Adı:
Dost Yaşamasız
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750805790
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Modern Türk öykücülüğünde "altın kuşak" olarak tanımlanabilecek 1950 kuşağının önde gelen isimlerinden birisidir Vüs'at O. Bener. 1950'de New York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin ortaklaşa düzenledikleri öykü yarışmasında "Dost" adlı öyküsüyle adını duyurdu. Yarım yüzyılda ortaya koyduğu az sayıdaki öykü, roman ve oyunlarla edebiyatımızda etkili ve saygın bir yer edindi. Şimdi bütün yapıtlarıyla YKY'de...

Bener, konuşma dilini tüm doğallığıyla, ona yoğunluk kazandırarak kullanır. Behçet Necatigil, onun için "Gerçekleri aydınlıktan uzaklaştırıp soyutlamalara götürme çabaları ve anlatışındaki yeniliklerle çağdışı hikayecilerden ayrı bir yol tuttu" der.

Elinizdeki toplam, ilk kitapları Dost ve Yaşamasız'la birlikte, yazarın 1986'ya kadar yazdığı öyküleri kapsıyor. Buradaki öykülerden "Dost" Fransızcaya, "Batak" Almancaya, "İlki" İngilizceye çevrilmişti.
(Arka Kapak)
Kaç yıl oldu. Yok daha bir, bir buçuk ay galiba. Okuyamama, yazamama, düşünmeme devri. Durakladığım devir. Daha Karlofça gelmedi herhalde. Ne zaman başladı - Evet, o apostroflu adamla. Dos'tmuş, Yaşa'masızmış. Dah'iymiş. Sanmıyorum.

Bitmesi lazım, bitmek lazım. Bitirmem lazım, yazmam lazım yeniden ama nasıl. "Sen hiç bitirmedin ki zaten", çok biliyor, az kaldı zaten.

Nasıl olacak, insanlar insanlar üstüste geliyor hep. "Merhaba, çok sevindik" benim de sevinmem mi lazım. Okumam lazım benim, yazmam lazım. Dört hikaye bitecek bugün, ne anladım yazardan. Hiç, yok çok şey aslında ama anlatamıyorum. Sadece övsem diğerleri gibi. Olmaz, yakışmaz. Sevgiyi en iyi anlatıyor mu, görmedim hiç. Pis biri belki. Dost öyle, Yaşamasız öyle. İçi pis, tüm erkeklerin içi pistir zaten. Kadınlar da kötü.

Bir gün daha geçti - son iki hikaye Laedri – uzun, yaşlı zampara hikayesi bir parça , komik ama biraz. Renkli TV var mıydı o zamanlar. Bakanlık Makamına – Bu ne, bürokrat ortamları. Neyse bitti nihayet 60 anayasasıyla kitap da. Başlayacak mı gerçekten şimdi eskisi gibi. Bilmem, bekleyelim. El atan çıkar nasılsa.

Nasıl adam, karanlık mı ,karamsar mı? Biraz- herkes kadar belki, biraz daha fazla ya da. Senden benden fazla değil ki- bu zamanda hepimiz karamsarız zaten. O zamanda peki, bilmiyorum. Karakterleri niye kötü- kendisi mi anlatan hep, kendisini mi anlatıyor, nereden bileyim daha ilk (2.) kitabı okuduğum. Birleştirmiş Yapı Kredi. Dost ilk kitabı , ilk öyküsü aynı zamanda. Ödül almış, önemli yani.Kısa cümleler, herkes anladı zaten. Hayatı anlatıyor kısa kısa. Mükemmel cümleler, o kadar da değil. Zor mu, 39 gün geçmiş başlayalı, ondan mı benden mi bilmiyorum ama.

Diğer incelemelerine bakmalı kitabın, en kolayı o , ne diyor bilenler? Zor başta- demiştim zaten, Üstad? Olabilir , ilk kitab(lar)ı daha göremedim net. Bilinç Akışı- en güzeli. (Joyce'a öykündüğü yerler de yok değil) Oğuz Atay – orası biraz vitrin. Dahi, Mucize? zorlamak lazım inanmak için. Gökkuşağı - #34537279 , evet – güzel inceleme. Liliyar - Aşık belki yazara – ve teşekkürler bittabi, başka türlü çıkmazdı buralara kadar Bener sitede.

Bitirsem mi, çok konuşmamışımdır herhalde - Kısa kısa öyküler olsa, farklı olsa inceleme biraz diğerlerinden. Vursam spoiler'ın gözüne gözüne. “ Ben prensip olarak tasvip etmiyorum spoiler kelimesini” - Etme

Dost- İlk kitap ilk hikaye, ismi sevecen, kendi aldatan. Kafada ama her şey, ne demiştik erkekler pis hep

Istakoz – Kötülük bu da, iyi gider ıstakoz şimdi vicdan yapmazsak biz

Havva - Kadın anlatan, kıskanan, ötekileştiren , acımasız sonunda pişman ama- üzdü

Kömür- Pis yine insan- şüpheci, aptal hem de

Dam- Sıkılmanın hikayesi, düşmez mi damdaki adam? Belki de aylak adam

Kibrit – Yine kuşku, yine kötü düşünceli insanlar, az kaldı alacaktı deli kadını?

Sarhoşlar – İsmi gibi dumanlı, farklı bir tat, farklı anlatım, birbirine üstünlük kurma çabası ya da kendini küçük görme her zaman olduğu gibi (olmayanı anlatmıyor ki adam)

Korku – Adı üstünde, korku, insanlar, kadınlardan korkanlar, korktukları için içenler, mezarlıkta içenler, vs.vs

Akraba- Yarım yarım cümleler yine, melekle şeytanın savaşı bir nevi omuzlardaki, pis adam ama iyi aynı zamanda.

Boş Yücelik – Konuşmalar nerede başlayıp nerede bitiyor ki? Adı üstünde hem yüce hem boş (Zorlamaya mı başladım ne?)

Yazgı - Yine erkekler kötü, kadın kurban- ya da masum- ya da anasının gözü. İç ses, diyaloglar karman çorman, her zamanki gibi

Suçüstü- Tipik kötü bakkal, hırsız müşteri, gözleyen adam- “Fazla tipik değil belki de”

İlki- İkinci kitap olduğu belli, kısa her şey. Eve dönüş, köye dönüş, kısa betimlemeler güzel çok, bekliyorlar mı? Kötü mü yine- değil, sadece çaresiz belki

Batak – Uzun uzun anlatmış burada, köy kahvesi, oyun (oyunun batsın), doktor, hasta, evet pis hala insanlar belki de yabancılaşmış her şeye

Acamı - Yine şüphe yiyor insanı , kısa hikaye

Kan- Erkek- Kadın hepsi kötü, Vus'at güzel ama, kitabın doruklarından biri. Şiirsel

Maskara- Başka bir karakter, başka bir hikaye

Anlaşılmayan – En uzunu, hastanede çeşit çeşit insan, sonsuz şey çıkar buradan

Yaşamasız – Yaşamamış, yarım kalmış bir hikaye, aşk mı ? Aldatma mı? Sonrası mı, kocası mı? Düşünmek lazım , okumak lazım- derin ama.Pazarlık- Ev, aile, pis koca, akıllı oğul, vefakar anne- tipik Bener

Sal – Bilinç akar, dalgalar bakar, saldaki bir kaç kişi- boğulmadılar ama “Spoiler oldu”

“Bitmedi mi daha- şaşmamalı 39 güne” Yazma o zaman hepsini - “Hız'lı O.Zaman”

Kovuk, Leblebici, Hasan Hüseyin - Aynı diyalog+ bilinç, tipik Bener olsa da ara sıra niye dedirtiyor

Avuntu- Kısa, ölüm, katıksız bilinç akışı, tam kıvamında

Barda - İşini bilen anlatıcı barda çevresini izliyor - başka bir hayat karesi

Monolog- monolog, tiyatral hem de. Mualla esas kız, Leyla dinleyen- yabancılaşma , çoğunda var zaten hikayelerin

Kuş- Farklı yine, anlatılmaz yaşanır belki, nesneler var, haller var, karışık

“Çok tekrar ediyorsun kendini” - Çok hikaye var zaten

Öfke – Geldik sonlara nihayet, Vus'at da sonlara dğoru iyice coşmuş, Bilin akışı, diyalog,monolog anlarım, her şey karşık – ama öykü düzgün

Biraz da ağla Descartes – Eski İstanbul güzellemesi, Göndermeli (Descartes haliyle) İki asker kaçağı abanoz sokağa gidiyor, düşünme, anlama dolu hikaye

Son ikiyi yazdım zaten yukarıda. 32 hikaye uzattı incelemeyi, okumayı. Beni başlatacak mı bilmiyorum ama.

“ Bir şey demeyecek misin Vus'at O. Bener hakkında” Son bir şey mi ? - Okunmalı bence, farklı tatlar güzel çünkü. “Ama, final” - Gerek yok ki.
Yine bir iş günü sonu. Evdeyim. Elimde kütüphaneden aldığım, Bener kitabı. Okudum çabucak. Yoruyor adamı. Hep Sait hep Sait bir de Bener yazayım. Becerebilir miyim? Becermeliyim, büyük haksızlık. O kadar oku, sev, faydalan iki kelam etme. Ayıp. Nasıl başlamalı, bir yerden başladın mı gerisi gelir. Kaçıncı kitabı bu bitirdiğin. İki sözün vardır, söyleyecek. Boş duracak değilsin. Hiç olmadı laf kalabalığı yaparsın. Sen yazayım de başla, gerisi gelir. Neyse başlayalım öyleyse. Ne kadar becerebilirsek.

Vüsat O. Bener bu yazıyı yazsaydı herhalde benim başladığım gibi başlardı, öyle başlamasa da yazdığım gibi yazardı ya da ben onun yazdığı gibi yazmaya çalıştım. Zor vesselam. Kısacık cümlelerle dünyaları anlatmak. Ben de yazarken çok sıkıştığım da bu üsluba başvururum, yazarın bilenler bendeki izlerini fark ediyorlardır muhakkak. Kısa kısa tabi, uzun süre sürdürmek çok zordur neredeyse imkansız. Hem ben somut durumları anlatırım, somutta iş kolaydır. Doğru kelimeleri bulduğunuzda okuyanın zihni geriye kalanı tamamlar. Bener ise genelde soyut konuları işler. Bilinç , bilinçaltı, dış dünyadaki görüntülerin kişinin zihninde bıraktığı izlekler. Bener bu üslubu ve işlediği konular ile hikayelerinde okuru duvarları görüntülerle dolu koyu karanlık bir odaya kapatır, eline de küçük mercekli bir fener verir. Hadi der elinde sana gereken her şey var, bul beni. Onu bulmak okuyucunun sabrına bağlıdır. Ne kadar sabırlı olursanız, elinizdeki fenerin aydınlattığı alan o kadar büyür.

Ne yaparsanız yapın yine de zordur Bener okumak. Bence Türk Edebiyatının en zor yazarıdır. Sadece hikayecisi değil yazarıdır. Ne kadar iyi edebiyat bilirseniz bilin, ne kadar iyi eleştirmen olursanız olun, onun öykülerinden anlayamadığınız olacaktır, elinizdeki fenerin aydınlatmadığı alanlar kalacaktır. Üslubunda değildir kullandığı kelimelerde değildir onun zorluğu. Hepimizin bildiği kelimeleri kullanır, günlük konuşma diliyle yazar. Onun zorluğu bilincin karanlığındadır, soyutluğundadır.

Karanlık adamdır Bener. Bu karanlığı da hikayelerine yansımıştır. Pislik akar hikayelerinden, her zaman bunalımlıdır, sıkıntılıdır. Çok tuhaftır karakterleri, iki yüzlüdür her an beklenmedik bir kötülük yapabilirler. Bu durum herhalde gencecikken eşini ve karnındaki cenini kaybetmesine bağlıdır belki de 10 yıl kadar yürüttüğü askerlik mesleğine ya da askerliği bıraktıktan sonra Hukuk Fakültesi’nde okurken çektiği derin yoksulluğa, belki de hepsine birden. Bazı hikayeleri de otobiyografik özellikler taşır. Bu hikayelerinde öyle bir konum edinir ki kendine gerçek hayatından yer mekan verirken bir yandan da soyutluğu, gerçek dışılığı elden bırakmaz.

Zordur vesselam Bener okumak. Hazır bu kadar anlatmışken okuduğum kitabın sonundaki Bener ile ilgili sonsözden birkaç alıntı da vereyim;

Behçet Necatigil “ Gerçekleri aydınlıktan uzaklaştırıp soyutlamalara götürme çabaları ve anlatışındaki yeniliklerle çağdaş hikayecilerden ayrı bir yol tuttu.”

M.H. Doğan “ Memduh Şevket Esendal’dan kaynaklanan ve dalları gerçekçi hikayeciliğimize uzanan akımı ile, Sait Faik ile başlayıp hikayeyi konunun bağlarından koparan, klasik biçimin dar kalıplarından kurtaran yenilikçi akım” arasında bileşim kurabilmiş olduğuna dikkat çeker: “ Konuları, insanları , olaylarıyla daha seçmeci bir Memduh Şevket; anlatımıyla, iç konuşmalarıyla daha derli toplu, daha titiz bir Sait Faik.”

“İlki” adlı öyküsünü çeviren W. Hickman “ denetimli bir bilinç akışı” der, Semih Gümüş “öznenin kökensel bölünmesi” , O . Koçak ise tekniğinin “ bilinç akışı değil iç monolog olduğunu” ileri sürer.

Bu arada Bilge Karasu’cuların “ sen bir Bilge Karasu oku da gör kim zormuş” dediğini duyar gibiyim. Bilge Karasu ile Vüsat O. Bener yakın arkadaştır. Bilge Karasu’nun Vüsat O. Bener’e ağır eleştiriler yöneltildiği bir dönemde yazdığı makalesini okumuştum. Diyordu ki, o zor değil siz anlamıyorsunuz.

Bu kadar üzerine yorumlar yapılmış, konuşulmuş, sempozyumlar düzenmiş, makaleler yazılmış bir yazar. Zor da olsa okumalısınız. Sadece biraz sabır.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.726 Oy)18.322 beğeni41.489 okunma2.728 alıntı174.523 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.209 Oy)3.726 beğeni12.355 okunma1.111 alıntı50.138 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.230 Oy)8.549 beğeni27.427 okunma789 alıntı133.633 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.888 Oy)8.836 beğeni24.272 okunma1.648 alıntı112.566 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.369 Oy)12.951 beğeni33.153 okunma3.147 alıntı139.368 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.207 Oy)3.272 beğeni9.997 okunma4.801 alıntı90.703 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.783 Oy)6.097 beğeni16.056 okunma2.712 alıntı82.825 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.146 Oy)7.718 beğeni21.706 okunma783 alıntı84.811 gösterim
  • Kör Baykuş
    8.4/10 (1.120 Oy)923 beğeni2.858 okunma1.225 alıntı20.821 gösterim
  • Aylak Adam
    8.3/10 (2.179 Oy)1.967 beğeni6.646 okunma1.503 alıntı30.670 gösterim
İncelemeye başlamadan evvel, 1K'yı Vüs'at O. Bener ateşine veren ve bu ateşi de harlayan sevgili Liliyar 'a teşekkür etmek gerek. Çünkü düzenlediği etkinlik dışında, listemde olmayan, belki okumayacağım bir kitabı aklıma düşürdüğü için. Daha evvel listemde bir tane Vüs'at Bener kitabı vardı. Nasıl ve ne zaman listeme eklediğimi hatırlamadığım Bay Muannit Sahtegi'nin Notları kitabını arada bir görür bir gün okurum derken etkinlik vesilesiyle başka bir kitabını daha okuyayım dedim. Tavsiyelerden biri bu kitaptı. İşin ilginç yanı listedeki kitabı bırakıp bu kitaptan başladım. Ama dediği gibi Fikret Kızılok'un "Pişman desen değilim, bir harmanım bu akşam."

Gelelim incelemeye; bu öykü kitabı, Vüs’at Bener’in öykü dilini anlamak ve o özgün dilin tadına varmak için iyi bir fırsat, bunu en başından söyleyebilirim. Zaten yazarın kitaplarını araştırırken sayfa ve öykü sayısı dolayısıyla yazarın öykü üslubu hakkında fikir sahibi olacağımı düşünerek bu tercihte bulunmuştum. Çünkü diğer kitapları kısa, ancak bu kitap daha evvel yayınlanan Dost ve Yaşamasız kitaplarının yanı sıra bir de yazarın 1986 yılına kadar yazdığı çeşitli öyküleri kapsamakta. Eğer bundan haberiniz yoksa benim en başta yaptığım gibi belirgin bir öykü üslubu bekleyebilirsiniz. Oysa ki öyle değil. Kitapta tek tip öyküler yok. Öyküler de kendi içerisinde çeşitlilik arzediyor. Öykü sayısının çok olması (32 öykü) ve öykülerin de çeşitliliğinden dolayı okura tam bir öykü şöleni yaşatıyor aslında eser, bu da başka bir iyi yan.

Eserdeki kimi öyküler sık diyaloglu, hızlı akan ve bir durum üzerinden giderken, bu öykülerde genelde kullanılan dil de kitabın arka kapağında dediği gibi “konuşma dilini tüm doğallığıyla kullanan ve ona yoğunluk kazandıran” bir dil. Bu öykülerin genel temasında “aylak adam”lar, kaybedenler, 3. Sayfa haberlerinin kahramanları, çileli semt insanları ve batakhaneler var. Kimi öykülerde de oldukça kapalı bir anlatım ve yoğun kelime aktarımı ile anlamın kelimelere zorlandığına tanık oluyorsunuz. Ayrıca bu öykülerde genellikle bilinç akışı tekniği de uygulanıyor. Kapalı anlatım, dili kullanımdaki ustalık, kullanılan zengin kelime haznesi, kullanılan imgeler ve çeşitli anlatım biçimlerinin denenmiş olması, yazarı özgün olarak farklı bir noktaya koyarken, modern Türk öykücülüğünün altın kuşağının öncülerinden sayılmasına da neden olmakta. Ancak yazarın da dostu olan Oğuz Atay nasıl ki hem Modern hem de Post-modern Türk Edebiyatının öncülerinden sayılıyorsa, yazar da Modern Türk Edebiyatını ortaya koyan bir eser sunarken bunun yanı sıra Post-modern edebiyatı da zorluyor. Kitabı okurken de bitirdikten sonra da aklıma bu geldi. Sonra Vüs’at Bener’e dair düşündüğümde şu kanaate vardım. Vüs’at Bener’den benim anladığım; farklı tarzları deneyen, olanla yetinmeyen ve sürekli bir yeninin peşinde koşan bir yazar. Bu zengin öykü örnekleri içeren kitabında bunu görmek mümkün. Bazı öykülerde yerel ve mahalli dilin kullanımı görülürken, bazı öykülerde ise daha rafine bir dilin kullanıldığını görüyoruz. Yine aynı şekilde bu anlatım çeşitliliğine de yansıyor. Mesela, kitabın son öyküsü (Bakanlık Makamına) farklı bir anlatım şeklini deniyor. Onun dışında diğer öykülerde de farklı anlatım şekillerini görmek mümkün. İçerik üzerine konuşmak gerekirse, birkaç öykü ve çeşidi üzerinden ilerlemek istiyorum.

Eser, Dost öyküsü ile başlıyor. Bu öykü özelinden diğer öykülerin çoğu için de geçerli olan şeyi söyleyecek olursak; durum üzerinden ilerleyen anti-kahraman öyküsü. Evet, Bener’in karakterleri için (buna baş karakterleri de dahil) geçerli olan şey şu: Masum değiliz hiçbirimiz. Öyle erdem timsali, salt iyinin ve güzelin temsili bir karakter beklemeyin. Her karakterin mutlaka kusurları, falsoları var, tıpkı gerçek hayattaki gibi. Dost öyküsündeki baş karakter de ilkin okurun merhamet duygusuna hitap eden matemli, gönlü yorgun bir eş iken, olayların devamında ahlaki yönünde sıkıntı gördüğünüz, dostuna büyük bir kazığa yeltenen bir adamı görüyorsunuz. Aslında burada bir şey daha var. Öykünün başından itibaren iyi görüp, merhamet gösterdiğiniz ve iradeli olarak tanıdığınız baş karakter Niyazi’yi, ahlakı, toplumun duyması, bilmesi olarak algılayarak davranışlarını buna göre ayarlarken yakaladığınızda, eğer toplum bilmezse dostunun karısına bile göz dikilebileceğini size gösterdiğinde, aslında ahlakın güçlü yanının görünen yüzü değil de kişinin içinde saklı olduğu kadarı olduğunu buluyorsunuz. Diğer taraftansa; hikâye boyu zayıf ve cahil olarak tanıtılan kadın karakterinse cürmü aklına düşürdüğünde, başkalarının duyması / duymaması ile ilgilenmeksizin kendi içerisindeki ahlak anlayışı nedeniyle yasak ilişkiye yeltenmeksizin toplumsal hukuk kuralıyla meseleye yaklaşması ve bu şekilde güçlü bir irade göstermesi, güçsüz görünenin de aslında içerisindeki ahlakın ve iradenin kuvvetiyle ne kadar güçlü ve cesur olabildiğini gösterdi bize. Çünkü kimseler bilmese de O, kendi ahlak yasası nedeniyle bu suçu ailesine karşı işleyemezdi. Burada Kant’ın o meşhur sözü geliyor akla: “Üzerimdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası” Yazar, bize buradaki anti-kahramanıyla güzel bir oyun ediyor ve sonunu açık bıraktığı klasik durum öyküsüyle bizleri düşündürüyor. Bu kavramların aslında ‘ne’liğinin sorgulandığı düşündürücü bir kısa öyküydü ve kitabın da daha başı. Bu tarz öyküler devamında da mevcut.

Diğer değinmek istediğim öykü çeşidi ise, kitapta ara ara karşınıza çıkan, gönlü bulanık ve kalbi yorulmuş, ince bir sitemi sinesinde taşıyan ve kelimelerin dizilimi nedeniyle adeta şiirsel olarak yazılmış gönül hikayeleri. Bu hikayelerde bambaşka kelimeler kullanılıyor ve içi boş karamsar, bohem havadan öte olgun bir hüzün hali söz konusu. Yazar kendi şiirsel metnini yazmış adeta, bazı yerleri o kadar yoğun ki içine nüfuz edemediğiniz bölümler var.

İçeriğe dair son değinmek istediğim öykü çeşidi ise kelime bombardımanına maruz kaldığınız, bilinç akışının işlediği, kapalı anlatımla ele alınmış, anlaşılma konusunda sizi epey zorlayan öyküler. Bu öyküler yer yer arada bir olsa da sonlarda arka arkaya geliyor. Mesela, Kan öyküsünün bir paragrafından çizdiğim ufak bir bölümü paylaşmak isterim.

“Tırnaklarını geçiriyor çarşaflara, sedirin sertliğine geçişmeye çalışıyor, zorlanıyor. Koyu karanlıklarında boz, belsiz gövdeler, çıplak, başsız, karınlı. Kımıl kımıl. Kör çevrintilerin içinde. Bir ıslık delindi. Tiz. Yalpalı dev eğreltiler. Kaygan altı. Koşuyor. Ardın ardın. Hızla çıvdı, boşluğa, başüstü. Gövdeler. Gömgök. Yığın yığın. Üstüste. Sürtünen, kıvrantılı. Yarık karın. Esmer. Yumuşak, tüysüz, devinen çatlak. Boydan boya. Açılıp kapanıyor. Sıcak. Ağır. Koku. Parmaklarını taktı, araladı. Kıpkızıl içi. Sıcak. Yara. Çekip aldı bileğini; emiliyordu bileği, derinlerde. Çığış çığış… Islak… Çığış çığış. Koku. Kupkuru genzinde. Koku. Ağır….”

Bu alıntı o öyküdeki bir paragrafın sadece bir bölümü. Okuduğumdaki tepkim tabii olarak “Vüs’at Bey, ne yapıyorsunuz?” oldu. Benzer şekilde kelimelerin hızla koştuğu, bir bilincin adeta üzerinize aktığı bazı öyküler de var. Bunlar kelime yoğunluğu ve anlam kapalılığı nedeniyle okuru zorluyor.

Son söz olarak şunu söyleyebiliriz: Öykü kitabı olarak içinde farklı renklerin ve çeşidin olduğu, gökkuşağı gibi bir eser var karşımızda. Diyaloğu bol, konuşma dilinde yazılmış öyküler de var, anlam olarak kapalı ve yoğun kelimelerin olduğu öyküler de. Aşk da var, ölüm de. Korku da var, hüzün de. Özellikle “korkuyu bekleyen” ve sonunda da korkusuyla yüzleşen bazı öyküler de var. Güzel tarafı, çeşitliliği olan bu öyküleri özgün bir üsluptan okuyorsunuz, kavramları tekrardan ele alıyor, her seferinde yeni bir şey deneyen yazarla birlikte durumların arasında geziyorsunuz ve basit, düz bir sığlıktan öte genelde öykülerin gelişiminde ve sonunda sorguluyorsunuz.
Dost Yaşamasız

Ve üstad Vüs'at Orhan Bener..

Siyah-Beyaz kitabıyla tanıdım Sayın Bener'i. İlk okuduğum zamanlarda anlatımını bayağı bir garipsedim. Zorlandım diyebilirim. Hatta hiç haddim olmayarak 'böyle anlatım da olmaz ki ama' demiştim. Nitekim alıştıktan sonra sevmeye başladım. Anlatımını uzun uzun cümleler kurmak yerine daha kısa, kestirip atmalı cümleler kurarak sunuyor bizlere.

Kitabın içeriğine gelecek olursak,

Bu kitapta bizden hikâyeler var. Hep yaşadığımız. Bildiğimiz hep. Her an yaşayabileceğimiz. Bazen güldüren,  duygulandıran bazen. Ayrı ayrı tat veren. 32 hikâye.  Bol bol diyaloglu. Heyecan verici. Başka bir serüven. Farklı lezzet Vüs'at Orhan.

Etkinlik sayesinde tekrar okuma fırsatı buldum. Okuduğum için de ayrı bi mutluyum. Ve bunun için etkinliği organize eden Liliyar'a çok teşekkür ederim.

Tabi ki bir çok kişi gibi ben de üstad Bener'i okumanızı tavsiye ediyorum. Okuyunuz efendim.

Aklı başında bir deli. Vüs'at Orhan Bener.

 Kitaptan yaptığım alıntılar.

 #33654999
 #33655197
 #33717719
 #33735017
 #33735371
 #33736186
 #33789811
"Dost Yaşamasız" sadece bir öykü kitabı değildir benim için.
Dahi bir adamın kaleminden çıkmış bir mucize,
Sabretmeyi insanın içine ilmek ilmek işleyen bir çaba,
Her insanın kendinde bir şeyler bulduğu bir şema,
Ve o şemayı anlamlaştırmak için çağırılan bilinçaltı.
Askıda kalan sonlar,
Okuyucu tamamlasın diye kendi hayatını.
"Dost Yaşamasız" zarif bir anlatım tarzı,
Şiirsel bir düz yazı,
Zaman zaman ironi, zaman zaman ölümdür aslında.
Sizi zamanınızdan alır,
Çok çok gerilere götürür.
Okumak emekse,
Emeklerin en büyüklerinden biri bu kitabı özümsemektir.
"Dost Yaşamasız" sadece bir öykü kitabı değildir benim için.
Aynı zamanda Liliyar dır...
Teşekkürler Liliyar ...
"Çocuksun!"
Büyüksü, bilgicimsi soğukluğunla olur şey değilsin sevgilim..
.......
Daha ilk cümlede okuru öykünün ortasına mıhlayan, fazlasıyla orijinal, şaşaadan sıyrılmış yalın dili, kendine çeken havasıyla bir Vüs'at Bener klasiği..

Bir kitabı okurken öncelikle aradığım şey beni düşünmeye zorlamasıdır. Yazar bunu öyle üstü kapalı yapıyor ki çok sade kelimelerin arasında görkemli bir anlam gizlenmiş, okuyucuyu bekliyor.
..........
O'nun satırlarındaki tadı bir kere alınca, bu yolculuk daha da zevkli bir hale geliyor. Öylesine güzel anlatıyor ki bizi bize, bu tavır bir tür bağımlılık yapıyor.
..........
Birçok öyküden oluşmuş bu kitapta en çok Dost adındaki öyküyü sevdim. Buzul Çağının Virüsü 'nde zirveye çıkan anlatımının doğuşunu bu öyküde bulmak mümkün.
Yazara monolog tarzı çok yakışıyor. Bir başka güzel anlatıyor kendi kendine konuşurken :))
..........
Uzun olmayan, bağlaçsız, eksik ve devrik cümleler..
Konuşmalarla aynı anda hisleri de verebilmesi okuru sıkı sıkı öyküye bağlıyor.
Okur okumaz hissediyorsunuz ama anlamak için çaba lazım..
bazı öyküler vardı ki içinde vakitsiz bittiler.. beni öykülere ısındıran kitap oldu kendisi. cümlelerin örülüşü ve yargıların sunuluşu beni çok etkiledi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dost Yaşamasız
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750805790
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Modern Türk öykücülüğünde "altın kuşak" olarak tanımlanabilecek 1950 kuşağının önde gelen isimlerinden birisidir Vüs'at O. Bener. 1950'de New York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin ortaklaşa düzenledikleri öykü yarışmasında "Dost" adlı öyküsüyle adını duyurdu. Yarım yüzyılda ortaya koyduğu az sayıdaki öykü, roman ve oyunlarla edebiyatımızda etkili ve saygın bir yer edindi. Şimdi bütün yapıtlarıyla YKY'de...

Bener, konuşma dilini tüm doğallığıyla, ona yoğunluk kazandırarak kullanır. Behçet Necatigil, onun için "Gerçekleri aydınlıktan uzaklaştırıp soyutlamalara götürme çabaları ve anlatışındaki yeniliklerle çağdışı hikayecilerden ayrı bir yol tuttu" der.

Elinizdeki toplam, ilk kitapları Dost ve Yaşamasız'la birlikte, yazarın 1986'ya kadar yazdığı öyküleri kapsıyor. Buradaki öykülerden "Dost" Fransızcaya, "Batak" Almancaya, "İlki" İngilizceye çevrilmişti.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 65 okur

  • Yusuf Tiryaki
  • Mehmet Topal
  • DD
  • Ekin Azan
  • buse
  • şevket akkaya
  • Emin K.
  • Dilara Uluer
  • Hilal
  • Achillea

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%17.4
25-34 Yaş
%52.2
35-44 Yaş
%13
45-54 Yaş
%13
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.6
Erkek
%51.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24 (6)
9
%8 (2)
8
%36 (9)
7
%28 (7)
6
%4 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0