Geri Bildirim
Adı:
Dava
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
224
ISBN:
9786053324249
Orijinal adı:
Der Process
Çeviri:
Gülperi Sert
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Franz Kafka'nın Dava adlı romanının bu çevirisi, yazarın Oxford Metinleri diye adlandırılan el yazıları üzerinde Amerikalı ve Alman uzman-ların yaptıkları son çalışmalarla oluşturulan metinden yapıldı.

Dava, Korku Çağı diye adlandırılan 20. yüzyılda insanoğlunun artık neredeyse kurtulunması olanaksız bir yazgıya dönüşen kuşatılmış yaşamının öyküsüdür.

Bu çağa korku egemendir, çünkü insan, hemcinsleriyle insanca bir dil aracılığıyla iletişim kurabilme, böyle bir dille insanca tepkiler uyandırabilme olanağından yoksun kalmıştır. 
Albert Camus'nün deyişiyle, bu olanağın bulunmadığı bir çağ artık ancak "Korku Çağı" diye adlandırılabilir.

Kafka'nın Dava'da betimlediği yargılama süreci, böyle bir çağın en güçlü simgelerinden biridir ve onun eseri, insan insanın korkusu olarak kaldığı sürece, güncelliğini hiç yitirmeyecektir.
Paranoyaklık üst seviyede! Geliyor birileri sabah hiçbir şey yokken kapınızı çalıyor. Aa yoksa siz ayakkabı aldınız da kargonuzun geldiğini falan mı sandınız? Yok öyle bir dünya. Karşınızda hiç de önceden görmediğiniz hatta mahallenizde bile görmediğiniz adamlar. Ne yapabilirsiniz ki? Dilenciye bile kapını açmazsın. Bu adamlara niye açma isteği duyarsın ki? İşte senin davan bu. Senin davan burada başlıyor. O adamlar senin nefsin ve sen o kapıyı açana kadar da orada duracaklar. Sen ne kadar o adamları ve davanı düşünürsen o kadar bu davanın içine gireceksin ve çıkamayacaksın. Ne kadar da Truman Show'vari bir dünya değil mi ama!

Dava size nasıl kaçacağınızı öğretmez. Kaçamazsınız da zaten. O merak dürtüsü yok mu o merak dürtüsü. Sizi yiyip bitirir. Bir bakarsınız sizden yukarıda olan insanların odasından çıkarken onların size karşı öksürdüğünü ve size yukarıdan baktığını görürsünüz. Budur sizin davanız, neden o insanlar yukarıdayken ben aşağıdayım diye kafanızı yiyip bitirirsiniz. Sen o kafayı yiyip bitirene kadar davan da seni bekler oralarda bir yerde. Aslında dava da hem her zaman vardır hem de hiçbir zaman yoktur. İsteyen ve onla tanışmak için can atan kimseler için bu böyle değil midir zaten? Kapına kargo gelmesini beklerken böyle adamların gelmesini nasıl açıklayabilirdin ki annene? Normal bir gün olacağını sanıp camış gibi koltuğunda yatıp Whatsapp'ta arkadaşlarınla grup sohbeti yapacağın yerde senin davanı hatırlatıp sana "Tutuklusunuz, bundan başka bir şey bilmiyoruz." diyecek adamlar olsa senin tepkin ne olurdu sanki?

Dava, sizin davanız efendiler. Bu kitap yazılmasaydı bu davadan habersiz kalacaktık. Zira bu dava hep içimizde, bizi her gün yiyip bitiriyor kapımıza gelmese de.
"İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?" demiş Kafka. Ve eserinde de o yumruğu yedirmiş. Yani şahsen ben kitabın sonlarına doğru o yumruğu tam aklımdan yedim. Düşüncelerimden vurdu beni Kafka.

Bence Kafka'nın yazdığı en iyi eser bu olmalı. Beğenmeyelerin ve önermeyenlerin aksine gerçekten çok etkileyici buldum. Iyi ki buluşma kitabımız olarak seçmişiz zira sadece inceleme yapmak yetmez bana. Karşılıklı oturup üzerinde konuşmak istediğim çok şey var. Uzun uzun tartışılabilecek, farklı bakış açıları sunulabilecek bir eser her şeyden önce. Baştan sonra hikayenin ilerleyişi hakkında en ufak bir tahminde bulunamıyorsunuz, merak uyandırıcı ve çok akıcı. Ayrıca bir hukukçu olan Kafka'nın hukuk sistemine yaptığı en ağır eleştiridir bence Dava. Yaptığı tespitlerle görüyoruz ki aslında Kafka'nın kafasında yarattığı bu distopya günümüzün anayasası, hukuğu, avukatı, hakimi, sanığı.. Bu da onun ne kadar ilerigörüşlü bir insan olduğunu kanıtlar nitelikte.

Konu olarak tıpkı Dönüşüm'deki gibi başlıyor. Bir sabah bambaşka bir güne uyanır karakterimiz Bay K. Artık tutukludur. Ne ile suçlanmaktadır kitabın sonuna kadar bilinmez. Bu bir sır. Ya da tıpkı Samsa'nın örümceğe dönüşmesi gibi sembolik midir yoksa? Evet semboliktir bence bu çünkü K aslında kendi zihninde tutuklanmıştır. Ki bu olabilecek en kötü senaryo da değil midir zaten?

Kitaptan kısa bir alıntı: "Zincire vurulmuş olmak çoğu kez özgür olmaktan daha iyidir." (Panama Yayıncılık- Sayfa 225) nasıl yani olur mu canım öyle şey diyeceksiniz. Nietzche'nin bir sözü ile yanıt vermek istiyorum bu alıntıya. "Özgür mü diyorsun kendine? Sana hükmeden düşünceni duymak isterim, bir boyunduruktan kaçıp kurtulduğunu değil." (Böyle Buyurdu Zerdüşt- İş Bankası Yayınları Sayfa 57) işte böyle. Kafka'nın bu alıntısındaki zincir nedir? Insanın beynine hükmeden düşünceleri, korkuları. Bir başkasının sizin adınıza kararlar verebilmesi bazı durumlarda iyidir. Mesela bir avukatın varlığı size güven verir. Sizin yerinize birileri davanızla ilgilenecek, size çıkış yolları arayacaktır. İste Block sırf bu yüzden zavallı bir köpeği oldu avukatının. Kitapta beni en çok etkileyen ikinci kısımdı. Ilki ise o son kısımdaki bekçi ve taşralı hikayesiydi. Işte yumruğu orada indirdi bana Kafka!

Benzer kitaplar

SPOİLER OLABİLİR AMA TAKILMAYIN.. YİNE DE SİZ BİLİRSİNİZ AMA HERKES BAŞKA BİR ŞEY OKUYACAKTIR BU KİTAPTA

YAŞAMAK “DAVA”SI

Lise yıllarında dershaneye gidiyordum,çoğumuz gibi.Bir gün önüme bir test sorusu gelmişti, bin yıl önce yaşamış bir filozofun sözü vardı soruda, “Hukuk her zaman güçlüden yanadır”. 17 yaşındaydım ve kafam allak bullak oldu, inanamadım. Hayır ya dedim olamaz ! Düşündüm ,düşündüm ,düşündüm. Evet ya dedim olabilir! Şimdi 17x2 yaşındayım. Davayı okudum.

Dava. Franz Kafka’nın 20. yy. başlarında yazdığı hem gerçeğin ta kendisi hem kurgu hem metaforlar zinciriyle örülü kitabı. Hukuk okumuştur Kafka. Hakim,savcı,avukat değildir ama hukukçudur.

“Joseph K.’ya iftira edilmiş olmalıydı” diye başlar kitap. “K.” Diyelim ki Kafka olsun. Ona davayı haber vermeye gelen birtakım adamlardan birinin adı ise “Franz”. O da diyelim Kafka olsun. Dakika bir gol bir . 1-0. Yoksa 1-1 mi demeli ? Al sana bir adamın çift yüzlü karakteri. Joseph K. tutuklanır, peki ama hapse mi atılır ? Hayır. Gözaltına mı alınır? Hayır. İyi de bu nasıl tutuklama? Al sana metafor zincirinin halkası.

K. bankacıdır, orta çaplı sayılabilecek bir memurdur. Bu kitapta belki de kesinlikle emin olduğum tek konu, Kafka’nın yıllarca çalıştığı sigorta şirketini ve işini burada banka ve bankadaki memuriyeti olarak anlatması. Bunun dışındaki hiçbir şeyden tam olarak emin olamam sanıyorum.

K. hakkında bir dava açılır, davacı bilinmez ama ipucu var gibidir. Suçu nedir bilinmez ama ipucu var gibidir. K. Kendinden emin bir şekilde davayı önemsemez çünkü masumdur.

Sonra birtakım adamlar onu birtakım mahkeme benzeri yerlere çağırır veya çağrılmadan gider veya her ikisi de. Bilmiyorum.. Ortalıkta dolaşan bir mübaşir karısı vardır, ki mübaşir dediğimiz adamın mevkisi nedir ki alt tarafı mübaşir. Fakat herkes adamın karısını elde etmenin peşindedir. Kadın metaforu gücü elinde tutmayı mı temsil ediyor? Bilmiyorum..

Görünen yargıçlar, görünmeyen yargıçlar, hiçbir zaman görünemeyecek yükseklikte yargıçlar.

Bu ülkeden bir Ergenekon geçti malum ! Bir de 15 temmuz o da malum ! Şimdi şu paragrafa dikkat kesilelim,

“Şurası kesin ki, mahkemenin bütün yapıp etmelerinin dışında,benim davamı örnek gösterirsek , bu tutuklanış ve soruşturmanın arkasında büyük bir örgüt var,öyle bir örgüt ki,emrinde sadece parayla tutulmuş görevliler,ahmak şefler ve en önde gelenlerinin erdemi kibirsiz olmayı geçmeyen sorgu yargıçları görevlendirmekle kalmıyor,hademelerin,yazmanların,jandarmaların ve öteki yardakçılarının,hatta cellatların aralarında bulunduğu o epey kalabalık maiyetleriyle yüksek ve en yüksek yargıçlar topluluğunu da yapısında tutuyor.Bu organizasyonun amacı nedir acaba beyler?Suçsuz günahsız insanların tutuklanması,bu insanlara karşı anlamsız ve benim davamdaki gibi genellikle sonuçsuz kalacak bir takibat ve kovuşturmanın süregitmesi.”

Bu sözler kime ait ? Doğu Perinçek’e mi? Aziz Yıldırım’a mı? İlker Başbuğ’a mı? Bu nasıl dünya , bu nasıl döngü, bu nasıl kurgu? Metofarlar zinciri diyorum da aynı zamanda hakikatin ta kendisi mi?

Sonra K.’nın amcası girer devreye. Bakar ki bu işin bu davanın iyiye gideceği yok,
( kötüye gittiğinin işareti var mı peki, o da yok) K.’ya bir avukat bulur, avukat da amcanın çok eski bir dostudur. Adama rica minnet davayı verirler de avukatın da dünya umrunda değildir, hem yaşlı hem hastadır. Avukatın yanında bir genç hanım kalmaktadır, hastabakıcısı mı metresi mi neyidir belli değil..

Kahramanımız K. Bu kadınla bir gönül bağı kurar, yakınlaşır,oynaşır,bir ilişki biçimi geliştirmeye çalışır. Bu kadın da tıpkı mübaşirin karısı gibi herkesin elde etmek istediği bir kadın ve tabiri caizse hafif meşrep ve her erkeğe yol veren bir kadındır.(Mübaşirin karısı da böyleydi) Bu kadın da mı gücü temsil ediyordu, hani herkesin elde etmek istediği?Güç kendisini arzulayana yakın mı duruyordu? Bilemiyorum..

Avukatımızın evi yolgeçen hanı gibidir. K. Ve amcası, bakıcı ya da metres olduğu şüpheli kız, derken bir de fabrikatör karakteri dahil olur. Bu adam da tüccarlar yoluyla parayı mı temsil ediyordu ? Bilemiyorum..

Peki bitti mi ? Yok. Asıl bir de ressam karakteri devreye girer ki bana göre kitabın en etkileyici karakteridir. Bu arada K. Bankadaki memuriyetine devam etmektedir, müdür, müdür yardımcısı, müşteriler gibi karakterlerle olan ilişkileri de sürüp gitmektedir. Zaten tutuklu muydu ki K.? Hayır.

Fabrikatör bir gün K.’yı bankada ziyarete gelir, avukatla ortak dostlukları vardır ve davayı duyduğundan bahseder, size olsa olsa ressam Titorelli yardım edebilir diyerek K.’yı bu adama gönderir. Adına hasta olduğum bu ressam amca, K.’yı iyi karşılar, tam eski zaman gariban sanatçılarına uygun köhne tavanarası gibi bir ev hatta sadece bir odada kalmaktadır. Uzun bir sohbet geçer K. İle aralarında, bir şey çıkar mı bundan, kim bilebilir? Ressamın çok önemli bir özelliği , davaya bakan ya da davayı açan yargıçların, yüksek yargıçların tablolarını yapıyor oluşudur. O kimseye eyvallahı olmayan kibir abidesi yargıçlar bu ressam karşısında kedi gibidirler, ressam da onlara saygı duyar ama pek de önemsemez. Buradan benim çıkardığım şu oldu ki, sanata ve sanatçıya olan mecburiyet.. Ne olursan ol , ne mevkide olursan ol sanatçıya muhtaçsın, sanatçı olmak başka türlü bir şey.. Neyse konumuz neydi? Ya da bir konu var mıydı? Neyse K. ressamdan yardım almaya gelmiştir, yargıçlara olan bu yakınlığından ötürü. Ressam konuşmanın bir yerinde K.’ya sorar,

“Daha önce soracaktım ama unuttum; nasıl bir aklanma istiyorsunuz siz?Üç tercihiniz var çünkü: Gerçek aklanma, sözde aklanma, sürüncemede bırakma”

Sonrası mı? Ne bileyim okuyun..

Peki karakterler biter mi? Hayır. Bir de kilisenin papazı çıkar karşımıza. Bir gün İtalyan bir banka müşterisini gezdirme görevini K.’ya verirler. Müşteri bankaya gelir, müdür adamı K ile tanıştırır, K. biraz İtalyanca da bilmektedir üstelik. İtalyan müşteriyle ertesi sabah gezilerine başlayacakları kilisede buluşmak üzere sözleşirler. K. tam vaktinde kiliseye gider ama müşteri ortalıkta yoktur. K. kilisenin belli belirsiz loş ışığında kilisedeki tasvirleri ,ince işçilikleri incelemeye koyulur.Derken rahip çıkar meydana.

“Başını iyice çevirince yaklaşmasını işaret etti rahip.” “Senin ismin Joseph K.”

“Bir zamanlar ismini ne kadar rahat söylediği geldi aklına.Nice zamandır ismi yüktü kendisine. Artık ismini ilk kez karşılaştığı kimseler bile biliyordu.Önce tanıtılmak,sonra tanınmak ne de güzel bir şeydi”

“Sanıksın sen dedi rahip” “Davan kötüye gidiyor haberin var mı?”

Şimdi bu zavalli K. ne halt etsin? Nerden çıktı bu rahip? Dava üzerine konuşmaya başlarlar, rahip kıssadan hisse bir hikaye anlatır , bilmece iyice çetrefilleşir. K. bankaya döner. Bu kısım da dinin hayattaki yerini mi anlatıyordu? Bilemiyorum..

K.’nın sonu pek iyi olmaz, okursunuz artık. Dava ne olacak peki? Bir dava mı vardı? Hangi dava?

Anlatabildim mi bir şeyler ? Pek sanmıyorum. Belki buz dağının görünen yüzünden bir parça sadece. Beynim,ruhum,kalbim bu büyük yaranın ne kadar farkına varabildi? Bilemiyorum. Bir şeyler eksik kaldı,bir şeyler eksik kalmaya mecburdu,bir şeyleri anlatmak istemedim,bir şeyleri de anlatamadım.

Bu bir yaşamak davası mıydı?
Otuzuncu yaş gününde ona tutuklu olduğunu bildirmeye gelen gözcülerden biri Franz, ve yatağında olayın absürdlüğünü kavramaya çalışan K. Demek Beautiful Mind yapıyorsun Kafka. Beni zihninin derinliklerine götürecek bu daveti büyük bir zevkle kabul ediyorum.

Yazarın kendi iç çekişmesinin kurmacası ile başlıyor hikaye. Sorsam hepinizin hayatınızdan şikayetçi olduğu bir husus vardır. Peki kaçınız sebebini biliyor tam olarak. Bilseniz eğer çözüm üretirsiniz değil mi?
Ama yok. Hayat çözüm üretilmesi gereken bir sorunu arayış gibi geçip gidiyor. İşte Kafka da kendini tutukluyor bir sabah ansızın. Sebebi ne? Kendisi de bilmiyor ki, görevli Franz ona sebebi söyleyebilsin. Ama tutuklandığı söylense de serbestçe dolaşıyor K. Çünkü her tutukluluk dört duvar arasına kısılmak değildir, o zihninde tutuklu. Dedim ya zihnindeki bu yolculuğu zevkle kabul ediyorum diye. Bakalım bakalım Kafka'nın beyni nasıl bir çıkmazdaymış.

Bu absürd tutuklanma olayından sonra K.'nın hayatı normal akışına devam ediyor. Bu bana ufakken ağladığımda televizyonun kayıtsızca yayına devam etmesini hatırlattı. Dünya sorunlarımıza karşı kayıtsız.
Ve bir vatandaşın özgürlüğünün bir sabah sebep belirtmeksizin aniden kısıtlanabileceği gerçeği ise millet için var olması gereken devlet anlayışının, yerini devlet için var olan millet anlayışına terk ettiği baskıcı dikta rejimlerin doğuracağı sorunlardan biri yalnızca. Yazıldığı zamanı ele alırsak bunun, ince bir ilerigörüşlülük olduğunu söyleyebilirim. Yani bir düzen eleştirisidir aynı zamanda bu eser. Hatta kitabın en can alıcı noktası sayfa 74'te gözden kaçmaya çok müsait şu cümledir; "Hem gitmek istiyor, hem de çıkışın burası olduğunu ona yüz kez söylememize rağmen yerinden kımıldamıyor." Herkes düzenin geldiği noktadan yakınıyor ama kurtuluş yolu apaçık önümüze serilse bile onu terk edemiyoruz. Hayatı kabullenimişizi, sinmişliğimizi bir çırpıda dile getiriyor Kafka.

Peki neden siniyoruz? Sisifos Söyleni'de değinildiği üzere asıl başkalıdırı yaşamaktır. Hayatın absürdlüğünden gelen bu çelişkili ve dolambaçlı olaylar silsilesini kabullenişimiz hayata verilen ortak tepkimiz sanırım. Bu çağın laneti de düşünsel bir esaretin mahkumu olmak galiba. Bu esaret bizi kayıtsız ve umursamaz yapıyor aynı zamanda. Hani ölüm haberleri neden bir sayıdan ibaret, neden tüm kötülüklere göz yumuluyor diye yakınıyoruz ya bazen. İşte hayata olan kabullenişimizden sebep kayıtsızlık ve umursamazlığın bedeli bunlar. Esaretten kurtulmaya çalışan ise kendini bir keşmekeşin içinde buluyor. İşte kitapta bu keşmekeşli yollarda K.'nın kayboluşunun trajedisi.

Bu kitabı her okuyuş ilk okuyuş olacaktır. Nasıl ki beyaz ışık prizmadan geçince farklı renklere ayrılıyorsa, bu kitaptaki her kurmaca her defasında bambaşka bir çağrışım yapacak şekilde dizayn edilmiş. Yaratıcılığın optik değil, kitap illüzyonu gibi. Ve bu kitapta Kafka'nın yakılmasını istediği metinler arasındaymış. Sebebini anlıyorum aslında. Ben de yazdıklarımı kolayca okutamam. Garip bir mahremiyet etiği. Bu onun öz-yaşamına dayanan bir esermiş. Benim gibi kendini akıllı sanan biri onun zihninde dolaştığını iddia edebilir. Böyle ele düşmektense ben de yakılsın isterdim eserlerim. Ama iyi ki Kafka'nın vasiyetine uyulmamış. Üzgünüm Kafka 21. yüzyılda hepimiz biraz benciliz.
Distopik Kitaplar Serisi Vol 3

Franz Kafka'nın dili gerçekten mükemmel. Sizi resmen kitaba bağımlı hale getiriyor. Karakterlerin fikirlerini tasvir konusunda usta bir kalem gerçekten. Dava o kadar akıcı ve bir o kadarda durağan. Olaylar çok sakin ilerliyor ama kitaba öyle bir dalıyorsunuz ki, ne ara bu kadar okudum demekten kendinizi alamıyorsunuz.

Dava mükemmel distopik bir kitap. Konusu gerçekten çok ilginç. Ana karakterimizin başında bir bela var. Kendisine dava açılıyor. Ama öyle bir dava ki ortada bir suçlama yok. Davalısınız ama suçunuzu size bildirimiyorlar. Ayrıca kendinizi savunmak zorundasınız. Bu savunmanın sonunda kesinlikle aklanmayacaksınız. Yani aklanamazsınız, hukuk sistemi buna izin vermiyor.

Ülkelerin hukuk sistemlerini kendi çıkarları için kullanmalarını, bu hukuk sistemi içinde ahlaksız memurların rüşvet almalarını, ve de yargıya dirsek teması olanların işlerinin nasıl kolaylaştığını, bu hukuk sistemine tabi olanların nasıl afallayıp sisteme boyun eğdiklerini eleştiren mükemmel bir eser. Okunmasını şiddetle tavsiye ederim.
Spoiler içerebilir!

Öncelikle Kafka okuma etkinliği düzenlediği için Salih Ağabey'e teşekkür ederim. Bu etkinlik olmasaydı elimdeki Kafka kitaplarını ne zaman bitirebilirdim, bilmiyorum.

Dava, Kafka'nın okuduğum ilk kitabı. Bu yüzden yeri bende ayrı çünkü Kafka'nın diğer yazarlara benzemediğini öğrendiğim ilk kitap. Sevgili Kafka, sen ne yaptın bana?

Kitap roman tarzı yazılmış olduğundan dolayı klasik bir romandan beklenilebilecek beklentilerim vardı. Dava neydi? Bay K.'yı kim suçlamıştı? Mahkemedekiler aslında kimdi? Mahkeme neden yıllarca sürüyordu da, bir sonuç alamıyordu? Belki de en önemlisi, neden bu kadar insan Bay K.'nın davalı olduğunu biliyordu da, hiçkimse kalıcı bir çözüm bulamıyordu?
Kitabı okurken fark etmeden bu sorulara cevap aradım. Ancak hiçbirinin cevabı "Al, merak ettiğin cevaplar burada." denilebilecek kadar açık değildi. Hatta, kitabın sonunda sinirlenerek "Neden bu kadar belirsiz yazılmış bu kitap? Düşünmekten beynim acıyor." diye ablama yakındım. O ise gülerek "Kafka okuduğunun farkındasın, değil mi Beyzacığım?" dedi. Haklıydı. Kafka, yazar değildi aslında. Tüm yazarlar bir yanaydı, Kafka farklı bir taraftaydı.

Sorularıma cevap bulamamıştım ancak farklı insanların incelemelerini okuyarak birtakım düşüncelerimin aslında başka insanlarla da örtüştüğünü, fark etmediğim yerleri onların tamamladığını gözlemledim. Etkinliğin en önemli isimlerinden olan Osman Ağabey (kendisi her gün etkinliğin kaçıncı günü olduğunu hatırlatıyor bize, sağolsun ) Dava hakkında çok güzel bir inceleme yapmıştı, kafamdaki soruların çoğundan kurtuldum bu sayede.

Kitap hakkında konuşmak gerekirse, aslında hepimiz davalıyız. Tutuklanmadık ancak hepimizin mahkemesi devam ediyor. Şöyle bir ipucu vereyim, herkesin davası kendini sorgulamaya başladığı zaman başlıyor. Kendimize vakitsiz mahkemeler oluşturuyoruz. Aslında sorgulayan da biziz, savunan da biziz, sorgulanan da biziz. Kendi içimizde kendimize karşı bir savaş başlatıyoruz. Zaten, Kafka'nın kitabında da öyle olmamış mıydı? Bir sabah Franz isminde biri Bay K.'ya davalı olduğunu haber etmek için geliyordu. Yanında başka biri daha vardı ancak ismi hafızanızda yok, belki kitapta bile geçmemiştir, dikkat etmedim. O ismi belirsiz kişi de kendimizi sorgulamaya başlamamıza neden olan diğer kişileri temsil ediyor bana göre.

Bu paragrafın hepsinde kendi fikirlerimi belirteceğim. İtalyan iş adamı, yolunda gitmeyen bazı işlerimizi temsil ediyor. Bay K.'nın hayatına giren kadınlar, nefsi temsil ediyor. Ressam Torriçelli sanatın hayatımızdaki yerini temsil ediyor. Kilise papasının öğretmenlerimizi temsil ettiğini düşünüyorum. Bay K'ya anlattığı bekçi hikayesinden ötürü böyle bir izlenim bıraktı bende.

Karakterler, nöbetçi örneğinde verdiğim gibi, aslında hep hayatımızda bulunan kişilerden/kavramlardan seçilmiş karakterlerdi. Her biri farklı bir kavramı gösteriyordu. Hepsini keşfedemedim, Dava'yı inşallah daha sakin bir anımda her cümlesine dakikalarımı ayırarak okuduğum zaman keşiflerimi kenara not alacağım. Şimdilik bu kadar yazmak istediklerim. Kitapla kalın dostlarım, keyifli okumalar.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki "Dava" F.Kafka'ya ait okuduğum ilk kitaptı. Ya Kafka okumaya yanlış kitapla başladım, ya da Kafka'yla birbirimize hitap edemedik. Herkes her kitabı okuyamazmış "Dava" sayesinde çok daha iyi anladım.

Kitabı elime her aldığımda 'bu sefer kesin keyif alarak okuyacağım' diyerek başladım ama her seferinde büyük bir hüsranla 15-20 sayfa okuyup bıraktım. Çünkü her defasında inanılmaz yoruldum. Ve nihayet 12 günlük Kafka serüvenim büyük eziyetler sonucu bitti. Böyle bitsin istemezdim ama "Dava" beni benden aldı.

Sayın Kafka severler; hepinizin affına sığınıyorum. Bunları yazmasaydım 12 günlük çilemin bir anlamı olmayacaktı. En azından benim için... Dilerim topa tutulmam. Zira bu çileden sonra hiç hazır değilim. Hepinize saygılar...
Dava çoğu kişi tarafından somut olmaktan çıkarılmış ve içsel bir çatışmanın olduğu savunulmuş.Ancak Kafka Hukuk okumuş biri ve sigorta şirketinde bir memur.Eğer herhangi bir memurun yaşamına ya da hizmet ettiği kurumun işleyişine daha da basit olarak bizlerin belli bir sistem çerçevesinde adımlarımız daha önce belirlenerek yönlendirildiğimiz gerçeğine bakacak olursak Dava'nın aslında illa anlattıklarından çok daha farklı imgesel olması gerekçesinden vazgeçebiliriz.Bu tarz anlatımlar bakış açıları farklılaşmış kişiler tarafından her yerde açık ve net görülmektedir.Çoğu kişi ise içinde olduğu sistemin bir parçası haline geldiği için-bu doğaldır çünkü sisteme uyum sağlamayan sistem tarafından dışlanacaktır- olanın gözler önüne serilmesi kabul edilemez görünüyor ve altında mutlaka soyut bir şeyler aranıyor.Ancak Kafka bu eserde tamamen yozlaşmış aslında artık varlığı çokta bir anlam ifade etmeyen hatta onu var eden üst düzey yöneticilerin bile yalnızca Mahkemeye hizmet eden çarklar haline geldiğini Mahkemenin ise artık yaşayan ve içindeki her şeyin anlamsız da olsa Mahkemenin yaşaması için hizmet ettiği bir yapıya dönüştüğünü anlatıyor.Tıpkı bizlerinde çoğu şeyi anlamsız bulsakta kendi varlığımızı yani sistemin işlerliğini devam ettirebilmek adına bir çok sınava girmemiz bir çok anlamsız prosedürü yerine getirmemiz ya da çoğu hareketimizi sadece başkalarının beklentileri doğrultusunda yerine getirmemiz gibi.Bu eser anlamayacak biri için oldukça şizofrenik ya da kurgusal görünebilir ancak gerçekleri kabullenmeyi başaran biri bu eserde yaşam alanına hatta en basit bir hareketine nasıl yön verildiğini aslında yaşamın neye hizmet eder olduğunu görecektir.İçeriğe gelecek olursak eğer kısaca şöyledir:
Bir Hukukçu'nun 'Dava'sından sıradan beyinler elde tutulan somut bir dosya beklemektedir.Fakat bu sıradan bir dava değildir.Çok önemli bir davadır.K ise bunu o kadarda ciddiye almak istemiyordur.Fakat herkesin ortak tek kanısı bu davanın onun düşündüğü kadar basit olmadığı aksine çok önemli bir dava olduğudur.Bu davayı bu kadar mühim yapan ise kimsenin bu davanın içeriğini sanığın neden suçlandığını bilmiyor olması ve K'nın bu hakikatin yani Dava'sının peşine düşmüş olması.İnsanın bir sanık olduktan sonraki ruh hali değişiklikleri gayet güzel bir şekilde her sayfaya işlenmiş.Sonunda ise K 31. yaş gününün gecesinde mahkemenin görevlendirdiği iki kişi tarafından evinden alınıp tenha bir yerde kafası kesilerek öldürülecektir-K bunu bile arzulayacaktır çünkü onlara itiraz etmeyip işlerini kolaylaştıracaktır-Çünkü sisteme itiraz etmiştir.Varlığını koruyan Bürokrasinin varlığı için bir tehdit unsuru haline gelmiştir.Bu nedenle Dava'sı sonuçlanmış sistemden ayıklanarak ölüm cezasına çarptırılmıştır.Tıpkı hastalıklı bir hücrenin vücut tarafından yok edilmesi gibi.(Bu kitabı okuyan kişilerin İncelemem hakkındaki görüşlerini ya da farklı görüşlerini benimle de paylaşmalarını rica ediyorum.)
İtiraf etmeliyim ki başımı döndüren, biraz zorlayıcı bir eserdi. Buna rağmen bir okuyucu olarak beni kendisinden uzaklaştıramadı. Aksine içinden çıkamayacağımı düşündüğüm betimlemelerle birlikte zihnimde bir şeyler kurguladım. Tabi ki kitap zihnimdeki kurgulara göre ilerlemedi. Bundan şikayetçi de sayılmam. :)
Spoiler içeriyor.

Oblomov gibi bu kitabın baş kahramanıda 30 yaşlarında bir erkektir. Bankacıdır. Kimselere zararı dokunmayan çok iyi bir insandır.

Bir gün evine polisler gelir ve tutuklanır. Ne gibi bir suç işlediği veya kanunun hangi maddesine göre tutuklandığı kendisine hiçbir zaman söylenmez. Karşılaştığı herkes onun suçlu olduğunu kabul eder.

Romanda baş kahramanın kendisinin suçlu olmadığını ıspatlamak, en azından işlediği söylenilen suçun ne oldugunu bulmaya çalışması içinde bulunduğu çaresizliği anlatmaktadır.
İnsanlarla iyi geçinmek hem çok zordu hem de çok kolay; bunun bir kuralı yoktu.
Franz Kafka
Sayfa 134 - Sahaf Yayıncılık
Kendime denk biriyle konuşacağım birkaç kelime, bu adamlarla yapacağım upuzun konuşmalardan çok daha aydınlatıcı olacaktır benim için.
Franz Kafka
Sayfa 12
"Siz kimsiniz ki? Anlam arıyorken anlamsızlığın âlâsını yapıyorsunuz."
Bir sürü boş şey arasında adalet kaybolup gidiyor! Ortada hiçbir şey yokken, mahkeme bir suç yaratıyor.
Bana yolu gösterin, yoksa yanılabilirim. Öyle çok yol var ki!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dava
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
224
ISBN:
9786053324249
Orijinal adı:
Der Process
Çeviri:
Gülperi Sert
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Franz Kafka'nın Dava adlı romanının bu çevirisi, yazarın Oxford Metinleri diye adlandırılan el yazıları üzerinde Amerikalı ve Alman uzman-ların yaptıkları son çalışmalarla oluşturulan metinden yapıldı.

Dava, Korku Çağı diye adlandırılan 20. yüzyılda insanoğlunun artık neredeyse kurtulunması olanaksız bir yazgıya dönüşen kuşatılmış yaşamının öyküsüdür.

Bu çağa korku egemendir, çünkü insan, hemcinsleriyle insanca bir dil aracılığıyla iletişim kurabilme, böyle bir dille insanca tepkiler uyandırabilme olanağından yoksun kalmıştır. 
Albert Camus'nün deyişiyle, bu olanağın bulunmadığı bir çağ artık ancak "Korku Çağı" diye adlandırılabilir.

Kafka'nın Dava'da betimlediği yargılama süreci, böyle bir çağın en güçlü simgelerinden biridir ve onun eseri, insan insanın korkusu olarak kaldığı sürece, güncelliğini hiç yitirmeyecektir.

Kitabı okuyanlar 4.879 okur

  • Meryem Yavaş
  • Erken Boş Alan Garson
  • Hasan
  • Murat Toy
  • Deniz Ateş
  • Osman Sarı
  • Veli Altinkaya
  • Eda Dmrly
  • Efe Işıkyüzlü
  • Mustafa Buğra Fidan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.4
14-17 Yaş
%9.2
18-24 Yaş
%26.7
25-34 Yaş
%28.1
35-44 Yaş
%17.8
45-54 Yaş
%6
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56
Erkek
%43.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.7 (324)
9
%18.4 (274)
8
%25.6 (382)
7
%18.4 (274)
6
%7.8 (117)
5
%3.2 (48)
4
%1.7 (26)
3
%1.4 (21)
2
%0.8 (12)
1
%0.9 (13)

Kitabın sıralamaları