❦ Kitap ile ilgili görüşleri araştırırken yazarın kafasının karışık olduğundan bahsedildiğini gördüm. Okuduktan sonra buna bazı açıdan katılıyorum bazı açıdan katılmıyorum. Yazarın sanatı sadece edebiyat eseri olarak sınırlandırmadığı için fotoğraftan, panoramadan, resimden, pasajlardan, lirik şiir, dedektif romanları gibi kavramlardan da bahsettiğini düşünüyorum. Aynı zamanda tarihteki devrimlerden, kapitalizm, faşizm, modernizm, tarihsel materyalizm, diyalektik düşünce, kurgu, ampirik kavramı, sinema, moda, kalabalık, alımlama kuramı, burjuva kesim, işci sınıfından da sanatın etkilendiğini düşündüğü için ele aldığını düşünüyorum. Çok güzel birleştirdiğini düşünüyorum. Yazar 840 kaynak taramış bu eseri yazarken ve daha 400 kaynak masasında bulunmuş. Bu eseri yayınlayamadan öldüğü için de bunların hepsinin sonradan bir başkasının toparlaması insanlara karışık geliyor olabilir diye düşünüyorum.
❦ Pasajlar Benjamin’e göre 19. Yüzyılın en önemli mimari eseridir. Onları kendi içinde küçük bir dünya olarak görür. Kalabalıktır. O dönemde çok popüler olduğu için, ilgi çekici olduğu için Benjamin’in en önemli mimari eser olarak gördüğü için bu ismin kitabına verildiğini düşünüyorum.
❦ Benjamin’e göre; En üst seviyedeki yeniden üretimde bile her zaman eksik bir yan vardır. Bu eksik yan da: “Sanat yapıtının şimdiliği ve buradalığı”dır. Diğer bir deyişle sanat yapıtı ancak bulunduğu uzamda “biriciklik” niteliği taşır. Sanat yapıtı ve tarih ilişkisi bağlamında bakıldığında ise; sanat yapıtına tarihe tanıklık niteliğini kazandıran da “sanat yapıtının yaratıldığı andan başlayarak egemenliği altına girdiği tarihi yönlendiren öge”, “biriciklik” niteliğini taşımasıdır. Bir sanat yapıtında tarihsel süreçte izlenen fiziksel değişimler; örneğin, bronz bir heykelin üzerindeki “yeşil küf”
19. Yüzyıl Avrupa için çifte devrimlerin yaşandığı yüzyıldır. Bir yandan sanayi devrimi bir yandan Fransız ihtilali tüm Avrupa için yeni bir eşik oluşturmuştur. Benjamin Paris’ in kafelerindeki tartışmalardan yeni ortaya çıkan pasajların gündelik hayata etkilerine kadar pek çok konuya değinmiştir. Bir yandan tekniğin sanatın parçası olarak kullanılması özelinde fotoğraf üzerine yaptığı çözümleme de sanat ve sanatçıya değinirken bir yandan da yeni burjuva toplumunun gündelik alışkanlıklarını titizlikle ve edebi bir üslupla dile getirmiştir.
PasajlarWalter Benjamin · Yapı Kredi Yayınları · 2013370 okunma
Ben ne okudum, nasıl bitti vallahi anlamadım.
Hatayı kendimde görüyorum. Hitap etmedi bana. Ancak " Tarih, Sanat, Sinema, Fotoğraf, Savaş " hakkında düşünceleri çarpıcıydı.
Kitabının önemli bir kısmını Baudelaire için ayırmış Benjamin. Özellikle de ' Kötülük Çiçekleri ' hakkında gerçekten tam teçhizatlı bir kaynak bu kitap. Araştırma, tez falan yapanınız varsa yardımcı olur.
İyi okumalar. Anlasam anlatırdım ama :/
PasajlarWalter Benjamin · Yapı Kredi Yayınları · 2013370 okunma
Pasajlar, Marksist ekolün güçlü düşünce topluluklarından olan Frankfurt Okulu'nun son kuşak düşünürlerinden W. Benjaminin baş yapıtı kabul edilir. Paris kentinin modernite sonrası dönüşümü, inşa edilen pasajların ve bulvarların kent kamusana etkisi, kentin modern insan - flaneur- tarafından deneyimlenmesi bağlamında kent ve kültür okuması ortaya koymaktadır. Bunu ise öz düşünümsel bir zemine oturtarak bireyin kentin kılcal damarlarından ışıltılı kamusal alanlara değin yürüyüşünün panaromasını resmederek inşa etmektedir. Boudlaier'in modern insan üzerine üretmiş olduğu lirik şiiri Paris Sıkıntısı eserin içinden geçtiği önemli, ufuk açıcı bir patika olmuştur.
Ez cümle 19. ve 20. yy modern insanının var olma hallerinin bütününe ilişkin muazzam bir panoromik mozaiktir Pasajlar.
“Pasajlar” başlığını gördüğünüzde aklınıza bir metindeki paragraflar gelebilir. Ama değil! Günümüz AVM’lerinin öncüsü yapıları olan pasajlar kastediliyor. Pasajlar; iki bina arasında, üstü camekanla kaplı, bir yandan girişi diğer yandan ise başka bir mekana çıkışı olan geçiş yerleri olarak tarif ediliyor.
Kitap, 19. yüzyıl Fransa’sında, Paris’inde geçiyor. Modern hayatın ve modern insanın nasıl ortaya çıktığı anlatılıyor. Şehir gezginleri ve modern kapitalizmin nasıl doğduğu anlatılıyor. Pasajlar, kapitalizmin vitrini olarak tasvir ediliyor. Pasajlar, düşüncelerin yönetildiği ve yönlendirildiği yerler olarak karşımıza çıkıyor.
Tarihin parçalı olduğu, geçmişin bugünden yeniden okunması gerektiği anlatılıyor. Kitap, tarih üzerinden faşizmin eleştirisini yapıyor.
Şehir büyüdükçe insanlar birbirine yabancılaşıyor. Fotoğraf, şehrin hareketli halini bir an durduruyor.
Kitap bizi 1800’lü yıllara; Marx’ın, Baudelaire’nin, Balzac’ın, Poe’nin, Hugo’nun yaşadığı yıllara götürüyor. Bu yazarları, eserlerinin yanısıra, hayatlarıyla, çevreleri ve şartlarıyla kavramamızı sağlıyor.
Walter Benjamin, pul biriktirir gibi, Baudelaire (okunuşu: botler) başta olmak üzere pek çok kişiden fikir biriktirmiş ve bunları sırasıyla “pasajlar” eserinde yer vermiş. Benjamin sistem düşünürü değil, sıçlamalarla anlatıyor.
1800’lerin başında sadece yatmadan yatmaya eve giden Fransız toplumu, pasajların açılması yoluyla daha da hareketleniyor.
Paris’te bulvarların ve geniş caddelerin yapılması anlatılırken, Menderes döneminde İstanbul’un kavisli caddeleri yerine düz ve geniş Millet ve Vatan caddelerin yapılmasını hatırlanabilir.
Kitabın ilk elli sayfasını okurken, metin Türkçe olmasına rağmen hiçbir şey anlayamadığım çok oldu. Bunun nedeni büyük ihtimalle yazarın, okurun Fransız edebiyatının tüm
Walter Benjamin'in uzun yıllar,emeğini ve vaktini harcayıp üzerine titizlikle çalıştığı bu eser,ölümünden sonra neşredilmiştir. Bu keyfiyet, yaptığımız hazırlıkların, gece gündüz, düşüncemizi ve benliğimizi esir alan hayati planların ne denli afaki olduğunu hararetle düşündürdü bana.
Bilgi, sanat ve kültür kuramları üzerine yazılmış makalelerden oluşan ilk kısım, tarih boyunca savaşı estetize eden anlayışı makul olmaktan çok uzak bulmuş, eleştirel bir yaklaşımla değerlendirmiş Benjamin, ayrıntılı ve kapsamlı incelemelerde bulunmuş..
Sinema eleştirmenlerinin titizlikle eğildiklerini tahmin ettiğim sinema ve fotoğraf üzerine pasajlar, sektörün tarihsel gelişiminin günümüze uzanan ustalıklarının ipuçlarını taşıyor.
Charles Baudelaire'ı Fleurs du mal’i adlı eserinden yola çıkarak,onun duyarlılığının, felsefi bakış açısından azade hassasiyetinin ve maddeciliği reddeden duygusal yönelimlerinin altını çizmiş.
'Modernizm' ve 'modernizm kahramanlığı' kavramlarının edebiyat üzerine etkilerini yoğun ve çok yönlü bir perspektifle değerlendirmiş.
Yazar,Charles Baudelaire'ın 'yeni'den anladığı şeyin eskinin daha derin ve daha büyük bir ciddiyetle yeniden varedilmesi olduğu kanısındadır. Şiirlerden ve yaşam kesitlerinden aldığı örneklerle zenginleştirdiği, Baudelaire tahlillerinin, çok uzun bir araştırmanın yalnızca bir kesiti olduğu aşikar...
Defaatle okuduğum kısımların bende zihin bulanıklığı yarattığından da söz etmeden edemeyeceğim :)
Keyifli Okumalar...
PasajlarWalter Benjamin · Yapı Kredi Yayınları · 2013370 okunma
Pasajlar (Passagenwerk), Alman düşünür ve kültür tarihçisi Walter Benjamin'in (1892-1940) ilk gençlik çağından başlayarak, ölümüne kadar üzerinde çalıştığı başyapıtıdır. 19. Yüzyıl'ın Başkenti Paris'le birlikte bu alandaki çalışmalarına başlayan, daha sonra yapıtını Baudelaire üzerine kaleme aldığı incelemelerle geliştiren Benjamin, Pasajlar'la, 19. Yüzyıl7ın kültür tarihini bütün toplumsal temelleri ve 20. Yüzyıl'a ait uzantılarıyla irdelemeyi öngörmüştür. Yazar tarafından tasarlanan kapsam içersinde Tarih Kavramı Üzerine Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı, XIX. Yüzyıl'ın Başkenti Paris, Charles Baudelaire: Kapitalizmin Yükseliş Çağında Bir Lirik Şair ve Baudelaire'de Bazı Motifler Üzerine, Pasajlar'ın çeşitli aşamalarını oluşturur.
Çalışmanın bütününe yakın bölümünde kendine özgü ve "mozaik" yöntemi diye adlandırılabilecek bir yöntemi uygulayan Benjamin, bütün bir dönemin kültür ayrıntılardan (döşeme biçimlerinden, giysilerden, akşam saatlerinin iş dönüşü kalabalığından, dedektif romanlarından, sokakların ışıklandırılmasından vb.) yola çıkarak, geliştirdiği kavramları ve dünya görüşünü, yaşayan bir organizmanın kalıbı içersinde sergiler. (Arka kapaktan)
20yy felsefesinde Adorno ile birlikte Frankfurt Okulu'nun önemli ayaklarından biri sayılan yazarın 1927'den gestapoya teslim olmamak için intihar ettiği 1940'a kadar uğraşıp bitiremediği başyapıtı bu eser. Dağınık yapısına yayıncısı tarafından önsözde ve çevirmeni tarafından son sözde yapılan açıklamalar ise, zor geçeceği belli olan bir okumaya sizi hazırlıyor açıkçası.
Öncelikle; Fransa'da 1822'lerde ortaya çıkan pasajlar, yapı anlamıyla ele alınsa da temel amaç, değişim gösteren 19yy kültür hayatını irdelemek. Tarih kavramına geçmişten Marx'a göz atan Benjamin, tarihsel maddecilik
“1940 yılında, Fransa-İspanya hududunda, Nazilerin eline düşme korkusuyla yaşamına kendi eliyle son vermesiyle birlikte, Pasajlar’ın tamamlanması olanağı da ortadan kalkmış oldu.”
PasajlarWalter Benjamin · Yapı Kredi Yayınları · 2013370 okunma
Son yıllarda okuyup da anlayamadığın eserlerden biri oldu. Modernizm üzerine kafa patlatan Walter Benjamin, Alman edebiyat eleştirmeni, düşünğr, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısıdır. Marksizim’e yakınlığından dolayı Paris’e kaçmış, Almanya’nın Fransa’yı işgal etmesi ve evini Gestapo’nun basması üzerine intihat etmiştir.
Herkesin kendince cevabını veremediği,sorsa da tatmin edici cevap alamayacağı sorular vardır kafasında. Benim de buna benzer sorularım olmuştur hayatım boyunca. Kafamdaki soru girdaplarından bir kaçını Alman felsefeciler oluşturuyor.Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama sanat eleştirmeni,toplum sosyolojisi,insan psikolojisi gibi... Genel olarak felsefe alanında Alman yazar hegomonyası var.
Örneği'in Diyalektik idealizm'in savunucusu olan Filozof Hegel,Emek-Sermaye konularında ustalaşmış,politik ekonomi konularında sayısı eserler vermiş,hakkında en fazla eser yazılmış yazarlarından biri olan Karl Marx,Felsefe'nin liderlerinden A.Schopenhauer, yukarıda saydığım yazarların bir çoğunu etkilemiş olan 'Felsefenin Babası' diye tabir edilen Immanuel Kant.Felsefe alanında aklıma gelenler.Bunlara roman yazarlarını da ekleyebiliriz.Bir yazarın çıkıp normal olarak diğerlerini etkilemesi gibi düşünürsek (Kant'ın kendinden sonraki felsefecileri etkilemesi gibi) sanki fazlaca düz mantık yapmış oluruz.Tarih kitaplarında denk geldiniz mi bilmiyorum, Almanya'nın siyasi birliğini tamamlayamadığından söz ederler.Tüm şehir devletleri siyasi birliğini tamamlarken Almanya kendi birliğini tamamlayamadığından bir çok çalkantılı süreçten geçmiştir.Zaten Rönesans ve Reform hareketlerine bakarsanız bu iki hareketin Alman toplumuna diğer toplumlara nazaran daha geç ulaştığını görebilirsiniz.Diğer toplumlar yeniliklerin tadını çıkarırken Alman toplumu kilisenin hegomonyası altında sefaletle uğraşıyordu. Değişimin geç ulaştığı bu sancılı süreç birçok toplumsal harekete neden olmuş bu sancılı süreçleri gözlemleyen bir çok yazar da bu konuda ustalaşan eserler vermiş diye düşünüyorum.Tıpkı Çar yönetimi altında ezilen Rus halkının bu acıklı tablosunu gören Rus yazarların (Bu tablonun içine birçok Rus
PasajlarWalter Benjamin · Yapı Kredi Yayınları · 2013370 okunma
Walter Benedix Schönflies Benjamin, (15 Temmuz 1892, Berlin - 26 Eylül 1940, Portbou İspanya), Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı.
Yaşamı
Asimile olmuş bir Yahudi ailesinden gelmektedir. Antika ve sanat galericisi babası Emil Benjamin ve annesi Pauline (Schönflies), Berlin-Charlottenburgdoğumludur.
Walter Benjamin, aynı zamanda Doğu Almanya’nın 1950’li yıllarda adalet bakanlığını yapmış Hilde Benjamin’in eniştesi ve Gertrud Kolmar ile Günther Anders’in kuzenidir. Çocukluğunu Berlin’de geçirmiştir. Lirik ve felsefik bir dille yazdığı “Berliner Kindheit um Neunzehnhundert“ (Berlin Çocukluğu, 1900’lü yıllar) adlı eseri onun bir anlamda otobiyografidir. 1905-1907 yılları arasında Thüringen’de reformist bir okulda okudu. Burada kendisini derinden etkileyen ve öğrenci hareketlerine katılmasını sağlayan öğretmeni Gustav Wyneken ile tanıştı. 1912’de liseyi bitirdi ve Freiburg (Breisgau)’da, Albert Ludwigs Üniversitesi’nde felsefe, Alman Dili ve Edebiyatı (Germanistik) ve sanat tarihi okudu. Ardından şair Christoph Friedrich Heinle ile sıkı bir arkadaş oldu. 1912-1913 kış sömestirinden itibaren üniversite öğrenimine Berlin’de devam etti.
8 Ağustos 1914’de arkadaşı Christoph Friedrich Heinle’nin intihar etmesi Benjamin’i büyük bir şoka sokmuştu. Üzüntüsünü hafifletmek isteminden dolayı kendini Heinle’nin bıraktığı eserlerini yayımlamak amacıyla bir yayınevi aramaya vermişti. Wyneken’in giderek artan savaş heyecanı Benjamin’in öğretmeni ile olan ilişkisinin 1915’den itibaren bozulmasına neden olmuştur. Aynı yıl üniversitede matematik öğrenimi gören kendisinden beş yıl genç Gershom Scholem ile tanıştı ve yaşamı boyunca onunla olan dostluğu devam etti. 1917'de İsviçre Bern Üniversitesi'nden Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı teziyle doktora yaptı. Aynı yıl Dora Kellner ile evlendi. Evliliği 13 yıl sürdü. 1918’de dünyaya gelen oğlu Stefan Rafael, 1972’de de ölmüştür.
Benjamin, Berlin’e döndüğünde serbest gazeteci ve yazar olarak çalışmaya başladı. 1921’den itibaren Baudelaire’nin hikâyelerinin çevirilerini yaptı. Eseri “Die Aufgabe des Übersetzers (Çevirmenlerin Sorumlulukları)“ adı altında yayımlandı. Yine 1921’deki “Zur Kritik der Gewalt (Şiddetin Kritiğine Dair)“ adlı eseri büyük dikkat çekti.
Paul Klees’in Angelus Novus adlı resminden yola çıkarak Angelus Novus adında bir dergi çıkarmak isteyen Benjamin, bu girişiminde başarısız olunca 1924’de doçentlik yapmak üzere Frankfurt’a gitti. Bu dönemde Theodor W. Adorno ve Siegfried Kracauer ile tanıştı. Doçentlik için Almanların yas törenlerinin kaynağı üzerine 1925’de yazdığı tez çalışmasının akademik dünyadaki ortodokslar bağlamında resmi olarak geri çevrileceğini tahmin ettiğinden kurula girmekten vazgeçti.
1926-1927 yıllarını Paris’te geçirdi. Franz Hessel ile birlikte Marcel Proust’un çevirilerini yaptı. Özellikle kaybolan, yitirilen zamanın arayışı üzerine. Komünizme olan ilgisi onu 1927 kışındaMoskova^ya taşır. Ve burada kız arkadaşı Asja Lacis’i ziyaret eder. 1930’lu yılların başlangıcında Bertolt Brecht ile beraber radyo yayınları planlar. 1932’de “Berliner Kindheit um Neunzehnhundert“ adlı kitabını yazmaya başlar.
1932 ve 1933 yılları arasında İspanya’nın Balearen Adası’nda yaz mevsimini geçirir. Jean Selz ile tanışması onun uyuşturucuyla tanışması olur. Aynı zamanda Hollandalı ressam Anna Maria Blaupot ten Cate’ye aşık olur. İbiza ve Balearen arasında geçen bu zamanı yazar.
Nasyonal sosyalistlerin yaptırımı Benjamin’in Eylül 1933’de Paris’e sürgün olarak gitmesinin nedenidir. Burada kendisine destek olan Hannah Arendt ile buluşmuştur. Finansal olarak kısmen New York’daki göçmen Max Horkheimer uzantılı Frankfurt Okulu’ndan gelen parayla geçimini sağlıyordu.
Ernst Bloch, Theodor W. Adorno ve Bertolt Brecht’in etkisiyle 1930’larda giderek Marksizm’e yakınlaşan Benjamin, 1933’te nasyonal sosyalistlerin baskısıyla Almanya’yı terk ederek sürgün hayatı yaşadığı diyebileceğimiz Paris’e yerleşti. Burada edebiyat dergilerine ve New York’ta Adorno ile Horkheimer tarafından yayımlanan Zeitschrift für Sozialforschung’a (Sosyal Araştırmalar Dergisi) eleştiri ve denemeler yazdı. Geri döndüğünde kendisine ait olan son çalışması olan Die Thesen über den Begriff der Geschichte (Tarih Kavramı Üzerine Tezler)'i yayımladı. 1939 yılında, Almanmülteciler tarafından yayımlanan bir dergide çıkan yazısı nedeniyle Alman vatandaşlığından çıkarıldı. Almanların Fransa’yı işgal etmesi ve Paris’teki evini Gestapo’nun basması üzerine 1940’taFransa’nın güneyindeki Portbou kentine kaçtı; burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak intihar etti. İntiharı üzerindeki spekülatif söylentiler vardır. Kendisinin şizoid olduğu ve bu yüzden intihar ettiğine dair tek kaynak Theodor W. Adorno'ya verilmek üzere Henny Gurland'a dikte ettirdiği veda mektubudur. Öte yandan Stalin'in ajanları tarafından morfin verilerek öldürülmüş olduğu da diğer bir başka söylentidir.
Son dönemin yaşamış en büyük Marksist ideologlarından bir tanesidir. Her ne kadar Karl Marx'ı kendi okuma listesinin son sırasına bıraksa da, getirmiş olduğu eleştiriler Marksist kuram açısından çok önemlidir.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra Adorno ve Scholem, Benjamin’in yazdıklarını büyük oranda yeniden düzenlediler ve her şeyden önce 1970-1989 arası geniş kapsamlı olarak yayımlattıkları Gesammelten Schriften “Toplu Yazılar”, Benjamin’in yaşadığı yıllarda yazın dünyasında başarısız gibi görünen ortamı ters yüz etti. Oysa doktora tezi neredeyse hiç dikkate alınmamıştı. Doçentliğine dair yazdıkları hatta, Frankfurt Üniversitesi’nce kismen reddedilmişti. Ancak ölümünden sonra Benjamin’in bıraktıkları, sosyologların ve toplum bilimcilerin başvurduğu önemli bir kaynak olarak hâlâ tazeliğini korumaktadır.