Tehlikeli Oyunlar Bütün Eserleri 2

9,2/10  (593 Oy) · 
1.452 okunma  · 
779 beğeni  · 
9.635 gösterim
Hikmet Benol, toplumdaki yoğun kargaşanın temelinde yatan gerçekliği araştırırken, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin toplumu yönetenlerce tehlikeli görüldüğünü seziyor ve "oyun oynuyormuş gibi ilgilenme" yolunu seçiyor. Kişinin kendiyle savaşmasını ve yenmesini, kendini dönüştürmesini önemli bir sorun olarak algılamaya çağıran, çarpıcı ve sarsıcı bir roman.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    2008
  • Sayfa Sayısı:
    479
  • ISBN:
    9789754702095
  • Yayınevi:
    İletişim Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Mehmet Admış 
 27 Şub 00:33 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 10/10 puan

Sene 2008.. İlkokul 8. sınıftayken Robin Hood'u okuyordum. Bu benim okuduğum ilk romandı. Romanı, bir gece vakti bitirdim, kitabın kapağını kapattım ve yatağıma uzanıp yorganı başıma çektim. O gece, hem romanın bitişine hem de Robin Hood'un ölümüne ağlamıştım. Böylece, sonunda ağladığım ilk kitap olma özelliğini de kazanmıştı.

Bugün, Tehlikeli Oyunlar'ın son 20 sayfasını o çocuğun saf duygularıyla okudum. Ellerim titremeye, gözlerim yaş dökememenin verdiği acıyla kızarmaya başladı. Yüreğim acımaya, içimdeki dehliz beni yutmaya başladı. Çünkü romanın nereye varacağını, sonunun nasıl olacağını biliyordum.. Çünkü; lise yıllarım Selim ise, şu anki halim Hikmet'ti.. Onu çok iyi anlıyordum.. Ne zaman ki Hikmet; 'Albayım...' diye başlayıp haline isyan ediyorken, benim içimdeki çığlıkların sesi oluyordu..

'Fakat, Allah kahretsin ki albayım, insan anlatmak istiyor..' Ben de anlatmak istiyorum albayım.. '... O zaman ben de susarım.. Gecekondumda oturur ve beni anlamalarını beklerim..' olmuyor be albayım.. '... Fakat, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar...' anlamayacaklar bizi Hikmet. Anlayamayacaklar albayım.. O zaman ne biz onların gelmesini bekleyelim, ne de onların kapısına gidelim, kendimizi anlatmak için Hikmet.

Şimdi gelelim Oğuzcum Atay'a.. 'Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor...' evet, hepimizce malum.. Oğuz Atay, beyin tümöründen dolayı aramızdan ayrılmıştı.. (o zamanlar 1973'te başlamış mıydı bilmiyorum ama) ben diyorum ki; Oğuzcum Atay, burada beynindeki tümörden kaynaklı acıyı, edebi bir dille bize yansıtmış.. Ne kadar acı çektiğini dile getirmiş de, biz (1973'teki yakınları ve okurları) onu anlamak istememişiz.. Biz, Tutunamayanlar'ı da, Tehlikeli Oyunlar'ı da basit birer roman olarak görüp okumaktan pek ileri gitmeyiz. Ama durum bundan çok daha öte.. Çünkü Oğuz Atay, bu iki eserinde de (şimdilik sadece bunları okuduğum için diğerleriyle ilgili yorum yapamayacağım) kendini anlatmış, kendi hikayesini yazmış.. Aslında, basit bir otobiyografi olarak yazabilirdi ama burada kendi hikayesini roman kahramanları yoluyla okuyucuya iletiyor. Eğer hatırlarsanız, (okuyanlar hatırlar) kitabın (Tehlikeli Oyunlar) bir yerinde; Albay, Hikmet'e eğer hikayesini, başkalarına anlatmak ve insanların onu dinlemesini istiyorsa, bunu bir roman karakteri üzerinden anlatmasını söylüyordu. Aslında orada bir ipucu var; 'Bak ey okurum! Bu roman, esasında benim hikayem..' diyor Oğuz Atay.. Ve aynı zamanda, 'Eğer bir yazar ölmek istiyorsa, romanda bir karakter intihar eder...' Allah, Allah.. Bu da nesi? Oğuz Atay ölmek mi istiyordu? Evet. Ama kendisi yapamadığı için, Hikmet Benol bunu yapıyor.. Ve Tutunamayanlar'da gördüğümüz o şahane dil, toplumsal eleştiri v.d. Tehlikeli Oyunlar'da da devam ediyor..

Sonuç olarak; Tehlikeli Oyunlar, her ne kadar Tutunamayanlar'ın gölgesinde kalmışsa da ondan aşağı kalır yanı yok.. Hatta, Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar'daki kadar ağır bir dile sahip değil.. Yani, onu okuyamayan ve bundan şikayet eden okurlara özellikle tavsiyemdir, Tehlikeli Oyunlar... E, tabii ki herkese tavsiye ediyorum..

(Özür: İncelemenin uzun olduğunun farkındayım fakat, buna rağmen daha söyleyemediğim onlarca şey var.. Ama burada kesmek durumundayım.. Okuduğunuz için teşekkür ederim.. Keyifli okumalar..)

Bayan Okur 
 25 Kas 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Zor.Oğuz Atay'ı okumak tam olarak da böyle. Oğuz Atay zor ama okuyup anlayana o kadar güzel ki! İnsanı kendini bulmaya yöneltiyor. Hatta insana kendini bulduruyor. İnsandaki içsel hesaplaşmanın sonucunun ve kazananınını belirlemeye yarıyor denilebilir. Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar, Korkuyu Beklerken kitaplarını okudum. Geriye kalanını da okumak için heyecanla bekliyorum.

Eylem 
02 Mar 15:55 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Karakterimiz Hikmet Benol’un gerçek mi kurgu olduğu belirsiz yaşamını anlatan bu eserin yazıldığı yıllarda Atay’ın içinde bulunduğu durumu düşününce roman daha bir anlam kazandı zihnimde. Bu yıllarda (71-73) yazarın eşiyle ayrılmasının ardından uzun süre birlikte yaşadığı Sevin Seydi’nin de kendisini terketmesi üzerine Beyoğlu’ndaki evine kapanıp sürekli yazdığı bilinmektedir. Kitabı okuyunca yazarın içine düştüğü umutsuz ve mutsuz ruh hâlinin Hikmet Benol karakterine yansıması bariz görülüyor. Zira Hikmet tek bir vücutta birçok farklı kişiyi barındıran, bu farklı kişilikler arasında bazen boğulan, sürekli zihninde kendine ve başkalarına dair oyunlar yazarak yazarak bunlara kendini kaptıran, yaşadığı hayatın bu oyunlardan biri mi yoksa gerçek mi olduğunu algılayamayan, gelgitler içinde savrulan ve sonunda silinip giden bir tutunamayandır. Tutunamayanlar kitabında tanıdığımız Selim ile bu eserdeki Hikmet fazlasıyla benzer karakterler. Kitabı okurken bir süre sonra Hikmet’in etrafında yer alan karakterlerin varlığını sorgulamadan edemiyor insan. Hikmet hayal dünyası ile gerçeklik arasına o kadar sıkışıp kalmış ki; okuyucu ister istemez “Sevgi, Albay Hüsamettin, Bilge, Nurhayat Hanım ve dahası acaba var mıydı?” diye durup düşünüyor. En azından ben böyle hissettim. Tutunamayanlar’ı okuduysanız ve sevdiyseniz eğer bu kitaba da tutunacağınıza şüphe yok. Çünkü uzun paragraflar, iç hesaplaşmalar, gerçek ve hayal, insanı farklı alemlere taşıyan diyaloglar iki eserde de karşımıza çıkıyor. Tehlikeli Oyunlar’da yer alan tiyatro eserleri beni hayrete düşürdü. Her sayfada oyun içinde oyun karşılıyor okuyucuyu. Kitap içinde farklı kitaplar okuyormuş hissine kapıldım bir ara. En ilginci de bu kadar karmaşık oyunun nasıl bu kadar düzenli yazılabildiği. Bu da kuşkusuz Atay’ın ince mizah ve derin üslubunun yansıması. Bu yetenek kitabı her okuyana farklı şeyler düşünme ve hissetme imkânı sunuyor. Demem o ki; bol aksiyonlu, bir çırpıda biten bir roman okumaksa niyetiniz yanlış yerdesiniz. Hayal ve gerçeği sorgulamak, farklı dünyalarda ağır adımlarla ama bir o kadar da edebi bir serüven yaşamak istiyorum derseniz Tehlikeli Oyunlar doğru bir seçim. Şimdiden keyifli okumalar. :)

KörKalem | Halil K. 
11 Ağu 18:20 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı okuyalı tamı tamına 5 ay oldu. Ama ben inceleme yapma yetisini daha yeni görüyorum kendimde. Ne cesaretle gidip elime bir Oğuz Atay kitabı almıştım, nasıl okumuştum bilmiyorum, sanki bir hayalden ibaret her şey.
Kitapta her şey o kadar belirsizdi ki, kitabı okudum mu, yoksa bir film izledim de onun repliklerini mi hatırlıyorum, yoksa Hikmet diye birini rüyamda gördüm de oradan mı hatırlıyorum (ne alakaysa) hiç bilmiyorum. Ama gerçek şu ki, bu kitaba inceleme yapamamak içimde bir yaraydı,bir türlü kendimi yetkin göremedim.. Ve sonunda o yarayı bugün iyileştirmeye karar verdim.

Hikmet'in kitapta yaşadığı hayatın hangi bölümü gerçekti anlayamadım, hiç de anlayamayacağım. Aslında düşündüğüm kısmı o değil, zaten mesele o da değildi. Mesele bir insanın kendini anlatamamasıydı. Mesele, bir insanın bağıra çağıra kendini anlatmaya çalışması, ama bir kişinin bile zahmet edip, ona onu anladığını hissettirmemesiydi. Mesele toplumdan soyutlanmış bir insanın kendi içiyle konuşmasıydı. Belki kendi içindeki, kendini anladığını sandığı bir karakter oluşturup, kendini topluma kabul ettirmeye çalışmasıydı kim bilir... Oğuz Atay bu, kim tam manasıyla iç dünyasını, yazdıklarını, hislerini çözebilir ki?

Kitapta meşhur Albayımız'dan başkası Hikmet'i anlamamaktadır. Hatta daha sonraları kendini anladığını sandığı, sevgilisi, yüreğini, düşüncelerini, yatağını, dünyasını paylaştığı kişinin bile kendisini anlamadığını görünce büyük bir buhrana tutulmuştu Hikmet.
Aslında insanlar gerçekten bizi anlamazdı. Hatta belki bizi kendi içimizdeki biz bile anlamazdık. Çünkü Albay bile Hikmet'i anlamıyordu çoğu zaman. Madem ki Albay, Hikmet'in içindeki kendini anladığını düşündüğü,her şeyini paylaştığı kişiydi, o bile onu anlamıyorsa kimse anlamazdı. Ne önemli şeydi anlaşıldığını hissetmek, topluma mâl olmaktı, toplumun bir parçası olmak, kendini değerli hissetmekti...

Bazen ben de yaparım, deli deli konuşurum insanlarla, zaten bilirim beni anlamayacaklarını. Kitapta da çoğu kez, ne çok konuşuyor diye kızarlardı Hikmet'e, kendini anlatma çabasını boş görürlerdi. Değersiz bir varlıkmış gibi davranırlardı. Aynı davranışları ben de etrafımdaki kişilerden gördüğümde ben de aynı şeyleri yaparım Hikmet gibi ve yine onun gibi, bundan hiç utanmam. Utanması gereken onlardır çünkü. Bir insana verdikleri değerle kendilerine verdikleri değer aynıdır, çünkü aynı hamurdandır ikisi de. Birine nasıl davranıyorsa insan, kendi içindeki kendine de öyle davranır çünkü.

Ben Hikmet'te kendimi buldum. Yaşadığım toplumsal problemlerimi, yalnızlığımı, anlatamadığım dertlerimi, kendi deliliğimin haklı sebeplerini, kısacası tamamıyla bir "ben"i.

Kitabı okuduktan sonra, biraz hazmetmeyi beklemenizi öneririm inceleme yapmadan, çünkü 5 ay içinde Hikmet'le o kadar benzer olaylar yaşadık ki, uzaktan durup kendimi izleme fırsatı buldum kendimde, onun için bu şekilde kitabı hazmetmem açısından daha faydalı oldu. Kitabı hayatımın tam ortasında hissettim. Sanki kendimden bir parça gibi...
Daha çok şey söylemek istiyorum aslında ama, yazamıyorum. Ne kadar zormuş... Oğuz Atay okumak, anlamaya çalışmak, hayatında onu bulmaya çabalamak, ne kadar zormuş...

Bu zorluğa talip olanları, kitabın mahzenlerine davet ediyorum.
Oğuz Atay'ı tavsiye ediyorum demek gibi bir terbiyesizliğe elbette kalkışmayacağım. Oğuz'cum Atay'ı tavsiye etmeyeceğim de kimi edeceğim. Güneşli günler, keyifli okumalar dostlar...

Ahmet Y 
15 Mar 21:10 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hayat kimine göre şakaya gelmez,kimi de bir oyun olarak görür hayatı.İsmet Özel der ki;benim elbet bir bildiğim var;”Hayat saçma sapandır” Oscar Wilde ise “hayat bir sahnedir,roller kötü dağıtılmış” diyerek özetler.Profesör john Nash ise barda bir kadını tavlamaya çalışırken mevcut durumu bir oyun olarak görür ve herkesin güzel kadına yöneldiğini görüp diğer kadınların sobelenmeye daha yatkın olduğunu keşfederek ,bu durumdan ilham alarak “Oyun Teorimi”ni icat eder ve ilerde bu sayede Nobel alır.Bir şair,bir yazar,bir matematik profesörünü tek bir çatı altında birleştirip inceleme adlı bir oyun oynayalım ve adı da “Tehlikeli Oyunlar” olsun.Diğer oyunlarda birileri piyon birileri vezir birileri şah olsun.Biz de tahta olalım oyunlar bizim üzerimizde oynansın.En tehlikeli oyun da oynamadığımız oyundur zaten.

Delililk nedir? Elbette dililik kültürel bir kavramdır psikiyatri buna çeşitli isimler koymuştur kendi literatürüne uygun bir biçimde.Şizofreni,katatoni,borderline,dissosiyatif,bipolar,ikipolar üçpolar vs..diye gider.Şimdi bu sınırları kim belirliyor.Kimin deli kimin akıllı olduğuna kim karar veriyor.Akıl ne demek,çoğunlukla aynı şekilde davranan,benzer davranışları sergileyen,tek kişiliği olan,kurallara uyan vb. mi? Buna elbet psikiyatri ve toplumun ortak değerleri karar verecek.Ama ya psikiyatrinin kendisi deliyse.Ya deli dediğimiz insanlar aslında bu oyunu sıkıcı bulduklarından başka oyunlar üretiyorsalar? Ya birinci kişilik onlara yetersiz gelince ikinci üçüncü,dördüncü bir kişilik üretiyorsalar.Ama onlar azınlık oldukları için ve başkalarının yani çoğunluğun oyunlarını oynamadıkları için deli,şizofren,dissosiyatif,falanfilantif sayılıyorsalar? Neyse çok da uzatmayalım,sonuçta bu yazdıklarım da Oğuz Atay’ın deyimiyle hakkımda delil olarak gösterilebilir ve ben de Bakırköy’de bir oyun yüzünden elektroşok’a maruz kalmak istemem.

Oğuz Atay yaşamında anlaşılamamışgillerdendir.Tutunamayanlar’ı zar zor bastırmıştır.En verimli olacak çağında genç sayılacak bir yaşta 40’lı yaşlarda yaşamını yitirmiştir.Tutunamamıştır,Tutunamayanlar’ı yazmıştır,aklı ona “Tehlikeli Oyunlar” oynarken o da yazıp bizim çağımıza yollamıştır.Koca Türk Edebiyatı batının gerisindeyken o bunu siyasi sebeplerden çok kültürel,dilbilimsel,sosyolojik ve psikolojik unsurlara bağlamıştır ve oyununu bunların üzerine kurarak bir çocuksu bilinçaltıyla bilimsel saptamaları gün yüzüne çıkarmıştır.Evet değeri anlaşılamamıştır belki batıda olsa bir “Joyce” nazariyesine bürüyebilirdiler.Daha biz kendi ülkemizde anlayamadık hala anlayamıyoruz.

Oğuz Atay oyunlar oynar.Bunlar tehlikelidir ve genelde Tutunamayanları anlatır romanlarında.İsimlerle oynamayı sever.Tutunamayanlarda Selim Işık,Selim bir kişiliktir,Turgut Özben’in karanlık kişiliğine ışık tutar.Turgut Özben ise hep Öz’benliğini bulma çabası içindedir.Tehlikeli oyunlarda ise Hikmet Benol hep Ben’olma daha doğrusu toplumun belirlediği bir “ben” olma çabasına girmiş ama bir türlü olamamış yeni bir ben ve yeni bir dünya inşa etmiştir.Hikmet kelimesi (tam anlamıyla olmasa da)Felsefe kelimesinin karşılığıdır dilimizde.Felsefe ise “Bilge’lik Sevgi’si demektir.Bilge ile Sevgi karakterleri ise Hikmet Benol’un aşk yaşadığı kadınlardır.İsimlerde dahi böyle oyunlar gizlidir Atay’ın romanlarında.Sonra Selim ve Turgut karakterleri değişmiş bir biçimde bu romanda da kendilerine yer bulur..Ve tüm roman boyunca yüzlerce oyun oynanır hem kendi içinde hem okuyucuyla..Bu oyunlarla kültüre,deyimlere,atasözlerine,yargılara,alaylara,şakalara,küçümsemelere kısacası her şeye mizahi bir yaklaşım vardır.Roman bir metafor yağmuruna dönüşür bir zaman sonra.Anlayabilen için sosyolojik ve psikolojik bir ülke seçeresidir.Gündelik yaşamın aksayan yanlarını,insanların varlıktan hiçliğe doğru gidişini,toplumun insanlara zehrini yavaş yavaş nasıl akıttığını,öldürdüğünü kah güldürüp kah ağlatarak oyunlar içinde anlatır.Aklıma sürekli Jean Paul Sartre’ın “Cehennem başkalarıdır” sözü geldi sürekli ve psikiyatriye olan düşmanlığım.
Lafı çok uzatmak istemiyorum.Kitabın bitmesine de 125 sayfa var.Benim oyunum burda biter roman bitmeden incelemeyi neden yaptın derseniz ben de şöyle diyorum;bu benim oyunum ve burada benim kurallarım geçer.Çok da sıkışırsam Rahmi Vidinlioğlu’nun “Aşk ve Acı” romanındaki yakarmayla cevap veririm;”Size kalsın sahip olduğunuz kocaman dünya,ben oynamıyorum,ben oynamıyorum,ben oynamıyorum….”

Hepinize güzel oyunlar.Ben de kitaba döneyim 

Emir Burak 
08 Eki 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

Tehlikeli Oyunlar ı daha önce Seyyar Sahne Ekibi'nden oyun olarak izlemiştim. Erdem Şenocak ı çok beğenmiş ve bu kitabı okumalıyım demiştim. Oyundan çıkar çıkmaz gidip kitabı aldım ( iyiki almışım :)) Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın bugün bu kadar popüler olmasının sebebi olsa da, bu kitapta en az onun kadar övgüyü hakkediyor. Dünyanın her yerinde vardır sanırım zamanında hakkettiği ilgi görmeyen insanların öldükten sonra değer görüp popüler olması. Oğuz Atay da bunu bilen biri olarak ne güzel demiş; '’ Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terk edinceye kadar gidipgelenazizvarlık masalına kimse inanmayacaktır. Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak durumundadır.’’ Yazarın bu kitabı da biraz Tutunamayanlar ı andırıyor. Selim ve Turgut gibi bir tutunamayan da Hikmet Benol. Kitabın edebi değerine diyecek laf yok zaten.Sevin Seydi' ye ithaf ettiği bu iki kitap onunla birleşmesi ve ayrılışını temsil ediyor. İkisini de okumanızı öneririm.

Hümeyra 
 19 Oca 12:58 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Öncelikle insanın iç dünyası ile konuşmasını sağlayan ve yaşanılan anıları yaşanılan anları derin bir hissiyatla anlamaya çalışan önemli üstadlardan biridir Oğuz Atay ve tehlikeli oyunlar adlı kitabında da bireyin iç dünyasına çokça inmiştir. Duyarlı ne yaşadığını bilen ve yaşadıkları şeyler hakkında çokça düşünen biriyseniz bu kitap tam da size göre keyifli okumalar dilerim tüm okuyuculara :)

Ebru İleri 
21 Ağu 00:46 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Eksikliklerin başkahramanı Hikmet; yarım kalmaların, kaybetmelerin... Kitapla ilgili pek çok alıntıyı okumuştum daha önceden ama hiç okumaya yeltenmemiştim. Hep, sadece ben mi kendi içimde bu kadar çok konuşma yapıyorum? diye düşünürdüm,farkettim ki bir de Hikmet Benol varmış. Bir de iç konuşmalarımızla kendi kendimize dalga geçebilmemiz tam yerinde oldu. :) Hayatımızda her şey bir bütün olarak devam etsin diye çabalıyoruz ama bazen de parça parça dağılıyoruz. Hikmet'in yaşayamadığı sevinçli günlerin üzüntüsü var içimde. Kitapta o kadar çok toplumumuzla ilgili tahliller yer alıyor ki Hikmetle oturup karşılıklı dertleştim çoğu zaman. Hatta yazdığı oyunda ben de yer alabilseydim keşke dedim. Doğu ve Batı kavramlarını kullanmasını bir karşı koyma olarak değerlendiriyorum. Düşünmek, düşünmek, düşünmek... Uzun uzun düşünmek lazım. Kendimizi gerçekten tanıyor muyuz?Yoksa gerçek, sadece başkalarının bize uyguladığı bir ölçü mü? Hikmet belki Sevgi ile mutlu bir beraberlik yaşayamadı ya da Bilge'ye kendini pek ifade edemedi ama bize düşündürmeyi başardı. Descartes düşündükçe var oldu onun deyimiyl, biz de madem yok olalım...

Mehtap 
17 May 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

TEHLİKELİ OYUNLAR

Yoruldum albayım derken Hikmet Benol, insan anlıyor hissiyatını. Karmaşık bir roman gibi görünse bile insan kendi düşüncesiyle tamamlıyor. Hayatın acemi insanı Hikmet Benol'un kendi düşünceleri ile savaşını, kendi benliklerine ayrılmış ruhunun karmaşıklıgını anlatıyor kitap.Karakter analizleri, albayla diyaloglar, düşüncelerin arasındaki sıkışıp kalma hali, piyeslerinde bulunan hayal gücü ile kitap okuyucusunu kendine bağlıyor. Özellikle son yemek bölümü beni çok etkiledi. Oradaki kargaşa ve sonundaki isyan. Kim bilir kaç kalabalıktan çıkarken böyle düşündük anlamsızlıgın anlamını ? "İnsanlık öldü" diye başlayan aklımıza saplanan satırları yankılanıyor sürekli. Kitabın son paragrafında iki kişinin diyalogunda Atay düşündüren bir tebessüm ettiriyor. Korkuyu Beklerken kitabını okurken tebessüm ettirip düşündüren kalemiyle tanıştım yazar ile. Bu kitabında da aynı şekilde tekrar tekrar okunacak, her okuyuşta benliğimize yeni şeyler katacak bir roman oldugunu düşünüyorum.

Münzevi Okur 
 04 Haz 01:10 · Kitabı okudu · 30 günde

Kitap okurken sanırım en çok zamanı Oğuz Atay’ın kitaplarına ayırıyorum. İnsan bu kitaplar da kendisiyle savaşıyor. Bazen aynı sayfayı, aynı paragrafı veya cümleyi defalarca tekrar ediyorum. Tutunamayanlar, Korkuyu Beklerken ve Tehlikeli oyunlarda şuana kadar hep bunu yaşadım. Zaten hepsinde bulunan karakterler de birbirine benziyor. Hepsi birer Tutunamayan… Bizler de birer tutunamayanız aslında. Belki de bu yüzden bu kadar etkiliyor bizi. Biz derken benim gibi hissedenler. Oğuz Atay üzerine konuştuğum birçok kişi de benim gibi düşünüyor. Tabi kitabı okumaya dayanamayıp yarıda bırakanlarında sayısı da çok. Hani okuduğum her kitabın içinde ayrı bir karakter olarak yaşıyorum ama Oğuz Atay kitaplarında sanki başrolde ben varım. Selim Işık, Turgut Özben, Hikmet Benol, Beyaz Mantolu adam hepsinde ben de yaşıyorum sanki.
İçsel konuşmalar, ruhsal bunalımlar öyle güzel ve ince detaylarla anlatılmış ki üzerine söylenecek söz bulamıyorum. Bol bol içsel konuşmaları görüyoruz ya en çok da oralarda takılıp kalıyorum. Zaten bu Olricle, Albayımla tanıştığımdan bu yana hayatımda normal ilerlemiyor.
Her şeyi en ufak ayrıntısına kadar sorgulayan, dünyayı bir oyun sahnesi olarak gören, hep karamsar düşünen Hikmet Benol’ün hikayesine tanık olmak lazım.

Özgür Meral 
06 Eki 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 259 - İletişim yayınları)Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 259 - İletişim yayınları)
Bayan Okur 
26 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Herkes tarih okuyor albayım; bugüne değer veren kalmadı.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 69)Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 69)

Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz AtayTehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay
Bayan Okur 
21 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim açıyor.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz AtayTehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay
Berk Liman 
06 Eki 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Kendimle konuşurken bile onun hoşuna gitmeye çalışıyordum."

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz AtayTehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay
Aysel Omurtak 
20 Mar 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Beklenen geç geliyor, geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 73)Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 73)
Bayan Okur 
06 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Ölmek nedir? Yaşayabileceğini hayal ettiğin şeylerin bitmesidir ya da insanın öyle sanmasıdır."

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 401)Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 401)
164 /

Kitapla ilgili 4 Haber

Türk Edebiyatının En İyi 100 Romanı Yeniden Belirlendi!
Türk Edebiyatının En İyi 100 Romanı Yeniden Belirlendi! Eleştirmenler, yazarlar, akademisyenler, edebiyat öğretmenleri ve yayıncıların oluşturduğu 100 kişilik jüri ekibiyle Hürriyet Pazar eki ‘Türk Edebiyatının Gelmiş Geçmiş En İyi 100 Romanı’nı yeniden belirledi.
Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar Kitabı Üstüne Günlüğünde Geçen Notlar
Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar Kitabı Üstüne Günlüğünde Geçen Notlar Oğuz Atay’ın 27 Nisan 1970 ve 6 Ağustos 1970 tarihlerinde Tehlikeli Oyunlar kitabının yazım aşamasında aldığı notlar...