·
Okunma
·
Beğeni
·
154,5bin
Gösterim
Adı:
Tehlikeli Oyunlar
Alt başlık:
Oğuz Atay Bütün Eserleri 2
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
479
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702095
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Tehlikeli Oyunlar
Tehlikeli Oyunlar
Hikmet Benol, toplumdaki yoğun kargaşanın temelinde yatan gerçekliği araştırırken, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin toplumu yönetenlerce tehlikeli görüldüğünü seziyor ve “oyun oynuyormuş gibi ilgilenme” yolunu seçiyor. Kişinin kendiyle savaşmasını ve yenmesini, kendini dönüştürmesini önemli bir sorun olarak algılamaya çağıran, çarpıcı ve sarsıcı bir roman.
479 syf.
·21 günde·Beğendi·10/10 puan
Ne desem, söze nasıl giriş yapsam bilemiyorum. Yazdığım şeyler bir inceleme değil, kitabı okuduktan sonra hissettiklerimdir. Bu zamana kadar kaç tane yazar, kaç tane kitap okudum, kendimi ifade etmekte zorlanmadım; ama okuduğum her Oğuz Atay eserinde bitirdikten sonra boğazım düğümlenmiş gibi hissediyorum.

''Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.(s.318)'' Yaşarken dilediğin gibi anlaşılmadın belki ama ardından seni ve eserlerini çok seven, en çok alıntılar yapılan ve sanat dünyamızın en önde gelen fikir insanları arasındasın. ''Bir insanın, iyi kötü, ortaya bir eser koyması ne zor, ne kadar takdire şayan bir gayrettir bilemezsin.(s.280)'' Bize bu denli kıymetli eserler bıraktığın için kendi adıma çok teşekkür ederim.

Kitaba gelince ise ana karakterin soyadı bile tek başına özetliyor gibi. Hikmet Benol, kişilik bölünmesi yaşayan bir türlü kendi aslını bulamayan baş karakter. Kimse tarafından anlaşılamayan, bu yüzden kendi iç dünyasına dönen ve kafasında kurguladığı oyunlarla hayatını sürdürmeye çalışan Hikmet Benol. Gecekonduya çekilip albayla tanışmış ve onu da kendi oyunlarına ortak etmiştir.
Ailesinden beklediği ilgiyi göremeyerek büyüyen Hikmet, mutsuz evliliğinin ardından büyük aşkı Bilge'den de umduğunu bulamayınca inzivaya çekildiği gecekondusunda son akşam yemeğini yine oyunuyla beraber vermiş, sıkça kez albayına yorulduğundan bahsetmiştir.

Yazarın bu eseri kaleme alırken kendi hayatından etkilendiği söylenmektedir. Tutunamayanlar da tüm insanları kucaklamak isteyen yazar Tehlikeli Oyunlar da sözlerine şöyle devam etmiştir: ''Bütün insanlığı kucaklamak isterken, neredeyse bu dünyanın altında eziliyordu..(s.231)''. Yorgunluğunun sebebini bu satırlarda çok nahif bir şekilde açıklamıştır.

"İnsanları tanımıyorsun Hikmet oğlum."
Hikmet, uzandığı yerde, gözleri kapalı, albayın sözünü kesti: "Daha önce hiç karşılaşmadım da bu ülkede, ondan albayım. Siz arada bana gösterseniz...(s.332)" Çokça kez ise insanlık adına bir şey kalmadığından söz etmiştir. Senden sonra daha kötü oldu Atay, insanlık kaç kere öldü bir bilsen...

Oğuz Atay'ın son sözleri ''Sevinmeyin, daha ölmedim.'' olmuştu. Kendi yaşantısındaki mizahi kişiliğini eserlerine de yansıtmayı çok başarmıştır. Sen bu dünyadan göçmüş olsan da Olric bizimle, Albay da bizimle...
479 syf.
·17 günde·10/10 puan
Oğuz Atay okumak, öylesine kolay bir iş değilmiş… Bunu bir defa daha anladım, zira bundan yıllar yıllar önce “Korkuyu Beklerken” kitabını okumaya yeltendiğimi de hatırlarım; kitaba tekrardan başlarım ve anlayamazsam sinirden deliye dönerim diye kendime yediremediğimden ve korkumdan “Korkuyu Beklemeden” bir arkadaşıma hediye etmiştim.

İşin aslı sinir olmaya, kendine kızmaya, neden ben anlamıyorum demeye hiçte lüzum yoktur. Çünkü Oğuz Atay’ı anlamak bir yaşanmışlık, bir görmüş geçirmişlik, bir sevgili geçmişi, bir dost kazığı, bir aile iç çatışması hülasa bir hayat tecrübesi gerektirir. Bu sebeple her kitabın bir zamanı olduğunu düşünürüm. Şayet çok kitap okuyorsak biliriz ki, sabretmek kitap okumanın en büyük getirisidir. Kitap okuyan insanlar sabırlıdır, anlayışlıdır… Ve her kitabın sonunda sabır taşımızın az biraz daha büyüdüğünü fark etmeyenimiz yoktur; Anlamıyorsan, küsme! Unutma ki vakti henüz gelmemiştir.

Tehlikeli Oyunları oldukça uzun bir zaman dilimine yayarak okumamın sebebi Oğuz Atay’ın fikirlerinin, düşüncelerinin ve hayatı sorgulamasının bendeki hazmının kolay olmamasındandı. Her bir lokmada en hafif tabiri ile kontrpiyede kalıyordum desem yeridir. Sürekli bir ters köşeler, oyunlar, şakalar derken bir de baktım ki gerçek hayattan kendimi soyutlayıp Oğuz Atay’ın kurguladığı dünyada soluk alıp veriyorum. Ah ne oldurdu sanki o dünyada yaşasaydık da Oğuz Atay’ın o edebi havasını ciğerlerimizde solusaydık ya da kullandığı kelimelerin gücüne yaslanarak hayata karşı daha dik durabilseydik…

Maskeler. Zannediyorum ki; bir insanın salt benliği ile gündelik hayatını idame ettirmesi insanlarla dolu bir dünyada pekte olanağı olmayan bir varsayım olurdu. Düşünsenize yüzünüze tatlı, ardınızdan çamur sıçramış düşüncelerini söyleyen insanların maskesiz yani ardınızdaki yüzleri ile var olduklarını. İşte bu sebeple azizim, hiçbirimiz maskesiz yaşayamayız karşımızdakinin çamurunu görerek bizim takmış olduğumuz maskeler de buna dahildir. Oğuz Atay’ın o müthiş saptaması gibi “Başkası gibi yaşamasını bilmeyenler, başkalarını taklit etmeliydi.”

Peki kitap ne anlatmaya çalışıyor bize? Hani hayatımızın çoğu evresinde karşımıza çıkan bir seçim canavarı vardır ve her daim, “Ya ben, Ya o… seç birini?” Der de seni iki arada bir derede bırakır ya. Hah. İşte kitap, o arada kalmış bir insanın hayatını anlatıyor tüm gerçekliğiyle. Üç katlı bir binanın orta katında kalmış adamı, para uzatan yolcu ile şoför arasında kalmış adamı, iki kadın arasında kalmış adamı ve aynı zamanda insanımıza kızarken bir yandan da reçetesini yazmayı ihmal etmeyen o koca yürekli adamı anlatıyor.

Oğuz Atay, hayata, bireye, ilişkilere dair o kadar yerinde saptamalar yapıyor o kadar güzel yorumlar getiriyor ki hayran olmamak elde değil. Hayatını evrelere ayırıp, Herman Hesse’nin Bozkırkurdu’nda yaptığı gibi kişilik paradoksları ve analizleri ile kitabın en top noktasına bizleri ulaştırırken orada saygı duruşuna geçmek mecburiyetinde hissedeceğinizden eminim.

Önünde saygıyla eğiliyorum. Büyüksün Üstad.
479 syf.
·Beğendi
DİKKAT! BU İNCELEME TEHLİKELİ OYUNLAR İÇERİR.

"Bütün dünya bir sahnedir.
Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu; girerler, çıkarlar.
Bir kişi birçok rolü birden oynar."
Shakespeare

Oğuz Atay'ın okuduğum ikinci kitabı ve ben yazarı çok beğendim. Kullandığı dili, ustalık isteyen mizahı ve zeka dolu ironisine hayran kaldım. Artık ben de üstada diğer hayranları gibi 'Oğuzcuğum Atay' diyebilirim.

Kitap kurmaca romanlardan farklı olarak üst kurmaca türü olarak yazılmış.Birçok yerde bilinç akışı tekniği kullanılmış. Belli bir olay örgüsü yok. Okurken bir paragrafı kaçırırsanız devamında anlatıcının ( yazar ya da karakter) kim olduğunu anlamayabilirsiniz. O yüzden kesinlikle kolay bir kitap değil. Emek verilerek okunması gereken kitaplardan.

Kitabımızın baş karakteri Hikmet Benol. Hikmet'in hiç yaşanılmayan bir çocukluğu, ailesine kabul ettiremediği bir gençliği ve sona ermiş mutsuz bir evliliği var. Kısacası hayata tutunamamış, hayat karşısında hayal kırıklığına uğramış bir karakter.
İnsan kurduğu hayallerde mutlu olur. Hayallerimizi istediğimiz gibi yönlendirebiliriz. Ama hayallerinde bile başarısızlığa uğramış bir karakter var kitapta.
" Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan? Hayallerine bile hükmedemez mi? "(sayfa 139)
"Hayallerimde bile yenik düşüyorum." (sayfa 294)

Yaşamaktan yorulan, sıkılan ve mağlup olan bir karakter var karşımızda.
" Yoruldum albayım, yoruldum yoruldum yoruldum." ( sayfa 339)
"Mış gibi yapmaktan usandım albayım." (sayfa 364)

Küçük burjuva Hikmet yaşadığı hayattan sıkılıp, üç katlı bir gecekonduya yerleşir. Üst katında o meşhur albay Hüsamettin Tambay vardır. Alt katında ise dul bir kadın oturur. Hikmet'in yaşadığını anlayabilmesi için oyunlar üretmesi gerekir.
Kitapta ayrıca önemli iki karakter daha var. Boşandığı karısı Sevgi ve büyük aşkı Bilge.Kitap baştan sona ironilerle dolu.Öyleki karakter isimlerinde bile ironi var. Eski eşi Sevgi, sevgisizdir. Büyük aşkı Bilge de bilgisizdir. Kendisi de kişilik bölünmesine uğramıştır. Üç dört tane Hikmet çıkar karşımıza. Soyadındaki 'Benol' ironisi de oradan gelmektedir. Bakalım Hikmet kurguladığı bu tehlikeli oyunda benliğini bulabilecek mi?

Kitaptaki Bilge karakteri birçok kişiye göre Atay'ın gerçek aşkı Sevin Seydi'dir. Zaten Atay bu kitabı Sevin Seydi kendisinden ayrıldıktan sonra yazmış. Oğuz Atay'ın hayatını biraz olsun biliyorsanız kitaptaki Hikmet'in kendisi olduğunu anlıyorsunuz. Hikmet'in Bilge'ye ya da Atay'ın Sevin Seydi'ye olan aşkı kesinlikle okunmaya değer.

Cem Yılmaz bir söyleşisinde, "Etkilendiğiniz ve beslendiğiniz bir mizahçı var mı?" sorusuna " Belli aralıklarla Oğuz Atay okuyorum ve memleketimden böyle birisi geçtiği için heyecanlanıyorum." cevabını vermiş. Gerçekten de Atay beni de heyecanlandıran yazarlardan birisi oldu.Diğer kitaplarını da okumayı büyük bir heyecanla bekliyorum.

Tehlikeli Oyunlar yazarın Tutunamayanlar'dan sonra yazdığı ikinci kitabı. İlk kitabı ummuduğu ilgiyi görmemiş. Onu da bu kitabında ironik bir dille eleştirmiş.
"Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım." ( sayfa 282)

Kendi tabiriyle Türk Edebiyatının mutfağından geçmeden doğrudan salonuna giriş yapmış bir yazar. Bence de salonda başköşeye oturmuş. Dram, mizah ve ironiyle harmanlanmış bu güzel kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.


Oğuz Atay'ın karizmatik sesinden kitaplarını anlattığı 3 dakikalık ses kaydı. Dinlemenizi tavsiye ederim.
https://youtu.be/-vRXu-sWkJM


Son olarak sevip de karşılık bulamayanlara gelsin bu alıntı :)
"Beni sevseydi, onun çok yararına olurdu." ( sayfa 412)
479 syf.
·4 günde·Beğendi·1/10 puan
Albayım,

15 gündür Hikmet Benol'un etkisinden çıkmaya çalışıyorum. Derdi ne bu adamın albayım? Ne bu kadar tatava? Noldu, anlattın da noldu Hikmet? Senin yüzünden 15 gündür ne okuduğumdan zevk alabiliyorum ne de herhangi bir kitaba elim gidiyor. Ne vardı bu kadar sarsacak? Tanımadığım bilmediğim insansın, karakter olarak hayatıma girip beni bu kadar derin düşüncelere sokup, kendi düşüncelerim altında ezilmeme sebep olmana ne gerek var. Amacın ne? Noktalama işaretleri mi kullanmayayım ben de senin canını yakabilmek için?

Fakat, Allah kahretsin insan okuyup anlamak da istiyor albayım, böyle budalaca bir isteğe kapılıyor. Bir yandan da öncekinin etkisi geçmesin istiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çapraşık duyguların altında eziliyor. Fakat benim de etkiden kurtulup, okumaya devam etmeye hakkım yok mu albayım?

Yok.

Peki albayım. Ben de bir köşemde oturup tavuklu pilavımı yerim, uzaktan derse de girmem spora da gitmem. Oturduğum kanepenin üzerinde birinin beni kurtarmasını beklerim; ama karantina var albayım. İnsanlar dışarı çıkamadan gelip beni nasıl bulsunlar? Ramazan'da teravihe gidenlerin dışarıdan beni görüp yardım etmelerini mi bekleyeyim? Bilmiyorum albayım, insan çok düşündüğünde deliriyor, özellikle de düşüncelerinin bir değeri olmadığında.

Hayat ne bir film kadar güzel ne de bir dizi kadar klişe. Poyraz Karayel veya Leyla ile Mecnun'da belki bu kitabı gördün. Ve Poyraz gibi ezberden bu kitabı okuyup sen de sevdiğine açılmak istiyorsun ( Bu arada bu numarayla sizden elektrik alamazsa zaten üstüne Zeus düşse yine etki etmez). Güzel numara; ama Hikmet Benol ne çözülebilecek bir karakterdir ne de tatavası uzun zaman çekilebilecek bir insandır. Bu nedenle okurken dizideki akıcı cümleleri her sayfada beklemeyin. Oğuz Atay şu an okusa, kendisinin bile o anki durumda söylediği sözlerden ötürü "Burada ne demeye çalışmışım?" diyebileceği ve anlamayacağı yerler mevcut, bu benim fikrim. Zor kitap. Zorlukla yüzleşip az çok Hikmet'in serzenişlerine kulak verip, anlamaya başladıktan sonra da tadından geçilmiyor.

Tehlikeli Oyunlar benim en sevdiğim kitaplarda ilk beşte yerini aldı. Aynı zamanda etkisinden kurtulamadığım en uzun kitap olarak da gönlümde taht kurdu.

Tavsiye etmiyorum.

Hikmet cümlelerine, ironine ve hayat felsefene o kadar alıştım ki, 1 puanın sebebi de bu.

Sevgili okur, yaptıklarım, söylediklerim ve ironimle umarım beni anlamışsındır..
479 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Bütün dünyanın virüsle boğuştuğu günlerde, dünyayı ne hale getirdiğini hiç umursamadan virüsün kendi halinde içine kapandığı gibi, Hikmet 1 masasında oturmuş çok ciddi bir konu hakkında düşünmektedir. Karmaşık bir kitabı yeni bitirmiş, kitabın heyecanıyla bir şeyler yazmak istese de devamını getirebileceğinden emin değildir. Her ne kadar oyunlarla dolu kitabın yanında birkaç kitap daha okuduğunu göstererek konuya hâkim olduğu izlenimi vermek istese de durumun ciddiyetinin farkındadır.

Çünkü okullar kapanmış, ev kalabalıklaşmış, sakin kafayla yazı yazmak imkânsız hale gelmiştir. Her zil çaldığında birisi bavuluyla eve girmektedir. Hikmet zili iptal etmek zorunda kalır. Bu sırada ısrarlı bir şekilde kapıya vurulur, buna engel olmanın da bir yolu olmalı. Bunu düşünelim. Bu ses kendinden emin bir komutanın koğuşa girerken gösterdiği pervasızlığa benzer. Hikmet sesi takip ederek kapıyı bulur. Kendisi dışarı çıkmak istediği zaman bile herhangi bir sese ihtiyaç duymadan kapıyı bulabilmektedir. Evde kimsenin olmadığı zamanlarda (bunu kestirmekte güçlük çektiği olmuştur) daha önce defalarca denemiştir çünkü. Bu yüzden kapıya vurulduğunda gidip açmak onun için çocuk oyuncağıdır. Ses olmasa bile kapıyı bulabileceğini bilmenin haklı gururu benliğini kaplar. Herkes yapabilir bunu hayatı boyunca, insanlara şans verilmiyor albayım. Bir de önlerinde yeteri kadar örnek yok, nasıl yapılacağını bilmiyorlar. Sadece kapıya vardığınızda iş bitmiyor ki, kapı ne tarafa açılacak, kolu hangi yönde çevireceksiniz, gelen misafiri içeri almak isteyip istemediğinize bağlı olarak hangi tarafta durursanız misafir mesajı alabilir, bu sorunların kayıt altına alınması lazım albayım. Yoksa ev dediğimiz binalarda kapı olmazdı. Buraya kadar iyi düşünülmüş. Devamında ne yapılacağına dair büyük bir belirsizlik var. Bu konuya ben el koyuyorum. Kapıyı açmayacak mısın Hikmet? Ses yakından geliyor, demek ki kapıya kadar gelmişim. Mesafeyi çok iyi hesaplamak lazım…

Albayım senin üst katta yaşayıp yaşamadığın bile varoluş sancısının üstünde bir sorun teşkil etmektedir. Ne var ki, bu kadar zengin bir oyun için kuvvetli bir aktöre ihtiyacım vardı. Bu kişi mesleğine herkesin saygı duyacağı biri olmalıydı ki, diğer eksiklerimizi telafi etme imkânımız olsun. Eli kalem tutan biri olmalıydı hatta, biraz kitap okuyan ve oyunlarıma katlanabilecek biri. Yoksa benim deli olduğumu düşünebilirdi. Hâlâ da böyle düşünen insanların varlığından bahsedilmektedir. Oysa ben dünyada olup biteni takip ederek değişiyorum sürekli, sonra bunlara numaralar vererek sıraya diziyorum. Dünyadaki salgın hastalıktan sonra Hikmet 2 olarak insanlığın yararına çalışmaya karar verdim. O kadar güvendiğimiz bilim küçük bir virüsle baş edemiyor. İnsanlık körleşmenin eşiğinde artık. Bir yol haritamız olacak, “hep birlikte saçmalayıp aklımızı dinlendireceğiz. “ İnsanlığın bilimsel aklı mevcut sorunlarımızı çözmeye yetmiyor. Aşının canlılar üzerinde ve canlı olduğu sanılan insanlar üzerinde denemeleri yapıldıktan sonra diğer Hikmet’ler durumun aciliyetine göre devreye girecekler, biz aramızda öyle anlaştık. Diğerleri henüz anlaştığımızı bilmiyor, panik yapmamaları için bu bilgiyi gizliyoruz.

Tek çıkar yol olarak ev halkıyla birlikte bir oyun oynamaya karar verdik albayım. Dünya yüzeyine inen uzaylılar neden hep Amerika’yı tercih ediyor buna bir son verme günü gelmiştir. İnsanlığın sıkışıp kaldığı bu dönemde kurtuluşu biz başlatacağız. Evet çocuklar hep birlikte oyun oynayacağız. Ders çalışıyormuş gibi yapmayı bırakın!

Öyle bir oyun olmalı ki bu, kitap okuduğumuz belli olsun. “Baba Cioran’dan bahsedeyim mi ben?” Yok oğlum, sıkışık bir durumdayız, insanlığa ümit aşılamamız gerekiyor. Tanpınar gibi bir enstitü kurmalıyız, saatleri ayarlamaya gider gibi virüslerden kurtulmak için buraya gelmeli insanlar. Maç izler gibi haberleri takip ediyoruz artık. Bu akşamki tanı ve ölümler açıklandı mı? Nasıl da sayılara bağladık her şeyi, iyiye gidiyoruz bugün üç kişi daha az ölmüş. Sanki bir kişi öldüğünde o kişinin tamamı ölmüyor mu? Aaa ne güzel, bizim cenazemiz var ama neyse ki ülke genelinde sayı çok yüksek değil diye teselli mi buluyor insanlar? Oğlum Hikmet konuyu dağıtma. Acı var diye haklı duruma geçtiğini mi sanıyorsun, oyun değil bu, bir savaş. Savaşta ölüler her zaman olacaktır. En az kayıp veren kazanır savaşı. Çin sarayının basılmasını biliyor musun Hikmet? “Başını ve sonunu biliyorum albayım”. Ahh! Kürşad’ın yerine ben girecektim ki Çin sarayına, insanlık bu durumlara düşmezdi. Kaç kişiydiniz albayım? 40 kişiydik, ben operasyonun devamından yanaydım, re’sen emekliye sevketmeseler virüs bu kadar bulaşmazdı. Ben Hikmet 2 olarak bu konuya el koyuyorum. Kötü günler bitecek artık...

İlk önce kelimeleri çözeceğiz. Çok fazla anlam verilmiş onlara. Sonra bütün insanlık bu duyguları yaşamak için kendimizi mecbur hissediyoruz. Âşık gibi görünmeye çalışmaktan âşık olmaya vakit kalmıyor. Başkaları nasıl âşık olmuşsa onlara benzemeye çalışıyoruz. Dışardan bakanlar akıl sağlığımız konusunda endişeye kapılıyor. Bir masala inanıyoruz, sonra uyuyunca göremiyoruz rüyamızda, uyuduk mu uyumadık mı ondan da emin değiliz. Ölüm konusunda bile tam bir mutabakat yok. Bu kadar örnek görüyoruz ama binlerce yıldır çözemiyoruz. İnsanlar daha iyi anlasınlar diye savaşlar ve salgın şeklinde daha kalabalık ölümler görüyoruz, görmemiş gibi yapıyoruz. Buna bir son vermemiz lazım artık. Zamanımızı çok iyi değerlendireceğiz. Her duyguyu yeni baştan yazıp onlara isimler vereceğiz. Bu isimler onların olmasını istediğimiz kalıplara uygun fakat gerçekten uzak olmayacak. Bilge deyip, Bilmezge’ye çevirmeyeceğiz sonra. Hikmet bütün insanlığa yayılmalı, her yere yetişmem mümkün değil. Bu iki katlı gecekonduda insanlığın büyük bir trajediden kurtulması için devrim yapacağız. “Çılgın bir kalabalığın ortasında nereye döneceğimizi bilmeden koşup durmayacağız.”

Güvenilebileceğimiz çok az sayıda kişinin katılmasını istiyoruz. Nurhayat hanım katılabilir bize, çok kahve içmemiz gerekecek. Hatta hemen şimdi başlatıyorum bu büyük devrimi.

Bu kadar büyük bir devrim için kapılardan başlamak gerekiyor albayım. Yoksa insanlık kapılarda sıkışıp kalacak. Bazen içeri giremeyecek, bazen de dışarı çıkamayacak insanlar. Kimin içerde, kimin dışarda olduğunun netliğe kavuşması lazım. Ülkeler nasıl istediği zaman sınırlarını ve havaalanlarını kapatıyorsa insanların da böyle bir özgürlüğü olmalı. Bunun için de kapı kolunun ne yöne çevrileceğini ve kapının hangi tarafa açılacağını bilmesi lazım. Senin gibi emekli bir asker bile merdiven boşluğunda kalırsa insanlık bunun altından kalkamaz. Senin yaşın 65 in altında değil mi albayım, buna dikkat etmemiz gerekir. Gençler hafta içi, yaşlılar Pazar günleri, bunu unutmayalım. Önemli, önemli, önemli... Pazar günü gelirken Mütercim Arif’in kitabını da getir ki, yazdığımız yazıyla uyumlu hale getirmeye çalışalım, yoksa bu yazıyı toparlayabilecek gibi görünmüyoruz...

Kalabalık bir yemek vereceğiz bu gece, oyunda adı geçen herkesi bu yemekte görmek istiyorum. Bunun son yemeğimiz olmaması için sosyal mesafeye dikkat etmemiz gerekiyor. Masaların köşelerine ve çapraz oturalım lütfen, insanlığa bir sözümüz var. Virüs küçük bir yerden dünyaya yayılabiliyorsa kurtuluş da bir gecekondudan yayılabilmeli. Evet bunu iyi düşündüm. Nurhayat hanım, bir kahve yapar mısınız bize?

Hikmet 3 topla kağıtları, daha önemli işlerimiz var…yazmıyoruz…
479 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10 puan
OĞUZ ATAY... TEHLİKELİ OYUNLAR PEŞİNDE :)
Postmodernist yazar okumak zordur çoğu zaman. Kullanılan anlatım teknikleri (bilinçakışı, parodi, pastiş...) anlamayı da okumayı da zorlaştırır. Lakin eğer biraz bilginiz varsa teknik açıdan ve iyi okuyucu iseniz o roman tadından yenmez.
İşte bu bu roman da onlardan biri.
Bu kitapta hiçbir şey tesadüf değil. Başkahraman Hikmet Benol'un soyadına dikkat ettiniz mi? "Ben-ol" yani kendi benliğini arayan ya da ondan kurtulmak isteyen bir adam diyebiliriz.
Bu adam 3 boyutlu bir adamdır. Gerçek ile hayal arasında gider gelir. "Kendi" ni aramak, bulmak için eşinden ayrılır ; bir gecekonduya yerleşir. Gecekondu burda onun bilinçaltına yansıtır. Hatta ve hatta sürekli Albayım dediği Hüsamettin Tombay da aslında onun iç benliğidir.
...
Roman tahlili gibi başlayan incelememi daha fazla uzatıp ip ucu vermeyeyim.

Anlayana güzellikler katan bu romanı herkese tavsiye ediyorum elbette ama Oğuz Atay okumadan önce mutlaka Yusuf Atılgan okumanız gerektiğini unutmayın. Oğuz Atay ve onun tekniğini anlamak  Atılgan'dan geçiyor diyebiliriz.

Şimdiden iyi okumalar diliyorum...
479 syf.
Tehlikeli Oyunlar da, diğer Oğuz Atay kitapları gibi, yine o hüzünlü hazzı yaşattı bana. En sevdiğim kitabı mı oldu bilmiyorum ama farklı bir iz bıraktığı kesin.

Hayat tarafından hayal kırıklığına uğratılmış Hikmet'in, bir yanda sevmediği karısı, bir yanda sevdigi kadın, komşuları, arkadaşlıkları ve günlük yaşantısıyla, zihninden geçenleri okuduğumuz bir 'tutunamama' hikâyesi. Ve yine tıpkı Tutunamayanlar gibi yorumlaması zor bir kitap.

Duygusal olan, hayata tutunamayan, insan ilişkilerinde sorun yaşayan herkes, bu kitapta kendinden bir şeyler bulacaktır. Özellikle anlaşılmadığını düşünen ve bunu dert eden herkes eminim şu satırlarda kendini bulacaktır: " beni anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra beni kimse okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum..."

Fakat Oğuz Atay'ın romanlarını okumak için bence biraz sabırlı bir okur olmak gerekiyor. Ama lütfen sabredin, okuyun, çünkü Oğuz Atay okunmak istiyor. Bu nedenle Korkuyu Beklerken'i "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" diye bitirmişti.

Altını çizdiğim yerlersi dönüp tekrar tekrar okuyacağım, çok sevdiğim bir roman oldu.
Umarım daha çok okunur.

Tehlikeli Oyunlar, şubat ayı kitabımızdı. Eşlik eden herkese teşekkürler.
479 syf.
·Beğendi
(Bu yazı, kitaptan alıntılar içermektedir.)
"Bütün hayatımı kelimeler uğruna harcadım, içi boş kelimeler uğruna. Kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden onlarla oynadım. Oyunları da kelimelerin içinde tutukladım."(Tehlikeli Oyunlar, s.448)
“Tehlikeli Oyunlar”ı araya pek çok kitabı da sığdırarak ve uzun bir ara vererek tam 32 günde bitirmişim. Ben saymadım günleri de 1000 Kitap benim yerime sayıyor:) Kitabı bitirip alıntılarımı gözden geçirip bir şeyler yazmak istediğimde A4 boyutunda yaklaşık yedi sayfalık bir alıntı biriktiğini fark ettim. 1000 Kitap’a gelip alıntı eklemeye başlayınca fark ettiğim bir husus var: Bazı kitaplar öyle dolu ki elinizden gelse kitabın her sayfasından alıntı yapmak istiyorsunuz. Hatta bence bazı kitaplar öyküsünden çok cümleleri, dili ve üslubu için okunuyor. “Tehlikeli Oyunlar” da tıpkı Atay’ın diğer kitapları gibi –Bir Bilimadamının Romanı hariç- satır satır alıntılanabilecek dolulukta.
"Peki bu kitap ne anlatıyor?" diye soracak olsak herhalde aşağı yukarı kitabı okuyan herkes “Hikmet Benol ismindeki bir adamın hayatından kesitler” cümlesinde hemfikir olacaktır. Kitapta Hikmet’in evliliğinden, karısı Sevgi’den, sevgilisi Bilge’den, komşularından, arkadaşlarından kısacası bir bireyin sıradan günlük yaşamından bahsediliyor. Peki Hikmet Benol mühim bir adam mıdır? Cevabımız kocaman bir “hayır” olacak. Peki Oğuz Atay nasıl oluyor da sıradan bir adamdan 476 sayfalık hacimli bir roman çıkartabiliyor? Üstelik bu roman hemen her satırıyla dolu dolu ve her satırıyla okunmaya değer olabiliyor? O da Oğuz Atay farkı diyebiliriz. Oğuz Atay’ın ironik dili kitabın her satırına sinmiş durumda. Zaman zaman kendine göndermeler yapıyor ki bence bu göndermelerden en güzeli şu satırlar:
"Beni okumayı sakın ihmal etmeyin, bütün kitapçılarda bulunuyorum, bu herif de ne konuştu -deli midir nedir- böylesini de hiç görmemiştim şekerim adam bir türlü susmak bilmiyor demeyin arkamdan olur mu?"(s.319)
"beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım..." (s.318)

Oğuz Atay’ın sağlığında kıymetinin pek bilinmediğini, “Korkuyu Beklerken” hikaye kitabının sonunda “Ben burdayım sevgili okuyucu sen nerdesin?” cümlesiyle okuyucusuna seslendiğini düşündüğümüzde bu satırlar daha da anlam kazanıyor. Zira her yazar okunmak ister. Bu bağlamda Oktay Akbal’ın 1977 yılında yaptığı şu değerlendirmeler Oğuz Atay’ı anlamak için okur olarak üstümüze düşenleri de ifade ediyor:
“Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler, alışkanlıklardan koptuğumuz, kopabildiğimiz, rahat ve geniş zamanlarımızı güç bir kitabı çözmeye, sevmeye, ondan bir şeyler almaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay’ın romanlarını çok seveceğiz. Onlarla çağımız insanının, daha doğrusu büyük kentte yetişmiş kentsoylu bir aydının tüm duyarlığı, iç muhasebesi, kendi kendisiyle tartışması, kendini eleştirmesi, çok değişik bir güldürü havasıyla bizlere ulaştırması, sunması var…”(Cumhuriyet, 19 Aralık 1977)

Kitaba inceleme yazmak için alıntılarımı gözden geçirdiğimde oyun kelimesinin hem benim alıntılarımda hem de kitabın genelinde bir leit motif şeklinde sıklıkla tekrar edildiğini fark ediyorum. İşte içinde oyun geçen alıntılardan birkaçı:
"Yarın için senden iyi oyunlar yazmanı, yazdığın gibi, içinden geldiği gibi oynamanı bekliyoruz." (s.56)
"Birlikte oynuyoruz. Bu arada anılarımla da oynamama izin verir misiniz albayım? Oyunlar yazmayacak mıydık albayım? Aklıma takılan anılardan kurtulmama yardım etmeyecek miydiniz?" (s.45)
"Ben de bir zamanlar başını hatırlayıp sonunu unuttuğum, bazı cümlelerini aklımda tuttuğum bir ya da birkaç oyunda, küçük rolleri oldukça başarısız yorumlamıştım; seyircinin baskısı yüzünden, rolümü değil kendimi hissetmiştim." (s.60)
"Oysa ben bütün cümlelerin baş tarafını kaçırdığımı çok iyi biliyordum; oyuna geliyordum." (s.62)
Kimse rolünü ezberlememiş. Bu ne biçim tiyatro? (s.459)
"Oyuna gelmemeliydim bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim(...)Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum. "(s.63)
"Zaten biz her zaman alkışlarız. Beğensek de beğenmesek de, oyumuzu versek de, vermesek de, her şeyi oyun sandığımız için durmadan ellerimizi çırparız." (s.147)
"Bu düzmece oyun sona ermeli. Kendi benliğimizi bulmalıyız. Yalvarıp yakarmaktan vazgeçmeliyiz. Rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız. Gerçekleri rüya yapmalıyız."
"Her şeyi unutmayalım. Yağmurun dinmesini beklediğimizi unutmayalım. Hayatın bir oyun olduğunu unutmayalım. En büyük hazinemizin aklımız olduğunu unutmayalım. Aklımızı korursak bütün oyunları istediğimiz gibi oynayabileceğimizi unutmayalım." (s. 398)

Alıntıları ve kitabın tamamını düşündüğümüzde Oğuz Atay’ın genelde aydın insanın yalnızlaşmasını, bireysel sorunlar içinde boğulmasını, tutunma çabalarını anlattığını söylemek mümkün. Özelde ise Doğu ile Batı arasında sıkışıp kalmış arafta bir Türk aydını anlatılıyor. Hikmet Benol bir Bozkırkurdu belki ama bir taraftan da Atay onunla; Türk aydınının modernleşme macerası içerisinde kendisini tam olarak bir yere ait hissetmeyen arada kalmışlığını, yalnızlığını çeşitli oyalanma vasıtaları bularak dindirmeye çalışmasını –kadınlar, oyunlar, arkadaşlar, içki vs.- ama son kertede kendi kendisine yenik düşmesini anlatıyor. Hikmet Benol diğer taraftan "Siz ona bakmayın; hiçbir işte tutunamamıştır." (s. 429)cümlesinde ifade edildiği gibi bir tutunamayan aslında...
Kitapta tersten bir isim sembolizasyonu yapıldığı da görülüyor. Hikmet, isminin aksine kendine bile faydası olmayan bir adam. Karısı Sevgi’de sevgiyi değil sevgisizliği buluyor. Bilge de romanın pek çok böümünde de geçtiği gibi felsefe okumuş olmasına rağmen Bilgelikten pek nasibini almamış.

Tehlikeli Oyunlar gerek altı çizilesi cümleleriyle, gerekse asırlık yaralarımıza yaptığı nazik, ironik tespitlerle okunası bir kitap. Hayatı bir oyun olarak görmek yaraları hafifletir mi derseniz Oğuz Atay bu sorunun cevabını Hikmet Benol üzerinden veriyor. Sürprizi bozmamak adına bu sorunun cevabını kitaba bırakıp herkese oyunla gerçeği dozunda yaşadığımız, hakiki manada dolduğumuz ve doyduğumuz yaşanılası hayatlar temenni ediyorum. İyi okumalar…

BU YAZIYI ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA BLOGUMDAN OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...n-mu-bu-oynadigimiz/

TEHLİKELİ OYUNLAR'IN TİYATROSU HAKKINDAKİ YAZIMI OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...nusmesini-seyretmek/
479 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Oğuz Atay'ın okuduğum ilk eseri. Sanırım daha önce Tutunamayanlar ile başlamalıydım, incelemelerimde o eserin bi nevi devamı yorumuyla karşılaştım sıkça. Tehlikeli Oyunlar'a gelecek olursak eser ilk önce ana karakter Hikmet Benol'u tanıtıyor bize daha sonra eski eşi Sevgi'yi teferruatlarıyla tanıtıp hayatlarının kesişme ve yolların ayrılma sürecine getiriyor. Hikmet ve Sevgi boşanır Hikmet Sevginin de arkadaşı olan Bilge ile birlikte olur onu sevdiğini söyler. Hikmet cinsel arzularına sıklıkla boyun eğen bir karakterdir bu yönünü zayıf tutarak belki de Hikmet'e acımamamızı istemiş yazar. Bölüm bölüm çok kopuklar oldu eserde, kimi zaman okumakta zorlandım fakat pes etmeden devam ettim okumaya bir yerden sonra zaten çekiyor içine ve akıp gidiyor. Kişiliğimizin çok yönlülüğüne de değiniyor yazar, Hikmetleri dörde beşe bölüyor farklı olaylarda farklı eylemlere yöneldikleri için tek bir kişiliğimiz olmadığını vurguluyor kimisi şehvete düşkün kimisi hisleriyle boğulmuş vs vs... Ana karakter Hikmet Benol insanlar tarafından anlaşılamayan ve onlardan her ne kadar kaçmaya çalışsa da yine onlarla iletişim kuran ve sürekli kendi kafasında yarattığı piyeslerle gerçek ve hayali karıştıran( sıkça okuyucuya da yansıyor) oyunların içinde oyun yazan bir münevver öyle ki albayın ve dul komşusunun dahi yaşayan varlıklar olmadığını düşündürebiliyor okura. Ve sonunda tüm insanların yazılmış bir piyesin oyuncusu olduğunu düşünür ve bu rolüne bir balkondan aşağıya bırakarak son verir.
479 syf.
·2 günde·10/10 puan
Merhaba
Haizran ayının ilk kitap yorumu ile geldim
Nisan ayında başlamıştım aslında ama 100 sayfa kadar okuyup bırakmıştım agır gelmişti ilk başları.. Haziran ayında tekrar başladım yine çok yordu ve çok bunalttı
Psikolojik olarak hiç bir zaman hazır olmayacağım için kendimi zorlayarak okudum...
Hikmet benol kişilik bozukluğu olan bir adam gecekondu evinde albay ve dul kadın ile yaşamaya başlar.
Oyunlar yazarlar birlikte çok tehlikeli oyunlar... Anlatsam çok şey dökülür ama asla beynimden dilime dökülmeyecek kelimeler biliyorum..
Çok yordu ama çok sevdim
İlerde tekrar tekrar okuyacağım
479 syf.
·17 günde·Puan vermedi
4 yıl önce mutlu olduğum zamanlarda okurken sıkıldığım bir kitaptı ama şimdi tekrar okurken sevgi'nin hikmet'in hikayesine ağlamamak için kendimi zor tuttuğum oluyor.
bu kitabı okurken bazen saçma sapan yerde gülersiniz geliyorsa bazen hayatı sorgulayıp hüzünleniyorsanız siz de bir sevgisiniz siz de bir hikmetsiniz.
bir dahaki okumada neler hissettirecek acaba öyle bir kitap. 5 yılda bir okuma sözü verdiğim kitap.
479 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Öncelikle, Oğuz Atay okumaya Tutunamayanlar ile başladım, Tehlikeli Oyunlar eserini okuyarak yarım kalan düşünceleri tamamladım. Okumak isteyenlere tavsiyem ilk önce Tutunamayanlar'ı okuyup, sonrasında Tehlikeli Oyunlar eserini okumasıdır.

Hikmetin kafasında yarattığı oyunlar ile sahnelediği Albay, Tutunamayanlar'daki Turgut'un kafasındaki Olric aynı amaca hizmet ediyordu. Bu amaç insanın toplumdan uzaklaşıp kendi içine yönelmesi demekti. Her iki kitapta birbirini yapbozun parçaları gibi tamamlamaktadır. Birini okuyup diğerini okumamanın düşünceleri yarım bırakacağı kanısındayım. Hikmet aslında toplumdan uzaklaşma sebeplerini, insanların istediği kişi değilde kendi istediği kişi olmak için çabalarken yaşadığı yorgunluğu, hayattan beklentilerinin yaşadığı hayat ile örtüşmediği, Sevgi ile bir evlilik yapıp mutlu olmadığı, Bilge'nin ise kendini anlamamasına rağmen onu sevmesini, beklentilerin insanı yoracağını yada herkese eşit düzeyde yorgunluk getirmeyeceğini, kimisi hayatına mücadele ile devam ederken kimisinin hayattan vazgeçişlerini anlatmaktadır. Aslında anlattığı kişiler, tamamen toplumun kendisi ve bireydir. Birey, toplum karşısında güçsüzleştiği zaman kendinden ödün vermek durumda kalır. Hikmet'in durumuda budur.

İki büyük eseri Tutunamayanlar ile Tehlikeli Oyunlar'daki Hikmet ve Selim'in intahar ile sonlanan hayatları aslında insanın insana neden lazım olması gerektiği üzerine bir eleştiridir, tekrardan hayata dönüştür; uyanıştır.

Hikmet ve Selim yalnızlığa gömülmüştü. Bu yalnızlık insan eksikliğinden oluşan bir yalnızlık değildi; bu insanın insanı anlamama çabası üzerine kurulmuş bir yalnızlıktı. Ruhen yıpranan bedenler zaman içinde kendini boşluğa bırakarak yeni çıkış yolları arar. Hayata tepkisizleşir, olanlara seyirci olarak bakmayı tercih eder. Yapması, eyleme dökmesi gereken herşey zihinde eylemsizce kalır. Hikmet ve Selim bunların özetidir.

Hikmet ve Selim'i bir bütün olarak ele alıyorum, sadece Tehlikeli Oyunlar üzerinden konuşmak Oğuz Atay'a haksızlık olur düşüncesindeyim. Oğuz Atay'ı anlamak insanlığı anlamaktır; insan insana her daim lazımdır diyerek sözlerimi noktalıyorum.
" Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. "
Bazı sözler vardır, oğlum Hidayet, insan onlarsız edemez. Ölü noktaya gelmiş olan bir oyun, onlarla birden canlanır; akıcı, sürükleyici bir duruma gelir.
“İşte bu ahşap evimde, bir gece için de olsa, seni barındırıyorum; bir işe yaradığımı hissediyorum. Son zamanlarda neye yaradığımı pek bilemiyorum da. Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi.”
Oğuz Atay
Sayfa 23 - İletişim

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tehlikeli Oyunlar
Alt başlık:
Oğuz Atay Bütün Eserleri 2
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
479
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702095
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Tehlikeli Oyunlar
Tehlikeli Oyunlar
Hikmet Benol, toplumdaki yoğun kargaşanın temelinde yatan gerçekliği araştırırken, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin toplumu yönetenlerce tehlikeli görüldüğünü seziyor ve “oyun oynuyormuş gibi ilgilenme” yolunu seçiyor. Kişinin kendiyle savaşmasını ve yenmesini, kendini dönüştürmesini önemli bir sorun olarak algılamaya çağıran, çarpıcı ve sarsıcı bir roman.

Kitabı okuyanlar 17,3bin okur

  • Eyupcan Turkmendag
  • Fatma Nur Şener
  • iyi kız
  • H e
  • Enes Durmaz
  • hissiz panda
  • Esilaaa ✰
  • A.Eren
  • seyithan özanci
  • Elif

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%13.5
13-17 Yaş
%4.5
18-24 Yaş
%28.3
25-34 Yaş
%30.5
35-44 Yaş
%16.7
45-54 Yaş
%3.9
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.8
Erkek
%42.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%58.9 (3.037)
9
%20.3 (1.049)
8
%12 (621)
7
%4.4 (227)
6
%1.6 (84)
5
%1 (52)
4
%0.4 (23)
3
%0.3 (13)
2
%0.1 (4)
1
%0.3 (13)

Kitabın sıralamaları