Minima Moralia

9,8/10  (8 Oy) · 
29 okunma  · 
4 beğeni  · 
1.027 gösterim
Minima Moralia, Adorno´nun başyapıtıdır. İlgilendiği bütün alanları bu kitapta -bazen birkaç sayfalık tek bir fragman içinde- bir araya getirmiştir: Felsefe, günlük yaşam, siyaset ve işçi hareketinin tarihi, edebiyat ve müzik, psikoloji, Faşizm, ırkçılık ve savaş. Bir polemik kitabı olarak da görülebilir: Bütün bu konuları, karşılarında eleştirel bir tutum aldığı düşünce sistemleriyle (örneğin varoluşçuluk veya psikanaliz) ve Heidegger gibi düşünürlerle kimi zaman açık kimi zaman örtük bir tartışma içinde işlemektedir. Adorno´nun kendine özgü yöntemi de bu kitapta en güçlü ifadesini bulur: İlk bakışta önemsiz görünebilen tek bir olay ya da nesne (örneğin astroloji) Adorno´nun merceği altında, büyük tarihsel eğilimleri açıklayan bir şifre olarak belirmektedir. Sunuş yazısında kendisi şöyle diyor: "Kitabın her üç bölümünde de çıkış noktası, en dar haliyle özel alandır... Buradan toplumsal ve antropolojik boyutları daha belirgin olan düşüncelere geçilir; bunlar, psikoloji, estetik ve özneyle ilişkisi içinde bilimle ilgilidir. Her bölümün sonundaki aforizmalar da, bu düşünceleri felsefeye doğru geliştirir." Ama bu parçalar kitabına herhangi bir yerinden girmek de mümkündür: Amacının "her noktası merkeze aynı uzaklıkta olan bir yazıya" ulaşmak olduğunu yine bu kitabın bir yerinde Adorno´nun kendisi söylemiştir. ...
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2005
  • Sayfa Sayısı:
    528
  • ISBN:
    9789753422079
  • Orijinal Adı:
    Reflexionen Aus Dem Beschadigten Leben
  • Çeviri:
    Ahmet Doğukan, Orhan Koçak
  • Yayınevi:
    Metis Yayınları
  • Kitabın Türü:

Adorno, Naziler Almanyasını görmeseydi nasıl bir yöne evrilirdi fikirleri, merak etmişimdir. Diğer yandan, Almanya'dan sürgünü ve sonrasında SSCB'nin Nazilerin gönderilmesindeki rolüne sempatiyle bakmasına rağmen, oranın klasik Marksizm'den beslenen ideolojisine mesafeli ve eleştirel yaklaşması takdir edilir.

Ve Adorno, Heidegger'siz düşünülebilir mi? Asla. Heidegger ile Adorno, sadece felsefi görüşleriyle değil, yaşamları ve ölümlerinden sonra ünlerinin seyriyle de birbirlerinin antitezi gibidirler. Biri, II. Dünya Savaşı öncesinde Almanya'da kalmış ve büyük bir haksızlıkla Nazi olmakla suçlanmış, diğeri Almanya'yı savaştan önce terk etmiş, döndüğünde de bir filozoftan ziyade bir din bilgini gibi, mantığın, diyalektiğin dış sınırlarını aramış. Biri var oluşa, gerçeğe en çok yaklaşan düşünür, diğeri idealizme/ okultizme en çok yaklaşan materyalist. Biri Yahudi soykırımı üzerinden altmışlarda kendine bir değer inşa etmiş, fakat günümüzde unutulup gidiyor, diğeri onca yasaklama, görmezden gelinme ve unutturulma çabasına karşın, çağ açan fikirleriyle ışıl ışıl parlıyor, giderek daha çok okunuyor.

Kim kimdir bu anlattığım cümlelerin içinde, bunu genç meraklılarına bırakıyorum.

K. Lebedkin 
13 Eyl 11:45 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İnsanca gerçeklerini yitirmiş olduğu bir çağda yine de yaşamaya devam eden evlilik kurumu,bugün genellike bir sağ kalma hilesi olarak kullanılıyor:İki suçortağı,aslında kokuşmuş bir bataklıkta birlikte yaşarken ,birbirlerine yaptıkları kötülüğün sorumluluğunu da dışarıya yöneltiyorlar.Kirden uzak tek evlilik tarzı,iki eşin de bağımsız bir yaşam sürdüğü ,cebri ekonomik çıkar ortaklığına katlanmak yerine birbirlerine karşı sorumluluklarını özgürce kabullendikleri bir evlilik olurdu.Bir çıkar ortaklığı olarak evlilik ,ilgili tarafların açılması anlamına gelir.Her zaman ;ve öyle hain bir dünyadır ki bu,farkında olanlar bile kaçınamaz böyle bir alçalıştan.Bu nedenle ,ahlaksızlıktan uzak bir evliliğin ancak özel çıkarlarının peşinde koşmak zorunda olmayanlara ,demek zenginlere özgü bir imkan olduğu da söylenebilir.Ne varki sadece biçimsel ,içi boş bir imkandır bu,çünkü çıkar peşinde koşmak tam da bu ayrıcalıklı kesimlerde bir ikinci doğa haline gelmiştir-mutluluk da dahil-hiç bir ayrıcalığa tutunmaya çalışmazlardı eğer böyle olmasaydı.

recep yigit 
24 May 02:58 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir polemik kitabı. Ele aldığı bütün konuları, karşılarında eleştirel bir tutum aldığı düşünce sistemleriyle ve Heidegger gibi düşünürlerle kimi zaman açık kimi zaman örtük bir tartışma içinde işlemektedir. Adorno'nun kendine özgü yöntemi de tek bir olay ya da nesne Adorno 'nun merceği altında , büyük tarihsel eğilimleri açıklayan bir şifre olarak belirmektedir.

Kitaptan 13 Alıntı

Bilginin iktidarla ilişkisi
sadece uşaklıkla değil, hakikatle de ilgilidir. Çoğu bilgi, eğer güçler
ilişkisiyle orantılı değilse, biçimsel açıdan ne kadar doğru olursa olsun,
geçersizdir. "Hitler benim için patolojik bir vakadır" - bir mülteci
doktorun bu sözleri sonuçta klinik bulgularla doğrulanabilir, ama o
paranoyak adına dünyanın başına sarılan nesnel belayla orantısızlığı
bu tanıyı gülünçleştirmekte, sadece mesleki bir lafazanlığa indirgemektedir.
Hitler belki "kendinde" bir patolojik vakadır, ama hiç kuşkusuz
"kendi için" değildir. Mültecilerin Faşizme karşı demeçlerinin
çoğunda görülen kibirli şişkinlik ve zavallılık da bununla ilgilidir.

Minima Moralia, Theodor W. AdornoMinima Moralia, Theodor W. Adorno
Noir 
02 Eki 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Tarihin mantığı, ön plana çıkardığı insanlar kadar yıkıcıdır: Aldığı hız onu nereye sürüklerse geçmiş belaların bir eşini orada üretir. Normallik ölümdür.

Minima Moralia, Theodor W. AdornoMinima Moralia, Theodor W. Adorno
tabula rasa 
24 Tem 10:17 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hakikat için geçerli olan mutluluk için de geçerlidir: Kişi ona sahip olmaz, onun içinde olur. Aslında sarmalanmış olma duygusundan başka bir şey değildir mutluluk: Annenin içindeki o ilk sığınağın sonraya kalmış imgesi. Ama işte bu yüzden, mutlu kişi hiçbir zaman mutluluğunun farkında olamaz. Mutluluğu görebilmek için dışına çıkması, demek yeni doğmuş gibi olması gerekir. Mutluyum diyen yalan söylüyor ve mutluluğa başvurmakla ona karşı suç işliyordur. Ancak mutluydum diyen kişi sadıktır mutluluğa. Bilincin mutlulukla tek ilişkisi şükrandır: Hiçbir şeyle kıyaslanamayacak haysiyeti de oradan gelir.

Minima Moralia, Theodor W. AdornoMinima Moralia, Theodor W. Adorno
tabula rasa 
23 Tem 00:52 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kendi evimizi ev olarak görmemek, orada kendimizi "evimizde" hissetmemek, ahlakın bir parçasıdır. Bugün bireyin kendi mülkü karşısında düştüğü zor durumu biraz olsun gösterir bu -hâlâ herhangi bir mülkü kalmışsa tabii. Oynamak zorunda olduğumuz oyun şudur:
Artık özel mülkiyetin kimseye ait olmadığını, çünkü tüketim mallarının bu kadar bollaştığı koşullarda hiç kimsenin bunların kısıtlanması ilkesine tutunmaya hakkı olmadığını, ama yine de sırf mülkiyet ilişkilerinin körce sürdürülmesine hizmet eden o bağımlılık ve muhtaçlık durumuna düşmemek için bile kişinin bazı şeylere sahip olmak zorunda olduğunu görmek ve dile getirmek. Ama bu paradoksun tezinin varacağı yer yıkımdır: Nesneler karşısında, sonunda insanlara da yönelen sevgisiz bir umursamazlık. Antitez ise, telaffuz edildiği anda, rahatsız bir vicdanla sahip oldukları şeylere tutunmak isteyenlerin ideolojisine dönüşür. Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.

Minima Moralia, Theodor W. AdornoMinima Moralia, Theodor W. Adorno
tabula rasa 
23 Tem 00:53 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Belirli bir renk ya da ses bileşimini bayağı ve
yavan bularak kullanmaktan kaçınan ressam ya da besteci de, bazı basmakalıp ya da bilgiççe ifade biçimlerinden acı duyan yazar da, aslında kendi içindeki bir bölgenin bunlara doğru aktığını bildiği için bu kadar şiddetli bir tepki gösteriyordur. Bugünkü kültürel çamuru yadsıyabilmek için, parmak uçlarımızda uyandırdığı o rahatsız edici kaşıntıyı duyabilecek kadar ona bulaşmış, ama aynı zamanda onu reddedebilecek gücü de yine bu bulaşma içinde kazanmış olmak gerekir. Bu güç kendini bireysel direnç olarak ortaya koysa da sadece bireysel bir olgu değildir: Güçlü bir düşünsel vicdanın içinde, ahlaki süperego kadar, toplumsallık anının da payı vardır. İyi toplum ve iyi yurttaşa ilişkin bir anlayıştan doğar böyle bir vicdan. Bu anlayış sönmeye, silinmeye yüz tutarsa -kim hâlâ körce inanabiliyor ki ona!- zihnin alçalma dürtüsü de frensiz kalır ve barbar kültürün getirip bireyin içine yığdığı bütün tortu yüze çıkar: Yarım eğitim, gevşeklik, teklifsizlik, kabalık. Genellikle "insanlık" olarak, başkalarınca anlaşılma isteği ya da dünyevi sorumluluk olarak gerekçelendirilir bu. Ama zihinsel öz-disiplinden vazgeçiş fazla kolay bir fedakârlıktır: Bu fedakârlığa "katlanan" kişinin kendine duyduğu güveni ciddiye almamız mümkün olmaz.

Minima Moralia, Theodor W. AdornoMinima Moralia, Theodor W. Adorno
tabula rasa 
24 Tem 10:05 · Kitabı okudu · Puan vermedi

... yönetilenlerin dili sadece tahakkümün izini taşır ve bu yüzden de sakatlanmamış, özerk sözün onu hınç duymadan kullanacak kadar özgür olan herkese vaat ettiği adaletten büsbütün yoksun bırakır onları. Açlık belirlemiştir proleter dilini. Yoksullar karınlanı doldurmak için sözcükleri çiğnerler. Dilin nesnel ruhundan bekliyorlardır toplumun kendilerine vermediği güçlü besini; ağızları sözle dolu olanların dişlerinin arasında başka bir şey yoktur. Böylece dilden öç almaya yönelirler. Onu sevmeleri yasaklanmış olduğu için dilin gövdesini zedelemeye yönelir ve böylece kendi maruz kaldıkları sakatlanmayı iktidarsız bir kuvvetle tekrarlamış olurlar.

Minima Moralia, Theodor W. AdornoMinima Moralia, Theodor W. Adorno

Kültürel eleştiri motifleri arasında, en uzun ömürlü ve merkezi
olan, yalan üzerine olanıdır: Kültür, insana uygıun bir toplum
yanılsaması yaratmaktadır, oysa gerçekte böyle bir toplum
yoktur.... Bu, ideoloji olarak kültür nosyonudıur.... Ancak
bu nosyona uygun olarak köktenci bir biçimde davranmak,
yanlışlarla birlikte hakikatlerin de, güçsüz de olısa evrensel
pratiğin kuşatmalarından kaçma uğraşlarının tümünün, daha
soylu bir devlete ilişkin tüm hayallerin de kökünü kazımak,
kültürün dolaylı olarak yol açtığı barbarlığa dolaysızca neden
olmak anlamına gelecektir.

Minima Moralia, Theodor W. AdornoMinima Moralia, Theodor W. Adorno

Antitez
Kendi bireysel varoluşumuzu bir ideolojiye dönüştürmekten kaçınmak ve özel yaşamımızı da en alçak gönüllü, en iddiasız ve en gürültüsüz biçimde sürdürmek - ama artık iyi yetişmiş olmanın bir gereği olarak değil, bu cehennemde hala soluyabilecek havayı bulabiliyor olmanın utancından ötürü.

Minima Moralia, Theodor W. Adorno (Sayfa 28)Minima Moralia, Theodor W. Adorno (Sayfa 28)
tabula rasa 
23 Tem 00:53 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yalan söyleyen adam utanç duyar, çünkü her yalan, hakikat ve dürüstlüğe övgüler düzerken bir yandan da yaşamak için insanı yalan söylemeye zorlayan bir dünyanın alçaltıcılığını öğretir ona.

Minima Moralia, Theodor W. AdornoMinima Moralia, Theodor W. Adorno
tabula rasa 
24 Tem 14:48 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Aşk, yaşayan tinin şifresi olarak ruhsuza kaptırır kendini; çünkü yaşayanlar, onun sadece yitip gitmişlere yönelebilen o ne pahasına olursa olsun kurtarma arzusunun sahnesidir: Aşk, ruhu ancak yokluğunda sezmeye başlayabilir. Demek insani denilen ifade tam da hayvanınkine en yakın gözlerden, kendi üzerinde düşünmeyen, benliği yansıtmayan o yaratıksı gözlerden geliyordur bize. Sonunda ruhun kendisi de ruhsuzun kurtulma özlemidir.

Minima Moralia, Theodor W. AdornoMinima Moralia, Theodor W. Adorno
2 /

Kitapla ilgili 1 Haber