Albayım,
15 gündür Hikmet Benol'un etkisinden çıkmaya çalışıyorum. Derdi ne bu adamın albayım? Ne bu kadar tatava? Noldu, anlattın da noldu Hikmet? Senin yüzünden 15 gündür ne okuduğumdan zevk alabiliyorum ne de herhangi bir kitaba elim gidiyor. Ne vardı bu kadar sarsacak? Tanımadığım bilmediğim insansın, karakter olarak hayatıma girip beni bu kadar derin düşüncelere sokup, kendi düşüncelerim altında ezilmeme sebep olmana ne gerek var. Amacın ne? Noktalama işaretleri mi kullanmayayım ben de senin canını yakabilmek için?
Fakat, Allah kahretsin insan okuyup anlamak da istiyor albayım, böyle budalaca bir isteğe kapılıyor. Bir yandan da öncekinin etkisi geçmesin istiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çapraşık duyguların altında eziliyor. Fakat benim de etkiden kurtulup, okumaya devam etmeye hakkım yok mu albayım?
Yok.
Peki albayım. Ben de bir köşemde oturup tavuklu pilavımı yerim, uzaktan derse de girmem spora da gitmem. Oturduğum kanepenin üzerinde birinin beni kurtarmasını beklerim; ama karantina var albayım. İnsanlar dışarı çıkamadan gelip beni nasıl bulsunlar? Ramazan'da teravihe gidenlerin dışarıdan beni görüp yardım etmelerini mi bekleyeyim? Bilmiyorum albayım, insan çok düşündüğünde deliriyor, özellikle de düşüncelerinin bir değeri olmadığında.
Hayat ne bir film kadar güzel ne de bir dizi kadar klişe. Poyraz Karayel veya Leyla ile Mecnun'da belki bu kitabı gördün. Ve Poyraz gibi ezberden bu kitabı okuyup sen de sevdiğine açılmak istiyorsun ( Bu arada bu numarayla sizden elektrik alamazsa zaten üstüne Zeus düşse yine etki etmez). Güzel numara; ama Hikmet Benol ne çözülebilecek bir karakterdir ne de tatavası uzun zaman çekilebilecek bir insandır. Bu nedenle okurken dizideki akıcı cümleleri her sayfada beklemeyin. Oğuz Atay şu an okusa, kendisinin bile o anki durumda
Hiç var olmaması gereken biri gibi hissediyordum kendimi. Neden hayatta kaldım? Herkesin yerini bulup oturduğu kalabalık bir sofrada, ayakta kalmış gibi hissediyordum.