Adı:
Cehennem
Alt başlık:
Robert Langdon Serisi 4
Baskı tarihi:
Mayıs 2013
Sayfa sayısı:
576
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752116832
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Inferno
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Baskılar:
Cehennem
Inferno
Gizli Geçitler, karanlık dehlizler ve soluk soluğa bir serüven!

Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon kendini İtalya’nın merkezinde bambaşka bir dünyanın içinde bulur... Tarihin en kalıcı ve gizemli başyapıtlarından biri olan Dante’nin CEHENNEM’ine yuvarlandığını hisseder.
 
Dünyanın geri dönülmez bir dönüşüme uğramasını engellemeye çalışırken klasik sanat, gizli geçitler ve fütüristik bilimden oluşan bir tablo içinde, Langdon amansız bir düşmanla savaşır. Bir yandan ustaca düzenlenmiş bir bulmacanın çözümünü ararken, bir yandan da kime güveneceğine karar vermek zorundadır...
“Esas hastalık insanlık, Cehennem ise tedavi.”

Yaşadığı sayısız maceradan sonra Robert Langdon yine karşımızda. Simgebilimcimiz Langdon bu kez insanlığını kaderini belirleyecek olan bir şifreyi çözmek zorunda. Tüm dünyayı yakından ilgilendiren ve tehdit eden bu şifreyi çözmek için sizi Floransa’dan Venedik’e, Venedik’ten İstanbul’a uzanan soluksuz bir maceraya davet ediyor. Dan Brown’un Dante Alighieri’nin İlahi Komedyasından etkilenerek yazdığı Cehennem aksiyon, bilim, din, sanat gibi konuları ustalıkla bir araya getiriyor.

Kan kırmızısı bir nehrin karşısından kendisine gümüş saçlı güzel bir kadın sesleniyor: Ara ve bul. Toprağa baş aşağı gömülü bedenler can çekişiyor. Zaman daralıyor. Ara ve bul. Langdon bu kabustan haykırarak uyandığında kendini başından vurulmuş olarak bir hastane odasında buluyor. Nasıl vurulduğunu ve nasıl oraya geldiğini Sienna Brooks’tan öğrenen Langdon, birden odasına dalan suikastçısından Sienna Brooks sayesinde kurtuluyor. Sienna’nın evine sığınan Langdon ceketinin cebinde bir projektör buluyor. Projektörten duvara Boticelli’nin Cehennem Haritası yansıyor. Şifre çözmeye bu tabloyla başlayan Langdon yine soluksuz bir maceraya atılıyor.

Cehennem sanat eseri kokan bir kitap. Rönesans İtalyası’dan ve farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış İstanbul’dan çeşitli eserlerine yer verilmiş. İtalya’dan Pitti Sarayı, Boboli Bahçeleri, Duomo Meydanı, Dükler Sarayı, Beş Yüz Salonu, Palazzo Vecchio; İstanbul’dan ise Ayasofya ve Yerebatan Sarayı en çok dikkat çeken yerler. Mimari yapıların yanında gravürler, tablolar, freskiler de geniş yer tutuyor. Kitabı okurken adı geçen şeylere bakmıştım ve çok etkilenmiştim. Toplu olarak da bakma fırsatı buldum siz de bakmak isterseniz: https://onedio.com/...-in-cehennemi-143430

Sanatın ve bilimin kaynaştırıldığından başta bahsetmiştim. Germline genetik mühendisliği ve transhümanizm konularından sıkça bahsediliyor. Ben de biraz bilgi edindim googledan. Germline mühendisleri insanın genlerini çağa göre düzenlemeyi, bir insanda istenilmeyen şeylerin genlerin değiştirilmesi yolunda çalışmalarda bulunuyor. Transhümanizm de Germline mühendisliğine benziyor. Tanrılık iddiasındaki Transhümanizm insanı yeniden dizayn etmeyi ve üstün bir ırk kafaya koymuş; bunun için de bilim ve teknolojiden yararlanan bir harekettir. Dan Brown bunlar gibi ilgi çekici şeyleri kitaplarında kullanmayı çok iyi biliyor.

Kitabın film uyarlaması da var. İncelemenin başındaki cümleyi filmin fragmanında gördüm. Filmin fragmanı kitapla çok benzer geldi. En yakın zamanda izlemeyi düşünüyorum. Size de hem Dan Brown’un kitaplarını okumanızı, hem de film uyarlamalarını izlemenizi öneriyorum. İyi okumalar.
Bu nasıl bir senaryodur arkadaş ya... Çoğu filmde bile bu kitaptaki tadı alamiyorum... Olayların gelişimi çok müthiş bir şekilde işlenmiş... Zaten konuyu geciyorum o bambaşka bir olay...İstanbul dahil 3 farklı ülkenin 3 farklı şehrinde geçiyor olaylar...finali İstanbul da tabi... Konusu: bir adamın dünya nüfusunu çok fazla gormesi ve azaltılmasının insan nesli açısından en iyisi olduğunu düşünmesi ile yaptıkları...

Aslında size doyurucu bir yorum yapmak isterdim çünkü beğendiğim kitapları herkese okutmayı istemek gibi bir huyum var fakat sorun şu ki çok beğendiğim şeyleri açıklamakta yetersiz kalıyorum bu da beni çok çaresiz kılıyor...

Sürükleyici bir gerilim isteyenler için müthiş bir seçim olacaktır...
"Dan Brown" üzerinde adının bulunduğu herhangi bir kitabı bulsam içeriğine bakmadan okumaya başlarım çünkü bütün romanlarında birbirinden orjinal konular, olaylar, karakterler ve betimlemeler var. Onun sayesinde görmediğim yerleri görmüş gibi oluyorum. Bu yüzden bu kitap kahveyle beraber anı değerlendirmenin en mükemmel yolu....
Konusu gerçekten ilginizi çekebilecek ve insanı "acaba? " diye düşündürecek bir kitap. Okurken kendinizi tereddüte düşmüş halde bulabilirsiniz. Cehennem kitabını diğerlerinden ayıran çok güzel bir kısmı var. Robert Langdon bizi bu sefer tanıdığımız yerlere götürüyor. Kitabı okurken kahramanımız ile birlikte oralardaki tehlikelerin, aksiyonun ve heyecanın yaşanması gerçekten keyif verici bir duyguydu.
‘ Amaca giden her yol mübah mıdır ? ‘
Dan Brown’ın bu yapıtı, kurgusuyla oluşan ve sürükleyici bir hava katan, merak uyandıran konusuyla, tarihten bilime kadar uzanan geniş bir yelpazede ele alınan eser...
Konusu oldukça dikkat çekici ve 3 şehirde geçen koşuşturmalar, tarihin arkayüzündeki olayları ve finalin İstanbul’da gerçekleşmesi kitabı benim nezdimde derin anlamlar uyandırdığı söyleyebilirim...
Kimi zaman Dante’nin zihniyle, kimi zaman Machiavelli’nin siyasi teorileriyle, kimi zaman Botticelli’nin fırçası ve kimi zaman Osmanlı’nın görkemli duruşunu gösteren bir yapıt...
Bilim ve kurguya, dinler tarihine ve biyolojik nüfus artışı ile ilgi duyanlar için, içerisinde muhteşem bilgiler barındıran bir eser...
Tavsiye ederim...
Her zaman ki merak uyandırıcı satırlar, mekanlar ,tarihten günümüze gelen gizemler ve bunların harmanlandığı bilimsel gerçekler. Kurguyu düşündükçe üstün zekanın sınırları ile deliliğin sınırlarını harmanladığını düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Uzun uzun sayfalar okunmadan bölüm atlayıp bir sonraki bölümde farklı bir bakış açısı görebiliyorsunuz. Kitapta yine tarihi ögeler, gizemli sırlar ve en güzeli ise İstanbul’un tarihi köşeleri var. Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya ve Kapalı Çarşı kitapta geçen yerler ve Dan Brown gerçekten buraları mükemmel anlatmış.
Öncelikle çok güzel ve merakımi diri tutan bir kitap. yazarın kitaptaki ileri görüşlulugu her sayfasında okura yeni bir bilgi veren, ve beni gerçekten etkileyen ayni zamanda cokta dusunduren bir kitaptı. Okumanızı tavsiye ediyorum..
Bazı arkadaşlarımız bu kitabı basit görüyor olabilir ama ben okuduğumda çok etkilendim ve kitabın sonunda ters köşe oldum yazar kitabın sonunu tahmin etmenize kesinlikle izin vermiyor
Tipik bir Dan Brown romanı. Tabuları yıkan simge bilimcimiz bu sefer İstanbul'da. Çok akıcı bir anlatıma ve merak uyandıran bir kurguya sahip. Anlatılan yerleri, sanat eserlerini gördüyseniz daha da fazla keyif alabilirsiniz. Biraz geç okumuş olsam da son zamanlarda okuduğum en iyi kurgulardan biri diyebilirim.
Daha önce yazarın Da Vinci Şifresi kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Cehennem kitabını bulunca da aynı beklentiyle okumaya başladım. İlk başta kitap beklentilerimi karşıladı ama sonradan sıkılmaya başladım. Sürekli tekrar eden yazılar ve Dante'nin Cehennem'i beni çok sıktı. Kitabın elimde sürünmesi de iyice kitaptan soğumama neden oldu. Ayrıca sonunu tahmin etmiştim ve tahminim doğru çıktı ne yazık ki. Ben yanlış tahmin etmeyi ve şaşırmayı isterdim ama olmadı. Neyse en kısa zamanda filmini izlemeyi düşünüyorum. Bakalım o nasıl? Herkese keyifli okumalar dilerim.
Spoiler İçerebilir..
Robert Langdon, burada baş elemanlarımızdan. Artur Doyle'nin nasıl Sherlock'u varsa ; Dan Brown'un da Langdon'u var diyeceğim artık. Bu sefer ki olaylarda bana çekici geldi. Garip bir hikaye ve ardından rüya ile hastanede gözlerini açıyor bizimkisi. Peki kimdi bu Langdon, bir hatırlayalım. Harvard Üniversitesi öğretim üyesi, sanat tarihi uzmanı ve simge bilimci, ayrıca neyse onu da okuyanlardan ziyade okumak isteyenler okuyunca bulurlar. :)))
Langdon, tam kendisine ne olduğunu öğrenirken hastanede bir karışıklık çıkıyor. Kendisine bir ajan gönderiliyor, eh sebebi malum ve adı da Vayentha. Bunu gönderen de Amir ve beklenmedik bir sorun ortaya çıkınca yollamak zorunda kalıyor. Peki bu sorun neydi ? Bunun yanıtını burada bulacağız işte.
The Mendacium adlı bir gemimiz var. Geminin özellikleri beni benden alıyor. Şunu desem yeterli. Kendisine ait bir denizaltı vardı gemide. Geminin sahibi 'Amir' isminde birisi ve Konsorsiyum'un da kurucusu. Ancak sıra, iş ahlakı kurallarına geldiğinde kesinlikle bu adamı da tebrik etmeden geçemeyeceğimi bildirmeliyim.
Ardından kaçış başlıyordu ve Dr. Brooks (Sienna) , Langdon'u kaçırmaya başlıyordu. Burada eklemeliyim ben bu senaryoyu sanki izlemiş gibi hatırlıyorum. Acaba bu Tom Hanks olması lazımdı o adamın oynadığı filmin esinlenildiği kitap olabilir mi çünkü okurken kaçış sahneleri acayip derecede gözümün önüne geliyor sanki okurken izliyor gibiyim. Ayrıca Robert Langdon'un kullanıldığı 3 ya da 4. seri olduğunu düşünüyorum bu kitabın.
Diğer yandan Knowlton da Konsorsiyum'dan aldığı görev üzerine harekete geçiyor. Aslında onu eklemezdim buraya ama ileride nasılsa birleşecekler, ha şimdi ha sonra, biraz ön bilgi iyi olur. Sonraki güne ait bir plaka ve oradaki yazı gözüne çarpıyor. Kendisinin 'Gölge' olduğundan bahseden birisi 'Cehennem' den söz ediyordu.
Kaçış sonrası yaşananlar ve Langdon'un, Sienna ile ilgili bulduğu bazı gazete metinleri ve öncesinde kendisini araştırmasını da belirtmek gerek. Yanındakine güvensen bile -ya da yanında olsa bile- o kişi hakkında ufak da olsa araştırma yapmak ve nasıl biri olduğunu öğrenmek son derece önemlidir kanımca.
Ardından Sienna ile Langdon biraz daha toparlanıp oturuyor ve Langdon'un cebindeki madde ile ilgili konuşuyorlar ve bunun bir virüs olacağından şüphe ediyorlar. Ardından bu biyolojik maddeden kurtulmak isteyen ve ne olduğunu bilmeyen Langdon, konsolosluğu arıyor ve onlarında kendisini beklediğini öğreniyor. Ancak bunun karşılığında gelişen olaylar hiç de bizim safların beklediği gibi gitmiyordu.
Oradan sonra artık tüpü açmaya karar verdi bizimkiler ve bende merak ediyordum tabi. Oldukça şaşırdım ve bir o kadar da hoşuma gitti karşılaştıklarım. Ortaçağda, Hristiyanlara Yedi Ölümcül Günah'ı hatırlatmak için Vatikan'ın türettiği bir anımsatıcıydı. Saligia; superbia, avaritia, Luxuria, invidia, gula, İra ve acedia kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir akronimdi. Yani, Kibir, hırs, şehvet, kıskançlık, açgözlülük, öfke ve tembellik. Ardından da tüple ilgili çok şaşırtıcı bir şeyi daha keşfettiler.
Araştırmalar Orta Çağ döneminde 'Dante' idolünü yansıtırken bununla ilgili hatıralar göze çarpmış ve bir konferans ve bu konferansa katılan Langdon'a geniş yer verilmişti.
Burada Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile ilgili bir kısım var ve Dr. Elizabeth konu ediniyor. Kendisine nutuk çeken birisinin ona sözü aklımda kalmıştı. Salgınları önlemenin iyi bir şey 'olmadığının' altını çiziyordu. Dünya nüfusunun artmasının kötü yönlerini eleştiriyor ve artık kitabımız da yavaş yavaş konuya giriyordu diyebiliriz.
Bizimkiler kaçarken bir müzede Langdon'un, Marta Alvarez dediği bir kadınla buluşuyorlar ve hem kaçmak hem de araştırma yapmak üzereyken az evvel bahsettiğimiz 'Dante' nin maskesinin çalındığını fark ediyorlar. Bunun öncesi oldukça büyük ve zorlu bir kaçış sahnesine neden olmuştu ancak bundan sonrası daha da büyük olacaktı. Çünkü maskeyi çalan kişiyi görüntülü kayıtlarla izlediğinizde şok olacağınıza eminim. Bertrand Zobrist olaya dahil olacak, maskeyi alıp müzeye bağışlamış kişi olduğu anlaşılacak, dünya nüfusunun azaltılmasının -yok edilerek- savunmasını yapan kişi olduğu bilinecekti. Gerisi var ama okumak daha zevkli. :)))
Kitap içi kitapla bugün biraz da kendi kültürümü zenginleştirmeye başladım sanırım. Dante'nin İlahi Komedya eseri var. Kısaca 3 bölümden oluşuyor (Cehennem, Araf, Cennet) ve yanlış hatırlamıyorsam dünyanın da en uzun şiiri. Burada üçüncü bölümde, yirmi beşinci kanto var ve biz oradaki yazı ile çözüme ulaşmaya çalışacağız ayrıca kaçış da tüm hızıyla sürüyor.
Ardından geldiğimiz nokta çok iyi. Birtakım sağlık muhabbetleri sonrası oldukça ilgimi çeken bir durum vardı ve sizinle paylaşmak istedim. Venedik'te biliyorsunuz veba salgını oluyor ve uzmanlar bunun farelerden kaynaklı olduğunu başta anlamıyorlar ve 40 gün denizden gelen gemicileri karantina da bekletiyorlar. İtalyanca “40” anlamına gelen Cjua-rantina kelimesinden de günümüz ‘Karantina’ kelimesinin oluşumunu öğreniyoruz.
Ardından yine bir kaçış sahnesi ve Langdon ile Sienna'nın yolları ayrılıyor. Artık beklenildiği üzere herkesin tarafı ortaya çıkıyor ve bu sizi oldukça şaşırtacak.
Peki ya sonrası. Gelişen olayların ardından gelen şehir. Yazarımızın da pek bi sevdiği ; İstanbul. Asıl olaylar da hem filmde hem de kitapta tam da burada başlıyordu. Ayrıca söylemek gereği duyuyorum. Çünkü yazarın sevdiğim yönlerinden biridir, kendisi bir Atatürk hayranıdır.
Araştırmalar burada Ayasofya Müzesi ve ardından Yerebatan Sarnıcında devam ederken oldukça şaşırtıcı biçimde Dante Senfonisi çalması da o gece ki konser hakkında oldukça korkutucu oldu diyebiliriz. Burada Bertrand da tebrik edilmeyi hak ediyor. Kendisinden beklenen ve yaptığı tamamen farklı ama yollar aynı yere çıkıyorsa nereden gidildiğinin de pek önemi yok açıkçası. Tabii filmdeki final sahnesiyle kitap arasında final bölümünde oldukça büyük farklar olduğunu belirtmenin faydası var.
Oldukça sürükleyici bir eserdi. Şuan da İstanbul’a dönüş yolundayım ve nasıl bitti anlamadım. Yazarın bir Türkiye aşkı olduğunu bilmek de güzel çünkü Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olanlar bile bu vatana düşman olmuşken, yabancı insanların sevgisini görmek iyi hissettiriyor. Bu yazarın kitapları ve Robert Langdon varsa o macera oldukça sürükleyici zaten. Hepimize iyi okumalar iyi akşamlar diliyorum..
Yine muhteşem olan kitaplarından birini daha okudum. Dan Brown benim hayranlıkla okuduğum yazarlardan birisidir. Kitabın sonu tahmin ettiğim şekilde bitmedi ve beni şaşırtmaya devam etti. Ucu açık olarak bitse de yine de sürükleyici bir romandı. Üstelik kitap sonunda İstanbul'a gelmeleri de okuyucuya ayrı bir heyecan katıyor. Tavsiye ederim.
Dünyadaki en kötü yanlızlık, yanlış anlaşılmaktan ötürü yalnız bırakılmaktır.
Dan Brown
Sayfa 558 - Altın Kitaplar
"İnsan zihninin ilkel ego savunma mekanizması, beynin kaldıramayacağı kadar fazla stres üreten tüm gerçekleri reddeder. Buna inkar denir."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cehennem
Alt başlık:
Robert Langdon Serisi 4
Baskı tarihi:
Mayıs 2013
Sayfa sayısı:
576
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752116832
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Inferno
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Baskılar:
Cehennem
Inferno
Gizli Geçitler, karanlık dehlizler ve soluk soluğa bir serüven!

Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon kendini İtalya’nın merkezinde bambaşka bir dünyanın içinde bulur... Tarihin en kalıcı ve gizemli başyapıtlarından biri olan Dante’nin CEHENNEM’ine yuvarlandığını hisseder.
 
Dünyanın geri dönülmez bir dönüşüme uğramasını engellemeye çalışırken klasik sanat, gizli geçitler ve fütüristik bilimden oluşan bir tablo içinde, Langdon amansız bir düşmanla savaşır. Bir yandan ustaca düzenlenmiş bir bulmacanın çözümünü ararken, bir yandan da kime güveneceğine karar vermek zorundadır...

Kitabı okuyanlar 5.833 okur

  • Tuba Kaçmaz
  • Berat Berişpek
  • Aslı Ayçin
  • Spontane
  • tuğba genç
  • unvr
  • Esin
  • GÜLSAH BASARAN
  • Gürcan Soysal
  • Evin Tekin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.2
14-17 Yaş
%7.4
18-24 Yaş
%21.4
25-34 Yaş
%25.8
35-44 Yaş
%25.9
45-54 Yaş
%9
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.1
Erkek
%35.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.8 (590)
9
%24.9 (435)
8
%22.7 (397)
7
%11.7 (204)
6
%3.4 (59)
5
%1.8 (32)
4
%0.6 (11)
3
%0.6 (10)
2
%0.1 (1)
1
%0.1 (2)

Kitabın sıralamaları