ihtiyar'ın Kapak Resmi
ihtiyar, Körlük'ü inceledi.
06 Tem 23:55 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · Puan vermedi

Genelde beğendiğim şeyleri öznel olarak ifade etmeyi severim. Öznel sözcüğü bana son yıllarda 1000kitap ta çok beğendiğim bir şiir kitabını kağıt helva tadının üzerinden yorumlamam öznel olarak bulunduğu için silinmesini hatırlatır. Neden böyle giriş yaptım. Bu kitap için kurallar el verse, belki tek sözcük ya da bir kaç kelimeyi yan yana yazarak inceleme yapmak mümkündür. Kelimenin içindeki manayı okuyucu ne şekilde doldurursa doldursun. Böyle olabilseydi belki sadece "ahlak" yazıp bırakırdım. Belki de sadece "şükür" yazar bırakırdım. Belki de sadece "bakmak" yazar bırakırdım. Lakin kurallar el vermiyor, yine de bildiğimi yapıyorum ama, olduğunca öznel işte... Halen kitaba değinmedim. :)
Okuduğum kitaplar içinde anlatım tarzı bakımdan belki de başka örneğini görmedim, ya da başka bir yazarda böyle bir anlatım gördüysem de ben hatırlamıyorum. Uzun cümleler içinde kısa ve anlamsız görünen şeylerin hikayenin akışına dahil olması, karakterlerin konuşması ve anlatıcının aynı paragrafta, virgüllerle birbirinden ayrılarak okuyucuya seslenmeleri gibi...
Hikaye nerde geçiyor belli değil, karakter isimleri belli değil, "gözü siyah bantlı yaşlı adam, doktorun karısı, birinci kör gibi". Kör olma korkusu bencillik ve ahlaki çöküntüye sebep olmuştur manası çıkartılabilecekken mevcut yaşamda da görme duyusunun biyolojik açıdan çalışmasına rağmen görmekle bakmak arasındaki ince ayrıntı üzerinden de bir ahlaki çöküntüye kadar manalar çıkarmak mümkündür. Yazar roman içinde bir çok konuya olay akışları içinde dikkat çekmiştir. Romanda gören bir kadının olması da elbette kör insanlara yardımcı olsun diye yaratılmamıştır. Günümüz entelektüellerine bir cevaptır herhalde!
Bir bölümde yazar "Müzelere gelince, tam içler acısıydı yürek dayanmazdı, bütün o insanların evet, insanlar, doğru söyledim, o resimlerin, o heykellerin önünde durup da bakan tek bir kişi bile yoktu artık...(s.243)" demiştir. Bizim müzelerimize giden yok, gidip te görenlerle bakanların sayısı eşit değil...
Yine bir bölümde "...bir gün gözlerim yeniden görmeye başlarsa, başkalarının gözlerinin içine bakacağım ruhlarını görebilecekmişim gibi, dedi, Ruhlarını mı diye sordu, gözü siyah bantlı yaşlı adam, ya da özlerini, nasıl adlandırıldığının önemi yok, bunun üzerine, koyu renk gözlüklü genç kız, fazla öğrenim görmediği dikkate alınırsa herkesi şaşırtan bir söz söyledi, Hepimizin içinde adını koyamadığımız bir şeyler var, işte biz oyuz...(s 278)" İşte bu şekilde üç dört karakter ve anlatıcı bir paragrafın içinde böyle sesleniyorlar okuyucuya. Kaçımız konuştuğumuz insanların gözlerinin içine bakıyoruz? Yine bir bölümde "...Gereği kadar duyguya sahip olmadığımızı söylüyorum, Belki de yeteri kadar duyguya sahibiz ama onları ifade edecek kelimeleri kullanmıyoruz, Sonuçta da duygularımı yitiriyoruz. (s. 294)" demiştir. Duyguları ifade edecek kelimeleri kullanmamak, yaşamda yavaş yavaş kör olmak değil midir zaten. Başka bir bölümde "...sizin körlüğünüzden kör oldum ben, gözleri görenlerin sayısı daha fazla olsaydı belki ben de daha iyi görürdüm...(s. 298)" Görenlerin sayısı daha fazla olsaydı, benim deyimimle bakıp da görenlerin sayısı eşit olsaydı nasıl bir dünya olurdu? Gerçek hayatta bir çok şeye şahit oluruz ve görmezden geliriz. Kör müyüz ki görmezden geliriz...? Sorular sordurur, düşündürür, mide bulandırır, utandırır, şükrettirir vb... Daha ne söyleyeyim..
Neyse uzatmanın manası yok, tavsiye ederim...

Doğadaki her şey uzaktan baktığında küçüktür, yanına sokuldukça büyür... İnsan hariç..

Ramazan Sarısakal

ihtiyar tekrar paylaştı. 29 Haz 09:34
Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
05 Haz 22:13 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"Tanrım, gözlerimizin görmemesi ne büyük bir eksiklik, görmek, görmek, belli belirsiz birer gölge halinde bile olsa görebilmek, bir aynanın önünde durmak ve koyu, zor görülen bir lekeye bakıp, Bu benim yüzüm diyebilmek, öteki ışıklı şeyler bana ait değil."

Körlük, José Saramago (Sayfa 77 - Kırmızıkedi Yayınevi)Körlük, José Saramago (Sayfa 77 - Kırmızıkedi Yayınevi)

"En ağır sınavdan en saf olan geçer. Öder geçer."

Gülten Akın

ihtiyar, Kendine Ait Bir Roma'yı inceledi.
21 Haz 17:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Rum /Rumi kavramlarıyla ilgili araştırmalar, belgeler, haritalar, Diyar-ı Rum sözcükleriyle bugün ki Anadolu'nun kast edilmediğinden başlıyor... 65 dipnotla ulaşılacak başka kapılar açıyor... Tarihi konularda birikimi olan birisinin okumasıyla bu kitaptan alacağı lezzetle benim gibi tarih ve entelektüel bilgisi yetersiz birisinin alacağı lezzet bir olmaz... Genel kültürüme katkı sağladı benim için... Genel okuyucuya hitap ettiğini düşünmüyorum.

"Kendi içine yürümek ve saatler boyu kimselere rastlamamak."

Rainer Maria Rilke

ihtiyar, bir alıntı ekledi.
19 Haz 20:03 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Türkmen adı eskiden yoktu. Türk yüzlü göçebe ulusların hepsine düpedüz Türk denilirdi ve her aşiretin kendine özgü bir unvanı vardı. Oğuz boyları kendi vilayetlerinden çıkıp Maveraünnehir ve İran beldelerine geldikten sonra burada çoğaldılar. İklimin tesiriyle bunların şekilleri Taciklere benzemeye başladı. Ama Tacik olmadıklarından Tacikler bunlara Türkmen dediler; yani Türk-mânend (Türk'e benzer).

Kendine Ait Bir Roma, Cemal Kafadar (Sayfa 22)Kendine Ait Bir Roma, Cemal Kafadar (Sayfa 22)

Valery "Güzel özetlenemez" der... Ama yine de deneyelim... 'Felsefe, evet diyememektir. Aşk, hayır diyememektir. Sanat,soruyu hatırlayamamaktır'

Ramazan Sarısakal

Karakteri zayıf birisine güç verdiğiniz zaman yapacağı tek şey vardır.. Ne kadar zayıf olduğunu daha da güçlü bir biçimde haykırmak..

Ramazan Sarısakal

"İnsan bir yıl boyunca yalnızlığa çekilirse gevezeliği unutur, konuşmayı öğrenir"

Nietzsche

Kimsenin iç alemine karışma,
Kimseyi iç alemine karıştırma.
Kimseye iç alemini açma.
Gizli tut. Yan ama tütme.

İbn-i Haldun

ihtiyar tekrar paylaştı. 11 Haz 14:21
retrobook, bir alıntı ekledi.
07 Haz 00:39 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Harese nedir,bilir misin oğlum?Arapça eski bir kelimedir.Bildiğin o hırs,haris,ihtiras,muhteris sözleri buradan türemiştir.Harese şudur evladım:Develere çöl gemileri derler bilirsin,bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden,aç susuz çölde yürür de yürür;o kadar dayanıklıdır yani.Ama bunların çölde çok sevdikleri bi diken vardır.Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar.Keskin diken devenin ağzında yaralar açar,o yaralardan kan akmaya başlar.Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu,devenin daha çok hoşuna gider.Böylece yedikçe kanar,kanadıkça yer,bir türlü kendi kanına duyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve.Bunun adı harededir.Demin de söyledim,hırs,ihtiras,haris gibi kelimeler buradan gelir.Bütün Ortadoğu'nun adeti Burdur oğlum,tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz.Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Huzursuzluk, Zülfü LivaneliHuzursuzluk, Zülfü Livaneli

"Bazen insan öyle özlenir ki; özlenen bilse, yokluğundan utanır."

Aziz Nesin