Adı:
Tek Yön
Baskı tarihi:
Mayıs 1999
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753636308
Çeviri:
Tevfik Turan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Değer verdiğim, çelebi ve zarif bir arkadaş yeni bir kitabını göndermişti: tam kitabı açacakken bir de farkettim ki, kravatımı düzeltmeye koyulmuşum.
Görgü kurallarına uyan, ama yalana karşı çıkan kimse gerçi modaya uygun giyinen, ama sırtına gömlek geçirmeyene benzer.
Ağızlıktaki sigaranın dumanı ile dolmakalemdeki mürekkep aynı hafiflikte aksalardı, yazarlığımın doruğunda olurdum.
Mutlu olmak demek ürküntü duymadan kendinin farkına varabilmektir.
Düşünür, kültür tarihçisi, eleştirmen, filozof, Pasajlar'ın yazarı Walter Benjamin'den gündelik hayata, edebiyata, sanata, kültüre dair aforizma tadında denemeler.
Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı olarak söz ediliyor yazarın biyografisinde, önceden hakkında fikrim olmadığı böyle bir adamın deneme kitabı da beklediğimden zor metinlerden oluşuyordu. Aslında son zamanlarda deneme kitaplarından aldığım tadı bulacağımı düşünmüştüm. Özellikle edebiyat üzerine beklentilerim vardı. Lakin felsefi boyutta, rüya imgeleri, hatta yazarın belli konulardaki aforizmaları tarzında yazılmış metinlerle karşılaştım. Çok değişik konularda fikir beyan etmiş ki on üç tezde yazarlık tekniği hakkında söyledikleri şöyledir:
“1.Büyücek bir eseri kaleme almaya girişen kimse kendini hoş tutmalı ve günlük yazacağı kadarını bitirdikten sonra kendine, yazmayı sürdürmesini engellemeyecek her şeyi bahşedebilmelidir.
2.İstiyorsan, yapıp bitirdiğin işten başkalarına söz et, ama çalışma sürdükçe bir yerlerini okuma. Bu yoldan kazanacağın her hoşnutluk çalışma hızını kesecektir. Bu düzene uyulursa zamanla artacak olan kendini anlatma isteği gittikçe, çalışmanın tamamlanmasına yarayan ek bir itici güç olacaktır.
3.Çalışma çevresi konusunda gündelik hayatın orta-kararlığından kaçınmaya çalış. Adi gürültülerin eşlik etiği bir yarı-sessizlik onur kırıcıdır. Buna karşılık bir müzik etüdünün ya da iş hayatından gelen bir ses kargaşasının eşliği, tıpkı gecenin kulakla duyulur sessizliği kadar yararlı olabilir. Böyle sessizlik insanın içindeki kulağı keskinleştirirse, o iç kulak kendi yoğunluğu sayesinde en sıradışı gürültüleri bile silip geçen bir söyleyişin mihenk taşı haline gelir.
4.Sıradan el araçları kullanmaktan kaçın. İnce eleyip sık dokuyarak belli kâğıtlar, kalem uçları, mürekkeplerde ısrar etmek yararlı olur. Bu araçların lüksü aranmayabilir, ama bolluğu olmasa olmaz.
5.Kafandan hiçbir düşüncenin tebdilikıyafet geçmesine izin verme ve not defterini Emniyet’in yabancı uyruklular kayıtlarında gösterdiği sıkılıkla tut.
6.Kalemini ilhama karşı duyarsız kıl, o zaman mıknatıs gücüyle çekecektir kendisine ilhamı. Aklına gelen bir şeyi yazmakta ne kadar düşünceli bir çekingenlik gösterirsen, o ölçüde gelişip olgunlaşmış biçimde, gelip ellerine düşecektir. Söz düşünceyi fetheder, oysa yazı egemenliğine alır.
7.Hiçbir zaman, aklına bir şey gelmez olduğu için yazmayı bırakma. Edebiyatçı onurunun bir buyruğu, yazmayı ancak ya uyulacak bir saat geldiğinde (yemek zamanı, bir buluşma) ya da eser bittiğinde kesmek yolundadır.
8.İlhamın gelmediği zamanı yaptığın işi temize çekerek doldur. Sezgi bu sırada uyanacaktır.
9.Nulla dies sine linea – ama haftalar, pekâlâ geçebilir.
10.Bir esere hiçbir zaman, üzerinde bir kere akşamdan gün aydınlanana kadar oturup çalışmadan bitmiş gözüyle bakma.
11.Eserin sonunu alıştığın çalışma odasında yazma. Gereken cesareti orada toplayamazsın.
12.Yazıya geçirmenin evreleri: düşünce – üslup – yazı. Temize çekmenin anlamı, dikkatin bu sırada artık yazı güzelliğinde toplanmasıdır. Düşünce ilhamı öldürür, üslup düşünceye gem vurur, yazı üslubu ödüllendirir.
13.Eser tasarımın ölü maskıdır. (sayfa 37-38)”

19. yüzyılın ikinci yarısında mobilya tasvirlerini doyurucu bir şekilde yapan ve analiz eden tek kaynak polisiye romanlardır. Eşyaların yerleştirilişi aynı zamanda ölüm tuzaklarının kuruluş planıdır ve böyle evlerin henüz ortada olmaması Poe gibi yazarlar açısından ters düşmez diyor Benjamin ve bu durumu şöyle açıklıyor : “Çünkü büyük şairler eserlerini, istisnasız olarak, kendilerinden sonra gelecek bir dünya içine oturtarak kurar, nitekim Baudelaire’nin şiirlerindeki Paris caddeleri ancak 1900’den sonra gerçekleşmiş, Dostoyevsk’nin insanları da daha önce görülmemiştir.(sayfa 15)”

No.13 diye bir bölüm var ki kitaplar ile fahişeleri kıyaslamaktadır. Bu bölümün başlangıcında “ ‘on üç – bu sayıda duraklamaktan zalim bir zevk aldım..’ – Marcel Proust” alıntısıyla başlamakta ve 13 tane kitaplar ve fahişelerle ilgili fikrini paylaşmaktadır. Bunlardan ikisini paylaşayım: “5. Kitaplar ve fahişeler- her ikisinin de, sırtlarından geçinen ve onları sömüren, ezen, kendilerine özgü erkekleri vardır. Kitaplarınki eleştirmenlerdir.” “13. Kitaplar ve fahişeler – birinde dipnotları, öbürünün çorabında kâğıt paralar.”(sayfa 39)

Poliklinik adlı bölümde yazarı bir doktor benzetmesiyle şöyle anlatmaktadır: “Yazar, düşünceyi kahvenin mermer masasına yatırır. Uzun uzadıya bakış: zamanı değerlendirmektedir, çünkü bardağı – hastayı muayene edeceği mercek- daha gelmemiştir önüne. Sonra yavaş yavaş alet takımını çıkarır: dolmakalem, kurşunkalem ve pipo. Kahve müşterileri, amfitiyatro biçiminde sıralandıklarında, klinik izleyicilerini oluşturmaktadır. İhtiyaten doldurulmuş ve gene ihtiyaten içilmiş olan kahve düşünce üzerinde kloroform etkisi yapar. Yazarın düşüncesini taktığı şeyin konunun kendisiyle ilgisi kalmamıştır artık, narkoz altındaki kişinin cerrahi müdahale ile ilgili olmadığı gibi. Düşünce elyazısının ihtimamlı çizgileri boyunca kesilir, cerrah vücut içinde ağırlık merkezlerini değiştirir, kelimelerin ur gibi çoğaldığı yerleri kesip alır ve gümüşten bir kaburga parçası gibi bir yabancı kelime yerleştirir. Sonunda noktalama ince dikişlerle yarayı kapatıp diker ve cerrah garsona, asistanına, ücretini nakit olarak öder.” (sayfa 64)

Pulcu adlı bölümde Türk pullarından şöyle söz etmektedir : “Paralık Türk pulları üstündeki yazılar İstanbul’dan gelen, ancak yarı yarıya Avrupalaşmış acar bir tüccarın kravatındaki, eğri duran, pek fazla havalı, pek fazla pırıltılı iğne gibidir. Bunlar postanın sonradan görmeleri, Nikaragua ya da Kolombiya’nın kötü kenarlı, adeta banknot kılığına girmek istemiş, büyük boyutlu çeşitleri meşrebindedir.”(sayfa 70)

Dua değirmeni adlı bölümde geçen paragraf için çevirmenin notları içinde dua değirmeni için şöyle bir açıklama yazılıydı : “Kâğıt şeritlere yazılı veya basılı dualarla dolu olan ve kolu çevrilerek hareket ettirilen bir kap; her dönüşünde duaların bir kere okunmuş olduğu kabul edilir.”(sayfa 84). Bu şekilde dua etmekte gerçekten ilginç. :)

“Bakış insanın eğilişidir” (sayfa 57) diyen Walter Benjamin’in deneme kitabı 60 başlık altında bir birinden farklı konularda düşünülmesi ve anlaşılmaya çalışılması gereken bence zor bir eser.
Çok büyük beklentilerle okunmaması gereken bir kitap. Yazarın yer yer sıkan zor bir dili var. Her edebiyat sevene tavsiye edilecek türden değil. Aforizmalar, metaforlarla dolu. Ağır olduğu kadar anlaşılması da güç.
biraz felsefeye ya da psikolojiye meraklıysanız okumanız gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. yazar birçok konu başlığı altında düşüncelerini yazarak ilerliyor. örneğin; şantiye, eldivenler, antik eşya, kayıp eşya bürosu, balkon gibi. ben en çok balkon kısmını beğendim alıntılar kısmına ekleyeceğim. ayrıca çeviriyi tevfik turan yapmış, beğendim.
“Söz düşünceyi fetheder,oysa yazı egemenliğine alır.”
“Bütün insanları besleyen Tanrı’dır,yetersiz besleyen ise devlet.” gibi bir dolu güzel yorum var Benjamin’in denemelerinde..
Mağrur birinin yaşayışına karşı en güçlü itiraz şudur: yemeğini yalnız başına yemesi. Yalnız yemek insanı kolayca katılaştırır, kabalaştırır. Buna alışık olan bozulup gitmemek için Spartalıcasına ya şamalıdır. Münzeviler, sırf bunun için, etsiz beslenmiştir. Çünkü yemek sadece topluluk içinde hakkettiğine ulaşır; yemek yerini bulacaksa paylaşılmak ve paylaştırılmak ister. Kiminle, o önemli değildir: eskiden bir dilenci zenginleştirirdi her sofrayı. Tek önemli olan paylaştırmak ve vermektir, sofradakilerin bir toplum ruhu içinde konuşması değil. Oysa öte yandan, dostça beraberliğin yemek olmadığında kritikleşmesi de şaşırtıcıdır. Saint-Germain Kontu, dolu sofralar karşısında aç kalır, sırf o yüzden de konuşmada egemenliğini korurdu. Ama her katılanın eli boş döndüğü yere rekabet kavgaları girer.
Walter Benjamin
Sayfa 67 - YKY

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tek Yön
Baskı tarihi:
Mayıs 1999
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753636308
Çeviri:
Tevfik Turan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Değer verdiğim, çelebi ve zarif bir arkadaş yeni bir kitabını göndermişti: tam kitabı açacakken bir de farkettim ki, kravatımı düzeltmeye koyulmuşum.
Görgü kurallarına uyan, ama yalana karşı çıkan kimse gerçi modaya uygun giyinen, ama sırtına gömlek geçirmeyene benzer.
Ağızlıktaki sigaranın dumanı ile dolmakalemdeki mürekkep aynı hafiflikte aksalardı, yazarlığımın doruğunda olurdum.
Mutlu olmak demek ürküntü duymadan kendinin farkına varabilmektir.
Düşünür, kültür tarihçisi, eleştirmen, filozof, Pasajlar'ın yazarı Walter Benjamin'den gündelik hayata, edebiyata, sanata, kültüre dair aforizma tadında denemeler.

Kitabı okuyanlar 29 okur

  • E G
  • Mehmed Akif Demir
  • Murat Sezgin
  • Gamze
  • Sevde Sena Aydın
  • Hülya Açılan
  • ismail
  • Sabahattin Aksakal
  • Habibe
  • aussteiger

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10 (1)
9
%40 (4)
8
%40 (4)
7
%10 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0