Çağatay Yaşmut
Polisiye yazmak, sandalyeye yaslanıp iki cinayet sahnesi karalamaktan ibaret değil; zihin mühendisliği ister. Çünkü iyi polisiye, okurun aklıyla satranç oynar, kötüsü ise mahalle arasında kör ebe. Hele iddialı polisiye yazmak; çoluk çocuğun kumda çelik çomak çevirmesine benzemez. Bazı polisiyeler masal anlatır uyutur, bazıları da insanın zihnine suç mahalli kurar, iz bırakır. Her ayrıntı farklı, gizem ve meraktır. Gerilimi yüksek, heyecanı zirvede yaşatır. İşte bu şekilde nitelikli, polisiye edebiyatın nabzını gerçekten tutabilen, nadir kalemlerden biri olan Yazar Çağatay Yaşmut’un külliyatını okumaya devam ediyorum.
Felsefe demek inançsızlık, dinsizlik demek değildir. Tam tersine, insanın akıl yolculuğuna çıkması, Yüce Rabbimizi akıl süzgeçlerinde bulmaktır. Bu yüzden hepinizin biraz felsefe okumasını öneriyorum.
Bir karşıtı olduğu sürece bir şeyin karşıtından meydana gelip gelmeyeceği önemlidir. Güzel çirkinin, haklı haksızın karşıtıdır. Böyle sayısız karşıtlar vardır. Eğer bir şey büvümüşse bu şey kaçınılmaz olarak önceleri küçük olan bir şeyden büyümüştür. Küçüldüğündeyse, önceleri büyük olan bir şeyden küçülmüştür. Aynı biçimde zayıf olan güçlüden, yavaş olan daha hızlıdan olur; kötü bir şey iyiden, haklı olan haksızdan meydana gelir. Böylece bir şeyin kendi karşıtından meydana geldiğini kanıtlamış oluyor. Birinden ötekine doğru hep bir oluş vardır."
"Bedenlerimiz bizi her zaman yanılttığı için ona çok kıymet vermememiz gerekir. Beden bizi yanlışa götüren bir patika yola benzer. Beslenme yüzünden hep yemek yememize ve obez olmamıza vesile olur. Sık sık hastalanarak başımıza bin türlü iş açarak hakikatin peşinden gitmemize engel olur. Dünyadaki savaşlar, kavgalar hep bu bedensel ihtiyaçlar yüzünden değil midir?"
Falih Rıfkı Atay'ın "Zeytindağı" adlı eseri, Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki Osmanlı coğrafyasını anlatan ve çökmekte olan bir imparatorluğun iç muhasebesidir. Kitapta klasik anlamda bir olay örgüsünden çok, yazarın Suriye, Filistin, Lübnan ve Hicaz'da görev yaptığı yıllarda edindiği gözlemler, tanıklıklar ve değerlendirmeler yer alıyor. Falih Rıfkı, özellikle Cemal Paşa'nın çevresinde bulunması sayesinde devlet yönetiminin merkezine yakın bir noktadan yaşananları aktarırken, savaşın yalnızca cephede değil; siyasette, bürokraside ve toplum hayatında da nasıl bir yıkım yarattığını gösterir. Eserin asıl karakteri bireylerden çok Osmanlı Devleti'nin kendisidir; yorgun, hantallaşmış ve gerçeklerden kopmuş bir imparatorluk portresi çiziliyor. Yazarın psikolojisinde hayal kırıklığı, öfke ve acı bir yüzleşme duygusu hissediliyor. Eserde, Osmanlı'nın Arap topraklarını yeterince tanımadığı, halkla sağlıklı bağlar kuramadığı ve geçmişin ihtişamına sığınarak geleceği göremediği eleştirisi var. Falih Rıfkı'nın anlatım üslubu son derece sade, açık ve gazeteci gözüyle ayrıntıları yakalayan bir nitelik taşıyor, süslü cümlelerden uzak durarak gerçekleri doğrudan aktarmayı tercih etmiş. "Zeytindağı", bir savaş hatıratından öte, bir medeniyetin çözülüşünü içeriden anlatan, Cumhuriyet düşüncesinin fikrî temellerini anlamak açısından da büyük önem taşıyan güçlü bir tarihi eserdir.