerken cep telefonlarınızdan, saatlerinize kadar her bir şey dışarıda bırakılıyor ve çoğu şeyden bihaber şekilde çeviri yapıyorsunuz, aynı Dan Brown kitaplarının içeriği gibi çevirisi de süper gizemli bir organizasyon.

Başlangıç’ta Dan Brown, Melekler ve Şeytanlar’dan sonra tekrardan sürekli karşı karşıya gelen bilim ve dini karşı karşıya getiriyor. Teist olan ya da olmayan biraz düşünen hemen hemen herkesin sürekli düşündüğü iki soru vardır, “Nereden geldik?” ve “Nereye gidiyoruz?” sorularını düşünür, fikirler üretir ve üzerine yorumlar yaparız. Bu kitapta da yazar bu iki soruyu temeline alarak kurgusunu oluşturmuş. Burada, bu sitede bile bu ve benzeri konular sürekli tartışılır, sürekli de her yerde gündemimizde olacak sorulardır. Dediğim gibi kitaba bu riskli belki de kışkırtıcı sorulardan temel oluşturup ortaya mükemmel bir roman çıkartmış. Ve bana göre de kitapta olan sunum kısmında gördüğüm en sağlam, en gerçekçi sorgulamanın yapıldığı, aynı şekilde düşüncelerin barındırıldığı bir kitap. Sorgu yapan tarafa da hak vermemek gerçekten çok zor. Yeni moda ateist dalgasının yaptığı gibi basit bir şekilde, basitliğinden insanı sinir edici seviyede tespitleri kullanmayan karakterlerin olduğu bir sunum. Bu kısımlar ise aklın karışıp ve düşünmeye şevk ettiği en başarılı kısım, yapılan sunum ise kesinlikle izlemek istediğim, gözlerimde adeta canlanan, sunumda verilen efektleri duyabilmem kadar güzeldi. Nereden geldik ve nereye gidiyoruz soruları kitap için esas soru olsa da benim için kitapta daha zor olan iki adet başka bir soru var: #24671301 Bilim ve din romanda karşı karşıya geldiği için de adından anlaşılacağı üzere romanın baş konusu “yaratılış”, bir tarafta din adamlarının anlattığı tek seferde yaratılış kısmı var, diğer tarafta ise bilim insanlarının anlattığı bir sürece dair olan başlangıç kısmı var, maalesef ki olması gerektiği ama maalesef bir türlü olmayan, var diyenlerin de tepki gördüğü bir sürecin dair olduğu yaratılış kısmı tabii ki de yok, her ne kadar Langdon bunun olabileceğini söylese de genel olarak bu düşünce ne romana hâkim ne de dünyamıza. Nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz sorusu gerçekçi bir şekilde tarafların sadece kendi düşündüğü taraflarından tek taraflı olarak baktıkları için kısır bir döngüye de girmemesinin imkânsız olduğu bir durum. Aslında Edmond’ın dediği gibi, bu iki soru, aynı hikâyenin iki yarısıdır. Çok öncelere gitmemiz lazım cevap için, İsa’dan 4 milyar öncesine kadar gitmemiz lazım ki tam olarak net cevabı ancak o zaman bulabiliriz ya da dini gerçeklerle bilimin şimdilerde harmanlanması lazım. Konu bu şekilde olunca da sürekli aklıma Miller-Urey deneyi geldi ve tabii ki Dan Brown da kitabında bu konuya ayrıntılı şekilde giriş yapmış. Bazı incelemelerde de kitabın içinde bahsi geçen buluşla ilgili denildiği kadar büyük ve önemli olmadığı söylenmekle beraber tüm dinleri yıkacağı sözünün altında ezildiği söyleniyor. Asıl olan bu söylemlerin büyük bir yanlış olduğu, yapılan buluş denildiği kadar yer yerinden oynatacak bir buluştur ve böyle demek de ya kitaptaki ve gerçek hayattaki gibi bazı kişilerin dini bilgilere kayıtsız, şartsız ve sorgusuz şekilde bağlı olmaları ya da bu tarz bilgilere uzak olup olayın büyüklüğünü kavrayamamaktır. Yapılan buluş gerçek olsun, emin olun dinler gerçek bir darbe yer, ortaya başka bir soru daha çıkar ama bu darbenin büyük olmadığının bir göstergesi de değildir ve tabii ki de önemli bir başka şey bu buluş yapıldıktan sonra kişilerin bunu ne kadar dinleyip anlamak istedikleri de olacaktır. Hatırlatmak isterim hâlâ günümüzde dünyanın dönmediği ve yuvarlak olmadığını söyleyen Müslüman din adamları hatta Hristiyan din adamları var, hatta bir Müslüman din adamı Güneş dünyayı aydınlatıyorsa eğer uzay neden karanlık diye sorduğu 1 byte etmeyecek beyni ile konuşması da var.

Kitap içeriğinde ara ara bir internet sitesinden haber başlıklarını ve kısa kısa haber içeriklerini okuyoruz. Bu kısa bölümler hem heyecanı arttırıyor hem de çapı büyük olan bu kovalamacanın kısa bir özeti gibi oluyor. Kitaptan unutamadığım bir başka karakter de Winston. Bu kitabı okuyup da Winston karakterine hayran olmayacak, onu sevmeyecek bir okur yoktur diye düşünüyorum. Dikkatli ve düşünerek okuyan bir okursanız kitabın sonunu aslında çok rahat şekilde tahmin edebilirsiniz, Dan Brown eklentisini de bolca merak edersiniz.

Altın Kitaplar, acele olarak hızlı bir şekilde kitabı bastığı için Kayıp Sembol’de olduğu gibi imla hataları bu kitabın da birkaç yerinde mevcut. Meksika dizilerini biliriz, karakterlerden biri bir mektup vs. alır ve o mektubun çok önemli bir yazı yazdığını, konuyu çözüp başka boyutlara taşıyacağını biliriz, heyecanı ve merakı yüksek tutmak için de mektubun hemen okunduğunu göremeyiz, okunsa da içeriğini bilemeyiz hatta öyle bir durum olur ki 3 – 4 bölüm sonra mektubun okunduğunu görürüz, kısa bir an olsa neyse kabul edilebilir de süreç uzatılınca maalesef bu durum izleyiciyi sıkar ve maalesef ki Dan Brown da bir durum için 3 bölümde bu tekniği kullanmış, ilk bölüm sonunu anlarım, ikinci bölümün de sonunda açıklanmasını anlarım ama dediğim gibi süre uzayınca maalesef heyecan ve merakın artmasından ziyade okura, en azından bana sıkıcı geliyor.

Kitap içinde diğer tüm Langdon maceraları gibi birçok sanat eseri hakkında bilgiler mevcut, bu sefer modern sanattan da bilgiler alıyoruz, resim olduğu kadar bestelerden de bilgiler geçiyor. Kitap içinde geçen beğendiğim bir notayı da buraya bırakayım, sessiz ortamda dinlemenizi tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/...LPIfgzi0E&t=575s

Benzer kitaplar

  • Mahşer
    8.6/10 (193 Oy)173 beğeni508 okunma165 alıntı5.212 gösterim
  • Sil Baştan
    7.5/10 (530 Oy)354 beğeni1.889 okunma34 alıntı9.543 gösterim
  • Sadist
    8.7/10 (186 Oy)172 beğeni523 okunma40 alıntı5.047 gösterim
  • Koloni
    8.2/10 (366 Oy)279 beğeni1.321 okunma72 alıntı5.677 gösterim
  • Medyum
    8.5/10 (224 Oy)187 beğeni703 okunma108 alıntı6.009 gösterim
  • Kızıl Nehirler
    8.7/10 (971 Oy)821 beğeni3.066 okunma92 alıntı14.750 gösterim
  • Siliniş
    8.8/10 (309 Oy)282 beğeni1.016 okunma87 alıntı5.836 gösterim
  • Göz
    8.0/10 (294 Oy)212 beğeni923 okunma55 alıntı5.919 gösterim
  • Aldatmak
    6.7/10 (415 Oy)256 beğeni1.373 okunma384 alıntı7.283 gösterim
  • Çi
    8.1/10 (904 Oy)922 beğeni2.820 okunma299 alıntı22.578 gösterim
Kitabımız dünyadaki dinlerin ortaya çıkışını konu alan bir cinayet romanı ancak diğer Dan Brown kitapları gibi etkileyici ve güzel değildi. Yani en güzel kitabı değil. İlk başlarda çok sıkıldım. Sonrasında konuyu anlamaya çalıştıkça kitap eğlenceli hale gelmeye başladı. Fazla da merak uyandırıcı değildi.
Ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biridir Dan Brown... Her kitap öncesi yaptığı incelemelerle ve araştırmalarla okuyucuyu daha çok bağlıyor kitabına. Hem okuyor hem de onunla birlikte hayal ediyoruz her an...

Kitap, 12 ülke ile aynı anda ülkemizdeydi ve çeviri iki ay boyunca Barcelona'da sıkı güvenlik önlemleri eşliğinde yapıldı. Konu ise hepimizin aslında merak etmekten kendini alamadığı "Nereden geldik?" ve "Nereye gidiyoruz?" sorularının cevapları ve bu cevapların dini açıdan yıkıcı etkileri...

Yine bir Robert Langdon klasiği ile karşımızda yazar. Hangimiz hayran değiliz ki Langdon'a! Bu kez İspanya'da Guggenheim Müzesi'nde başlıyor her şey. Robert'ın eski öğrencilerinden biri olan Edmond Kirsh'ün insanlığın yaşayışını ve tüm bildiklerini değiştireceği tahmini imkansız buluşunu açıklamak üzere yaptığı davet ile başlayan macera; Kirsh'ün ani ölümü ile bulduğu yanıtın ortaya çıkarılma serüvenine dönüşür. Ve bu yanıtı ortaya çıkaracak kişi Robert'tan başkası değildir elbette.

Benim şahsi fikirlerime gelince, Dan Brown'dan kutsal kâse, Dante, Cehennem, Da Vinci, Michaelangelo okumaya alışık biri olarak şaşkınlığımı gizleyemedim bir süre... Kitap yine sanat tarihi ile ilgili birçok bilgiden oluşuyordu ancak kendi tarzının dışına çıkmıştı Brown. Modern sanat ile ilgili fazla bilgim olmadığı için de bu şekilde düşünmüş olabilirim. Bunun dışında, her eser ve eserin sahibi ile ilgili fikir edinme şansını buluyoruz Başlangıç'ı okurken.

Ayrıca, kitapta bir şeyler eksik geldi bana... Sanırım daha fazla heyecan ve karmaşa bekledim ben. Sonuçta Cehennem okurken yaşadığım heyecanı okuduğum birçok kitapta yaşamadım. E yazar da Dan Brown olunca aksiyon beklememek elde değil dostlarım.

Okuyucunun ilgisini çeken ve merak uyandıran konuya sahip olan kitap, dini yönden de tartışmalara neden olacak gibi. Zaten yazar Dan Brown ise bu tartışmalar da kaçınılmaz oluyor :)
Kitabın güzelliği konusunda birçok arkadaşımla aynı fikirde olsam da, Dan Brown'ın en iyi kitabı olduğunu düşünmüyorum. Yine de okunmayı hak eden, birçok yeni şey öğreneceğimiz bir eserdi.

Ve kitapta bahsedilen yerleri görmek isteyenler için bir site bırakıyorum aşağıya. Umarım işinize yarar, iyi okumalar... :)
https://www.google.com.tr/...-ve-eserler.html/amp
Dan Brown ile tanışma kitabım oldu...

Kitapta genel olarak esas konu din ile bilim ilişkisini anlatmış. Yüzyıllardır süregelen bu iki konu hakkındaki ilişkinin günümüzde ve gelecekteki yansımalarını kaleme almış.

Kitapta en sevdiğim cümle şuydu: "Din ile bilim rakip değildir. Onlar aynı hikayeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."

Bu cümle aslında kitabı özetliyor. Yazar her ne kadar bilim ağırlıklı konuşsada, din konusunda bazı noktalarda dini olan bir kaç ifadeyi açık açık söylemekten kaçındığını sezdim.

Dilerim en kısa zamanda öbür kitaplarını da okurum. Çok güzel bir kitaptı. Oldukçada akıcıydı. Okunmasını tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar... Jı
Eveeet bir Dan Brown kitabını daha bitirdim. Bu da diğer kitapları gibi bol kaçmali, kovalamali bir kitaptı. Din mi bilim mi , nerden geldik nereye gidiyoruz sorularına cevap aradık. Bulduk mu bilemem...
Kitap okurken bol bol farkli yerleri gezdim dolastim. Bir elimde kitap, bir elimde telefon. İspanya da bakmadığım müze, kilise, şapel kalmadı. Sanat eserlerine, kiliselerine gerçekten bayıldım. Casa mila, Sagra da familia favorilerim arasında. Kesinlikle okuyup geçmeden , oralarin resimlerini incelemenizi tavsiye ederim. Şimdilik keyifli okumalar:)
Uzun zamandır inandığınız bir şeyin aslında doğru olmadığını öğrendiğinizde nasıl tepki verirsiniz?

Ünlü ateist Edmond Kirsch üç ilahi dinin büyük din adamlarıyla neden bir toplantı yapmıştı? Bütün dünyanın önünde yapacağı canlı yayında insanlara ne anlatacaktı? Ambra ve prensin istikbali nasıldı? Kralın büyük sırrı neydi?

Nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz?..

Eğer gerçekten yarı insan yarı robot olacağımız bir gelecek varsa, siz bu gelecekte yaşamak ister misiniz?

Hayatımda okuduğum tartışmasız en etkileyici kitaplardan biriydi. Bu kitap insana her şeyi yeniden sorgulatıyor. Önümüzdeki yıllarda bu kitabı değişen düşüncelerimle birlikte yeniden okumayı çok isterim.
Winston, Langdon, Ambra ve tabii ki Kirsch'e sevgilerimle....
Kurgu: İyi
Anlatım: Çok iyi
Merakı Canlı Tutma Becerisi: Çok iyi
"Nereden Geliyoruz?"a Cevabı: Makul (Konunun gidişatına göre)
"Nereye Gidiyoruz?"a Cevabı: Oldukça vasat (Çok aşikar olanın, yeni keşfedilmiş bir şeymiş gibi sunulmasından dolayı)

Genel Değerlendirme: En iyi kitabı değil ama ilk üçe girer.
Alıntılar:
#29687424
#29687468 #29793614 #29793639 #29866448 #29980920 #29981142 #29981257 #29981315 #30088988 #30089014 #30089049
#30089107
#30089188 #30089400 #30089507 #30089751 #30090333

NEREDEN GELDİK? NEREYE GİDİYORUZ?
Düşünen insanlar için bu iki temel soru, insanlığı binlerce yıldır meşgul eder.Ancak bu sorulara hiçbir zaman, herkese hitap eder şekilde tam ve kesin bir cevap bulamamışız.Deneyler,araştırmalar, tahminler yapılmış fakat çıkan sonuçlar zihinleri ve kalpleri tatmin etmemiştir.

Duygusal  ve düşünebilen varlıklarız.Bu özelliklerimizle diğer canlılardan ayrılırız.Doğayı kendi ihtiyaçlarımız ve amaçlarımız için kullanabilme yeteneğimiz de bu özelliklerimizin verdiği bir kazanç.Dünyada bize en çok benzeyen canlı olarak maymunları gösteririz.Maymun türlerinden de 'Bonobo' türü bizim özelliklerimizi en çok barındırandır.Onyıllardır bu hayvanlar üzerinden testler, araştırmalar yapılır ve bu sonuçların bizim yaşamımıza olan katkısı tartışılamaz.

Charles Darwin de bu benzerlikten yola çıkarak yaptığı araştırmalar sonucunda,insanın maymundan evrimleşerek bu hâli aldığı tezini ortaya atmıştır.Bir çok insan 'Nereden geliyoruz?' sorusuna bu tez aracılığıyla cevap aramış ve yine evrim teorisinde bulmuş;bir çok insan da bu teze sorular yönelterek reddetmiş ve cevabı başka yerde(din) bulmuştur.

Din, insanın merak ettiği ve düşündüğü sorulara direkt cevaplar verir.Verdiği cevaba kendimiz ulaşmamız için gerek duyduğumuz kanıtlanabilir yolu anlatmaz.Ancak düşünmeye sevk eder(En azından İslamiyet).Zaten bu düşünce de araştırmalara sevk eder ve bilimin kapısını açar. Ve din bize tekrar der ki; sonuca gittiğiniz yolda ve ulaştığınız sonuçta yine Yaratıcı'yı görmeniz,kabul etmeniz ve ona uymanız gerekir.İsteyen düşünür,isteyen görür,isteyen kabul eder ve isteyen uyar.

Bu konu çok uzayabilir,birçok şey söylenebilir.Ancak ben Darwin değilim, ortaya yeni bir teori atacak değilim.
Ben bir Yaratıcı'nın olduğuna inanan bir Müslüman olarak;nasıl,neden gibi soruların teferruatlarını bir kenara bırakarak "İnna Lillâhi ve İnnâ İleyhi Raciûn." diyorum.
"Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz." Bakara/156

'Nereden geldik ve Nereye gidiyoruz?',Yaratıcı'ya inanan ve inanmayan taraflardan hangisi haklı gibi sorulara öldükten sonra cevap bulacağız.Ve işte asıl güzellik de; ölümden sonraki durumun,hayatın ne olduğunun da bilimsel olarak kanıtlanamamış olması.

Gelelim kitaba.Bütün kitaplarını okuduğum yazar olan Dan Brown,bu şahane eserinde insanlığın bu iki sorusu üzerine kurgulamış hikâyesini.Başkarakter olan Robert Langdon'un öğrencisi ve arkadaşı olan Edmond Kirsch adındaki bilgisayar dahisinin, 'Nereden geldik ve Nereye gidiyoruz?' sorularına dair yaptığı araştırma etrafında devam ediyor hikâye.

Dan Brown'un eserlerinde hep yer alan bilim,din,tarih, felsefe,sanat gibi kavramlar, bu kitabında da fazlasıyla yer bulmuş.Kitabı okurken birçok kez Google Amca'yla araştırmalar yapacaksınız.

Ayrıca İskender Pala'nın dini inanç konusu üzerinden kurguladığı Abumrabum kitabından sonra bu kitabı okumak, daha çok düşünmeye sevk etti.

"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."S.20

Son bir uyarı. 'Winston'laşmayın! :-)
Kitap hakkında çok daha güzel ve açıklayıcı incelemeler mevcut, hiç inceleme yapmayı düşünmüyordum ama sanırım bir iki bir şey yazmazsam rahatlayamayacağım.:)

Sonda söylemem gerekeni başta söyleyeyim: Kitaba bayıldım. Öyle bir kitaptı ki okumaya fırsatım olmadığı durumlarda bile akıldan çıkmayan sevgili gibi kafamın içinde döndü durdu. VE SÜRÜKLEYİCİYDİ.(Benim geç bitirme sebebim okumaya vakit bulamamamdandı bu notu da buraya iliştirmek istedim nedense.;):p) Fark ettim ki Dan Brown’u çok özlemişim. Adam gözlerimde tütüyormuş, haberim yokmuş meğer!

Kitabımızın ana konusu: Edmond Kirsch isimli dahinin “Nereden geldik?” ve “Nereye gidiyoruz?” sorularına bulduğu bilimsel cevapları halka duyuracağı sırada vakitsiz ölümü ve Langdon’un, her ne pahasına olursa olsun bulduğu cevapları eski öğrencimin hatırına açıklamalıyım, düşüncesiyle yollara düşmesidir. Tabii bu yollarda tam da simgebilim profesörünün işi olan şifreler olmazsa olur mu? Kesinlikle olmaz! Langdon, yalnız değildir bu sefer yanında dünyalar güzeli İspanya kraliçe adayı Ambra Vidal vardır. Yani Langdon’un yanındaki güzel kadın konusunda yine şaşırtmaz bizi Dan Brown.:)

“Nereden geldik?”-“Nereye gidiyoruz?” sorularının cevaplarını kitabın sonunda bulursunuz. Tatmin olursunuz, olmazsınız orasını bilemem. Ama yazarımız gayet hassas olan bu konuya iki taraflı (dindarlık-antidindarlık) biçimde gayet ortalarda yaklaşmıştır, tekrar takdir etmek gerekir.

**Spoiler
Bir de öyle bir karakter vardır ki kitapta... Hayran bırakır, ürkütür, düşündürür: Winston. Günümüz Siri’si ilerde bir Winston’a dönüşebilir mi acaba? Bu soru aklımdan bir türlü çıkmadı, çıkmıyor. Ve bu teknoloji beni korkutuyor mu? Kesinlikle evet. ‘Onlar’ın duygularının olmaması iyi mi, acaba kötü mü? Sanırım geleceği bekleyip görmekten (ya da görememekten) başka çaremiz yok. Peki ‘duygular’ insanlar için avantaj mıdır, dezavantaj mıdır?
**
Cevap bulamayacağım soruları daha fazla biriktirmeden son söyleyeceklerimi ekleyeyim. Guggenheim Müzesi’ne aşık oldum! Bu kadar.:)

Bir de kitabı okurken sürekli kulağımda çalan bir şarkıyı paylaşmak isterim ki kendisini Başlangıç ile çok özdeşleştirdim: The Chainsmokers & Coldplay - Something Just Like This
https://www.youtube.com/watch?v=FM7MFYoylVs
Başlangıç; sizi eğlendiren, bilgilendiren, düşündüren, hayal kurmaya iten bir kitap olmakla beraber bol teknoloji, bilim ve modern sanat ihtiva eder.
Ama kitabın kötü yanı klasik Dan Brown artık olayın nasıl ilerleyeceği sonucun nasıl olacağını tahmin edebiliyorsun. Ama ona rağmen merak duygun ağır basıyor ve yine kitabı elinden bırakmıyorsun sürükleyici ve akıcı...
Kriterler:
Dönem: Şimdiki zaman
Dili: Sürükleyici ve akıcı
Olumlu (+) Yanları: Eş zamanlı anlatım, hareketli, bir takım bilimsel noktalara temas etmesi
Olumsuz( -) Yanları: Çok fazla bölümlere ayrılmış olması, hikayenin çokta tahmin edilemez olmaması
Şahsi Yorumum: Adeta yazar "ben Hollywood filmi çekilsin diye kitap yazıyorum" mottosı ile çıkmış yola. Bu da binlerce kez izlenmiş olan son saniye koşturmacası ile finale ulaşan Amerikan Filmlerinin artık bayağı bir kitap versiyonu ama adı Dan Brown olunca kapağı zaten satış rekorları kırıyor.
"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."
Dan Brown
Sayfa 20 - Altın Kitaplar
I + XI = X

Bir artı on bir eşittir on mu? Hemen, "Yanlış," dedi.
"Peki bunun doğru olmasının bir yolu var mı sence?"
Ambra başını iki yana salladı. " Hayır, denklemin kesinlikle yanlış."
Profesör nazikçe genç kadını elinden tutup kendi bulunduğu tarafa çekti. Ambra işaretlere onun durduğu noktadan bakıyordu.
Denklem baş aşağı olmuştu.

X = IX + I

Ambra şaşkınlık içinde başını kaldırdı.
Langdon gülümsüyordu. "On eşittir, dokuz artı bir. Bazen başka birinin gerçeğini anlamak için tek yapman gereken bakış açını değiştirmektir."
Dan Brown
Sayfa 510 - Altın Kitaplar
"Düşmanlarınız mı var? Güzel. Demek ki hayatta bir şeylerin mücadelesini vermişsiniz."
Dan Brown
Sayfa 274 - Altın Kitaplar

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Başlangıç
Yazar:
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
536
ISBN:
9789752123267
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Origin
Çeviri:
Petek Demir İncek
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Melekler ve Şeytanlar, Da Vinci Şifresi, Cehennem, Kayıp Sembol gibi kitaplarla dünya çapında büyük bir başarı yakalamış ünlü macera yazarı Dan Brown, 2017 kitabı Başlangıç - Origin ile raflardaki yerini almaya hazırlanıyor.

Kim olursan ol, neye inanırsan inan,
Çok yakında her şey değişecek...

Genç adam, aniden üç büyük dinin temsilcilerine döndü. “Şaşırtıcı bulacağınızı tahmin ettiğim bilimsel bir buluşum sebebiyle bugün buradayım. İnsanlık deneyimimizin en temel iki sorusuna cevap bulma ümidi ile yıllardır peşinden koşuyordum. Bu bilginin tüm inananları derinden etkileyeceğine inanıyorum. Nasıl desem, ‘yıkıcı’ diye tanımlanabilecek bir değişikliğe sebep olabilir. Birazdan görecekleriniz, dünyayla paylaşmayı umduğum sunumun kaba bir kesiti. Fakat bunu yapmadan önce dünyanın en etkili din adamlarına danışmak, en çok etkilenecek kişilerce nasıl algılanacağını öğrenmek istedim.”

Piskopos, haham ve ulema birbirlerine baktılar, sıkılmış görünüyorlardı. Piskopos, “İlginç bir girizgâh Bay Kirsch. Bize gösterecekleriniz dünya dinlerinin temelini sarsacakmış gibi konuşuyorsunuz," dedi. Genç adam kutsal metinlerin saklandığı bu eski mahzende etrafına baktı. Temellerini sarsmayacak, yıkacak, diye düşündü. Din adamları üç gün içinde bu sunumu bir etkinlikle insanlara duyuracağını bilmiyorlardı. Bunu yaptığında tüm insanlar, dini öğretilerin gerçekten de ortak bir noktası bulunduğunu anlayacaklardı: Hepsinin tümden yanlış olduğunu...

Nereden geldik? Nereye gidiyoruz?

İnsanoğlunun var olduğu günden beri cevabını bulmaya çalıştığı bu temel soruya cevap bulma iddiasındaki bir fütüristin tam da keşfini açıklayacağı gece her şey trajik bir biçimde karanlığa gömülür. Eski öğrencisinin sunumuna davetli olan Simgebilim Profesörü Robert Langdon söz konusu keşfi öğrencisinin anısına dünyaya duyurmaya karar verir. Ancak, kendisini bekleyen şifrelerden, acı sürprizlerden ve ölümcül fanatiklerden habersizdir...

Kitabı okuyanlar 1.841 okur

  • Cihangir Ağzıkara
  • Duygu Saglam
  • Gizem
  • Eğitim Gönüllüsü
  • Kuşçu
  • Ayça K
  • Burak
  • Fu
  • Dilek basak
  • Selin Gamze Uyar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.7
14-17 Yaş
%7.3
18-24 Yaş
%15.9
25-34 Yaş
%24.2
35-44 Yaş
%29.2
45-54 Yaş
%10.4
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.2
Erkek
%40.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.6 (240)
9
%24.3 (219)
8
%26.2 (236)
7
%12.3 (111)
6
%6.2 (56)
5
%2.8 (25)
4
%0.7 (6)
3
%0.2 (2)
2
%0.3 (3)
1
%0.4 (4)

Kitabın sıralamaları