Mustafa A.

Mustafa A.
@umutekin
Kendi karanlığını tanımadan başkasını yargılama.
Dünya Yorgun
Şehirde akşam oluyor. Yağmur yağmış gibi bir akşam. Oysa tek damla düşmemiş. Yollarda arabalar çığlık atıyor; fren sesleri, kornalar, motor homurtuları birbirine karışıyor. Şehir sanki bütün gün sustuğu ne varsa şimdi bağırarak çıkarıyor içinden. Şehir yorgun. İnsanlar aceleyle evlerine, çocuklarına, sofralarına koşuyor. Herkesin bir yetişme telaşı var. Bir kadının kolunda poşetler sallanıyor. Genç bir adam telefonda “Geliyorum,” diyor ama sesinde heves yok. Yaşlı biri karşıdan karşıya geçmek için fırsat kolluyor. Kimsenin kimseye bakacak vakti yok. Herkes kendi hayatının gecikmiş yolcusu gibi. Tam o sırada arkamdan güzel bir kuş sesi duyuyorum. İnce, temiz, neredeyse gerçek olamayacak kadar berrak. Bir an duruyorum. Bu betonun, egzozun, aceleci ayak seslerinin ortasında kuş ne arar diye düşünüyorum. Dönüyorum. Arkamda bir çocuk duruyor. Üzerinde kendisine büyük gelen bir mont var, belli ki abisinden kalma. Ayağında çamurlu ayakkabılar, yüzünde yaramaz bir gülümseme. “Ne güzel öttü kuş değil mi?” diyorum, laf olsun diye. “Kuş değildi amca, ben çıkardım o sesi,” diyor. Amca diyor bana. On yaşında çocuk. Ne amcası? Ne zamandır bana amca deniyor? İnsan bazı şeyleri kendine yakıştıramıyor. İçinden hâlâ delikanlı geçtiği hâlde dışarıdan başka görünüyorsun demek ki. Bir çocuğun tek kelimesi, aynadan daha doğru söylüyor insanın yaşını. Bir şey demiyorum. İçimden “Eşşoğlu eşşek,” diyorum tabii ş’lere basa basa. Öyle söyleyince daha tesirli oluyor sanki. Çocuk hafifçe gülümsüyor. Ben de gülümser gibi yapıp yoluma devam ediyorum. O şimdi çoktan başka bir sese, başka bir oyuna karışmıştır. İnsanlar sağımdan solumdan geçiyor. Omuzlar çarpışıyor, adımlar birbirine değiyor, kimse durmuyor. Bu devirde durmak lüks biraz. Yavaşlamaksa zenginlik. Gökyüzüne bakıyorum. Kararmak üzere
Reklam
Okunması Gerektiğini Düşündüğüm Kurgu Dışı Eserler
1-Ölümcül Kimlikler Seçmediğimiz kimlikler, bizi birbirimize düşman edebilecek kadar güçlüdür. 2-Gölgeyle Buluşma Kendi karanlığını tanımayan, başkasını da tanıyamaz. İçindeki gölgeyle yüzleşmeden kurulan her ilişki eksik kalır. 3-Büyük Erdemler Risalesi "Kim ahlak bekçiliği yapıyorsa en namussuzu odur." diyor ya Nietzsche, bu kitapta ahlaktan konuşmak kolay, ona sadık kalmak zordur'u anlatıyor. 4- Sağduyu Voltaire bu kitap için, "Hiçbir şey, Meslier’nin kitabından daha etkili olamaz” demiş, okumak için bu söz bile yeterli. Ayrıca Türkçeye çevrilmesini Atatürk istemiştir. 5-Sevme Sanatı Sevgi, sahip olmak değil; var etmektir. 6- Bizi Biz Yapan Hikayeler 7- Palyatif Toplum Kesinlikle okunmalı. 8- Kişiliğin Gelişimi Kişilik, başkalarının beklentileri değil, insanın kendi gerçeğidir. Anne ve babaların kesinlikle okuması gerekiyor. 9-Minima Moralia İnsan, çürümüş bir düzen içinde parçalanır. Bozulmuş bir dünyada, sağlam kalmak zordur. 10-İçimizdeki Yabancıvİnsanın en büyük yabancısı yine kendi içindeki gölgedir. 11-Yanılsama Zinciri Kendini kandıran insan, en zor gerçeği kaçırır, kendisini. 12-Feminen İnsanın eksik yanı, reddettiği tarafıdır. 13-İnsan Tabiatını Tanıma Hepimiz kusurluyuz. 14-Kendine İhanet **Maskelerimizi çıkaralım,
İnsanın paylaştığı her şey, beğeni beklediği her gönderi, aslında kendine dönük bir tapınmanın parçası. Sosyal medyada gerçeğin yerini görünüşler aldı. İnsanlar artık daha fazla riyakar. Sosyal medyada insanlar kendilerini değil, kendilerinin bir temsilini sergiliyor, bir nevi dijital bir maske takıyor. Bunu en iyi, iç yüzünü bildiğimiz eş, dost, akrabalardan anlıyoruz. Paylaşımlarına bakınca herkes melek gibi. Kadına, çocuğa, hayvana, doğaya saygılı. Filistin diyorsun herkes orda, Ahmet Minguzzi diyorsun herkes orada. Ormanlar yanıyor herkes orada. Peki madem herkes bu kadar olması gerektiği gibi de, ülke neden bu halde? Sosyal medya çağında insan, beğeni, takipçi ve onay gibi sembolik şeylerle kendi değerini ölçmeye başladı. Çağın en büyük hastalığı artık gösteriştir. Yediğini, içtiğini, gezdiğini göster. Herkes mutlu görünme telaşında ama aslında kimse mutlu değil. Aslında sanal dünya, insanın içindeki boşluğu doyurulamaz bir onay arayışıyla besliyor. Su içip yine de kanamamak gibi bir durum bu. Ne kadar çok içilirse içilsin, susuzluk bitmiyor. Dijital kafesin içinde herkes özgür görünüyor ama kimse gerçek değil. Instagram beğenileri, WhatsApp durumları, “kaç kişi gördü, kaç kişi beğendi” merakları… Hepsi sadece sanal bir doyum yaratıyor. Ve böylece çağın en yaygın vebası sosyal medyada insanlar sahte mutluluklar ile sahte doyum yaşıyor.

Mustafa A.

@umutekin
·
Narsisist ben, sanal dünyanın hayali mekanlarında öncelikle ve hep kendine rastlar.
Sayfa 42 - metis yayınları 6.basım/ Eylül 2023 Çeviren: Dilek Zaptçıoğlu
Bir kişiyi karşılıksız sevmek gerçekten mümkün müdür? Yoksa sevgilerin çoğu narsistçe midir? Freud’a göre aşk, arkadaşlık, anne-baba ve çocuk sevgisi gibi birçok sevgi biçimi aslında bencilcedir. İnsanın kendine âşık olması, gerçek sevginin karşıtıdır. Peki biz, kendimizi bir başkasında sevmeyi mi deniyoruz? Belki de kendimize hayran olduğumuz için, bize hayran olacak sevgiler arıyoruz. Belki de birçok hayal kırıklığının sebebi budur. Karşılıksız sevgi deyince aklımıza genellikle anne sevgisi gelir, ama bu ne kadar doğru? Birçok anne, kendi çocuğunun diğer çocuklardan daha zeki ve güzel olduğunu düşünür. Acaba annenin bu sevgisi, çocuğunu bir uzantısı olarak gördüğü için mi? Ya da çocuğunda kendisini gördüğü için mi? Birçok anne-baba bu fikre katılmasa da, Freud ve Fromm böyle düşünüyor. Aşk da çoğu zaman bencil bir sevgidir. Öyle olmasaydı, sadece sevilmek yeterli olurdu. Ama biz, sevdiğimizin de bizi sevmesini isteriz. Sevmediğimiz birinin bizi sevmesi yetmez; çoğu zaman hoşumuza bile gitmez. Bu yüzden birçok aşk, gerçek sevgi değildir. Fromm, “Sevgi almak değil, vermektir” diyor. Gerçek sevgi –karşılıksız sevgi– talepte bulunmaz, istemez. Senin gülüşün beni güldürmüyorsa, senin derdin beni üzmüyor ve ağlatmıyorsa… Kusura bakma, biz bencilce seviyoruz.

Mustafa A.

@umutekin
·
İki kişilik bencillik=Yanlış Sevgi
Bir kişiyi gerçekten sevmek, onun kişiliğinde tüm dünyayı sevmek demektir.
Sayfa 142 - Arıtan Yayınevi Çeviren: Aydın Arıtan