Mustafa A. profil resmi
Mustafa A. kapak resmi
“İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici eğilimleridir” -Sabahattin Ali-
Lisans
İzmir
27 Aralık 1982
Erkek
1767 okur puanı
28 Eki 2017 tarihinde katıldı.
“İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici eğilimleridir” -Sabahattin Ali-
Lisans
İzmir
27 Aralık 1982
Erkek
1767 okur puanı
28 Eki 2017 tarihinde katıldı.
  • Mustafa A. paylaştı.
    İlgili söz:

    İnsanların umutlarıyla oynama, belki tek sahip oldukları şey odur.
    Konfüçyüs

    KAPKARA SINIRLARIMIZ VARDI

    Her sabah en erken gelen oydu. Bahçede dolanıp durur, bulabilmişse lastik bir topu tekmeler, bir oyun arkadaşı beklerdi. Kendisi gibi erken gelen öğretmenini görünce yarım yamalak Türkçe’siyle birkaç kez bağırırdı.
    “Günaydın oğratmani!”
    Hep birkaç kez tekrarlardı. Duymaz diye düşünüyordu, emin olmak istiyordu. Duyurmalıydı!

    Hep en geri kalan oydu. Güzel yazamaz, hele hele hiç okuyamaz, oflayıp puflardı. Ama renkleri iyi kullanır, güzel boyama yapardı. “Hadi, sen de bir şeyler çiz. Hep hazır boyamak olmaz.”
    “Ben boyama yapmak istiyor oğratmani.”
    Sonra “oğratmani” anladı. Yaptıkları yıkılmıştı, yeni bir şey yapmaktan korkuyordu. Yabancıydı, ürküyordu.

    Bir gün sessizce defterine uzanan ele, öyle kayıtsızca baktı. Bir ağaç, gövdesi, sonra dalları...
    “Belki yapraklar koyarsın buraya.”
    Yapraklar koydu oraya. En sevdiği yeşile boyadı. Sınırlara dikkat ederek. Sınırları geçmeden. En son geçtiği sınırlar, geride bıraktığı, sevdiği her şeyi almıştı. Yeni sınırların dışına çıkamazdı.

    Sadaka olarak bahşedilmiş tatsız bir yemekten oluşan akşam yemeğinin sınırları vardı.
    Dört kardeşe düşen bir yorganın altında geçen soğuk gecenin sınırları vardı. Olsun. Her şeye rağmen okula gidince ısınacaktı.

    Ekmek bulmuşken çikolata isteyemezdi. Öğretmen ödül olarak çikolata verirse ne âlâ. O da, her canının istediği zamanda gelmezdi. İsteklerin sınırları vardı. Yine de ödül almak için yaprakları, çiçekleri boyayacaktı. Renklerin sonunda birazcık umut vardı.

    Yine sabah, yine yeni bir “günaydın”. Sınıfa girince panoya baktı. Ağaç, onun ağacı oradaydı. Altında ismi vardı. Kırmızı harflerle, kocaman bir ismi vardı. Şöyle bir etrafına baktı. Göğsü kabardı. Ağacının dallarında umutları yaprak yaprak dalgalandı.

    Sınırlardan geçmek o kadar da korkutucu olamazdı. Denese miydi acaba? Birkaç harf, birkaç kelime, sonra birkaç cümle... Yaşasın! İşte bu kadardı.

    Sonra resmini karaladı biri, biri çelme taktı. Alay etti bir başkası. Hele sokaklar, çok daha acımasızdı.
    “Gene mi bunlar! Ne kadar da çoklar. Defolup gidemediler bir türlü. Her yanı kapladılar!”

    Bir yaprak daha düştü ağacından. “Kendinden olanların” yanına vardı. Okumak, yazmak neye yarardı? Yaprak yaprak döküldü ağacı. Çırılçıplak kaldı. En önemlisi korunmaktı. Kılıcı ve kalkanı cebinde hazır bulunacaktı. “Kendinden olanlar da onun yanına vardı.”
    Evet, şimdi gerçekten daha kalabalıklardı. Artık o “diğerlerine” çelme takacaktı.
  • Mustafa A. paylaştı.
    Ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya.
    Ona sorarsanız: “Lâfı bile edilmez, mikroskobik bir zaman.”
    Bana sorarsanız: “On senesi ömrümün.”

    Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene.
    Bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
    Ona sorarsanız: “Bütün bir hayat.”
    Bana sorarsanız: “Adam sen de, bir iki hafta.”

    Katillikten yatan Osman, ben içeri düştüğümden beri, yedi buçuğu doldurup çıktı.
    Dolaştı dışarda bir vakit. Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
    Dün mektup geldi, evlenmiş, bir çocuğu doğacakmış baharda.

    Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
    Ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,
    Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.
    Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan, hâlâ çocuktur.

    Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri.
    Ve bizim hane halkı bilmediğim bir sokakta, görmediğim bir evde oturuyor.

    Pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene.
    Sonra vesikaya bindi, bizim burada içeride, birbirini vurdu millet yumruk kadar, simsiyah bir tayın için.
    Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız.

    Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz.
    Dachau kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşima’ya.

    Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman.
    Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçüncüden bahsediyor Amerikan doları.

    Fakat gün ışıdı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri.
    Ve “Karanlığın kenarından onlar ağır ellerini toprağa basıp doğruldular” yarı yarıya.

    Ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya.
    Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine, ben içeri düştüğüm sene onlar için yazdığımı: “Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar, korkak, cesur, cahil, hakîm ve çocukturlar. Ve kahreden yaratan ki onlardır, şarkılarımda yalnız onların mâceraları vardır.”
    Ve gayrısı, meselâ benim on sene yatmam, lâfü güzaf.

    Nazım Hikmet

    Sevgiyle ve Rahmetle...💙
  • %30 (300/1025)
  • Mustafa A. paylaştı.
    (Bu iletinin sonunda kitaptan 10 tane hediye edeceğim. İletiyi okumanız için de bunu başta söylüyorum. 😝)

    Selamlar. Az evvel Sigarayı Bırakmanın Kolay Yolu isimli kitabı yaklaşık 5 sene sonra ikinci defa bitirdim. İlk okuduğumda günde 2 pakete yakın sigara içen bir sigara bağımlısıydım. Bu kitap sayesinde sigarayı bıraktım. Şu ana kadar hiç sorun da yaşamadım, sigaranın kendisine yaklaşmadım bile.

    Fakat... söylemekten utandığım başka bir bağımlılık kazandım bu süreçte. Kitabın önerdiği, sigarayı bırakmadaki en önemli iki kural şuydu:
    1) Tek nefes bile olsa, sigarayı bir daha ağzınıza yaklaştırmamak.
    2) Sigaranın yerine, puro nikotin sakızı vesaire hiçbir şey koymamak
    Kitap sayesinde sigarayı hayatımdan çıkarırken hiç zorlanmadım. İlk kuralı da hiç bozmadım. Fakat bıraktıktan 4-5 ay sonra sonra şans eseri bir ortamda nargile ile tanıştım.

    Nargilenin bendeki imajı bir zengin içeceği olmasıydı. O yüzden sigarayı bıraktıktan sonra nargile içmek aklımdan bile geçmedi. Demek istediğim sigaranın yerine geçsin diye başlamamıştım. Çoğu nargile yapan ve nargile içen insanın iddia ettiği gibi ben de nargilenin 'nikotin içermeyen', 'sigaradan daha az zararlı', 'bağımlılık seviyesi düşük', 'bağımlılıktan ziyade keyif verici bir alışkanlık' olduğunu zannederek başladım. Düşündüğünüz zaman nerdeyse çoğu zararlı alışkanlığa zaten böyle başlıyoruz.

    İlk nargile içimimden sonra ikinci nargileyi tam 1 ay sonra içmiştim. Zamanını net hatırlıyorum, çünkü bağımlı olmaktan korktuğum için iyi hesaplamıştım. Üçüncüsünü 2-3 hafta sonra, dördüncüsü haftada bir derken zaman içerisinde de günlük 1 nargileye kadar çıkardım. Şimdi dönüp bakınca tam da klasik bağımlılıklar gibi belirli bir periyotta gittikçe artırmışım.

    İşin başında beni en yanıltan şey, bağımlı olmayacağıma olan inancımdı. Hatta hiç unutmam, ayrı zamanlarda nargile yapan iki kişiye sormuştum ‘nargile bağımlılık yapar mı diye?’. Aldığım cevap tam olarak (Abartma yoktur, şahidim var) şuydu: ‘abi 3 senedir içiyorum, bağımlılık yapmadı’. Bir tane 40’lı yaşlardaki abi de ’30-32 senedir içiyorum bağımlılık yapmadı’ demişti.

    Velhasıl-ı kelam, gel zaman git zaman 4 seneye yakın düzenli olarak içtikten sonra nargilenin ‘sigaradan daha zararlı, en az sigara kadar bağımlılık yapan, nikotin içeren’ bir bağımlılık olduğunu bizzat deneyimledim. 10 günden fazladır da tıpkı sigara gibi bir anda bıraktım. Bırakabilmemi sağlayan en önemli faktör, 5 sene önce okuduğum Sigarayı Bırakmanın Kolay Yolu kitabıydı. Bilgileri tazelemek adına kitabı gene okudum. Gerçekten mest oldum. Kitap benim için sigaradan ziyade herhangi bir zararlı alışkanlığı bırakma kitabı oldu. Bu kitap sayesinde 7 aydır şeker ve ekmeği de tamamen bıraktım. Belki onu başka bir iletide anlatsam daha iyi olur.

    Bu iletiyi aslında 1-2 ay sonra yazacaktım. Çünkü bir alışkanlığı gaza gelip bırakıp hemen etrafına caka satan bir insan gibi olmak istemiyorum. Bu kadar kısa sürede nargile şöyle kötü böyle kötü ‘ıııy nasıl içersiniz bu mereti’ demek aşırı itici olur. Fakat bugün #DünyaTütünsüzGünü olunca bunu yazmak ve kitabı hediye etmek istedim.

    Herhangi bir tütün bağımlılığı olan (sigara, nargile, puro) ve kitabı okumak isteyen dostlar yoruma buna dair herhangi bir şey yazabilir. Yorum yazan ilk 10’a arkadaşıma inş yarın kitabı göndereceğim. Açık kalplilikle bu kitabı okuyup bağımlılıktan kurtulma şansınız yüzde 95.

    Herkese dumansız sağlıklı bir hayat dilerim efendim.

    Kitap hakkındaki incelemem: #4596592
“İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici eğilimleridir” -Sabahattin Ali-
Lisans
İzmir
27 Aralık 1982
Erkek
1767 okur puanı
28 Eki 2017 tarihinde katıldı.
2020
27/72
38%
27 kitap
6.814 sayfa
233 alıntı
5 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okuduğu kitap

  • Karamazov Kardeşler

Okuduğu kitaplar 248 kitap

  • Ben Buradayım...
  • Giderken Söylenmiştir
  • Çocuk Psikolojisi
  • Cennetin Dibi
  • Yan Etkiler
  • Gerçeğin Masalı
  • Allahın Garibi
  • Venedik'te Ölüm
  • Masumiyet Müzesi
  • Havuz Başı - Son Kuşlar

Kütüphanesindekiler 173 kitap

  • Dünyayı Başlarına Yıkacağız
  • Babam, Krizler ve Sen
  • Kar
  • Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler
  • Kadınlar Okulu
  • Bitmeyen Kavga
  • Karamazov Kardeşler
  • Allahın Garibi
  • Demir Ökçe
  • Yeni Hayat

Beğendiği kitaplar 129 kitap

  • Ben Buradayım...
  • Kafamda Bir Tuhaflık
  • Çocuk Psikolojisi
  • Cennetin Dibi
  • Gerçeğin Masalı
  • Havuz Başı - Son Kuşlar
  • Zorba
  • Vatikan'ın Zindanları
  • Harfler ve Notalar
  • Dar Kapı

Beğendiği yazarlar 10 kitap

  • Nikos Kazancakis
  • André Gide
  • Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
  • Sait Faik Abasıyanık
  • John Steinbeck
  • Ahmet Hamdi Tanpınar
  • Sabahattin Ali
  • Mihail Bulgakov
  • Oğuz Atay
  • İhsan Oktay Anar