Dan Brown "Başlangıç" romanında, modern bilimin Tanrı fikriyle çatışmasını bir gerilim unsuru olarak değil, insanlığın varoluş krizini sorgulayan felsefi bir kırılma noktası olarak işlemiş. Olaylar örgüsü; Futurist bilim insanı Edmond Kirsch’ün insanlığın “Nereden geldik, nereye gidiyoruz?” sorularına cevap vereceğini iddia ettiği keşfinin, suikastla yarım kalması üzerine Robert Langdon’ın İspanya’nın sanat, din ve teknoloji ekseninde gerçeğin peşine düşmesiyle şekilleniyor. Gaudí mimarisinden yapay zekâya, dinî sembollerden transhümanizme kadar uzanan bir atmosfer var. Langdon her zamanki gibi aklın temsilcisi olarak ilerlese de, bu romanda şifre çözen akademisyen ziyade, hızla değişen dünyanın karşısında geleneksel insan kimliğini korumaya çalışan hâliyle karşımıza çıkıyor. Edmond Kirsch ise kibriyle dehası arasında sıkışmış, insanlığı özgürleştirmek isterken, onu manevi boşluğa sürükleyen trajik bir Prometheus gibidir. Ambra Vidal karakterinde güç, yalnızlık ve aidiyet çatışması görülürken, dinî kurumların temsilcileri korku ve otoriteyi kaybetme endişesinin psikolojik yansımaları gözlemleniyor. Dan Brown’ın anlatım üslubu kısa bölümler, sürekli yükselen tempo ve görsel detaylarla sinematik. Kitabın alt metininde teknolojinin ilerlemesiyle insanın hakikate yaklaştığı değil, aksine anlam duygusundan uzaklaşarak, kendi yarattığı sistemlerin içinde kaybolduğu olduğu işlenmiş. Bilim cevaplar üretirken bile insan ruhunun metafizik boşluğunu dolduramıyor. Brown, modern çağın en büyük krizinin bilgi eksikliği çok, kutsal olanı yitirmiş bilinç hâli olduğunu sezdiriyor.