Adı:
Sadist
Baskı tarihi:
1995
Sayfa sayısı:
382
ISBN:
9789754050134
Kitabın türü:
Çeviri:
Gönül Suveren
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Ama sesler bazen o can acısı gibi kesiliveriyordu. O zaman geride sadece bulanıklıktan, sis kalıyordu. Karanlığı hatırlıyordu. O bulanıklıktan önceki kopkoyu karanlığı. Bu bir ilerleme gösterdiği anlamına mı geliyordu'Karanlıkta o sesler var mıydı' Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordu. Bunları sormanın bir anlamı var mıydı' Bu sorunun da cevabını bildiğini sanmıyordu.
Bir kitap düşünün ki bir evde sürekli gerilim, sürekli heyecan ve korku barındırsın. Bu kitabı araştırırken beklentim üst seviyelere gelmişti ve beklentimi tam anlamıyla karşıladı.
Hastalıklı bir ruha sahip kadının çocukluktan beri süre gelen insan öldürme düşüncesi ve uygulaması çok sevdiği roman yazarına çektirecekleri insanın kalp atışını hızlandırıp, böyle bir durumda olsam bende aynısını yapardım demekten başka çare bırakmıyor bizlere. Gerilimi hiç düşürmeden, bir sonraki sayfada ne olacağını kestiremeden tam gaz devam eden en ince detayına kadar düşünülmüş güzel bir eser. Annie'nin suç işlerken yaptığı akıllıca hareketler tam bir profesyonel bir acımasız olduğunu gösteriyor. Kadın şiddet uygularken psikolojik ve fizyolojik öğeler üzerinde de durması kitabın akıcılığını arttırıyor. Stephen King'in okumuş olduğum en iyi romanlarından birisi diyebilirim. Herkese iyi okumalar.
Stephen King'in eserini belki 25 sene sonra yeniden okurken kitabın yazarın başyapıtlarından birisi olarak adlandırılmayı hak ettiğini düşündüm. Ne yazık ki çok kötü bir kitap ismi seçilmiş: aslında kitabın gerçek ismi Misery ve bu isim kesinlikle kitaba daha çok yakışıyor.

Misery, en azından son dönem King kitaplarında görüldüğünü düşündüğüm bir kusurdan uzak ve yine benzer temalı bir eser: örneğin Kemik Torbası'ndaki gibi asıl karakterimiz bir yazar, ancak yine Kemik Torbası'ndan farklı olarak- Diriliş, Kâbuslar Pazarı, Buick 8 de bu listeye dahil- bir çok isim, mekân, detayla eseri boğmak yerine yazarın 2 karaktere, bir devam kitabına, "pis pis sırıtan" bir daktiloya odaklanarak dört dörtlük bir gerilim ortamı yarattığını görüyoruz. Gerilim daha ilk sayfadan başlıyor, Stephen King hemen olaya giriyor, gerilim adım adım yükseliyor ve 200'lü sayfaların başında "balta"lı 25 sayfalık kısmında kesinlikle zirveye ulaşıyor. Bu kısmı hem kitaptan hem de sonradan çekilen filminden hatırlıyorum, ama filmin bu sahneyi seyirciler açısından son derece yumuşattığını kitabı ikinci kez okurken bir anlamda şok geçirerek farkettim; zira okurken yerimde duramadım, resmen kıvrandım. Bu 25 sayfalık bölümde King muhteşem bir gerilim yaratıyor... yazarlık hayatının en iyi örneklerinden biri de bu sayfalar olabilir...

Misery, bir yandan çok ürkütücü bir hikâye anlatırken bir yandan da ciddi ciddi bir yazarın eserini yaratma sürecinin sancılarına da dahil ediyor bizi, belki de King aslında ve temelde bir kitabın iyi olması, daha iyi olması, en iyi olması için direten hasta, saplantılı bir okur hayaliyle bir yazarın işkenceli yaratım sürecini anlatıyor bize. Bu sürecin bütün sancıları edebi bir sancı olmaktan öte bir ölüm kalım meselesi, bir korku filmi gibi onu yazmaya, üretmeye, kitabı bitirmeye, ve daha iyisini yazmaya zorlayan bir hasta okur imgesiyle, hayaliyle, hayaletiyle anlatılıyor. Yazarın esas meselesinin bu olduğu ise son 5-10 sayfa içerisinde iyice belirginleşiyor, çünkü kitap tipik bir gerilim ya da korku filminin klişelerini kullansa da ibresini sürekli olarak yazarlığa, yazara, yazmaya çeviriyor; bizi sürekli buralara bakmaya davet ediyor, bakışımızı buraya çevirmeye zorluyor.

Sadist-Misery; hem kendi hikâyesi hem de yazarımız Paul Sheldon'ın (acaba o dönemin benzeri kitaplar yazan popüler gerilim yazarı Sidney Sheldon'a bir gönderme mi?) esaret altında nefret ederek bitirdiği Misery serisini çok büyük bedeller ödeyerek zoraki sürdürmesini ve son kitapta öldürdüğü başkarakteri Misery'yi okuyucuyu kandıran ucuz oyunlarla değil; ikna edici, sağlam gerekçeler ve sebepler bularak diriltmesini anlatıyor... bu anlamda kitabın Manuel Puig'in "Bu Sayfaları Okuyana Sonsuz Lanet" adlı isimli kitabının en azından ismini de bana çağrıştırdığını söylemek isterim... yazmanın böylesine huzursuz, ürkütücü, bir korku kitabı gibi zorlayıcı, delirtici bir süreç olabileceği düşüncesi çok şaşırtıcı. Stephen King bu duyguyu çok iyi yazılmış, dört dörtlük bir gerilim-korku kitabıyla çok iyi bir biçimde veriyor. Mahşer ve O adlı başyapıtlarıyla beraber muhakkak ki Misery de yazarın en iyi eserlerinden biri olarak kesinlikle okunmayı hak ediyor. Herkese öneriyorum.

Benzer kitaplar

Genelde okuduğum kitapları önce yazarın diğer kitaplarıyla sonra da aynı türdeki kitaplarla kıyaslarım. Sadist’e de bu düşünceyle başladım. Ama Stephen King’in bu kitapla beraber daha iki kitabını okumuş olduğum için bu kitabı yazarın diğer kitaplarıyla karşılaştırmanın çok doğru olmayacağını düşünüyorum. Sadist tür bakımından gerilim, aksiyon-macera türüne giriyor. Şahsen bir okur olarak bu türden bir kitabı elime alınca bende uyandıracağı duyguları hissetmek isterim. Sadist ilk 250 300 sayfa bana sadece zamanımı boşa harcıyormuşum gibi hissettirdi. Ele alınan konunun kendine özgülüğüne diyecek hiçbir şeyim yok. (Paul gözlerini açtığında kendisini Annie Wilkes adlı bir kadının evinde bulur. Paul Sheldon kitapları tanınmış bir yazardır. Bir süredir üzerinde çalıştığı yeni romanını tamamlamıştır. Kitabını kendi kendine kutlamak için arabayla yola çıkmıştır. Yolda kaza yapmış ve Annie Wilkes’de onu bularak evine getirmiştir. Annie Wilkes adlı kadın da Paul’un çok kitaplarına adeta tapmaktadır. Tüm kitaplarını birkaç kere okumuştur. Ama Annie Paul’a bir konuda çok sinirlidir. Paul kitaplarında yer alan Misery adlı karakteri bir kitabının sonunda öldürmüştür. Annie’nin Paul’u bırakması için bir şartı vardır: Misery’i tekrar canlandırmak. Paul mecburen buna razı olmuş ve romanı tekrar yazmaya başlamıştır. Burada Annie’nin aklı dengesinde anormallikler olduğunu da eklemeliyim.) Kitapta tek bir ortam ve iki karakter var. Bu sınırlılık kitabın ilk başlarında boğucu olabiliyor. İlk 250 300 sayfada hep gerilmeyi, heyecanlanmayı bekledim ama ne gerilim ne de heyecan bakımından herhangi bir şey yoktu. Romanda ön plana çıkarılan şey daha çok yazar olan Paul’un romanını oluşturması sırasında düşündüğü -Misery’i nasıl canlandırabilirim? Kitabın sonunu nasıl tamamlayabilirim, gibi- şeylerdi. Bunlar da doğal olarak çoğu kez kitapta asıl verilmek istenenin önüne geçti. Son yüz sayfada biraz da olsa “King”lik(gerilim ve korku edebiyatının King’i olarak anılan yazar) bir şeyler görebiliyoruz. Annie Wilkes’ın romanda daha çok öne çıkarılmasını isterdim. Ne kadar ön plana çıkmaya başladı o kadar gerilmeye o kadar heyecanlanmaya başladım. Roman sadece Paul’un roman yazma süreci ve içsel dünyası hakkında olsaydı çok daha farklı şeyler düşünür ve 8 puan verirdim. Kitap beni sarmadı deyip kolayca işin içinden de çıkabilirdim ama kitap hakkındaki düşüncelerim bunlar. Eğer bir gerilim romanı okuyorsam o kelimenin tanımına uygun bir şeyler beklerdim ama bu King kitabında olmadı. Artık başka sefere. İyi okumalar.
Wilkes isimli sevimli karakterimizi King gerçekten de çok güzel kurgulamış; bir yazar bir kadını ancak bu kadar sadist olarak tanımlayabilir ve bir erkeği bir kadından ancak bu kadar tiksindirebilir. King çok basit bir konuyu efsane roman denilebilecek bir statüye yükseltmiş ama tabii ki de yazar sonuçta Stephen King.

9 SENE SONRA GELEN GÜNCELLEME

Hepimiz bir okur olarak kitap okuduktan sonra illa ki kitabı, yazarı ve bu ikisinden de daha çok kitap karakterini fazlası ile benimseriz. Arkadaş oluruz, beraber hareket ederiz hatta kimisine de düşman oluruz. Yazarın yazdığı bazı yanlışları sorgularız ve bu hiç de olmamış deriz. Kitabın karakteri ölmüş ve bir sonraki romanda ya da bölümde ölmemiş olarak karşımıza çıkarsa ve öldüğünü sandığımız bölümdeki yazılar tamamen o karakterin öldüğünü bize yazıyorsa yani hiçbir şekilde ölmediğne dair açık kapı bırakmıyorsa o karakterin her ne kadar da ölmemiş olmamasına sevinemeyiz; çünkü sevdiğimiz karakter için tutarsızlıklar ve uyuşmazlıklar istemeyiz, yani kısaca demem o ki kitap karakteri ile beraber yaşarız. Şüphesiz King çok iyi bir yazar olmasının yanı sıra da hepimizden kat kat da çok iyi bir okurdur. İyi bir okur olduğu için de okurların sevdiği romanlar ve karakterlerini okuduktan sonra neler hissettiğini çok iyi biliyor, bu romanında da King'in tek yaptığı okurların yaşadığı bu hissi sadece bir tık daha üst boyuta çıkartıyor ve hastalık derecesine getiriyor ve bu hastalık derecesi okurluk hissini de bir hasta kişiye veriyor ve ortaya Wilkes gibi bir karakter çıkıyor. Wilkes bir numaralı hayranı olduğu Paul Sheldon'ı bir trafik kazasından kurtardıktan sonra ayakları kırık hâlde yatağa mahkum olan Paul'u artık sadece kendisi için yaşatmaktadır ve kitaplarında sevmediği bölümleri kendisi için yazdırmak istemektedir ya da sadece kendisine yeni bir kitap yazmasını istemektedir. Çok başarılı bir gerilim kitabı. King ilk sayfasından beri okuru kelime ve cümle kelepçelerine alıp tutsak ettikten sonra kitabı bitirinceye kadar geriyor ama maalesef kitap bittikten sonra da okur bu gerilimden kurtulamıyor.
● Deliliğin sınırı var mıdır? Kendine zarar vermenin sınırı var mıdır, peki başkalarına zarar vermenin sınırı var mıdır? Büyük olasılıkla yoktur, Stephen King'in hayal gücünün sınırı olmadığı gibi.

● Çok satanlar listesinde kendine yer edinmiş bir yazar olan Paul Sheldon'un, geçirdiği trafik kazası sonrasında, deliliğin sınırlarını zorlayan bir kadın olan Annie Wilkes tarafından bulunmasını izleyen süreç anlatılıyor kitapta.

"Kitaptan yaptığım çıkarım, hayatta kalma içgüdüsünün insanoğlunun en ilkel ve en güçlü yanı olduğu."

● Konusu bakımından orijinal olan ve kimi yerlerde kendinizi Paul Sheldon'un yerine koyarak zihinsel açıdan gerildiğiniz kitabın eksileri, bazı yerlerde tekrara düşülmüş olması ve tek mekan unsuru. Puanı ve yorumları beni çok büyük beklenti içine sokmuştu ama King'in kurgu bakımından daha iyi kitaplarının olduğunu düşünüyorum.
Romanı ülke çapında büyük bir başarı sağlamış yazarımız Paul ve onun Misery adlı romanına "deliler" gibi hayran Annie Wilkes adında kendi halinde(!) bir kadın. Ne kadar sevimli bir ikili değil mi? Yanlız ufacık bir detay Sadist adlı romanın yazarı Stephen King :) Kitabın olay işleyişine ve konusuna hiç giripte sürpriz bozmaya niyetim yok, açıkcası isterim ki benim ürperdiğim kadar siz de ürperin.
Hep merak etmişimdir yazarların kitapları nasıl kurguladığını. Nasıl düşündüklerini? Gerçek yaşamda etrafı nasıl gözlemlediklerini ? İlham perileri ve daha nice şeyleri... Bu açıdan Paul Sheldon merakımı fazlasıyla giderdi. Sevgili Stephen fazlasıyla detaya girmiş ve karakter analizine müsade etmiş.
Kanımı donduran Annie Wilkes'ten bahsetmek istemiyorum bile. Acı verirken duyduğu zevk ve Sevgili Paul'u evcil yazarı haline getirmesi tiksindirici.
Keyifli okumalar...
Psikolojik gerilim türündeki romanların en iyilerinden.Hemen olay örgüsünün içine çekiliyorsunuz paülün çektiği zulüm çok fazla.annie de midesizin caninin teki..genel olarak iyi çok güzel betimlenmiş yaklaşık 2 yıl önce okuyup çok etkilendiğim bir roman hala karanlık ve karlı günlerde ya araba bozulursa diye düşünüp aklıma gelen bir kitap
King'in Hayvan Mezarlığı'ndan sonra okuyor olduğum 2.kitabı..Göz gibi yeşil yol gibi beyaz perdeye uyarlanmış onlarca eseri olan usta yazar, korku-gerilim alanında üstüne daha kimseyi tanıyamayacağınız birisi.. Umarım Hayvan Mezarlığı kadar sürükleyici olur..
Stephen King'in okuduğum en gerilim dolu romanlarından biriydi. Kaldı ki genel Stephen King kitaplarının dışında kalan bir kitap olmuş. Doğaüstü olaylar yok, fantastik olaylar yok. Sadece cinayet işlemiş deli bir kadın ile onun eline düşen bir yazar var. 2 karakterden ve tek mekandan oluşan bir romanda böyle bir gerilimi ve sürükleyiciliği yaratabildiği için Stephen King'e hayran olmamak elde değil.
Aslında kitaba daha önce başlamıştım. Başı çok sıkıcı geldiği için bırakmıştım. Tekrar başladım ve bir yerden sonra bırakamadım. Güzel bir kitap. Her şeyi sanki yaşıyormuşsunuz gibi. Anlatımı içine çekiyor. Ana karakterin korkuları ve acılarını okurken hissettim diyebilirim. Karakterimizin zeki biri olması gayet güzel. Karakterler arasında çatışma yaratmış ve çok da güzel olmuş. Üstelik bir yazarın kitap yazmasına şahit oluyorsunuz ve yazar psikolojisini de anlıyorsunuz. Ben çok beğendim size de öneririm.
Sadece bir ev, iki karakter... Romanın içinde roman... Bir gerilim romanı ancak bu kadar şahane olabilir. Okurken korkuyu iliklerime kadar hissettim. Sanki korku ve gerilim filmi izler gibiydim. Aylarca katil bir kadının evinde tutsak kalan yazarın yaşadıklarını merak edenler ve bu gerilimi yaşamak isteyenler mutlaka okumalı!
Kaza geçiren yazarı hastaneye götürmek yerine evine hapseden psikopat bir kadın ve gelişen tüyler ürpertici olaylar.
Bazı satırları okurken kalp atışlarım hızlandı, heyecandan ölüp ölüp dirildim.
Yazar karakterin ruh halini öyle güzel yansıtmış ki, ilk sayfadan itibaren olayın akışına kendinizi kaptırıp o çaresizliği ve korkuyu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Kitabın peşine hemen filmini de izledim.
#mısery 1990 yılında beyaz perdeye aktarılmış ve başrol oyuncusu Kathy Bates, filmindeki performansı sayesinde En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü kazanmış.Bence fazlasıyla da hak etmiş..
Stephen King'in bence okuduklarım arasında korku gerilim türünde yazmış olduğu en güzel kitabıydı.
Dipsiz bir uçurumun içine baktığınız zaman, o da sizin içinize bakar.
Stephen King
Sayfa 5 - Altın Kitaplar 4.basım
Çok şey bildiğimizi sanıyoruz. Ama aslında bildiğimiz kapana kısılmış bir fareninki kadar. Hâlâ yaşamak istediğini sanan belkemiği kırılmış bir fareninki kadar.
Stephen King
Sayfa 196 - Altın Kitaplar 4.basım
Ay ışığında evlenme teklif etmek erkeklere düşer, boşanma davası açmak da kadınlara.
Stephen King
Sayfa 218 - Altın
Denizin kabarmasını, böylece sancının geçmesini sağlayan ayı hiç kızdırır mıyım?
Sen çok belli bir noktayı fark edemiyorsun. Sen kendine karşı da Şehrazat rolünü oynadın... Hâlâ da oynuyorsun!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sadist
Baskı tarihi:
1995
Sayfa sayısı:
382
ISBN:
9789754050134
Kitabın türü:
Çeviri:
Gönül Suveren
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Ama sesler bazen o can acısı gibi kesiliveriyordu. O zaman geride sadece bulanıklıktan, sis kalıyordu. Karanlığı hatırlıyordu. O bulanıklıktan önceki kopkoyu karanlığı. Bu bir ilerleme gösterdiği anlamına mı geliyordu'Karanlıkta o sesler var mıydı' Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordu. Bunları sormanın bir anlamı var mıydı' Bu sorunun da cevabını bildiğini sanmıyordu.

Kitabı okuyanlar 523 okur

  • Burak Ülke
  • .
  • selma.xlc
  • Özgür Yıldız
  • Merve
  • Selman
  • Engin Dal
  • Dilara Çelik
  • Kadriye Altın
  • Mustafa altun

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.4
14-17 Yaş
%10
18-24 Yaş
%23.7
25-34 Yaş
%32.9
35-44 Yaş
%24.2
45-54 Yaş
%6.4
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.4
Erkek
%34.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.7 (72)
9
%22.6 (42)
8
%21 (39)
7
%8.1 (15)
6
%6.5 (12)
5
%2.2 (4)
4
%0.5 (1)
3
%0.5 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları